İzzettin Beyi Kim Konuşturuyor ?

İzzettin Beyi Kim Konuşturuyor ?

Cem Vakfı başkanı İzzettin Doğan Türkiye’nin seçim sürecine girdiğinin görülmesiyle birlikte ortaya çıktı ve yine İzzettin Beyliğini yapmaya başladı.

İzzettin Bey’in üslubu ve konuştuklarına bakıldığında Alevi inancına mensup bir insan böyle konuşamaz diye düşünüyor insan. Bu durumda öyle ise İzzettin Bey’i kim konuşturuyor sorusu geliyor insanın aklına!

Görülen o ki İzzettin Bey’in Alevi kurumlarına, önde gözüken insanlarına ve sol siyasi çevrelere karşı tavrında ve ruh halinde herhangi bir değişme söz konusu değil, yani İzzettin Bey yine bildiğimiz İzzettin Bey!

Yani Alevilerin Fettullah Gülen’i olma talebinden ve hevesinden vazgeçmiş değil. Ve o nedenle de kendisini tek otorite kılacak bir tarz için Alevi toplumunda öne çıkan, mücadele eden varlık gösteren tüm insanlara ve kurumlara karşı cephe almış bulunuyor. İşin vahim tarafı tüm bu insanları ve kurumları suçlamaktan, onlara hakarete varacak sözler söylemekten geri durmuyor.

İzzettin Bey’in tutumunun sözgelimi Aksiyon Dergisi’nde (Sayı: 625 - 27.11.2006) söylediklerinin, Samanyolu televizyonunda dile getirdiklerinin sıradan bir Aleviye dahi yakışmadığı, Alevi toplumunun öğretisine, geleneğine ters olduğu tartışma götürmez.

İnsan’ın kurumlara ve kişilere söz söylerken öncelikle kendine, geçmişine, siciline bakması gerekmez mi? 

YAZAR AMA BİR TEK MAKALESİ YOK

İzzettin Bey’in bir dede ocağından olduğu, yani ocakzade olduğu biliniyor. Herkes İzzettin Bey’i Alevilik üstüne yazıp, çiziyor diye düşünüyor. Ama ne yaman çelişkidir ki İzzettin Bey’in Alevilik üstüne yazılmış bir tek makalesi bile bulunmuyor. Siz Alevi inancı konusunda görüş belirteceksiniz, otorite olacaksınız ve fakat Alevilik üstüne bir tek yazı dahi yazmayacaksınız.

Ben konuşuyum, siz toplayın kitap olsun… Ne yapacaksınız, Fettullah gibi vaaz vereceksiniz, onları toplayıp sizin adınıza kitap yapacaklar!

Böyle bir aydın tavrı, böyle bir otorite olur mu? 

HUKUK PROFESÖRÜ

AMA ALEVİLERE DAİR BİR TEK HUKUK METNİ KALEME ALMADI

İzzettin Bey’in mesleği hukuk. Kendisi hukuk profesörü.

Ama yine ne acıdır ki İzzettin Bey’in yazdığı, kaleme aldığı Alevi toplumunun hakkına hukukuna dair, Alevi toplumunun yaşadıkları haksızlıklara, hukuksuzluklara, eşitsizliklere ve ayrımcılıklara dair bir tek hukuk metni dahi bulunmamaktadır.

Siz hukuk profesörü olacaksınız, Alevi toplumuna önderlik etme düşünceniz bulunacak ve fakat mesleğinizin gereği olarak dahi toplumunuzun önüne bir bir aydınlatıcı metin koymayacaksınız.

Elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin kendi toplumunun yaşadığı haksızlığa, hukuksuzluğa, eşitsizliğe, acılara merhem olmayan hukuk profesörlüğü nasıl olur ki!

İZZETTİN BEYİN GÖNLÜNDE YATAN:

RENKSİZ VE KOKUSUZ ALEVİLER

İzzettin Bey Alevi toplumunda kim öne çıkıyorsa, kendisinden ileri gitmesin diye ona çelme takmaktan sakınmıyor. Ve para edeceğini düşündüğü hamasi suçlamalarla insanları karalıyor. En geri, en Alevilere uzak duyguları istismar etmekten kaçınmıyor. Sözgelimi Avrupa Alevi Federasyonu yöneticilerini Ateistlikle suçluyor. Ona göre Aleviler bu söz üzerine ABF’den yüz çevirecek. Bunlar solcu diyor, bir suçlama olarak kullanıyor solculuğu! Sanki Alevilerin ataları, kendileri tümüyle solcu değilmiş gibi.

Alevîler artık sağ-sol kavramlarını reddediyor.” diyor, kendi aklındakini, gönlündekini Alevilere mal ediyor. Demokrasiden, laiklikten, özgürlükten yana olmadan, yani sol olmadan Alevi sorunlarının çözülmeyeceğini herkesin bildiğini unutuveriyor.

İzzettin Bey’e kalsa Pir Sultan’a Abdal’ı dahi Alevilikten çıkaracak, kurulu düzene baş kaldırıyor diye! Hacı Bektaş Postnişini Kalender Çelebi’yi dara çekecek Osmanlı Padişahı’na asi oldu diye.

İzzettin Bey Alevileri tümden cahil, sürü sanıyor! Kendi nereye sürerse Alevilerin oraya gideceğini düşünüyor! Ne kadar saf! Unutuyor ki, Aleviler Pir Sultan Abdal’ın, Kalender Çelebi’nin torunları… 

SAĞLA UZLAŞMA, SOLLA KAVGA

İzzettin Bey, ağırbaşlı, yumuşak huylu, uzlaşmacı, gönül adamı görünüyor. Ama tüm bunları sağcılar sözkonusu olunca yapıyor.

Uzlaşmacı görünüyor, uzlaşmacılığı güç sahipleriyle, devletle, hükümetle… Alevi örgüt yöneticilerini ise elinin tersiyle itiyor.

Oturup kalktığı adamlara bakın, dostum dediklerine bakın tümü sağcı, tümü düzenin bekçileri.

İzzettin Bey elin yabancısına ne kadar müşvikse kendi insanlarına karşı o derece hırçın, o derece sekter…

İzzettin Bey sakin limanların, dingin suların adamı.

Devletin kanatları altında durmayı seviyor.

Muhalefeti majestelerinin muhalefeti, yani izin verildiği kadar ve bilgi dahilinde. 

MÜCADELEYE KARŞI AMA SONUÇLARINI KENDİNE YAZIYOR

Alevilerin kimlik ve kişiliklerini dile getiren tüm siyasi ve hukuki projelere, çıkışlara karşı çıkıyor.

Birlik Partisi projesine karşı çıktığını kendi söylüyor.

Barış Partisi girişimine karşı çıktığını kendi söylüyor.

Alevi Bektaşi Kuruluşları Birliği’nin kuruluşuna karşı çıktığını bizzat süreci yaşayan bizler biliyoruz.

Tüm bunlara rağmen medyaya çekinmeden her bir işi kendisinin yaptığını söyleyebiliyor!

Ben ne dersem, onlar onu tekrarlıyorlar” diyor.

Hangi projenin, hangi sözün altında ilk onun imzası var acaba?

Halbuki tam tersine kendisi bugün solculukla, ateistlikle suçladığı insanların söylediklerini, dile getirdiklerini, yazdıklarını tekrar ediyor.

Diyanet kaldırılmalıdır,

Zorunlu din derslerine son verilmelidir,

Hacı Bektaş Dergahı Alevilere verilmelidir,

Cemevleri Alevilerin inanç merkezidir” diyen ve bunun için hukuki siyasi mücadele veren insanlar bizzat o solculukla suçladıklarından başkası değil.

İzzettin Bey, tüm bu başlıklara halkın sahiplendiğini görünce kendine yazmaya kalkışıyor. 

RİSKTEN UZAK DUR

İzzettin Bey, tüm bu talepleri dile getirmenin risksiz olduğunu görür görmez ben ne dersem, onlar onu tekrarlıyor diyecek kadar gerçekleri tersyüz etmekten çekinmiyor.

Aleviler Alevi adıyla dernek kurarken onları suçluyor ne gerek var diye, Alevi Bektaşi Kuruluşlar Birliği adından dolayı kapatılınca dernek kuran Alevilerin yanında değil devletin yanında tavır alıp devlete nasihat vermek tercihinde bulunuyor.

Ama bugün Alevi adında, cemevinde risk kalmayınca, bu konular meşrulaşınca patent hakkını kendine alıyor.

Bizlerin 10 yıldır söylediklerine sahiplenmesi bizi rahatsız etmiyor. Biz zaten herkese mal olsun diye uğraş veriyoruz.

Alevi toplumu kendisi için, cemevi, laiklik için, dergah için, asimilasyona karşı durduğu için ateistlikle, solculukla suçlanan çocuklarını, evlatlarını canavarın ağzına atacak diye bekliyorsa İzzettin Bey bu toplumu hiç tanımadığı anlaşılıyor!

(08.12.2006)
Ali YILDIRIM

Yorum (0) Yorum yaz!

ALİ YILDIRIM : İzzettin Bey, Fettullah ve ABD Yargısı

ALİ YILDIRIM : İzzettin Bey, Fettullah ve ABD Yargısı

Amerikan yargısından Fettullah Efendi ve Alevi kökenli dostu İzzettin Doğan Bey’e kötü haber var.

Dostlar için kötü olduğu kadar bizler için da son derece düşündürücü ve üzerinde durulması gereken bir durum ortaya çıktı. Fettullah Efendinin “ABD de oturma izni” almak için yaptığı başvuru reddedildi. Başvuru, reddi ve işin yargıya taşınması sonucu sürecinde bir dosya oluştu. Bu dosyada son derece ilginç bilgi ve belgeler var. Fettullah Efendi ve ilişkilerinin mahiyeti konusunda sözel düzeyde dile getirilenler saklısı gizlisi kalmaksızın ortaya seriliyor. Biz burada dosyanın İzzetin Bey’i ilişkilendiren boyutuna değinmek istiyoruz.

FETTULLAH EFENDİYE REFERANS BELGESİ

Geçtiğimiz günlerde Vatan Gazetesinde Cumhuriyetçi Eğitim Vakfı (CEM) başkanı İzzettin Doğan ile yapılan bir söyleşi yayınlandı. Fettullah Efendi’nin ABD makamları önünde  “Yeşil Kart” başvurusunun değerlendirildiği günlerde yapılan bu söyleşide başkan İzzettin Doğan’ın Fettullah Efendi ile ilgili olarak söylediği sözler son derece dikkat çekici bir nitelik taşıyordu. Söyleşi kapsamında dile getirilmiş olunması nedeniyle dahi geniş Alevi kesimlerce büyük  tepki ile karşılanan bu sözlerin esas olarak başka bir anlam taşıdığı görülüyor. Hem de derin bir anlam.

Fettullah Efendinin avukatları ABD makamlarına yapmış olduğu “yeşil kart” başvurusunda müvekkillerini “olağanüstü yetenekli eğitimci” olarak tanımlamış ve bu özelliği dolayısıyla ABD’den sürekli oturma izni  talebinde bulunmuşlardır. Başvurudaki kilit sözcüğü “olağanüstü yetenekli eğitimci” tanımlaması oluşturmaktadır.

CEM Vakfı başkanı İzzettin Beyin Vatan söyleşisinde Fettullah Efendiyi onun avukatlarının “yeşil kart” başvurusundaki sözleriyle değerlendirmiş olmasının sıradan bir rastlantının ötesinde bir nitelik taşıdığı şimdi bütün çıplaklığıyla ortaya görülüyor.

ABD’deki dosya kapsamından İzzettin Beyin sözlerinin Fettullah Efendinin  "Green Card"  başvurusu dolayısıyla “referans” olarak söylendiğinde herhangi bir şüphe kalmıyor.

İzzettin Bey Vatan söyleşisinde Fettullah Efendiyi “bir düşünür, bir filozof olarak gördüğünü” dile getirmişti. Bu değerlendirme Fettullah Efendinin avukatlarının değerlendirmesiyle olduğu gibi çakışıyor. Hatta onu da aşan bir nitelik taşıyor.

İzzettin Bey basın aracılığıyla ABD makamları önünde Fettullah Efendiye referans veriyor, kefil oluyor.

Bir düşünür, bir filozof” nitelemesi “olağanüstü yetenekli eğitimci” anlamındadır ve referans olma işinde hiçbir kuşkuya yer kalmıyor.

Basın aracılığıyla yapılan fiilen de yapılmış mıdır şimdilik meçhul kalıyor.

AMERİKAN YARGISISINDAN İZZETTİN BEYE YALANLAMA

İzzettin Bey Fettullah Efendi ile olan dostluğunu saklamıyor, Vatan söyleşisinde bunu da açıkça ifade ediyor. “Saydığım bir insan” diyor, “onu öcü gibi göstermemek lazım” diyor, “onunla dost olmak sakıncalı değil” diyor.

Basın aracılığıyla referansın bir dostluk gösterisi olduğu da anlaşılıyor. Kuşkusuz “dostluk” felsefemizde önemlidir ve gereğini yapmak gerekiyor. 

Ama ne var ki ABD yargısı İzzettin Bey’in gösterdiği dostluğu Fettullah Efendiye göstermiyor.

ABD yargısı  "Green Card"  başvurusunda Fettullah Efendinin avukatlarının göstermiş olduğu “olağanüstü yetenekli eğitimci” değerlendirmesini de İzzettin Beyin basın aracılığıyla yapmış olduğu  “bir düşünür, bir filozof” nitelemesini de inandırıcı bulmuyor, geri çeviriyor. ABD yargısı İzzettin Beyi yalanlıyor.

ABD yargısı yalanlamakla da kalmıyor Fettullah Efendiye ilişkin çok önemli karşı değerlendirmelerde de bulunuyor:

"Dini ve siyasi bir figür, akademisyenlere para ödeyerek kendisi ve hareketi için yazı yazdırıp akademik prestij elde etmek istiyor. Gülen’in yazdığı kitapların hiçbiri eğitimle ya da eğitim modelleri ile ilgili değil, tamamı dini çalışmalar. Kendisini akademisyenlerle çevreleyip para karşılığı kendi görüşlerinin tartışıldığı konferanslarda konuşturuyor ya da görüşlerini yazdırıyor."

Yani ne bir üstün nitelikte eğitimci ne bir filozof var karşımızda…

Amerikan yargısı İzzettin Beyin filozofu Fettullah Efendi için şu değerlendirmeyi yapmaktan da geri durmuyor: “Gülen hareketinin, yürüttüğü projelerin finansmanında kullanılan paraların büyüklüğü nedeniyle Suudi Arabistan, İran ve Türk hükümetleriyle gizli anlaşma içinde olduğu iddiaları dile getirilmektedir. CIA’in de bu projelere finansal ortaklık ettiği şüpheleri bulunmaktadır.”

Özetlemek e başlığı şöyle atmak gerekiyor:

Amerikan yargısından Fettullah darbesi!...

İzzettin Beyin referansı, yargı darbesi günlerinde referansın önemi kalmıyor.

FED DERNEĞİ

İzzettin Beyin filozofu Fettullah Efendinin dostlarının oluşturduğu  dernekte bir araya gelen şahsiyetlere ABD yargısı itibar etmiyor. Fettullah Efendi Dostları Derneği üyelerince Fettullah Efendinin "Green Card"  başvuru dosyasına koydukları referanslar ABD yargısınca muteber bulunmuyor.

ABD yargısınca itibarsız olarak nitelense de son derece dikkat çekici üyeleri var FED derneğinin:

George Fidas: CIA’in “Analiz Bölümü   Direktörlüğü” görevini yürüttü. Halen ABD Genelkurmay İstihbarat Konseyi’nde görevli, Graham Fuller: Eski Ulusal İstihbarat Konseyi Başkan Yardımcısı ve eski CIA Türkiye Masası şeflerinden, Morton Abramowitz: ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi, Aleksander Karlutsos: ABD Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu’nun yardımcısı,. Yıldırım Akbulut: Eski Başbakan ve eski Meclis Başkanı, Mehmet Sağlam: Eski YÖK Başkanı ve eski Milli Eğitim Bakanı.” Bu isimler yalnızca birkaçı.

Sonuç yerine unutulan bir atasözümüzü söyleyerek bitirelim:

Bana dostunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim…

ALİ YILDIRIM
(27.06.2008, Ankara)

Yorum (0) Yorum yaz!

İzzettin Doğan, Ilımlı İslam Projesi ve Aleviler

 

İzzettin Doğan, Ilımlı İslam Projesi ve Aleviler

 

İzzetin Doğan son dönemlerde, Alevilere ve Alevi kurumlarına yönelik saldırgan ve hakaret dolu tavrını, özellikle Fethullah Gülen’e yakınlığı bilinen yayınlar ve medya aracılığı ile yaptığını izlemekteyiz.  İzzettin Doğan’ın sağ siyasal eksendeki faaliyetleri, Fethullah Gülen ile sürdürdüğü ilişkiler ve Gülen tarikatının ve sağ siyasi projelerin etki dairesine girmesiyle, bu saldırgan tavrı daha da artmıştır. Alevilere ve Alevi kurumlarına, yöneticilerine saldırmayı görev üstlenmiş olan İzzettin Doğan,  sağ siyasi partilerin ve Gülen çizgisinin misyoneri gibi davranmaktadır.

 

Burada dikkat çekmek istediğimiz husus, başta Aleviler olmak üzere, tüm kamuoyunun, bu sağ siyasi misyonerlik faaliyetine karşı uyanık olmasıdır. İzzetin Doğan, Alevi kimliğini kendi özgünlüğünden koparmak ve Ilımlı İslam projesine, Alevileri ise sol değerlerden sağ siyasi eksene dahil etme çalışmalarının, faaliyetinin merkezine almıştır. 

 

İZZETTİN KENDİSİNİ ELE VERMİŞTİR!

 

İzzettin Doğan, Fethullah Gülen’e yakınlığı ile  bilenen yayın organlarında (Aksiyon dergisi, Zaman Gazetesi) ve Samanyolu TV’de, kendisine biat etmeyenlere yönelik çirkin saldırılarda ve “belden aşağı” vurmaya devam etmektedir. Bir  “Akademisyen” kimliğine uymayacak, özentisiz ve kendisi ile çelişkilere bolca yer veren eleştirileri ve demeçleri, aynı zamanda, Alevi edep erkanına uymayan üslubu, artık daha net olarak açığa çıkmıştır.  İzzettin Doğan aslında, CEM VAKFI etrafındaki kitlenin giderek kaybolmasından dolayı, hatta kendi “kadroları” içerisinde yaşanan gerginlikleri, belli ki, İzzetin hocanın asabını epeyce bozmuş. CEM TV ve Radyo’daki derin operasyonlar, kadroların budanması, “her şeyin yolunda” gittiği bir örgütlenmede karşılaşılacak bir durum olmazsa gerek. Demek ki Cem Vakfı’nda “her şey yolunda” değil.  Yoksa bu hırçınlığına ve saldırganlığına bir izah bulmak mümkün değildir. Cem Vakfı (aslında bu İzzetin Doğan vakfıdır)  içinde bulunduğu düşünsel ve gelecek kaygısı ile derin ilişkilere girmektedir.

 

İZZETİN DOĞAN’IN FİKRİ ZİKRİNE YANSIMIŞTIR.

 

Bahsi geçen yayınlarda, son “zır cahil”li incileri, doğrusunu söylemek gerekirse, kendisini tanımlamakta eksik kalır.   “Hukuk adamı” bilgeliği ve Alevi dilinden uzak konuşma tarzı bize şunu göstermiştir. İzzetin Doğan, beynini, Anadolu Alevi öğretisi ile değil, Alevi toplumunun ve Alevi düşüncesinin yıllardır savunduğu, eşitlikten, emekten, barıştan, demokrasiden, özgürlükçü laiklikten yana sol duruşundan da değil, “Alevi toplumunu nasıl bölerim” “Alevileri nasıl sağ siyasetin arka bahçesi haline getirebilirim” hususundaki düşünce “derinliği” ile kurduğu ılımlı İslam tezini kulağına fısıldayan Fethullah Gülen ve sağ ideolojik yaklaşımlardan beslemektedir.

 

 Doğan diyor ki, “Ateistin Alevi'si Sünni’si olmaz”. Bu ifade kendi içerisinde bir tanım  belirliyor. Bu ifade biçimi Aleviliği dar bir kalıp içerisine hapsediyor. Ateist kelimesinin karşılığına, özetle, “tanrı tanımaz ve ilahı olmayan anlamında, yaradılışı kabul etmeyen kişi” diye yorumlamak mümkündür. Fakat, Alevilik sadece inançtan ibaret olmayan bir öğretidir. Ateist bir kişi Aleviliğin felsefi, kültürel ve tarihsel mirasına sahip çıkarak, Alevi kimliğine sahip çıkabilir. İzzettin Doğan, gibi “dede soyundan” gelir, dedelik yapmayabilir. İzzetin Doğan, dede çocuğu olup cem yürütmez ama, sağ  siyasilerin ağzı ile konuşarak, “zır cahili” uzakta aramaktadır. Oysa kendisi ile yüzleşirse, bunu uzağında aramasına gerek kalmaz. İzzetin Doğan’nın sorunu, Alevilerin kültürel kimliğini yok sayarak, Aleviliği dar bir kalıba sokmaya çalışmaktır. Bir toplumsal kesimin kültürel kimliği, o toplumun inançsal, felsefi ve dünya görüşlerini içimde barındıran, bir üst tanımdır. Kültür kavramını evrensel tanımlarından uzak ve bilimsel olmayan bir açıklama ile, “Ateistin Alevi'si Sünni’si olmaz” diyerek, bir şeriat esasını benimseyen dini ulema gibi konuşmasındaki gizli niyet açığa çıkmıştır.  Hocaya şunu anlatmakta fayda var; Gerek sosyolojik açıdan, gerekse antropolojik açıdan, kültür, insanın çok boyutlu evrensel özelliğidir. Eğer insanın bu çok boyutlu ve evrensel özelliklerinden sadece biri üzerinden, yani salt inançsal kimlik üzerinden, kültürel kimliğinden mahrum bırakan tanımlar yapılırsa, bu bilimsel ve antropolojik açıdan sakat ve arızalı bir yaklaşımdır. Bunu resmi ideoloji ve diyanet yapıyor. Hocanın buna katkı sunması niye? Acaba kamuoyundan gizlediği, bilinmeyen bir ihalenin gereğin mi yerine getirmektedir?

 

HUKUKÇU KİMLİĞİ İLE DİN ULEMASI GİBİ TANIM YAPMAK VE İZZETİN DOĞAN

 

Alevi öğretisi ve tarihsel arka plan bilgi eksikliğinden kaynaklanan diğer bir ifade ise, İzzettin hoca kendisi tarafından, “kendilerini İslam dışı olduğunu iddia edenler zır cahildir” denilerek, bir “zır cahillik” örneği sergileniyor. Bu yaklaşımda ve ifade biçimde dikkat edilirse düşünceye saygı yok, hakaret var. Hoca bu ifadesiyle, Diyanet İşleri Başkanlığının ve AKP’nin  ve sistemin resmi görüşleriyle örtüşen bir yaklaşıma ortak oluyor. Bu düşensel ittifak aslında yeni bir şey değildir. Bu tartışmanın kendisi bile başlı başına Alevi öğretisin temel ilkelerinden biri olan, Alevi öğretisinin evrensel yönünü yok edici, daraltıcı ve bu öğretiyi marjinalleştirmeye dönüktür. Alevi öğretisi, “Alevilik İslamın içindedir” ya da “Alevilik İslamın dışındadır” gibi tanımlamaları aşan, evrensel bir öğreti olarak kabul edilmelidir. Alevilik ne İslamın  içindedir ne de dışındadır.

 

 Çünkü Alevilik her hangi bir inancın içine sığacak kadar dar ve Ortodoks, ne de dışında kalacak kadar da dışlayıcı değildir. Bir çok inançsal değerlerden İslamın bazı öğeleri ve değerleri Alevi öğretisinin içinde mevcuttur.  Özünde insan sevgisi, paylaşım, dostluk, bilimsellik ve çağdaşlık yatan Anadolu Alevi öğretisini, biçimsellikten ve sonradan bu öğretiye dışarıdan şırınga edilmiş yabancı unsurlardan ayıklayarak, günümüz dünyasına ve Anadolu Aleviliğinin özüne uygun bir şekilde buluşturma sorunu aşılmalıdır.

 

Hoca dahil, hiçbir güç, Alevi kimliğini, onu besleyen, Mazdek, Sabilik, Budizm, Şamanizm, Zerdüşt, İslam ve daha bir çok inançsal geleneklerin kaynağını inkar edemez ve Aleviliği bu kaynaklardan her hangi birisinin içerisine tek başına hapis edemez. Bu farklılıklar ve zenginliklerden etkilenerek, kendine özgü inancı olan ve Anadolu`daki çok dilli, çok inançlı ve çok kültürlü toplumsal formasyonda, Anadolu`ya özgü Alevi kimliğine ulaşan yapısı ile, bir inançsal, kültürel ve felsefi inanç kimliği yaratmıştır.  Değişime kapalı değil, açık, etkileyen ve etkilenen bir özelliğe sahiptir. Kendini asli, diğerlerini tali görmez ve başkalarının kendisini tali görmesini kabul etmez.

 

 Hoca, yıllardır Türkiye’de uygulanmakta olan asimilasyon politikaları ile Alevileri, kendi kimliklerine yabancılaştırmaya dönük ve sistemin Sünni Türk-İslam anlayışına eklemlenmeye çalışmasına destek vermektedir. Sorgulama ve gerçekleri gözleme becerisine sahip Aleviler bu gerçeği zaten bilmektedir. Gerçekleri “tehdit” olarak ortaya koyan siyasi iktidarlar, Anadolu Aleviliğini, İslamın Sünni yorumu ile Şiilik ekolündeki Alevilik tanımları ile dezavantajlı konumdaki insanların kafalarını karıştırmakla meşgul oldular. Hocanın bugüne kadar yapmak istediği de bundan başka bir şey değildir. Şimdi ise buna yeni bir boyut katarak, ılımlı İslam projesinde bir rol üstlenmektir.

 

İZZETİN DOĞAN’IN, İFTİRA MESAJLARI DEĞİL, ÖNCE ALEVİLERE HESAP VERMESİ GEREKİR.

 

Hoca son yıllarda, sağ siyasal eksendeki duruşuna ve işbirliğine şimdi, tarikatçılarla kol kola girerek, Aleviliği inkarın merkezine koyanlar ve Alevilere dönük hak ihlallerinin baş mimarları ile görünmesi, Alevilerin ibretle izlediği bir gelişmedir. İzzetin hocanın, Fettullah Gülen’le başlayan işbirliği ile birlikte, Samanyolu Televizyonu'nu, Zaman gazetesini ve Aksiyon dergisini Alevilerin en etkili, kitlesel ve meşru kurumları olan Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu’na (ABF), yöneticilerine, Avrupa’nın dokuz ülkesinde federasyonlaşmış kurumların üst yapısı olan Avrupa Alevi Birlikleri Konfedarasyonu’na (AABK)’na, yöneticilerine saldırmak için kullanması, bir tesadüf değildir. Fettulah Gülen destekli bu basın kuruluşlarının, İzzettin hoca ile birlikte el ele vererek üstlendiği misyon bellidir. Alevilerin birliğini bozmak ve Alevilerin Fettullah tarikatı ile yakınlaşmasını sağlamaktır. Bunun içinde, Alevi toplumun en geniş ve kitlesel örgütlenmelerinin Türkiye’de ve Avrupa’da etkinliğini, iftiralarla zayıflatmayı denemektedir.  İzzetin Doğan ”Atilla Erden..  solcuğu da kamuflaj olarak kullanarak Alevîlerin içine Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ajanı olarak giren bir arkadaştır” iftirasını yol arkadaşımıza atarak, düşünceden yoksunluğunu dile getirmektedir. Atilla Erden yıllardır, Alevi davasında mücadele vermiş, yöneticilik yapmış bir canımızdır. Atilla Erden, Alevilerin diyanette temsiline karşı çıkan, ABF’nin ve AABK’nun bu konudaki ilkelerini savunan bir düşünce insanıdır. Aleviler adına Diyanetle ilişkilerde kimlerin ilişkisi olduğunu aslında herkes bilmektedir. Eğer, İzzetin Doğan, Aleviler içerisinde bir “Diyanet İşleri Başkanlığı ajanı” ve misyoneri arıyorsa, onu Demokratik Alevi hareketi içerisinde değil, kendi ilişkilerinde aramalıdır. Çünkü şeffaf ve demokratik olmayan yapı, ABF ve AABK değil, Cem Vakfı ve İzzetin Doğan’ın kendi ekibinden sakladığı özel ilişkilerdedir.

 

SONUÇ OLARAK;

 

ABF olarak, her türden gericiliğe, etnik milliyetçiliğe, sağcılaşmaya karşı,  tüm Alevileri ve demokrasi güçlerini,  özgürlükçü laiklik, demokrasi, barış, emek, insan hakları, özgürlükler ve cumhuriyetin demokratikleştirilmesi ve geliştirilmesinden yana tercih koyan sol ve sosyal demokrat değerlerle buluşmaya davet ediyoruz.

 

Saygılarımızla

 

ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU
Selehattin Özel, Genel Başkan

Yorum (1) Yorum yaz!

Hacıbektaş, Aleviliğin simgesidir; Simgemizi geri istiyoruz

 

Hacıbektaş, Aleviliğin simgesidir; Simgemizi geri istiyoruz

 

Alevi toplumunun “Serçeşme”sinde 44. Ulusal, 18. Uluslararası Hacı Bektaş Veli’yi anma etkinlikleri bu yıl, 16-19 Ağustos 2007 tarihlerinde Hacıbektaş’ta yapılıyor. “Ulusalcı”lığını, şoven milliyetçilerle işbirliği yapacak noktaya getiren “paşa” kökenli Belediye başkanının tutumu nedeniyle etkinlikler, bir kez daha, Alevi-Bektaşi toplumunun gerçek temsilcilerinin dışlanmasına sahne oluyor. Belediye Başkanı Ali Rıza Selmanpakoğlu’nun seçilmesinden sonra Alevilerin en büyük örgütlü gücü olan ABF ve bağlı kurumların, Alevilerin taleplerini Serçeşme’de dile getirmesi konusunda oluşan gelenek, son dört yıldır kesintiye uğratılmıştır.

 

Alevi örgütlülüğü parçalanmak isteniyor; izin vermeyeceğiz!

 

Bütün bunlar, Aleviliğin yaşadığı sorunları ülke gündemine taşıyarak, çözüm için iktidarı zorlamaya başlayan örgütlü Alevi topluluğunu parçalamaktır. Türk-İslam sentezci çizgide asimile edilmesi projelerinin bir yansımasıdır. Oysa yanılıyorlar; yüzyıllardır baskı ve asimilasyona tabi tutulan Alevilerin, her şeye rağmen, kültürlerini ve geleneklerini koruduğu dikkate alınırsa, ulusalcılığını şoven milliyetçilikle işbirliğine dönüştürmüş şahsiyetlerin bu girişiminin de sonuç vermeyeceği açıktır. Buna, yüzyıllardır baskı ve yok etme politikalarına karşın, inanç ve ritüellerini bugüne kadar koruyup getiren Aleviler ve Alevilerin örgütlü gücünü temsil eden örgütlerimiz izin vermeyecektir. Bu nedenle yarından tezi yok; yok edemedikleri Alevileri, bölüp parçalayarak, kontrol altında tutma sevdasından vazgeçip, bir an önce Serçeşme’de Hünkar adına düzenlenen etkinliklerin bütün organizasyonunun Alevi örgüt ve temsilcilerine bırakılması gerekmektedir.

Alevilik, “72 millet”e bir nazarla bakan bir kültürel geleneğe sahiptir. Bu geleneğin günümüzdeki anlamı, her kim olursa olsun, inançlarını özgürce yaşayacağı zemininin yaratılmasıdır. Aleviler, hem kendileri hem de kendileri dışındaki inanç sahiplerinin inançlarını hiçbir engelle karşılaşmadan yerine getirecek bir yapısal düzenlemeden yanadırlar. Bu çerçeveden bakıldığında, Aleviler açısından vazgeçilmez bir inanç merkezi olan Hacı Bektaş Dergâhı’nın bir an önce asıl sahibi olan Alevilere devredilmesi gerekmektedir.

 

22 Temmuz seçimleri, Alevi toplumunun demokratik temsiliyeti açısından sorunlu bir tablo ortaya çıkarmıştır. Geçmişte “Alevilik, bir inanç değil ki” diyen Tayyip Erdoğan, Alevileri toplu kıyımdan geçiren milliyetçi MHP, sırf oy kaygısıyla Alevi kökenli aday göstermiş ancak parti programlarında Alevi taleplerine hiçbir şekilde yer vermemiştir. Dolayısıyla, böyle bir anlayıştan demokratik bir çözüm de beklenemez. Kendisini sosyal demokrat olarak nitelendiren CHP’nin de tutumu da, Alevileri tatmin edici noktadan çok uzaktır.

 

Biz Aleviler, zorunlu din dersleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, Anayasa’da yer aldığı bir ülkede “Türkiye laiktir, laik kalacak” sloganını gerçekliğe uygun görmüyoruz. Din dersleri ve Diyanet’in Alevileri asimile etme amacıyla oluşturulmuş birer araç olduklarını biliyoruz. İhtiyaç duyulduğunda, şeriatçı tehlikeye karşı payanda olarak kullanılmayı da reddediyoruz. Devletin bir an önce, özgürlükçü ve demokratik bir laiklik anlayışını benimsemesini talep ediyoruz. Böylece, her din ve inanç grubunun hiçbir baskı ve tahakküme uğramadan, serbestçe, kendi inancının gereğini yerine getirecek bir ortamın oluşması gerektiğine inanıyoruz. İnançsızlığı da bir hak olarak görüyor ve saygı duyuyoruz. Şeriatçı tehlikeyi ortadan kaldıracak gerçek güç, devletin bütün inançlar ve inançsızlar karşısında eşit mesafede durmasını sağlayacak olan özgürlükçü ve demokratik laiklik anlayıştır.

 

Demokratik bir anayasa, özgürlükçü bir laiklik istiyoruz!

 

Laiklik, öncelikle ve özellikle 12 Eylül rejiminin topluma giydirdiği deli gömleği olan 82 Anayasası’ndan kurtulmasıyla işlevine kavuşacaktır. Türkiye’de yeni bir sivil anayasaya ihtiyaç vardır. Sivil ve demokratik bir anayasa için, toplumun bugüne kadar etnik ve inançsal kimliklerinden dolayı reddedilen ve asimile edilmek istenen kesimlerinin görüşleri ve taleplerinin dikkate alınması zorunludur. Bu ülkenin demokrasi dinamikleri, demokratik, özgürlükçü ve eşitlikçi bir hukuksal sistem kurabilecek potansiyele sahiptirler. Bu potansiyelin Alevileri yakından ilgilendiren özgürlükçü ve demokratik laikliğin hukuksal anlamda kabulünü sağlayacağına inanıyoruz.

 

Bu çerçevede;

 

* Din ve inanç özgürlüğü önündeki bütün engellerin kaldırılmasını,

* Cemevlerinin Alevilerin ibadet yeri olarak kabul edilmesini,

* Zorunlu din derslerinin Türkiye’nin demokratikleşme sorunlarından biri olduğu kabulünden yola çıkılarak, derhal kaldırılmasını,

* Nüfus cüzdanlarındaki din hanesi ibaresinin tümüyle çıkartılmasını,

* Diyanet İşleri Başkanlığı’nın lağvedilmesini,

* Devletin bütün dinler, inançlar ve inançsızlara karşı eşit uzaklıkta durmasını, bir inancı diğerine üstün kılacak her türlü hukuksal ve fiili duruma son vermesini talep ediyoruz.

 

Yeni bir sol irade gereklidir

 

22 Temmuz seçimlerinden sonra ortaya çıkan siyasi tablo; ülkemizde ekonomik- demokratik sorunların çözümü için sol, sosyal demokrat, sosyalist bir siyasi iradenin oluşturulması gerektiğini göstermiştir. Aleviler, böyle bir siyasi iradenin oluşturulmasında elbette taraftırlar; taraf olacaklardır. Irka ve inanca dayalı partilere karşı yıllarca mücadele veren Aleviler, Alevi partisi kurulması fikrine de sıcak bakmamaktadırlar.

 

Alevi birlikteliği şarttır

 

ABF yönetiminin, bağlı derneklerden kopuk çalışması, kimi zaman ABF’ye bağlı kurumsal yapıların iç işlerine müdahale etmesi ve ayrıca bağlı örgütlerin ortak iş üretmelerini ABF karşıtı çalışma olarak değerlendirmesi kabul edilemez. ABF’nin temel görevlerinden birisi Alevi örgütlerini kucaklaması gerekirken, kendisine yandaş ve karşıt örgütler mantığı ile hareket etmesi birlikteliğin önündeki en büyük engeldir. Olağanüstü kongre öncesinde başlayan ve sonrasında devam eden tartışmalar sonucu federasyonumuzda yaratılan olumsuzluğu giderme görevi öncelikle mevcut yönetime aittir.

 

Saygıyla kamuoyuna duyurulur. 15.08.2007

 

Geleneksel 15 Ağustos Hacı Bektaş toplantısına katılan dernekler adına Pir Sultan Abdal Kültür Derneği

 

Yorum (1) Yorum yaz!

Cem Vakfı, Tekir'e göz kırptı Alevileri kızdırdı

Cem Vakfı, Tekir'e göz kırptı Alevileri kızdırdı

Cem Vakfı Başkanı İzzettin Doğan'ın, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'den davet gelmesi halinde, Alevileri her yıl MHP'nin Zafer Kurultayı düzenlediği Tekir Yaylası'na gitmeleri için teşvik edeceğini söylemesi Alevi örgütleri tarafından tepkiyle karşılandı.

Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkanı Selahattin Özel, Doğan'ın çağrısının Aleviler için bir süpriz olmadığını söyledi. Özel, İzzet Doğan'ın geçmişinde Refah Partisi'nden, Saadet Partisi'ne kadar uzanan bir hikayenin yattığını savunarak, Doğan'ın bu sefer de MHP tarafına yönelmesinin şaşırtıcı olmadığını ifade etti.

Alevilerin taleplerinin bugüne kadar sol partiler tarafından dikkate alınmadığını ve özellikle CHP'nin giderek merkez sağa kaydığını kaydeden Özel, "Belki Alevi oyları ileride yön değiştirir ama bu yön sağ bir parti doğrultusunda olamaz" dedi.

ABF Genel Sekreteri Turan Eser de Tekir yaylasındaki MHP kurultayına Alevilerin katılmasının Alevi geçmişine yapılan bir ihanet anlamına geleceğini belirtti. Eser, "Bizim bu partiden beklentimiz bir davet değil, onların kendi geçmişleri ile yüzleşmesi sonucunda gelecek bir özürdür" diye konuştu. ABF Gelen Sekreteri Eser, Aleviler'le buluşma yolunun Çorum, Maraş ve Sivas katliamlarıyla yüzleşmekten, hukuktan ve insan haklarından yana bir tavır almaktan geçtiğini ifade etti.

'ALEVİLERİ TEMSİL ETMİYOR'

Hubyar Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu, Doğan'ın açıklamalarına şaşırmadığını dile getirdi. Seçimler öncesinde Doğan'ın MHP'den yana tavır aldığını belirten Kenanoğlu, "İzzettin Hoca kesinlikle Alevilerin çoğunluğunu temsil etmemektedir" dedi. Hubyar Kültür Derneği Başkanı Kenanoğlu, Aleviler'in herşeyi unutarak MHP'ye destek vermeyeceğini dile getirerek, "Eğer yakınlaşma olacaksa MHP geçmişte Aleviler'e karşı yaptıklarının hesabını vermelidir" ifadelerini kullandı.

BİRGÜN GAZETESİ - ONURKAN AVCI - SAYGINHAN ÇELİK - 11.08.2007

 

Yorum (1) Yorum yaz!