× "

ağlamaklı filmler

" arama sonuçları

kırıkkrıttık

prometheus uzak gelecekte devasa şirketlerin yönetimleri ele geçireceği akla yatkın. küreselleşmiş bir kapitalizm mutasyona uğrayarak, çarpık evrimini tamamladığında artık yapacak bir şey kalmadığı zaman, -ki aslında yapacak bir şey kalmadığı anlar, kapitalizm öncesi dönemde bolca mevcuttu- şimdiki anı bütünüyle çözümleyip, geçmişe bakıp nereden geldiğimizi, geleceğe bakıp nereye gittiğimizi çözmeye girişebilir. filmde de durum bu. mutlak doğrumuz olmadığı için -nereden geldik, nereye gidiyoruz bilmiyoruz- yoldan çıkıp şımarmaya, kendimizden geçmeye çoktan hazırız ve istekliyiz. başkan, komutan, ikinci kaptan, hırslı bilim adamı, hayatta kalma içgüdü...

david lynch sineması (crying, llorando)

rebekah del rio - llorando yükleyen ivailasofia. - öne çıkan müzik videolarını izleyin. roy orbıson w/kd land - cryıng yükleyen hushhush112. - öne çä±kan müzik videolarä±nä± izleyin.       yorumlamak için yorumokuyorum yorumlamadan önce filmler/yönetmenler (movies) şarkılar/hikayeler (songs) şiirler/şairler (poems) müzik dinle (listen to music) diğer tüm yazılar   facebook: yorumokuyorum blogcu ...

benim küçükler 16 aylık )))))

benim küçükler 16 aylık :))) yavru kuşlarım bugün itibariyle 16 aylık oldular .her geçen gün biraz daha büyüdüklerine inanmak o kadar zorki daha dünmüş gibi  sağlıkla hepside olurmu acaba diyerek yana yana küvez olana hastane arayışlarımız . bugün kocaman  acayip yaramaz ama neşe kaynağı  bazen ağlamaklı bazen kahkahalı 3 kocaman melek oldular ))) onları kendi hallerinde oyun oynarken izlemek o kadar keyifliki hani oskar almış filmler bile halt etmiş yanlarında onlar kahkaha atarken ben dayanamayıp onlardan daha çok gülüyorum sonra tabi bu annem napıyor ya diyip otyunlarına ara veriyorlar ama değer sonrada yatırıp hepsini birer birer mıncıklama sırası geliyor . haa tabi herşey bu kad...

paydos zili 4. bölüm

    4.bölümsol diz operosyonu              kamil eve gelmişti, hiçbir şey konuşmadan direk yatak odasına gitti. orada suskun halde oturuyordu. onun bu halinde gariplik sezen emine yanına giderek:       - “ kamil ne oldu, suratın beş karış”       - “ emine gülşen çok hasta” dedi sonra bir zaman durakladı gözlerinde yaş birikintisi oluşuyordu. kızlar oturma odasında olduğu için annesiyle babalarını görememişlerdi. kamil bir süre durakladıktan sonra devam etti:      -“ gülşen’in dizinde tümör varmış acilen ameliyat olması ger...

varoluşun acı gerçekleri

                          tarihler boyu insanoğlu; hayatta kalmak için, yemek için, toprakları için savaşmak zorunda kalmıştır. bu savaşların onursallığına inanmış ki kendinden sonra dünyaya bırakacağı nesline daha küçük yaşta öğretmiştir. hak ettiğini almayı ve elinde olanı korumayı, ağaç yaşken eğilir sözünün ışığında aşılamıştır nesline.                    ama yıllar geçtikçe değişen yaşam koşulları ve teknolojinin getirisi iyiliği kötülüğüyle savaş halinde olan rahatlıklar, savaşmanın anlamını da onursal duruşunu da yok etmiştir. öyle ki artık savaşmanın a...

babamın diğer dostları

                                         babamın  diğer  dostları                   dostlarımızla daha sık buluşabilsek, her gün evimizi misafirler şenlendirse ne güzel olur, değil mi… gelgelelim, öyle bir devirdeyiz ki insan yılda bir kez bile sevdikleriyle bir araya gelebilse, define bulmuş kadar sevinecek!.. işte bu yüzden, kerkük’teki çocukluk yıllarımda evimize girip çıkan o pırlanta şahsiyetlere bakarak, babamın, dünyanın en zengin i...

dede(hikaye)

                                                                                     dede yalnızdı... üzerinde yıllardır eskitemediği çizgili pijaması, yüzünde çizgiler... kendi kendine konuşuyordu, her zaman olduğu gibi: "-hay allah! yine elektrik kesildi. ne de karanlık oldu birden bire... insan ürküyor. bilmem mezarda ne olur halimiz?" yeri neredeyse hiç değişmeyen kibrit kutusunu, yaşının v...

dede(hikaye)

                                                                                       dede yalnızdı... üzerinde yıllardır eskitemediği çizgili pijaması, yüzünde çizgiler... kendi kendine konuşuyordu, her zaman olduğu gibi: "-hay allah! yine elektrik kesildi. ne de karanlık oldu birden bire... insan ürküyor. bilmem mezarda ne olur halimiz?" yeri neredeyse hiç değişmeyen kibrit kutusunu, y...

küçük emrah ve 80'ler

  türkiye tarihini ve toplumunu anlamak için yapılması gereken ilk şeylerden birisi de “müzik tarihimizi incelemek”tir. şimdi 1950 yılının türkiye’sini bir düşünün… bir de gelin 70’li ve 80’li yılları düşünün…o dönemlerdeki toplumsal doku ile daha sonraki dokular çok farklı…bir gelişme mi yoksa bir dönüşüm mü söz konusu ya da bir yozlaşma mı? bir halk bu sürede nasıl bu kadar değişebilir...     müzik tarihi üzerinden bir popüler kültür incelemesi yaparsak...göçle oluşan varoşlar 70’li yıllar ile beraber arabesk denilen müziğin içinde buldular kendilerini…hepsini inceleyecek ne yerimiz ne de zamanımız var…ama 80’li yılların ortasında türkiye küçük sanatçıları tanımaya başladı… hatta öyle ki ...

birdenbire, apansız...

      ve bazen, birdenbire, apansız   hiç beklemediğiniz anda anılarınız çıkıp geliverir biryerlerden birer birer,   ne oldu sana diye soran yüzler, kırgın bakan, gülümseyen yüzler, bir köşede ağlamaklı biri, başka bir köşede çekip gitmekte olan bir silüet.   davetsiz misafirler, belkide davet ettin.   bir anı bombardımanı başlamıştır artık. hemde sığınağının tam içinde. şarapnel parçaları gibidir anılar, hedef gözetmeksizin yaylır boşlukta; sımsıkı saran kollar uzanır bir kuytudan mutlusundur bir an ve bir anda o kolların başkasına uzandığını görürsün. çoktandır hiç görmediğin yüzler merhaba der sana.   güneş tutulması kadar süren bir anda, aklın da tutulmuştur. istemsizce akar anıların ...

esen yel'den öyküler alkımsanat'ta...

esen yel'den bir öykü aylaklar holding ____________________________________________________________ geçtiğimiz yılların devingen günleriydi. özellikle üniversite kentlerinin tozdan dumandan görünmediği günler. bombalar, molotof kokteylleri, mitingler, yürüyüşler, aşınmayan yollar.. ilahili tekbirli ulumalı toplantılar. boykotlar, fuzuli şagiller, coplar.. coplar ki yiyenin yüreği hoplar. böyle günlerde üniversite öğrencilerinin çoğunluğu yan yatar keyfine bakar. ver elini sinemalar tiyatrolar, eğlence yerleri. iyi hoş ama, sinema tiyatro dediğin, eğlence yeri dediğin para ister. parası olanlar.. tamam.. parası olmayanlar.. bir gün baktım ki biz de kalabalık bir grup olmuşuz. dişili erkekli tam on kişi. on kişilik uyuzlar grubu. her şeytanın günü kantin, gençlik parkının çay b...

nâzım hikmet - peyami safa kavgası

  nâzım hikmet - peyami safa kavgası   peyami sefa beyin, ünlü romanı dokuzuncu hariciye koğuşu'nu nâzım hikmet'e adadığı, "kara sevdayla" diye imzalayıp verdiği yakın arkadaşlık günlerinde, jokond ile si-ya-u'ya yaklaşımı şöyle olmuştu :   "jokond ile si-ya-u bir fantezi midir? öyle görünüyor : canlanan, âşık, nezle olan, burnunu çeken ve ağlayan, seyahat eden bir tablo. jokond ile si-ya-u bir hiciv midir? öyle görünüyor : bir amerikalının mürekkepli kalemini aşıran resim, muşambanın tersine yazılan hatıralar. garip, beklenmez, umulmaz, gayri hakiki bir hadise teselsülü [zincirlemesi]. tatlı, parlak, haykırıcı renklerine bakılırsa bu eser bir fantezi, bir hiciv ve tezyini bir resim gibi yalnız beşeri muhayyileyi tatmin eden cazip bir renk oyunudur. şairin...

ağlasam sesimi duyar mısınız "omuzlarım"da?!

  yıl 1998, yani dört yıl sinema-tv okuduktan sonra, türk sinemasında çığırlar açmak, sinema tarihine geçecek muhteşem filmler yapmak ve dahi yaptığım filmlerle amerikayı filan sarsıp roman polanski'nin gözüne girmek gibi "makul" ideallerle istanbul'a göç eylediğim sene.   gel gör ki bulabildiğim ilk iş, "küçük ibo" dizisinde yönetmen yardımcılığı! olsun canım,  kaufmann da o muhteşem filmleri yazmadan önce sekiz yıl net and stacey yazmadı mı.. hem önce kiramızı ödeyelim de, sonra türk sinemasını da kurtarıcaz..   neyse efendim, yurdumuzun adı küçük, karakteri büyük sanatçılarından küçük ibo bey'in başrolde bulunduğu, aylardır rating sıralamasında birinci olan muazzam dizide çalışmaya başladım. genç, hevesli, azimli ve idealistim. okul yıllarında parçal...

yanii..

  geçtiğimiz yolları,arıyor gözüm yine.. sanırım şehir uzakta kalıyor ellerimi  uzatsam tutmak isterim günü ama güneş her gece tepemde doğuyor yani..olmuyor..,olmuyor istesemde kimse gelmiyor,beklesemde......   yaz kokusu duyardım kışın ortasında bile uzun cümleler kurardım konuşurken... eski filmlerde kaldı böyle sözler biliyor ama şimdi filmler bile eskimiyor yani olmuyor..olmuyor istesemde kimse gelmiyoorr.......   bugün bir arkadaşa gittim,bu şarkıyı orada duydum,uzun zamandır dinlememiştim...çok hoşuma gitti, bir zamanlar çok dinlerdim...nedende eğer bir şarkıyı uzun zamandır dinlemediysem,dinlediğim anda ,geçmiş zamanda bu şarkıyı hangi ruh haliyle dinlemişsem hemen o ruh hali kaplıyor beni,ağladıysam ağlamaklı oluyorum,ve sanki nerede dinlediy...

Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !