| ||
| Savaş'ın Spor Gündemi |
| ||
| Nascar ABD'nde popülerlik açısından diğer sporların her zaman gerisinde kalmıştır. Öyle ki, 1979'den önce hiçbir Nascar yarışı baştan sona yayınlanmıyordu. Televizyon kanalları ancak yarışın sonlarına bağlanıp gösteriyorlardı. Ancak Nascar'ın ilk popülerleşmesi 1979 yılında oldu. O sene ilk defa Daytona 500 yarışı tüm ABD'ye yayın yapan bir televizyondan yayınlandı. Bir de bunun üstünde yarışın iki lideri olan Cale Yarborough ile Donnie Allison'un son turda çarpışmaları ve arabalarından atlayıp canlı yayında yumruk yumruğa kavgaları eklenince spor popülerlik anlamında büyük bir ivme kazandı (Kavgaya o sıra bir tur geride olan Donnie Allison'ın kardeşi Bobby'nin arabasını durdurarak katıldığını da ekleyelim) Daytona uzun ve hızlı bir pist. Ama esas kavgalar kısa pistlerde oluyor. Örneğin Bristol. Sadece yarım mil, yani 800 metre olan piste 43 tane arabayı 100 mil hızla koyarsanız birçok kazanın olması kaçınılmaz oluyor. Geçen Pazar da kavga eksik değildi. Yarış içinde birçok çarpışma ve tartışma oluyor, ama önemli olanları ön sıralardakiler oluyor. Önce yarışı kazanan Kurt Busch Matt Kenseth'in arabasına çarparak geçti ve sonrasında yarışı da kazandı. Çarpılınca gerilere düşen Kenseth tekrar hızlandı ve milleti geçerek üçüncü bitirdi. Bu milleti geçmesine Jeff Gordon'u son turda çarparak geçmesi de dahildi; böylece Jeff Gordon üçüncülükten 21nciliğe indi. Yarıştan sonra Kenseth Busch'a sinirliydi, ama Jeff Gordon Kenseth'e daha çok sinirliydi. 4 kere şampiyon, genç (nisbeten, F1'de olsa çoktan jübilesini yapmıştı) yakışıklı Jeff Gordon'un bugüne kadar hiç sinirlendiği görülmemişti. Ama o kendisinden beklenmeyeni yaptı, yarıştan sonra Kenseth'in üzerine yürüdü ve göğsünden sertçe ittirdi. Bu hareketin karşılığında da 10 bin dolar ceza aldı. Jeff Gordon bile niyeti bozduğuna göre bu Pazar Martinsville'de neler olacak bilinmez. Martinsville de oldukça kısa bir pist ve Jimmy Spencer bu yarışta orada olacak. Mr.Excitement (Bay Heyecan) lakaplı Spencer'ın ne yapacağı merakla bekleniyor. Üstelik 2003'de Spencer Kurt Busch'u bir yarış sonrasında bayağı hırpalamış ve bir yarış ceza almıştı. Sonraki yarışı Busch kazanmış ancak "Free Spencer" yazıları taşıyan taraftarlarca yuhalanmıştı. | ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
|
Amerika'da Beyzbol, Amerikan Futbolu, Basketbol gibi birçok sporu zenciler domine eder. Nascar'da ise zencilerin pek esamesi okunmaz. Yarışçılar arasında zenci yoktur, seyirciler arasında da pek yoktur. Genelde iyimser bir bakışla zencilerin aslında Nascar'ı izlediği, ancak seyirci olmaya çekindiği dile getirilir. Bunda Nascar'ın Amerika'nın Güney eyaletlerinde popüler olmasının payı büyüktür. Bu eyaletler eskiden çok ırkçı, şimdi ise muhakkak daha az ırkçıdır. Ama ırkçıdırlar işte. Eskiden Wendell Scott adında bir zenci yarışırmış, ve hatta 1963'de bir yarışta birinci bile olmuş. Ama o yarışta bile birinciliği 4 saat sonra ilan edilmiş, birincilik seronomisi yapılmamış vs vb. http://www.motorsportshalloffame.com/halloffame/1999/Wendell_Scott_main.htm Pazartesi günü (yağmur yüzünden yarış Pazartesi'ye ertelenmişti) Bill Lester adında bir zenci Nascar'ın en üst serisi olan Nextel Cup'ın Atlanta yarışında sıralamalarda yarışa katılmaya hak kazandı (ki yarışlara devamlı katılmayan