× "

övünmenin eş anlamlısı

" arama sonuçları

tekasür suresi (uyarış çığlığı)

    “çoklukta/çoklukla yarışma gafleti sizleri oyaladı. ta ki, mezarlara varıncaya kadar. hayır, öyle değil! yakında bileceksiniz. sonra, asla öyle değil, yakında bileceksiniz. hayır, şüphe götürmez kesin bir bilgi ile bilseydiniz, muhakkak ki, cehennemi görür anlardınız. sonra, gerçek şu ki, onu apaçık ve kesin bir görme ile göreceksiniz. sonra, o gün elbette nimetlerden sorguya çekileceksiniz.”( 102 tekâsür 1–8). “kul, malım mülküm der. hâlbuki malını, mülkünü terk edecektir. insan aklını kullanıp, sağlam ve kesin bilgi ile hareket etse; geçici olan mal, mülk, şan, şöhret, soy, sop, makam, mevki gi...

sahip oldukları herşey bir 'övünme' konusudur

  sahip oldukları herşey bir 'övünme' konusudur allah, dünya hayatını, kimlerin güzel ve iyi davranışlarda bulunacağını denemek için yaratmıştır. buna bağlı olarak, allah çeşitli hikmetlerle kullarından dilediğine rahmet etmekte, dilediğinden ise rahmetini çekip almaktadır. insanların bu gerçeğin şuurunda olmaları ve karşılaşabilecekleri her iki durumda da allah'a olan bağlılıklarından ve teslimiyetlerinden hiçbir şey kaybetmemeleri gerekmektedir. örneğin allah kimi insanları zenginlikle denemektedir. kimi zaman fakir bir kimse herhangi bir vesile ile büyük bir servete sahip olduğunda, bu o kişinin psikolojisini ve buna bağlı olarak da çevresindeki insanlara karşı olan tavırlarını ve d&...

övünmenin tutsaklığı

insan, ne büyüktür ne küçük yalnızca insandır; yaratılmış ve yaratanına muhtaç bir insan bütün güzelliği de muhtaç oluşundadır, tıpkı bebekler gibi öyleyken, olmayan bir büyüklüğün peşine neden düşer ve kendini bu yanılgıya, bir hastalık haline hapseder?insan hiç kendi kendisini tutsak eder mi? övünen ve dolayısıyla çevresindeki insanlar tarafından övülmeyi bekleyen kişi, kendi kendisini ihbar ediyor demektir bu zavallı insan, engin ruh dünyasını bir hapishane hücresi haline getirmiş ve kendisini bu hücrede zincirlemiştir nasıl özgür olabilir ki bu tutsak? ruhunu zincirleyen de kendisi, bu zinciri açabilecek anahtarı elinde bulunduran ...

övünme hastalığı

dünya hayatının geçici ve sahte süsü: övünme hastalığı müminler için hayatın tek ve en büyük amacı allah'ın rızasını kazanmak olduğu halde, insanların rızasını kazanmayı amaçlayan, övünme ve gösterişin amaç edinilmesi, dünya hayatına tutkuyla bağlı olan insanlar arasında çok yaygın bir davranış biçimidir. yüce rabbimiz'in kuran'da bildirdiği güzel ahlakı gerektiği gibi yaşamayan toplumlarda genellikle din ahlakında önemli bir yeri olan samimiyet, doğallık ve içtenlik yerine, samimiyetten uzak, her biri özel olarak ayarlanan ve zaman içinde kişinin karakterinin bir parçası haline gelen suni tavır ve davranışlar hakim olur. kuran ahlakına uymayan ...

övünmenin tutsaklığı

insan yaratanına muhtaç. bütün güzelliği de muhtaç oluşundadır; tıpkı bebekler gibi...övülmekten hoşlanan insan bilmez mi ki övüldükçe alçalacaktır. kendisini çok seven ve bunu belli eden kişi, çevresi tarafından sevilmez.hz.mevlana şöyle der;"insanda kendini yüksek görme, hırs ve şehvet, söz söylerken soğan gibi kokar" ve ziyadesiyle rahatsız eden bu kokudan insanlar kaçar. peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurur:"her kim duyulsun diye dünyada bir iş yaparda riyakarlık ederse, kıyamet günü allah'ta onun kusurunu duyuyur." (hadis-i şerif)gurur insanın düşüncesidir; söze dökülen onun pek küçük bir parçasıdır....

övünmenin tutsaklığı

insan yaratanına muhtaç. bütün güzelliği de muhtaç oluşundadır; tıpkı bebekler gibi...övülmekten hoşlanan insan bilmez mi ki övüldükçe alçalacaktır. kendisini çok seven ve bunu belli eden kişi, çevresi tarafından sevilmez.hz.mevlana şöyle der;"insanda kendini yüksek görme, hırs ve şehvet, söz söylerken soğan gibi kokar" ve ziyadesiyle rahatsız eden bu kokudan insanlar kaçar. peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurur:"her kim duyulsun diye dünyada bir iş yaparda riyakarlık ederse, kıyamet günü allah'ta onun kusurunu duyuyur." (hadis-i şerif)...

yazı

müstağniyet veya övünmenin karşısındaydı "hayır; gerçekten insan, azar, kendini müstağni gördüğünden." (alak suresi, 6-7)  milli ve manevi değerlerimizin muhafazası için büyük çaba sarf eden atatürk, insanın kendini müstağni görmesi ve övünmesinin güzel bir ahlak özelliği olmadığını, övünmenin insana yarardan çok zarar getireceğini her fırsatta dile getirmiştir. gerçekten de başarılı bir iş yapıldığı takdirde kişinin onunla övünmesi, kendini yeterli görmesine sebep olarak ileri vadede onu atalete sürükler ve daha fazla başarı elde etmesine engel olur. atatürk, bu konuda şunları söylemiştir:"bir insan hayatında başarılı bir...

cahiliye toplumu mutsuzdur

dünya hayatı onları aldatır iman etmeyen insanlar inkarlarına bir dayanak bulabilmek için, 'sadece bu dünya vardır ahiret yoktur' şeklinde çarpık bir mantık öne sürerler. bu düşünceleri doğrultusunda, bu dünyada istedikleri herşeyi yapabileceklerini düşünürler. oysa allah ahiret gününde tüm insanları dünya hayatında yapıp ettiklerinden sorguya çekeceğini bildirmiştir: onlar dediler ki: "bu dünya hayatımızdan başkası yoktur. ve bizler diriltilecek değiliz." rablerinin karşısında durdurulduklarında onları bir görsen: (allah:) "bu, gerçek değil mi?" dedi. onlar: "evet, rabbimiz hakkı için" dediler. (allah:) "öyleyse inkâr edegeldikleriniz nedeniyle azabı tadın" dedi. (enam suresi, 29-30) ancak inkar edenler allah'ın bildirdiği bu gerçeği gözardı ederler ve hayatlarını sadece dü...

ortaçağ kime karanlık?

ortaçağ kime karanlık? b. mümtaz aydın "çağ" kelimesini daha ilkokul yıllarında duymuştuk. sınıfımızın bir duvarında boydan boya uzanmış çeşitli renklerle boyalı "zaman şeridi"; tarih öncesi dönem, ilkçağ, ortaçağ, yeniçağ ve yakınçağ başlıklarını taşıyan dilimlere bölünmüştü. o yaşlarda çok fazla önemsemeden ezberlediğimiz bu kelimeler aslında batı dünyasının medeniyet dönemlerinin adlarıdır. sadece batı, yani önce yunan, sonra roma ve en sonra ise avrupa medeniyeti. ancak bu çağlar, sanki bütün dünya tarihi ve bu arada bizim de tarihimizmiş gibi öğretilmektedir. diğer taraftan; özellikle kötü bir üne sahip olan "ortaçağ"la ilgili bir konu geçtiğinde bütün parlaklığına rağmen islâm tarih ve medeniyeti de onunla irtibatlandırılmakta ve karalanmaktadır. insanlık tarihinde değer ölçüsü olan ...

teyo pehlevan'ı geçtiler

tayyip erdoğan, israil-filistin gerginliğinin lübnan'a da sıçrayarak tehlikeli boyutlara ulaştığını belirterek "insanlık bu yangına daha fazla kayıtsız kalamaz, kalmamalıdır. uluslararası toplum hiç vakit kaybetmeden harekete geçmeli" dedi. erdoğan bu sözlerine karşılık kral abdullah ise "sayın erdoğan duygularıma tercüman oldunuz" şeklinde konuştu.   cek cak mış miş...gülün bakalım gülün. erbakan hocam'ın feshane'deki konuşmasında dediği gibi "sicillerinde ebu gureyb'in çığlıkları kalacak." bu akşam itibariyle akp'nin iktidarındaki incirlik üssü'nden çıkan ve üzerinde patlayıcı yazan tırların sayısı 55'e ulaştı..ve aynı iktidarın bakanlarının başı tayyip efendi "insanlık bu yangına daha fazla kayıtsız kalamaz,kalmamalıdır" diyor. yaptıklarına ve i...

kalem suresi tefsiri 1 (1-16)

68-kalem   1- nun. kaleme ve onunla yazdıranlara and olsun. 2- sen, rabbinin nimetiyle cinlenmiş değilsin. 3- senin için kesintisiz bir mükafat vardır. 4- ve sen yüce bir ahlaka sahipsin. 5- sen de göreceksin, onlar da görecekler. 6- hanginizin sınandığın:. 7-şüphesiz rabbin, kimlerin kendi yolundan saptığına ve kimlerin doğru yolda olduğunu herkesten iyi bilir. 8- öyleyse yalanlayanlara itaat etme. 9- onlar istediler ki, sen yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar. 10-şunların hiçbirine itaat etme: yemin edip duran aşağılık. 11- herkesi kınayan, söz götürüp getiren. 12- hayra engel olan, saldırgan, günahkar. 13- kaba, sonra da soysuz, alçak. 14- mal ve oğullar sahibi olmuş diye (yolunu şaşırmış) 15- kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: "eskilerin...

gölgeleme ot atanlar..

