× "

ömer seyfettin hikayeleri

" arama sonuçları

ömer seyfettin hikayeleri özetleri

  ömer seyfettin’den hikayeler 2 ömer seyfettin ömer seyfettin kevser terzioğlu fide yayınları kitap toplam 11 hikaye’den oluşuyor: 1-yalnız efe, 2-mermer tezgah, 3-falaka, 4-vire, 5-üç nasihat, 6-eleğimsağma, 7-büyücü, 8-ferman, 9-pembe incili kaftan, 10-gizli mabet, 11-kurbağa duası ...

ömer seyfettin kimdir

ömer seyfettin kimdir

ömer seyfettin - doğumu: 11 mart 1884 gönen, balıkesir - ölümü: 6 mart 1920 istanbul - mesleği: şair - milliyeti: türk - akım: türkçülük - ilk eseri: ashab-ı kehfimiz (1918) - etkilendikleri: ziya gökalp  ömer seyfettin (1884-1920) türk yazar, asker ve öğretmen. türk öykücülüğünün kurucu ismidir. ayrıca edebiyatta milliyetçi akımın kurucularındadır, türkçe'de sadeleşmenin savunucusudur. kısa ömrüne çok sayıda eser sığdırmıştır. en en tanınan eseri "kaşağı" isimli öyküsüdür.  1884 yılında gönen'de (balıkesir) dünyaya geldi. yüzbaşı ömer şevki bey'le fatma...

milli edebiyat dönemi önemli temsilcileri ömer seyfettin hikayel

ömer seyfettin (1884-1920): milli edebiyat hareketinin önderlerinden olan sanatçı daha çok hikayeleriyle tanınmıştır. “yeni lisan” makalesinde ortaya koyduğu görüşlerini, hikayelerinde uygulamaya çalışmış ve başarılı olmuştur. dilimizin sadeleşmesinde önemli yeri olan ömer seyfettin, anılarından, tarihteki kahramanlıklardan ve günlük yaşayışlardan yararlanarak, gücünü çekici anlatımından, olaylardan alan, çoğunlukla beklenmedik sonuçlarla biten hikayeleriyle edebiyatımızda önemli bir yer tutar.hikayeleri: ilk düşen ak, yüksek ökçeler, bomba, gizli mabet, asılzadeler, bahar ve kelebekler, beyaz lale….adı verilen kitaplarda toplanmıştır.  www.tek...

milli edebiyat dönemi önemli temsilcileri ömer seyfettin hikayel

ömer seyfettin (1884-1920): milli edebiyat hareketinin önderlerinden olan sanatçı daha çok hikayeleriyle tanınmıştır. “yeni lisan” makalesinde ortaya koyduğu görüşlerini, hikayelerinde uygulamaya çalışmış ve başarılı olmuştur. dilimizin sadeleşmesinde önemli yeri olan ömer seyfettin, anılarından, tarihteki kahramanlıklardan ve günlük yaşayışlardan yararlanarak, gücünü çekici anlatımından, olaylardan alan, çoğunlukla beklenmedik sonuçlarla biten hikayeleriyle edebiyatımızda önemli bir yer tutar.hikayeleri: ilk düşen ak, yüksek ökçeler, bomba, gizli mabet, asılzadeler, bahar ve kelebekler, beyaz lale….adı verilen kitaplarda toplanmıştır.  www.tek...

forsa-ömer seyfettin

forsa akdeniz'in, kahramanlık yuvası sonsuz ufuklarına bakan küçük tepe, minimini bir çiçek ormanı gibiydi. ince uzun dallı badem ağaçlarının alaca gölgeleri sahile inen keçiyoluna düşüyor, ilkbaharın tatlı rüzgârıyla sarhoş olan martılar, çılgın bağrışlarıyla havayı çınlatıyordu. badem bahçesinin yanı geniş bir bağdı. beyaz taşlardan yapılmış kısa bir duvarın ötesindeki harabe vadiye kadar iniyordu. bağın ortasındaki yıkık kulübenin kapısız girişinden bir ihtiyar çıktı. saçı sakalı bembeyazdı. kamburunu düzeltmek istiyormuş gibi gerindi. elleri, ayakları titriyordu. gök kadar boş, gök kadar sakin duran denize baktı, baktı. - hayırdır inşallah! dedi. duvarın dibindeki taş yığınlarına çöktü. başını ellerinin arasına aldı. sırtında yırtık bir çuval vardı. çıplak ayakları topraktan yo...

kesik bıyık-ömer seyfettin

kesik bıyık darwin denilen adamın sözüne inanmalı. evet. insanlar mutlaka maymundan türemişler! çünkü işte neyi görsek hemen taklit ediyoruz; oturmayı, kalkmayı, içmeyi, yürümeyi, hâsılı hâsılı her şeyi... ne kadar adamlar vardır ki hiç ihtiyaç yokken «monokl» dediğimiz tek gözlükleri takarlar. çünkü terzide seyrettikleri moda albümlerinde­ki resimler tek sözlüklüdür. neyse... lâfı uzatmayalım. ben de taklitçinin birisiyim. her modayı yaparım. altı yedi sene evvel, gördüm ki herkes bıyıklarını amerikanvari kesiyor, benim de hemen kestirdiğimi tabiî tahmin edersiniz. ah, evet ben de kestirdim; hakikaten, darwin'in istediği gibi, ecdadıma benzedim. fakat ilk zamanlar o kadar utandım ki, size tarif edemem. hele ilk gün bir arkadaşa rastgelmeyeyim diye arka sokaklardan eve gel­...