biri için bu bile oldukça zordur) ve liderin 6 tur gerisinde 43 yarışçı arasında 38. olarak 65 bin 985 dolar kazandı. Bu sonuç 45 yaşındaki Lester için fena sayılmaz. Sonuçta yarışa çıkmak ve daha çok zenciye yolaçmak önemliydi onun için. Bill Lester'ın yarışması haberi yarışın kendisini bir hayli gölgeledi aslında. Ama artık zencileri de hedef kitlesine katmak isteyen Nascar da memnun bu gelişmelerden. http://www.nascar.com/2006/news/headlines/cup/03/19/blester.first.cup.race/index.html Ama satır aralarında memnun olmayanlar da var. 200 yarış ve 7 şampiyonluk kazanmış eski efsane Richard Petty mesela. Ona göre Bill Lester sadece zenci olduğu için yarışma fırsatı elde edebilmiş; aslında yeteneği yeterli değilmiş ve yeteneği daha çok olduğu halde bu fırsatı elde edemeyen bir çok beyaz varmış. Dediklerinde doğruluk payı var bir nebze, ama sonuçta bazı bariyerlerin kırılabilmesi için arkadan ittirmek gerekir en başlarda. Sonra o hızla işler normal mecrasına oturur. Zencilerin Nascar'da yarışabilmesi dünyanın çok küçük bir sorunu belki; ama sinek de küçük olmasına rağmen mide bulandırır. | ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
| Bangladeş - Sri Lanka maçında ilk inning'ler sonunda 338-319 Sri Lanka öndeydi; ama durum yine de umutsuz değildi. Ancak Bangladeş ikinci inning'inde sadece 179 sayı yapabilince Sri Lanka ikinci ve son inning'inde kolayca geçti ve maçı 8 wicket farkla kazandı. Ama yine de maçın adamı 100'den fazla sayı yapan, diğer deyişle century yapan Mohammed Ashraful olmuş. Bahar kamplarını Arizona civarında yapan takımlar bu kamp esnasında Kaktüs Ligi adı altında hazırlık maçları yapıyorlar. Cubs da ilk maçta Oakland Athletics'i (popüler adıyla A'ları) 8-7 yenmiş. California civarında konuşlanan takımların oluşturduğu ligin adı ise Greyfurt ligi. İyi ki Cubs'ı tutuyorum, çünkü greyfurttan nefret ederim.... | ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
| Test maçlarında bir günde 90 over oynanır, diğer deyişle her over'da 6 kere top fırlatılır. Bu da 90 x 6 = 540 top eder. Neyse, Bangladeş ilk gün tüm wicket'larını kaybetmemeyi başardı. İngilizce deyişiyle "bat out of the day" olmuş oldu.
Ama bugün 1.5 over sonunda (11 top) son adamını da kaybederek 319 sayı yapmış olarak sırayı Sri Lanka'ya bıraktı. Şu an itibariyle Sri Lanka 54 over'da 5 wicket kaybetti ve 199 sayı yaptı. Ama ilk 4 sıradaki adamlarını kaybettiği için ilk inning'ler itibariyle Bangladeş avantajlı gözüküyor. Bangladeş'in sayılarında kaplan payı (Bangladeş'in lakabı kaplanlar) Mohammed Ashraful'da. Önce sopasıyla 136 sayı yaptı, savunmada ise şu ana kadar iki top yakalayarak iki wicket kaybetmeye aktif olarak yardım etmiş oldu. | ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
|
Bangladeş Cumartesi günü Sri Lanka'ya yenildi ve ODI serisini 2-1 kaybetti. Bugünden itibaren iki maçlık test serisi başlayacak. Bu krikette bir ülke başka bir ülkeye gittiğinde bol bol maç yapıyorlar hazır gitmişken. İngiltere de Hindistan'a gitti maçlar için, ama habire sakatlıklarla sarsılıyorlar. En son kaptan Michael Vaughan dizinden sakatlandı. Daha önce atıcı Simon Jones ve yardımcı kaptan Marcus Trescothick sakatlanmıştı. Nascar'da ikinci yarışı 2003 şampiyonu Matt Kenseth kazandı. Yarış California Speedway'de yapıldı. Nascar buraya Los Angeles pazarı dolayısıyla önem veriyor; ama tribünler dolmadığı gibi yarışın ortalarında bir zamanda insanların tribünden çok arka taraflarda alışveriş yaptıkları gözlenmiş. Askerde bir arkadaşım Amerika'dayken Indy 500 yarışına gittiğini söylemişti. Ben "yarışı kim kazanmıştı?" diye sorduğumda "Bilmiyorum, arabalar dönüp duruyordu. Ama çok eğlendik" demişti. Sinir olmuştum. | ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
| Uzun bir aradan sonra tekrar yazıyorum. Bangladeş Sri Lanka'yı tek günlük kriket (ODI) maçında yendi. Bu Bangladeş'in geçen sene Avustralya'yı yenmesinden beri ilk ODI galibiyeti. 3 maçlık serinin ilk maçını Sri Lanka kazanmıştı. Durum şimdi 1-1. Final cumartesi günü. BBC'nin haberi Beyzbolda bahar antrenmanları başladı. İngilizcesi "Spring Training". Normal sezon Nisan'da başlar. Ama takımlar normal sezondan önce böyle toplanırlar. Toplanma mekanları genelde havanın sıcak olduğu Arizona, Teksas falan gibi yerlerdir. İlk bir iki hafta bol antrenmanla geçer, sonrasında takımlar birbiriyle hazırlık maçı yaparlar. Hazırlık maçları normalden oldukça farklı olur. Bir maçta 20-30 kişi falan kısa kısa oynar. O açıdan takımların güçleri hakkında pek fikir vermez. Zevksizdir. Bahar kamplarına bol bol adam çağırılır. Kamp ilerledikçe bu adamlar elenip minör lig takımlarına gönderilirler. Bu da kampların dramatik kısmıdır. Nascar sezonu da Daytona 500 yarışıyla başladı. İlk yarışı Jimmie Johnson kazandı. Yarıştan önce Johnson'un yarış şefi Chad Knaus ceza aldığı için bir hayli tartışmalı oldu bu birincilik. ESPN Haberi | ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
|
Boston Red Sox'dan sonraki sezon Chicago
White Sox da şampiyon olunca öyle moralim bozuldu ki, ancak şimdi
tekrardan yazabiliyorum. Hani diyebilirsiniz ki, sıra Cubs'da....Hayır...Cubs illa ki istisna olmalı... Neyse, Cubs transfer sezonuna bullpen'i (hani arenada boğaların çıktığı yer var ya, orası) güçlendirmekle başladı. Önce Scott Eyre, sonra da Bob Howry. İkisi de atıcıların reliever denenlerinden setup man denenlerinden. Kısaca şöyle ki, oyunu başlatan atıcı oyundan çıktıktan sonra oyuna bullpen'den adamlar girmeye başlar. Eğer galipsen son adama bitirici, yani closer denir. Oyunu bitirici'ye getiren setup man, ya da ayar adamı diyeceğimiz adam vardır. O mevkiye transfer edilmiş her ikisi de. Bob Howry eski White Sox'lu. Ama her zaman Wrigley Field'ın dolu tribünlerine hayranmış. Cubs'a gelme kararında dolu tribünler önünde oynama isteği etkili olmuş. Hoşgeldin o zaman Bob Howry... | ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
|
Efendim, şimdi Cubs playoff'a çıkamadı, ama ezeli rakip Chicago White Sox playoff'da mücadele ediyor. Her ne kadar Cubs ile White Sox birbirinden nefret etseler de, ne de olsa Şikagonun takımıdır diyerek Sox'u destekleyen Cubs taraftarlarına Bi-Sox-Ual denmeye başlanmış. Hatta şu ana kadar tanesi 20 dolarsdan 140 tane Bisoxual tişörtü satılmış. Bu arada Cubs 1908'den beri, White Sox ise 1917'den beri şampiyon olamıyor. İlgili haber için: (Ücretsiz kayıt olmak gerekiyor) Chicago Tribune | ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
Chicago Cubs 2003'de playoff'a
çıktığında "Next Year is This Year" pankartları dolaşıyordu ortada. Ama
bu sene "next year is next year" demeden önce biz de bu sezona özetle
bakalım.
Batting Title nedir? Efendim, kısaca oyuncunun topa sopayla vurabilme ortamalasıdır. Tabii bu yetmez, daha açıklama ister. Biz de açıklama için Derrek Lee'nin kendisini kullanalım. Derrek Lee oynadığı 158 maçta 682 kere elinde sopasıyla topa vurmak üzere dikelmiş. Gelgelelim 5 kere atıcılar bunu şişlemiş, yani topu Derrek Lee'nin vücuduna çarptırmışlar. Bu acı verici birşeydir ama en azından şişleme durumunda vurucu ilk üs ile mükafatlandırılır. 23 kere atıcı bilerek ıska atarak Derrek Lee'nin ilk üsse gitmesini istemiş. Çünkü atıcı hissetmiş ki Derrek Lee'ye gerçekten topu fırlatsa ilk üsse gitmekten fazlasını becerecek. 60 kere de fazla ıska atmışlar; yani toplam 88 kere Derrek Lee topa vurmadan ilk üsse yürümüş. Ama batting title için bunlar ortalamaya dahil edilmiyor. Onun için elimizde kalıyor 594 dikelme (İng. At Bat, ya da kısaca AB) Derrek Lee 109 kere hiç topa vuramadan atıcıların isabetli atışlarıyla oyun dışı kalmış. Yani kısaca SO, uzunca Strike Out olmuş. Sonuçta 485 keresinde Derrek Lee sopasıyla topa bir şekilde dokunmuş. Bunun 158 keresinde top yere düşemeden savunma oyuncuları tarafından tutulmuş ve Lee oyun dışı kalmış. 128 kere ise top yere düşmüş, ama Lee birinci üsse koşamadan savunmacılar topu birinci üsse ulaştırmışlar ve Lee öylece oyun dışı kalmış. Yani 128 + 158 = 286 kere topa vurmasına rağmen oyun dışı kalmış. 485 - 286 = 199 keresinde ise Lee başarılı bir vuruş yapmış. Şimdi batting title'da bu sayı kaç kere dikeldiğine bölünüyor; yani 199/594 = .335 ediyor ki, bu da Cubs'ın olduğu National League'deki en iyi ortalama. Genelde ortalama bir oyuncu %25 ile vururken, Lee %34 ile vurmuş yani. Vurmuş da ne olmuş? Bu vuruşlardan 46 tanesi oyun sahası dışına giderek Home Run (HR) olmuş. 100 keresinde birinci üsse kadar, 50 tanesinde ikinci üsse kadar, 3 tanesinde de üçüncü üsse kadar koşabilmiş. Üçüncü üsse koşmak zor; çünkü hem kuvvetli vuracaksınız, hem top saha dışına gitmeyecek hem de siz üçüncü üsse koşana kadar savunmacılar bu topu geri gönderemeyecek. Sonuçta Lee'nin vuruşları sonucu başlayan koşularda 107 sayı yapılmış. Bunun 46 tanesinde HR yaptığı için kendi kendine sayı yaptırmış. Bir de Sacrifice-Fly denen fedakar bir kategori var. Hani Lee 286 kere başarısız vuruş yapmıştı ya, bunlardan 7 tanesinde kendisi birinci üsse koşarken diğer arkadaşları sayı yapmışlar. Ha bu arada sayı yapmanın aslında beyzboldaki adı Run. Bu da dördüncü üsse, yani topa vurmak için dikenilen üsse geri dönmek demek. İstatistikler aşağıdaki adresten araklanmıştır: http://chicago.cubs.mlb.com/NASApp/mlb/stats/sortable_player_stats.jsp?c_id=chc | ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| ||
F1 sezonu da bitti. Tahmin edildiği
gibi Fernando Alonso şampiyonluğunu bitime 2 yarış kala ilan etti, ve
gelmiş geçmiş en genç F1 şampiyonu oldu. Bir Renault Twingo sahibi
olarak kendilerini kutlarım ![]() Alonso son yarışında üçüncü oldu. Ama zaten son 10 yarıştır falan ya üçüncü ya da Montoya'nın bir şekilde hatası sonunda ikinci oluyor. Ama ilk yarışlarda öyle avantaj elde etmişti ki bu onu şampiyon yapmaya yetti. Bu da elbette eleştirilere sebep oldu. Yani birinin hiç heyecan yaratmadan durumu idare etmesi haklı olarak tepki yarattı; hele o kişinin menejeri Flavio Briatore ise... Kimi Raikkonen ve McLaren ise daha iyi olmalarına rağmen haksızlığa uğrayan mazlumu oynamış oldular. Aslında bu biraz da Hakkinen-Schumacher çekişmesinden beri uzun süredir unuttuğumuz drama unsurunu ortaya çıkardı. Biz öfkelensek de Bernie amca ellerini ovuşturuyordur. Bence buna puan sistemi ve yeni dayanıklılık kuralları sebep oldu. Şimdi sezonu hatırlarsak, Alonso ilk yarışlarda haklı olarak ardarda birincilikler aldı. Ama arabasını sonradan rekabetçi hale getirebilen McLaren ister istemez aradaki farkı kapatabilmek için riskler almak zorunda kaldı. Bu da ardarda hataları ve mekanik arızaları beraberinde getirince fark da iyice açıldı. Sonrasında McLaren galibiyetleri ardı ardına geldi. Ama puan sistemi eski 10-6-4-3-2-1 yerine 10-8-6-5-4-3-2-1 diye gittiğinden farkı kapatmak bir türlü mümkün olamadı. Bu sorun Nascar'da da vardı. Hatta orada daha feciydi. Çünkü orada puan sistemi 180-175-170 diye başlayıp 34'e kadar gidiyordu. Yani birinci olan 180, kırküçüncü ve sonuncu olan ise 34 puan alıyordu. Hatta işin komik tarafı en fazla turda liderlik edene ekstra 5 puan verildiğinden eğer ikinci en fazla turda liderlik etmişse birinciyle aynı puanı alıyordu! Böylece bazı istisnalar dışında her sezon şu şekilde geçiyordu: Sürücünün birisi ilk 5-10 yarışta bir şekilde farkı açıyor, ondan sonra da yatıyordu. Üstelik yatma işlemi için öyle F1'deki üçüncü ya da dördüncü olmak gerekmiyordu; ilk ona girmek yeterliydi. Böylece 36 yarışlık sezonun son 20 yarışı falan puan mücadelesi bakımından heyecansız geçiyordu. Nascar yarışlarının sponsorluğunun Winston'dan Nextel'e geçtiği geçen sene Chase, yani Kovalamaca diye Türkçeleştirebileceğimiz birşey geldi. Buna göre sezonun bitimine 10 yarış kala ilk 10 sıradakiler kovalamacaya seçiliyor ve puanları 4000'den sıralamaya göre 5'er puan eksik olarak başlatılıyor. Bu ilk 10'a giremeyenler için hüzün yaratsa da, sonuçta sezonun son yarışlarında heyecanı arttırmak amaçtı. Geçen sezon fena geçmedi mesela. Bu sezon da 2 yarıştır kovalamaca safhasındayız. Durum şöyle: No. Driver Pts. Behind Bunlardan Rusty Wallace ve Mark Martin yaşları 50'ye yaklaşan tecrübelilerden. Rusty Wallace 1988'de şampiyon olmuş; Mark Martin de 90'ların toplam en fazla puan toplayan adamı olmasına rağmen hiç şampiyonluğu yok. Ve ilginci bu ikisi de bu senenin son sezonları olduğunu beyan etmişlerdi. Bakalım ne olacak. Şu ana kadar kovalamacaya dair yarışlardan ilkinde ilk 4 sırayı, ve ilk 10 sıradan 7'sini, ikinci yarışta ise ilk sırayı ve ilk 10 sıradan 6'sını kovalamacılar aldı. Buradan da kovalamaya dahil adamların puanla olduğu kadar yarışlarda da takır takır mücadele ettikleri görülüyor. Ama hala 43 arabanın yarıştığı düşünülürse bir mekanik arıza veya kazanın çok kötü sonuçları olabilir. Örneğin yukarıdaki puanlamaya bakarsanız ilk 6'dan sonrakilerde puan farkı artıyor. Çünkü 6ncıdan sonraki sürücülerin başına belli ki birşeyler gelmiş. Bundan da mücadelenin mükemmellik gerektirdiği anlaşılabilir. Yani hem birinciliğe yakın olacaksınız, hem de başınıza aksilik gelmeyecek. Şimdi böyle bir sistem F1'e getirilebilir mi? Öncelikle F1'de 36 değil, 19 yarış var. O yüzden son 10 yarış falan demek zor. Son X yarış da deseniz, bu sefer de Çin, Japonya, Brezilya gibi sıcak ve güney yarımküre ülkeleri gereğinden fazla önem kazanmış olur. Nascar'da ise çoğu pistte bir sezonda 2 yarış yapılıyor, hem de hepsinin yeri ABD. Bence F1'de çözüm eski 10-6-4-3-2-1 puanlama sistemine geri dönülmesi ve dayanıklılık kurallarının biraz hafifletilmesi, en azından yarışlar arası taşınmaması ile olabilir. Schumacher-Hakkinen arasındaki mücadeleri hatırlarsak aynı "kovalamaca" gibi etkiliydi. Yani hem birinci olmalıydınız hem de başınıza aksilik gelmemeliydi. Dayanıklılığı sadece bir yarış haftasonuyla sınırlarsak bu bir pilot için gelecek yarışı düşünmeden son turlarda deli gibi bastırmak anlamına gelir. Böylece Schumacher'in son turlarda korkutucu bir şekilde Hakkinen'e yaklaşması tadını tekrar alabiliriz diye düşünüyorum. | ||
| 0 Yorum | Yorum Yaz | Bağlantı |
| Sayfa :1 Toplam: 4 |
| Son Sayfa | Sonraki Sayfa |