çölde diyojene rastladım-gölge eyle başka ihsan istemem-diye yalvardı bana" nerden geldiği belli olmayan soytarıların ele geçirdiği yer ve mekanlar bir den bire mazi inkarcılığında saçma sapan müteşekkirlikle arzı endam ettirecek mavracılıkta takla atan yağdanlığa dönüştürülür. taklacılığın genç rütüelleri ete kemiğe bürünmenin kıvamında tüylenip palazlandıkça kıvışıp depreştikleri yuvadan uçacakları günler hayaliyle ince çelimsiz kanatlarını gerdikce gererek yuvanın yıllardır sahibiymişçesine imajıyla geçici bir övünmenin öykünmesine tutulurlar. hani yüksek tepelerdeki sürüngenlerin orda bulunuşuna yönelik cenap şahbettin'in ifade ettiği işaret anlamı var ya tam bunlarda fotoğraflanır. malum solucanlar sürüngen hayvanlardır! tepelere kanatlarıyla uçarak varacak yaratılış hik...

kalbin sevmek öncüsü

  büyük aşk sultanı efendim     ebu'l-hasan harakânî (k.s.) hayatı iran'da; bistam'a bağlı harakan'dan. bâyezîd bistâmî'nin hemşehrisi ve türbesinin bekçisi. o'nun rûhâniyetinden feyz alarak "üveysî" tarikla yetişti. adı ali bin ca'fer, künyesi ebu'l-hasan, nisbesi mu'cemu'l-buldan müellifi yakut el-hamevî'nin ifadesine göre el-harakanî, harakanî değil (bk. ıı, 360). aynı müellif onun 425 hicri yılında 10 muharrem aşure gününde (1034 aralık'ta) 73 yaşında iken vefat ettiğini bildirdiğine göre 352/963 yılında doğmuş olmalıdır ki, doğumu bâyezid'in vefatından 91 yıl sonradır. ebu'l-kasım kuşeyri, ebu'l-abbas kassâb, ebu said el-miheni gibi mutasavıflarla, gazneli sultan mahmud gibi devlet ricaliyle ibn...

ortaçağ kime karanlık?

b. mümtaz aydın "çağ" kelimesini daha ilkokul yıllarında duymuştuk. sınıfımızın bir duvarında boydan boya uzanmış çeşitli renklerle boyalı "zaman şeridi"; tarih öncesi dönem, ilkçağ, ortaçağ, yeniçağ ve yakınçağ başlıklarını taşıyan dilimlere bölünmüştü. o yaşlarda çok fazla önemsemeden ezberlediğimiz bu kelimeler aslında batı dünyasının medeniyet dönemlerinin adlarıdır. sadece batı, yani önce yunan, sonra roma ve en sonra ise avrupa medeniyeti. ancak bu çağlar, sanki bütün dünya tarihi ve bu arada bizim de tarihimizmiş gibi öğretilmektedir. diğer taraftan; özellikle kötü bir üne sahip olan "ortaçağ"la ilgili bir konu geçtiğinde bütün parlaklığına rağmen islâm tarih ve medeniyeti de onunla irtibatlandırılmakta ve karalanmaktadır. insanlık tarihinde değer ölçüsü olan husus siyasî olaylar de...

28 kasas suresi

kur'an-ı kerîm'in yirmisekizinci sûresi. mekke'de nazil olmuştur. seksensekiz âyet bin yüzkırk bir kelime ve sekizbinbeşyüz harften ibarettir. fâsılaları, nun, mim, lâm ve râ harfleridir. hz. mûsa'nın doğduğu andan itibaren yaşadığı alışılmamış olaylar ve firavun'a karşı verdiği mücadeleler, peşpeşe sıralanan bir dizi halinde, bu sürede genişçe anlatıldığından ve 23. âyette "el-kasas" kelimesi geçtiğinden duayı bu sûrey'e "el-kasas" ismi verilmiştir. kasas dilde, kıssa, hikaye ve rivayet anlamdadır. ibni abbas ve cabir'den rivayet edildiğine göre; şuara, neml ve kasas sureleri kur'an'da yer aldıkları bu sırayla nazil olmuşlardır. kasas suresinde hz. musâ (a.s)'ın kıssası genişletilerek bir tarih özetlenerek, ayrıca neml sûresinin son âyetin...

Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !