Merhaba..., :)



Google
 
DELİ MAVİ - Blogcu

DELİ MAVİ

  • 10/6/2008 - Haziran'ın ilk haftasından yansıyanlar…
  • Haziran'ın ilk haftasından yansıyanlar…

     

    Rusya'nın zehir kalıntıları olduğu için almadığı domatesler iç piyasaya sürüldü. Halk domatesin ucuzlamasından dolayı memnunluğunu gazetecilere ifade etti.

     

    Ordu içinde çalışma gruplarının adları değişiyor, yaptıkları değişmiyor diyen bir başlık atmıştı ulusal gazete, haberi kaç kişi okudu ve yorumladı dersiniz?

     

    Türkiye Kamu-Sen, Mayıs ayı için tek kişinin yoksulluk sınırını bin 285 YTL 77 YKr olduğu açıklandı. Bu açıklamaya göre kimler fakir olmuş oluyor? Ülke geneli nüfusu içinde oranı ne kadardır?

     

    Deniz Çakır'ın canlandırdığı Ferhunde karakteri rol gereği öpüşünce reyting tavan yaptı. Halk öpüşme sahnesinin saat kaçta ve hangi dakikada yapacağını nasıl biliyor?

     

    İstanbul'a özel vergiler ve zamlar yürürlüğe girmiş. 2010 yılına kadar sürecek olan bu zamlar, köprülere uygulanan zamlar gibi olmasın? Köprülere geçiş ücretleri bir süreliğine konmuştu, kalıcı oldu!

     

    ATO'nun araştırmasına göre Türkiye'de 20 bin kişiye 1 hakim, hakim başına ise 852 dosya düşüyor. Bu habere yorum yazılabilinir mi?

     

    Altın suyuna batırılarak üretilmiş kolye, küpe, bilezik gibi sahte ziynet eşyalarını, göğüs dekoltelerini açarak dikkatlerini dağıttıkları kuyumculara satan iki kadın yakalandı. Kuyumculuk yapan erkeklerin gözlerinin nerede olduğu bu haberde ortaya çıkmış gibi!..

     

    İstanbul'un Tuzla ilçesine bağlı Akfırat Beldesi'nde, beş yıl önce jandarma operasyonuyla çete suçundan tutuklanan, 15 kadınla harem kurduğu çiftliğine "mera alanı" olduğu gerekçesiyle yıkılıp el konulan sahte şeyh Yaşar Yılmaz, aynı araziye bu kez imar oyunuyla geri döndü. Devran kimin lehine döndüğü ortada değil mi? Devletin malını yemeyen şeyh olmasın!

     

    Gece yarısı İstanbul'da deprem olmuş, İstanbullu büyük deprem beklerken küçüğünden haberi olmamış.

     

    İstanbul'da ekmeklere zam yapıldı, fiyatları düştü. Daha önce 1 YTL olan ekmek fiyatları zamdan sonra 85 YKr oldu. Ekmek gramajında küçük bir oynama ile zamlar cebe görünür olarak yansımadı!

     

    Türkiye'nin vergi yüzsüzleri açıklanmış. Kimler yok ki? Olmayanı açıklayayım olanları açıklamak yerine. Memurlar ve işçiler. Onun dışında vergi kaçırmayan mı var?

     

    Anayasa Mahkemesi'nin, türbanın üniversitelerde serbest bırakılmasına ilişkin anayasa değişikliğini iptal ederek yürürlüğünü durdurması kararı Türkiye'de olduğu gibi tüm dünyada özellikle de Avrupa'da yankılandı. Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Ria Oomen-Ruijten, yaptığı yazılı açıklamada, "Temel özgürlükleri yargı sisteminin merkezine alacak yepyeni bir anayasa gerekli" görüşüne yer verdi. Bu anayasa ülkeye nereye götüreceği tartışmalı olur, çünkü hazırlayacakların düşünceleri ve yaptıkları ortadır.

     

    İşadamı Jak Kamhi'nin oğlu Hayati Kamhi'yi İstanbul Pendik'te bir arazinin satışı konusunda tehdit ettikleri gerekçesiyle gözaltına alınan Nizamettin Aytemiz ve 17 adamı dün tutuklandı. Yeniçağ gazetesi köşe yazarı Sabahattin Önkibar'ın da, konu ile ilgili olarak 5 bin dolar karşılığında Nizamettin Aytemiz lehine köşe yazısı yazdığı ileri sürüldü.

     

    İzmir'de internette "chat" yaparak tanıştığı erkek çocukları ve gençleri cep telefonu kontörü karşılığında erkeklerle birlikte olmaya zorladıkları ileri sürülen 5 zanlı eşzamanlı operasyonla yakalandı.

     

    Aile içi cinayetlerde artış devam ediyor, her gün gazetelerin üçüncü sayfasında buna benzer haberler ile karşılaşılmaya devam ediliyor. Ülkede her şey  yolunda diyenlere birde bu sayfalara bakması önerilir.



    --

    ---------------------------
    http://www.cemoezkan.de
    http://cemoezkan.onpunto.com
    --~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 10/6/2008 - Korku medeniyetin sembolü müdür?
  •  

    Korku medeniyetin sembolü müdür?

     

    İnsan doğada ilk olarak neyi ehlileştirmiştir? Arkeologlar bu konuda ne yanıt verirler bilemem ama benim düşünce süzgecimde bitkilerden önce hayvanları ehlileştirdiğini doğru olarak farz ediyorum. Elbette yanılabilirim, yanılgıyı baştan kabul ediyorum.

     

    Hayvanları yapmıştır, çünkü ondan korkmuştur, korktuğunu teslim almayı öğrenir insan önce! Eğer birinden korkuyorsa onu çevresinde tutar ve ona karşı insana özgü yöntemlerle ehlileştirir. Bu sadece hayvanlara karşı değil, kendi hemcinsine de yapmıştır.

     

    Bugün yönetenler korktuklarını maaşa bağlayarak ehlileştirmiştir, yani modern ilişkiyi ortaya çıkarmıştır. Ehlileştirme teslim almaktır. Teslim aldıklarına da etiketler takmıştır.

     

    Günümüz dünyasında etiket çok önemlidir, ona zaman içinde kariyer demişiz. Kariyer için insan en yakınını  bile tanımdan çiğneyebilmektedir. Modern yaşam; teslim olanların kendi aralarındaki kıyasıya mücadeledir. İnsan kendisi ile mücadele ederken çevresi ile de mücadele etmiştir.

     

    Modern yaşam doğadan kopuktur, çünkü doğa ile girmiş olduğu savaşta insan şehirleri kurmuştur. Şehirler doğaya karşı doğal bir kale özelliğini göstermektedir. İlk çağlarda ilk yerleşim birimleri bir duvar içinde birbirine yakın evlerden oluşurdu, çünkü dış saldırılar karşısında direnişi kolaylaştırıyordu.

     

    İnsan doğanın zayıf hayvanlarındadır. Onun zayıf olması birlikte olmasını beraberinde getiriyordu. Sosyal olması savunmadan dolayıdır. Eğer dış saldırılar olmasaydı insan sosyal bir hayvan olamayacaktı!

     

    Korunma duygusu bir arada olmayı getirdi. İlk defa kendisini korumak için alet kullandığında büyük bir adım attığının farkında değildi. İlk insan ilk adımı alet kullanarak atmıştır. Alet avlanmak ve savunmak için kullanmıştır. Sonra o alet ile diğer canlılara hükmedeceğini öğrendi. Ehlileştirilen hayvanı savunma amacıyla ve gıda amacıyla besleyebileceğini öğrendiğinde günümüzün ilk gölgeleri tarih üzerinde oluşmaya başlamıştır.

     

    Ehlileştirmek insanlık tarihi içinde devrimdir. Bu devrim tüm sosyal topluluklara yayılmış ve yeni sosyal toplulukların oluşumuna katkı sunmuştur. Bu ehlileştirdikleri hayvanlar sayesinde ömürleri uzamıştır. Bilgi birikimi ömür uzunluğu ile orantılı olarak artmıştır.

     

    Evcilleştirilen hayvanlardan sonra bitkilerinde ehlileştirileceğini bulmuştur. Bu sayede göçebe yaşamdan vazgeçerek sosyal alanı geniş yerleşim alanları oluşturmuştur. Şehirler göçebe yaşamdan sonra oluşmuştur, çünkü yerleşik  insan birikimini sadece yaşadığı çevre içinde geliştirebilir. Göçebe yaşam demek birikimi diğer sosyal topluluklara aktarmak demektir. Gelişime açıktır. Durağan topluluklar her geri kalmış topluluklardır. Yeni yerler keşfedenler hep ileri olmuştur.

     

    İlk şehirler ticaret yüzünden oluşmuştur. Çünkü şehir ürettiği ile kendisine yeteni değil, fazlasını da üretmiştir. Fazlasını zaman içinde paylaşmayı ve değiş tokuşu ortaya çıkarmıştır. Ürün fazlalığı yerleşim yerlerini çekici kılmıştır. Çekici olan ise savaşı ortaya çıkarır. İhtiyaç için değil, üstün olmak içi savaşlar ortaya çıkar. Üstün olan yönetir. Yöneten ise rahat ve çalışmadan yaşamı sosyal çevreye kabulü zorla dayatmasıdır. Korku doğadan değil, yönetenden olmaya başlar.

     

    İlk insan korktuğunu evcilleştirmiştir. Bu sayede korkuyu yenmiştir. Korkuyu yenen insan başka korkuyu ortaya çıkarmıştır. O korkuda yönetenin yönetilenin üzerindedir. Kendisini görünmeyenin oğlu ilan eder ve gizli güçleri olan bir canlıdır. Gizli güçler insanın korkulu dünyasıdır. Korku görünmez ve tanımlanmazdır. Savaşlarda ilk saldırılan yeler genelde bu korku veren yerler ve kişilerdir. Bu sayede düşman korkanlara bakın korktuğunuz şeyin gücü korkmanız için yeterli değil, korkuyu yenin ve ona karşı gelindir. Korkuyu yenmek için saldırılır. Yıkılır bütün korku duvarları, fakat yeni korku yerleşir onun yerine. Korku toplumu bir arada tutan mayadır.

     

    Günümüzde korku çok çeşitlidir, o kadar çok korku vardır ki yaşam içinde kategorize edilse dahi karmaşa devam eder, her korku başka korkuyu ortaya çıkarmaya devam eder.

     

    Korkulardan biri günümüzde köpek korkusudur. Şehirleşen insan köpekten korkar ama ne için korktuğunu bilemez, çünkü o güne kadar kendisine köpek saldırmamıştır. (Köpeği başka canlı ile karıştırıp, genleri ile oynanarak ortaya çıkarılmış köpek görünümlü canlılardan bahsetmiyorum, doğal olandan bahsediyorum) Sırf görünümü korkunç gelir ve korkar. Lambası olmayan sokaktan giderken korkar, karşısına çıkması mümkün olmayanları hayal ederek. O halde korkuyu ortadan kaldırmak için insan ne yapar?

     

    Ehlileştirdiği köpeğin kulağına plastik küpe takar. Küpe o köpeğin saldırma duyguların ve çoğalma güdüsünün ortadan kalktığını sembolize eder. Köpek her yerde gezebilir, tatil zamanı ya sokağa bırakılır ya da hayvan çiftliklerine. Tatil sonrası nasıl olsa yenisi bulunur ve satın alınır. Köpek sevgisi hayvan sevgisidir artık! Ehlileştirdiğimizi severiz.

     

    Tarım bakanlığı her ehlileştiren bitkilere ve hayvanlara kimlik kartı çıkarmıştır. O kimlik kartı köpeklerde plastik bir küpedir. İkinci dünya savaşı sırasında Çingeneler ve Yahudilere ise kimlikleri kollarına damgalanmıştı. (Kimliklerde isim soy isim yoktur, sadece numara vardır.) Amerika'da hala bir çok çiftlikte ineklere bu damgalar basılır. Suriye'de vatandaş sayılmayan Kürtlere bu hayvanlara verilen kimlik uygun görülmüştür. Kimlik ehlileştirilmiş ve kontrol edilebilinir anlamına gelir. Modern insan kimlik verilmişleri sever!

     

    Yazımızın başındaki sorunun yanıtına dönelim, bana göre ilk insan ilk önce bana göre kendisin ehlileştirmiştir! Orada öğrenmiş olduğunu bitkiler ve hayvanlar üzerinde denemiştir. Bunda da ne kadar başarılı olduğu yaşadığımız çağa bakarak söyleyebiliriz! İnsan doğayı evcilleştirmiştir, kendisini eve hapsetmiştir!



    --

    ---------------------------
    http://www.cemoezkan.de
    http://cemoezkan.onpunto.com

    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 4/5/2008 - can yücel
  • "O olmazsa yaşayamam."
    demeyeceksin. Demeyeceksin işte.
    Yaşarsın çünkü.
    Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
    Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
    Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
    senin o'nu sevdiğinden.
    Çok sevmezsen, çok acımazsın.
    Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
    Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
    Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
    Senin değillermiş gibi davranacaksın.
    Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
    Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
    Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
    Paldır küldür yürüyebileceksin.
    İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
    Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
    Gökyüzünü sahipleneceksin,
    Güneşi, ayı, yıldızları...
    Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
    "O benim." diyeceksin.
    Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin..
    . Mesela gökkuşağı senin olacak.
    İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
    Mesela turuncuya, yada pembeye.
    Ya da cennete ait olacaksın.
    Çok sahiplenmeden,
    Çok ait olmadan yaşayacaksın.
    Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
    Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
    İlişik yaşayacaksın.
    Ucundan tutarak...

    Can YÜCEL

    Yorum ( 4 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 2/4/2008 - Zengin Koca İçin İnternette Savaş Veren Kadınlar
  • Zengin Koca İçin İnternette Savaş Veren Kadınlar
     

    Aman  aman, duyduk duymadık demeyin, böyle bir dişi grubu var imiş teknolojik dünyada ve erkekler kapanın elinde kalıyormuş!

    Artık günümüzün yeni trendi; adamı ekran ardından tavlamak.
    Gerekirse cümle kadın gruplarıyla mücadele etmek, zafere giden yolda her türlü eylemi mübah olarak kabul etmek, olmazsa olmazlardanmış!

     

    Haydi bakalım gazanız mübarek olsun, “dişi ül amaç için, her haltı beceren” ahalisi.

     

    Peki bu erek için, nasıl bir eylem içinde bulunuluyormuş diyorsanız, üzerine kıvrım titretip, ortaya yanar dönerli bir meyve tabağı çıkarabiliriz diye düşünmekte muharrireniz. Maksat umuma hizmet olsun. Ortalık neşe dolsun. Olmazsa da olmasın ne diyelim.

     

    <******> Bildiğiniz üzere internetin hayatımıza girdiği günden itibaren sosyalleşmek, kaynaşmak adına çeşitli toplumsal hareket gönüllüsü kımıl kımıl insanlar, bazı eylemlerde bulanmak istemişler. Bunların en çok uygulananı, janjanlı isimlerle gruplar kurmak.

    “Gelin tanış olalım, kaynaşalım, sonra da buharlaşalım” formatlı bu gruplar, bir statü bir statü havasıyla çevresinde bulamadığı eş, dost, arkadaş listesini alt alta sıralamak gururuyla; sevimli mi sevimli, cana yakın mı cana yakın insan olma özellikleriyle tuşlar üzerindeki tanışıklığı, kanlı canlı hayata geçirme başarısına vakıf olarak hayatını sürdürmektedir. (Gayet uzun bir cümle oldu, başı kaçıranlar bir zahmet tekrar okusun)

     

    Pek tabii insanımızın içinde, ruhunun derinliklerinde, beyninin gizli köşelerinde uyuyan dev yine her zaman olduğu gibi uyanacaktır! Yoksa Kaf Dağı masalının bünyede bıraktığı izlerin deşifreleri nasıl çözülecektir? Tabii baba bir prens bulmak veya dünya güzeli prenses bulmak masallarının çocukluktan itibaren dimağlarımıza yerleştirdiği “Bak eleman; insan olmanın gereği, hayatı sağlama alacak zevc bulmaktır. Bulmazsan uşak olursun, külkedisi olursun kuru ekmeğe talim edersin. Akıllı ol, yerleştir bakalım beyinciğine bunları. Büyüyünce işine yarayacak, şükranlarını sunacaksın” damardan mesajlarıyla yetişen bizler için, tuşlardan kurbağa öpüp, prens olmasını beklemek ne  derece yanlış ki?!

     

    Değil tabii ki.
    Kimse içinde değil.
    Kendini tuşlarla “Selam ben bilmem kim, ne haber, tanışalım mı?” arkadaş olma inceliği içinde bulan cins ve karşı cinsi için, işi belden aşağılara kaydırmak ve amacı yataktan nikaha götürmek gayet kabul edilesi ve sıradan bir durumdur. <******>


    Yine hatırlatalım; çocukluğumuzun masallarının mesajını, zamana uydurma işte. Eeee daha ne olsun be şekerim;-)

     

    Şimdi bu cins i latif tayfası kendine zengin, yakışıklı, statü sahibi koca arama telaşları içinde bulunurken; internetin büyülü kaymağından yararlanmayı da ihmal etmiyorlar. Her şey ince hesaplanmış taktik ürünü. Süslü paket içinde gözleri kamaştırma. Yani  gizli kandırmayı sağlayabilirimin, seviyeli arkadaşlık kılıfı içindeki salınımı! Oldu gözlerimiz doldu, hem de öyle bir doldu ki, bir paket kağıt mendile bana mısın demiyoruz’!

     

    Arkadaşlık sitelerinde baştan çıkarıcı gülümsemesi ile başınızı döndüren bir resmin arkasına takılmaya niyetlendiyseniz, olacaklara katlanmak yolunda adım atmışsınız demektir.  Çünkü karşınızda zengin koca avcısı bir kadın vardır ve tüm kalbur üstü özellikleriyle  size gülümsemeye devam ediyordur.

     

    Sevimli, cana yakın, sempatik, güler yüzlü, elit zevk sahibi, kendinden emin, sosyal… Hani yaratanın insana verdiği ne kadar üstün sıfat varsa bu hanım dişilerimizde toplanmıştır. Pek tabii bu vasıflarla onlar koca aramayacak da, bakkal Osman Efendi’ nin kızı Ayşe‘ mi arayacak? Olur mu hiç öyle şey?! Parlak özelliklerin ışıltısı, dişlerinkine karışırken ‘Hadi bakalım işi reele taşıyalım, daha ne numaralarım var bilmediğin!’ meraklandırmasıyla, teknolojinin müptelası olmuş insana hayatının sürprizini yaşatmak isterler. <******>

     

    Ve internetteki koca azmanı bu kadınlar, av bulma hırsıyla işi, rakibeleri ile çetin bir mücadeleye  girmeye vardırmışlar son zamanlarda. Benin profilim, senin profilini döver. Benim resmim seninkinden seksi, çünkü Nihat Odabaşı’ na çektirdim gibi atıp tutmalar, kendi içlerinde en bi zengin kocayı biz hak ediyoruz grupçukları kurmalar ve dişisel kurnazlıklar gırla gidiyormuş.

     

    Heyt be, yürüyün seksi şempanzeler.
    Siz de bu tümsekler, yuvarlak hatlar, boş bakışlar, mentollü  akıllar oldukça meydan daha çok internet savaşları görür.
    Değil koca, “K” bulursanız şükredin halinize.
    Adamlara da tavsiye; bakın keyfinize dostlar, böylesi kadınlar olduğu sürece sırtınız yere gelmez.

    Zengin koca savaşıymış, peh ki pehhh!

     

    Günün akıla yerleştirilesi sözü: "Benim profilim, seninkini döver!";-)

     

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 2/3/2008 - sen benim sarhoşlığumsun
  • Sen benim sarhoşluğumsun
     
    ne ayıldım
     
    ne ayılabilirim
     
    ne ayılmak isterim
     
    başım ağır
     
    dizlerim parçalanmış
     
    üstüm başım çamur içinde
     
    yanıp sönen ışığına düşe kalka gideri.
     
    Nazım Hikmet
     
     

    01 - İmzasız mektup
     
    02 - Karlı kayın ormanı
     
    03 - Sen benim sarhoşluğumsun
     
    <******> 04 - En güzel
     
    05 - 9 Ekim 1945
     
    06 - Günler
     
    07 - İbrahimin rüyası
     
    08 - Günler (Geberiyorum kederden)
     
    09 - Madem ki vurmayan yine kalbimdir
     
    10 - Seni boğabilirim senden kurtulmak için
     
    11 - Hoş geldin
     
    12 - Kelimelerin
     
    13 - Sahiden
     
    14 - Pirayeme rubailer
     
    15 - Saniyenin kedisi
     
    16 - Ölümsüzlüğü tadacağım
     
     
     
     
    Yorum ( 0 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    MAVİ

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS
  • Nevay'a ait bir yer
  • Çok hoş resimler var
  • Hoş midiler
  • Bilgi yarışması sevenler
  • Canlı müzik yayını
  • Türkçe-İngilizce sözlük
    Bu alan0131 g�t� i� flash player y�niz gerekmektedir.

    Kategoriler

    Kategori yok

    Arkadaşlarım

  • yedincisanat
  • ruzgarlisokak
  • hasancengiz
  • rejimguncem
  • alsah

    Reklam