Ankaralı Eczanesi

26/11/2007 - NÖBETTEYİZ

Yorum (0) :: Bağlantı

29/10/2007 -

CUMHURİYET BAYRAMI TÜM ULUSUMUZA KUTLU OLSUN

Yorum (0) :: Bağlantı

19/10/2007 - BAYRAM

Yorum (0) :: Bağlantı

19/10/2007 - BU BAYRAM ANITKABİRDEYDİK

BİZ BU BAYRAM ANITKABİRDEYDİK.İLK DEFA BÜYÜK ATATÜRKÜMÜZE ZİYARETÇİ OLDUK.

Yorum (0) :: Bağlantı

16/11/2006 - GÜNÜN ŞİİRİ NAZIM HİKMET

Kız Çocuğu

Kapıları çalan benim
kapıları birer birer.
Gözünüze görünemem
göze görünmez ölüler.

Hiroşima'da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.

Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.

Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.

Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler.

1956

NAZIM HİKMET

Yorum (4) :: Bağlantı

14/11/2006 - GÜNÜN ŞİİRİ

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
Arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer. 
Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer. 
Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer
Can Yücel 
  

Yorum (0) :: Bağlantı

9/11/2006 - CAN YÜCEL GÜNÜN ŞİİRİ


 HERŞEY SENDE GİZLİ

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...

CAN YÜCEL

Yorum (0) :: Bağlantı

8/11/2006 - GÜNÜN ŞİİRİ

 
 
Beklenen

ne hasta bekler sabahı
ne taze ölüyü mezar
ne de şeytan bir günahı
seni beklediğim kadar

geçti istemem gelmeni
yokluğunda buldum seni
bırak vehmimde gölgeni
gelme artık neye yarar
 

Necip Fazıl Kısakürek

 
Yorum (0) :: Bağlantı

7/11/2006 - POMPEİPOLİS ANTİK KENTİNİ TANIYALIM


 

PAPHLAGONIA POMPEIOPOLİS’İ

Pontus Devletinin kralı Mithridates Eupator Roma genarallellerinin karşısında üst üste yenilgiler almasaydı, belki Kuzey Anadolu’nun Romanizasyonu daha geç olabilirdi. Eupator’a karşı nihai zaferi kazanan General Pompeius Gnaeus Magnus, M.Ö. 65 tarihinde Roma’ya Pontus’la birlikte Paphlagonia’nın kapılarını da açmıştı.

Paphlagonia Bölgesinin kuzey sınırını Karadeniz (Pontus Euxenius) oluştururken, güney sınırında ise günümüz Çankırı’sı antik Gangra (Germonicopolis) yer almaktaydı. Kıyıların M.Ö. 7. yy’dan itibaren özellikle Miletos kenti tarafından kolonize edilmesi, buraların erken dönemlerde Helen unsurlarına sahip olmasına neden olurken, iç Paphlagonia’da diyebileceğimiz Küre (Pontic Dağlar) Dağları ile Ilgaz (Olgassys) Dağları arasında kalan Gökırmak (Amnias) Vadisi M.Ö. 1. yy ikinci yarısına kadar belki de hala II. Binden kalan Palaların ve 1200’lerdeki Oytys’in ardılı Traklar’ın kültür ve toplum yapısını korumaktaydı. 

M.Ö. 66 yılında sınırsız yetkilerle donatılmış Romalı General Pompeus Magnus, Anadolu’ya geçerek daha önceden General Lucullus tarafından parçalanan Mithradetes ordularının takibine koyulmuş, ve ondan geriye kalan kale kentleri yok etmek için uğraşmıştır. M.Ö. 63 yılında Mithradates’in ölümüyle biten savaşlardan sonra, Pompeius bölgeyi Roma idaresi altında yeniden düzenlemiştir. Bu yeni düzenleme temelde sivil idareyi yerel yöneticilere bırakıp, askeri idareyi Roma’nın alması üzerindeydi. Pontus Bölgesinde bu yeni düzenlemelere uygun olarak 11 şehir meydana getirdi. Bu kentler Amasrist (Amasra), Sinope (Sinop), Amisos (Samsun), Pompeiopolis (Taşköprü), Neapolis/Neoclaudiopolis (Vezirköprü), Magnapolis, Diospolis/Neocaesarea (Niksar), Nikopolis, Zela (Zile), Megalapolis/Sebasteia (Sivas), ve Amaseia ya da Abonuteichos/Ionopolis oldukları düşünülmektedir.

Pompeiopolis (Kastamonu/Taşköprü) general Pompeius’un bu yeni düzenlemeleri çerçevesinde tamamen bir Roma kenti karakteriyle kurduğu ve tarih sayfalarında yerini alan bir kenttir. Bu şekilde düzenlenmeden önce daha eski bir yerleşimin varlığına ilişkin arkeolojik materyal olarak bilgi sahibi olunmasa da yazılı kaynaklar bu varlığı bize işaret etmektedir. Strabon Geographika’sında “ … Etrafındaki Blaene ve Domanitis oldukça verimli topraklardır. İkincisinin içinden Amnias nehri geçer. Bithynialı Nikomedes’in kuvvetlerini Mithiridates Eupator burada tamamen yok etti, fakat bunu şahsen değil, generalleri vasıtasiyle yaptı… Ve burada yapılmış bir iskan olan Pompeiopolis, kent olarak ilan edildi…” (Strabon, XII,3,40) der.

Amnias Vadisi paleolitik dönemden bu yana verimli toprakları olması, Anadolu’nun en kuzeyindeki doğu-batı geçişinin üzerinde yer almasından dolayı sürekli iskan görmüş bir yerdir. 1945’lerde başlayan prehistorik çalışmalarda Pompeiopolis kentine yakın alanlar üzerinde Cheullen Kültüre ait el baltaları, Acheullen ve Musterien Kültürüne ait çift yüzlü aletler  ile üst paleolitik ve epipaleolitik döneme tarihlenebilecek çakmaktaşı yongalar bize bu durumu göstermektedir. Genel olarak bölgede saptanabilmiş net bir Neolitik bulgu olmasa da Amnias (Gökırmak) Vadisinin paleolitik bulgu veren yerlerinde megalitik kültüre ilişkin menhirlerden söz etmek de mümkündür.

M.Ö. II. Bin içinde bölge yerleşiği gösterilen Palalar ve Hitit yazılı kaynaklarına göre bölge üzerine bilgilerimiz artmaktadır. Yazılı metinlerde geçen “Dahara Nehir Ülkesi” Gökırmak’ı ve çevresindeki yerleşimleri işaret etmektedir.

Hitit Devletinin yıkılması ile başlayan ve kavimler göçü adı verilen süreçte daha sonraları Paphlagonia olarak adlandırılacak bölgeye Thrak kavimlerinin geldiği kabul görmektedir. Çünkü yazılı kaynaklarda Otys, Korylas gibi bölge yerel hükümdarları bu isimleriyle  Thrak kökenli olduklarını desteklemektedir.

Paphlagonia ismine ilk olarak Homeros’un İlyada eserinde karşılaşılmaktadır. Soylu Pylamenes’in Paphlagonların önderi olduğunu belirten ozandan sonra bölge ile ilgili bilgileri Herodotos ve Ksenephon’dan ulaşmak mümkündür. İki yazarında tarif ettiği dünya içinde Paphlagonlar, özellikle savaşa örme başlıkları, Ksenephon’a göre de Paphlagonia miğferi de denen, deriden yapılmış, ortasında bir sorguç bulunan ve tıpkı bir üç kademeli tacı andıran miğferler giyen, küçük kalkanları, oldukça kısa kargılar, mızraklar ve hançerlerle katıldıkları, ayaklarında ise bacaklarının yarısına kadar uzanan kendilerine has bir pabuç giydikleri görülür. Ksenephon’un “on binlerin dönüşü’nde” ordusuyla bölge üzerinden geçerken olan konukluğunda ise Paphlagonia Kralı Korylas Helenlere antik dünyanın ünlü süvarilerini oluşturan bölgeye has güzel atlar sunduğu, şölenlerde ise yöreye özgü boynuz kupalarla şaraplar içildiği bildirir.

Bu yazılı kaynaklar haricinde bölge 1. binine ait bilgilerimiz kaya mezarlarından gelmektedir. Özellikle yine Amnias vadisinde yoğunlaşan bu tarihlere ait mezarlar içerisinde M.Ö. 5. yy’a ait ve belki yerel kral Korylas’a da ait olabilecek Kale Kapı kaya mezarı, ve Kastamonu Merkezinde yer alan ve bu mezardan belki biraz daha erken tarihli olabilecek Ev Kaya mezarı dikkat çekmektedir. Bölge kaya mezarlarında mimari ve bu mimariye bağlı sanatsal üsluba bakıldığında Helen, Phriyg, Pers (Akhamenid) ve yerel özelliklerin bir arada olduğu da görülebilir. Pompeioplis kentinin hemen yakınındaki Kale Kapı kaya mezarına bakıldığında, sütun başlarında boğa protomlarının kullanılması Pers etkisi iken, mezarın yan yüzeylerinde görülen alçak kabartmalar hem Helen hem de Greco-Pers üslubu bir arada göstermektedir. Ya da Amnias vadisinin batı ucunda yer alan Ev Kaya mezarı alınlığında görülen “pothnea threon” betimi Phryg etkisinin izlerini taşırken, sütunlu ön cepheden mezar odasına geçişteki hol yerel Paphlagonia üslubunu yansıtmaktadır. Bu mezar yoğunluğuna bakarak antik yazarların işaret ettiği yerel kralların yönetim merkezlerinin Amnias Vadisi üzerinde ve belki de Pompeiopolis kenti çevresinde olduğunu söylemek yersiz olmayacaktır.  

M.Ö. 547 yılında Perslerin Anadolu’yu işgalinden etkilenen bölge, M.Ö. 5. yy başlarında Perslere asker ve vergi veren bir bölge olarak görülürken, bu yüzyılın ikinci yarısından itibaren başkaldıran ve bağımsız bir siyasi görüntü çizmektedir. Bu itaatsizlikleri Persler tarafından M.Ö: 380’de cezalandırılsa da, yaklaşık bir 50 yıl sonra Büyük İskender’in seferinde ülkelerinin işgal görmeden ve vergiden muaf bir millet olarak kabul edilmeleriyle ödüle dönüşecektir.

İskender sonrasında kimi idareler altına girse de bölge, genelde  bağımsız ve kendi yöneticileri altında varlığını sürdürdüğü görülür. Bu dönemde çeşitli bağdaşıklıklar kuran Paphlagonia Kralları, son dönemlerinde kral Pylamenes’in vasiyetiyle bölgede daha önce kurulan ( M.Ö 302 )  Pontus Krallığına vasiyet edilir.

M.Ö. 120 yılında Mitridates V Euergetes’in Sinope’de öldürülmesi, ve Roma’nın olaylara müdahale  ederek  Pontus’u Asia eyaletine dahil etmesi  bölge üzerindeki romanizasyonun başlangıcı olarak görülebilir. Mitridates V’in oğlu Mitridates VI Eupator Roma’nın bu hareketini bir saldırı olarak algılayıp, Karadeniz’in dağlarına kaçarak saklanmıştır. Sonrasında Karadeniz’in kuzeyindeki barbarlarla savaşarak geçiren Eupator, Anadolu’ya dönüşünde yanında Hellenlerin Roma’dan kurtuluş ümidi olarak tanımlanan bir prestijle girmiştir.   Roma’ya büyük kin besleyen Pontus kralı ilk olarak Paphlagonia’yı işgal eder ve ardından Galatia üzerinden M.Ö. 96 yılında Kapadokia’yı ele geçirir. Bu son işgal üzerine Roma Sula yönetimindeki bir orduyu Eupator üzerine gönderse de, Pontus kralını bulamayan ordu savaşmaksızın geri dönmek zorunda kalır. İlerleyen zamanlarda, müttefiki Bythinia ile ilişkileri bozulan Mitridates Bythinia ile birlikte bütün Küçük Asya’yı eline geçirir.

M.Ö. 85 yılında Sula idaresindeki Roma ordusuna yenilen Mitridates VI,  daha sonra M.Ö. 70 yılında Lucullus’a yenilir. Ve ardından gelen Pompeius Magnus Eupator’dan arda kalan tüm kale ve birlikleri yok ederek Paphlagonia ve Pontus’un kapılarını Roma’ya sonsuza kadar açma fırsatı verir.



POMPEİOPOLİS’İN KENT OLUŞU ( ROMALI POMPEİOPOLİS )

Pompeius Magnus’un M.Ö. 65/4 yılındaki düzenlemeleri ile Bythinia-Pontus eyaleti içinde yer alarak kurulmuş olan Pompeiopolis, kuruluşu sırasındaki bastığı otonom sikkelerle güçlü bir Romalı karakteriyle oluştuğu söylenebilir. Bölgeyi Attalos ve Pylamenes adındaki yerel yöneticilere bırakan Pompeus’tan yaklaşık bir 20 yıl sonra Küçük Asya idarecisi Antonius Galatia tethrarkı Kastor’u aynı zamanda Paphlagonia kralı haline getirir. M.Ö. 31 yılındaki Actium savaşında Paphlagonia kralları Antonius’u tutmakta iken, Octavianus’un toprak düzenlemelerinde hiçbir değişiklik yapmayacağı vaadine karşı saf değiştirmişlerdir.  M.Ö. Paphlagonia idarecisi Deitoros Philadelpos’un ölmesi ya da vasiyeti ardına Paphlagonia’nın Pompeiopolis’i ve diğer iç bölgeler tamamıyla Roma idaresi altına girmiş ve Galatia eyaletine bağlanmışlardır. Nitekim Paphlagonia’nın önemli kentlerinden olan Pompeiopolis, Gangra ve Neapolis kentlerinin tarih başlangıcı olarak M.Ö. 6/5 yılını almaları bunu doğrulamaktadır.

Bu yeni sistemin içindeki eyaletin başkentliği Gangra’ya verilmiş, ama Paphlagonia Bölgesi kentlerinin oluşturduğu meclisin (koinon) toplantı yeri olarak da Pompeiopolis seçilmiştir.

M.Ö. 3 yılında tüm bölge Augustus’a bağlılık yemini etmeleri, ve bu yeminde Augustus’un bir tanrı ismi olarak da sayılması bölgenin Romalılaştırılmasında gelinen noktayla beraber Pompeiopolis gibi birçok Paphlagonia Bölgesi kentlerinde Augustus tapınakları ve kültlerinin de kurulmuş olduğunu  göstermektedir.

“… Zeus, Toprak, Güneş, tüm tanrı ve tanrıçalar ve Augustu’un kendi adına yemin ederim ki tüm hayatım boyunca, sözümde, işimde ve düşüncemde Caesar Augustus, oğulları ve torunlarına dost olacağıma yemin ederim. Onların dost olarak düşündüklerini dost olarak kabul edecek ve onların düşman olarak kabul ettiklerini düşman olarak kabul edecek, onların çıkarlarına olan şeyler için ne vücudumu, ne ruhumu, ne hayatımı ne de çocuklarımı esirgemeyeceğim…”
Bu yazıtın devamında, yazıtın tüm ülkenin (Paphlagonia) sakinleri tarafından aynı sözlerle Augustus tapınak ve atlarları önünde aynı şekilde yeminin edildiğini de belirtmektedir.
Yorum (0) :: Bağlantı

7/11/2006 - SİNÜZİTİ YENİN

Sinüzit, Türkiye'de her yıl 15 milyona yakın  insanı etkileyen bir sağlık sorunu. Aynı zamanda halk arasında sağlık problemleri arasında ilk sıralarda sayılan şeker hastalığı ve kalp yetmezliğinden daha fazla hayat kalitesini bozan bir hastalık. Sadece fiziksel ve fonksiyonel açıdan değil, psikolojik olarak da kişiyi etkiliyor.

 
Yapılan bir araştırma, hastalığın Amerika'da her yıl 8 milyar doların üzerinde ilaç maliyetine yol açtığını ortaya koyuyor. Bu durum Türkiye'de de çok farklı değil.

KANAMASIZ VE EN GEÇ 1 GÜNDE GÜNLÜK HAYATA DÖNMEYİ SAĞLAYAN YENİ BİR TEDAVİ
 
Kulak Burun Boğaz Uzmanı Operatör Doktor Süreyya Şeneldir, sinüzit hastalığının başlarında uygulanan ilaç tedavisinin soruna çözüm getirdiğini ancak orta ve ileri derecedeki hastalık için müdahale gerektiğini belirtti.

Bugüne kadar ileri derecedeki hastalara, hastanede yatmayı gerektiren, kanamalı ve  ameliyat sonrası istirahat gerektiren endoskopik cerrahi yöntemi kullanıldığını hatırlatan Op. Dr. Şeneldir, kanama sonrası körlük ve beyin kanaması gibi ciddi komplikasyonların ortaya çıkması nedeniyle yeni tedavi yöntemleri arayışına girildiğini vurguladı. 

Operatör Süreyya Şeneldir, balon sinüsoplasti adı verilen tekniğin hastalık tedavisinde yeni bir dönem açtığını belirtti.

Bu teknikle daralmış olan sinüs delikleri açılıyor ve sinüs ağzına bir balon yerleştiriliyor.Daha sonra balon serum ile şişirildikten sonra şişen balon tıkalı olan  sinüsin ağzını genişletiyor.

Balon sinüsoplasti ile, uygulanan diğer tekniklerin aksine burun içinde hiçbir dokuya zarar vermeden, kanamaya yol açmadan ve tampon gerekmeden hızlı bir şekilde iyileşme sağlanarak hastanın müdahaleden bir gün sonra günlük yaşantısına dönmesi sağlanıyor.

Günlük yaşantıdan uzak kalmadan, zaman kaybetmeden, hastanede yatmadan, uygulama yapılan bölgede herhangi bir kesiğe gerek duymadan kısa sürede sonuç alınan bu yöntem sinüzit tedavisinde yeni bir sayfa açıyor.
Yorum (0) :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Kastamonu- Taşköprü Lisesi 1985-1986 Yılı Mezunları İletişim Adresi

Kategoriler

  • Cagri
  • Cocuk
  • Deneme
  • Dergi
  • Duyuru
  • Guncel
  • Haber
  • Ilan
  • Inceleme
  • Kitap
  • Makale
  • mantar arastirmalari
  • saglik
  • Yorum
  • Arkadaşlarım

    ayisigi
    Hasan37
    AlsahBloklariIndexi
    kastamonum
    alsah
    kastamonunet
    alisahin37
    yeniedebiyat
    Guldeste
    siirlersairler
    esedereli
    oykuleroykuculer
    yedincisanat
    kozan