ant-ömer seyfettin

ant ben gönen'de doğdum. yirmi yıldır görmediğim bu kasaba, düşümde artık bir serap gibiydi. birçok yeri unutulan, eski, uzak bir rüya gibi oldu. o zaman genç bir yüzbaşı olan babamla her zaman önünden geçtiğimiz çarşı camii'ni, karşısındaki küçük, harap şadırvanı, içinde binlerce kereste tomruğu yüzen nehirciği, bazen yıkanmaya gittiğimiz sıcak sulu hamamın derin havuzunu şimdi hatırlamaya çalışıyorum. ama beyaz bir unutuş dumanı önüme yığılır. renkleri siler, şekilleri kaybeder... pek uzun gurbetlerden sonra vatanına dönen bir adam, doğduğu yerin ufkunu koyu bir sis altında bulup da, sevdiği şeyleri uzaktan bir an önce göremediği için nasıl hüzünlenirse, ben de tıpkı böyle meraka, sabırsızlığa benzer bir acı duyarım. o, her akşam sürülerle mandaların, ineklerin geçtiği tozlu, t...

yalnız efe-ömer seyfettin

yalnız efe sabahtan beri yürüyorduk. düşe kalka geçtiğimiz sarp keçi yolları bazen sel yarıkları içinde kayboluyor, bazen sık fundalıklardan ayrılarak, dibinde sivri sivri çam tepeleri görünen karanlık çukurlara sapıyordu. ayı avına gidiyorduk. kılavuzun kum dere köyünün en namlı nişancılarındandı. beraber tırmanacağımız yüksek ormanlı dağların daha çok uzağındaydık. vakit vakit ince bir yağmur serpeliyordu. güneş yoktu. nihayetsiz mor bir kubbeyi andıran dumanlı gökten sonsuzluğun geçmiş saatlerini hatırlatır gamlı guguk sesleri aksediyordu. artık iyice yorulmuştum. omzumdaki martin gittikçe ağırlaşıyordu. -biraz dinlensek, dedim. kılavuzum güldü. onun kır çember sakallı şen çehresi pembeleşti: -kesildin mi? diye sordu. sırtında çiftesi ile üç günlük yiyeceğimizden başka benim k...

keramet-ömer seyfettin

keramet yangın yarım saatten beri devam ediyordu. fakat mahallenin ahalisi iki ev sonra söneceğine inanıyorlardı. çünkü bir değerli kişinin türbesi vardı. mümkün değil, o tutuşmazdı! şiddetli bir kıble rüzgarı esiyor, alevleri, kıvılcımları saçan tahta parçalarını, türbenin üzerine altındaki evlerin çatılarına fırlatıyordu. itfaiye bölüğü, tulumbalar son gayretlerini sarf ediyorlardı. polisler etrafı ablukaya almışlar, kaçırılan eşyanın yağmasına meydan vermiyorlardı. çiroz ahmet etrafına bir göz gezdirdi. bu kaşarlanmış bir külhanbeyi idi. onca yangın demek vurgun demekti. ama mahalle çok fakirdi. biliyordu ki, şu yanan zavallı kulübeciklerin içinde yatak yorgandan başka bir şey yoktu. halbuki vurgunda adet “yükte hafif, pahada ağır şeyler”i bulmaktı. allah belasını ver...

bahar ve kelebekler-ömer seyfettin

bahar ve kelebekler küçük salonun fes renginde kalin, agir perdeli penceresinden disari muhtesem, parlak bir suluboya levhasi gibi görünüyordu. saf mavi bir sema... çiçekli agaçlar... uyur gibi sessiz duran deniz... karsi sahilde mor, fark olunmaz sisler altinda daglar, korular, beyaz yalilar... bütün bunlarin üzerinde bir esatir rüyasinin havai hakikati gibi uçan marti sürüleri! pencerenin önündeki sisman koltuga gayet zayif, gayet sari, gayet ihtiyar bir kadin oturmustu. bahara, hayata dargin gibi arkasini disariya çevirmisti. sönmüs gözleri köselerdeki gölgelere karisiyordu. karsisinda, bir sezlonga uzanmis esmer, güzel bir kiz, siyah maroken kapli bir kitap okuyor; pencereden, çiçek, kir kokulari; deniz, dalga fisiltilari getiren tatli bir nisan rüzgari giriyordu. bir saatten beri ik...

perili köşk-ömer seyfettin

 perili köşk sermet bey döndü, arkasındaki bekçiye, - işte bir boş köşk daha! dedi. küçük bir çam ormanının önünde beyaz, şık bir bina, mermerdenmiş gibi göz kamaştıracak derecede parlıyordu. tarhlarını yabani otlar bürümüş. bahçesinin demir kapısında büyük bir "kiralıktır" levhası asılıydı. bekçi başını salladı: - geç efendim, geç!... orası size gelmez. - niçin canım? - demin gösterdiğim evi tutunuz. küçük ama çok uğurludur. kim oturursa erkek çocuğu dünyaya gelir. - on iki kişi nasıl sığarız beş odaya! buraya bakalım, buraya... tam bize göre... bekçi tekrar, katî bir işaretle, - buraya oturamazsınız efendim... dedi. sermet bey, gözünü köşkten alamıyordu. her tarafında geniş balkonları vardı. temellerinin üzerine yaslanmış sanılacaktı. kuluçka yatan beyaz bir nemse t...

primo türk çocuğu-ömer seyfettin

primo türk çocuğu   serin ve karanlık eylül gecesinin yıldızsız seması altında selanik, sanki gündüzki heyecanlardan , gürültülerden yorulmuş gibi , baygın ve sakin uyumaktadır. rıhtım tenhadır. olimpos palas’ın , kristal’in, splandit palas’ın,diğer küçük gazinoların lambaları çoktan sönmüştür.tramvay yolunu tamir için yığılmış parke taşlarının ilersinde,denize inen küçük merdivenin başında,hareketsiz bir gölge dimdik durmaktadır.gölgenin sahibi tahsilini paris’te bitirip daha sonra dolgun bir maaşla izmir’e giden ve orada aşık olduğu güzel bir italyan kızı olan grazia ile evlenen genç mühendis kenan bey’dir.kenan bey türklüğe, yani medeniyetsizliğe karşı olan garazi avrupalılara, onların adetlerine, ananelerine, terbiyelerine,cemiyetlerine hayran...

ömer seyfettin (1884-1920), ömer seyfettin hayatı, ömer seyfetti

ömer seyfettin (1884-1920) 1844 yılında balıkesir'in gönen kasabasında doğdu. ilk ve orta öğreniminden sonra harbiye mektebinden 1903 yılında teğmen olarak mezun oldu. 1908 yılına kadar izmir' de görev yaptı. bu tarihten sonra makedonya ve bulgaristan'ın değişik yerlerinde görev yaptı. 1910 yılında askerlikten ayrıldı kendisini edebiyata verdi. ancak ikinci bir balkan harbi daha başlayınca tekrar askerliğe başladı ve yanya savunmasına katıldı. bu savaşta yunanlılara esir düştü. bir yıllık esaretten sonra istanbul'a döndü ve askerlikten ayrıldı kendisini hikayeciliğe verdi, geçimini yazılarıyla sağlamaya çalıştı. 1914 yılında kabataş lisesinde edebiyat öğretmenliği yapmaya başladı. 1920 yılında yakalandığı verem hastalığından öldü. edebiyata ilk defa şiirler yaza...

ömer seyfettin kimdir - hayatı

ömer seyfettin (1884-1920) 1844 yılında balıkesir'in gönen kasabasında doğdu. ilk ve orta öğreniminden sonra harbiye mektebinden 1903 yılında teğmen olarak mezun oldu. 1908 yılına kadar izmir' de görev yaptı. bu tarihten sonra makedonya ve bulgaristan'ın değişik yerlerinde görev yaptı. 1910 yılında askerlikten ayrıldı kendisini edebiyata verdi. ancak ikinci bir balkan harbi daha başlayınca tekrar askerliğe başladı ve yanya savunmasına katıldı. bu savaşta yunanlılara esir düştü. bir yıllık esaretten sonra istanbul'a döndü ve askerlikten ayrıldı kendisini hikayeciliğe verdi, geçimini yazılarıyla sağlamaya çalıştı. 1914 yılında kabataş lisesinde edebiyat öğretmenliği yapmaya başladı. 1920 yılında yakalandığı verem hastalığından öldü. edebiyata ilk defa şiirler yaza...

ömer seyfettin'in yeni lisan makalesi

yeni lisan makalesi'nden ömer seyfeddin, yeni lisan makalesinin, "eski lisan" başlığı altındaki ilk kısmında; asya'dan garbe, anadolu'ya hicret ettiğimizi, din ve edebiyatın bize arabî, fârisî öğrettiğini söyler. yazara göre, hicretin ilk asırlarında arabî'den ve fârisî'den lisânımıza birçok kelimeler girmiştir. edebiyat, sanat ve süsleme fikri arabî ve fârisî kaideler de getirmiştir. türkçe böylelikle sun'î bir hal almış, fakat aslını, esâsı olan fiilleri ve sigaları da istiklâlini muhafaza etmiştir. bu istiklâl ömer seyfeddin'e ve milli edebiyatçılara türkçe'yi tekrar eski sâfiyet ve tabiiliğine ircâ etmek ümidini vermiştir. edebiyatımız iki devre ayrılır: ı- şarka doğru: iran'a, ıı- garbe doğru: fransa'ya. eski edebiyatın son mümes...

Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !