× "

laya

" arama sonuçları
<b>laya</b> raki, 1962

laya raki, 1962

laya raki, 1962...

aqlayaßilir miyim qönlüm? müsadenle...(!)

ağlayabilir miyim gönlüm? müsaadenle…(!) şöyle katıla katıla şimşekli bir gökyüzü gibi… günaha batan tüm kirliliğin ile… ağlayabilir miyim? izin ver lütfen… şöyle inceden yağan yağmur masumiyeti gibi… öylesine ama ölesiye… bu can çıkana kadar bedenden… nefsimin nefesi kesilesiye… pembe güller mor menekşelere düşesiye… sol yanımın ateşi yükselesiye kadar… kendi omzumda kimseciklere yük olmadan, ağlayabilir miyim? şemsiyem önümde gökyüzünün ağlama isteklerime mukabele etmesini beklerken, karşımda duran ihtiyar dağın ardındaki gün boyu tebess&u...

yaşama dair...tik-pazar

              açlık… içimizde her şeye karşı duyduğumuz bilinçaltı kilitlerin en tehlikelisidir. arada yayınlanan rakamların altında ve üstünde olduğumuzu duyduğumuz ana haber bültenlerinde durumumuza bakar ve güleriz. yarıdan fazlası aç nasılsa deyip buna da şükür ederiz. ayın sonunu getiremeyen her hanede gitgide daha az yenen etler, etimizi kemirenlerin ne kadar umurundadır? elimizde avucumuzda kalmaya kalmaya nereye kadar dayanacağız? kıt kanaat geçinmeler derdine bedel olarak verdiğimizin yaşanmadan bitirilen bir hayat olduğunun kaçımız bilincindeyiz? kaçımız bir diğerini düşünerek her gece başını yastığa koyuyor?  &...

diğer kalemler...cumartesi

değişme           yorgun argın işinden evine gelmiş adam bütün günün yorgunluğunu önce, mutfak ve banyo arasında volta(!) atmak zorunda bırakılmış ve reklamlar tarafından beyazı- renk olarak(!)-  prestij haline getiren, muhtemelen “ev” gezmelerinde “ev hanımlarıyla” bu renge ait çamaşır, bulaşık makinesi ve buzdolabı hakkında ve kimin çamaşırları beyaz-ötesi diye konuşan ve bu arada “kutsal” bir mesleği icra eden anneyle alışverişi bugün kimin yapması gerektiği konusunda tartışarak atar. sonra, zamane ailelerinin zorunlu da olsa bir araya geldikleri nadir anlardan birinde, akşam yemeğini ana haber saatinde yiyerek yorgunluğunu perçinler ve ...

yazıma dair...an hikayeleri 1-cuma

git-me            “havanın griye çalışı yaşadıklarımıza ne de yakıştı,” dedi yanımda yürürken. hak versem bile konuşmadım. kızgındım çünkü. ona kal diyemediği için kendime, bırakmayı seçtiği için de ona… oysa defalarca denemiş her seferinde bir süreliğine idare edebilmiştik. gene denemeliydik…           “yoruldum,” demişti dün gece. “daha fazlasına gücüm kalmadı…” inanmak gelmiyordu içimden. onu ve beni, yaşadığımız geçmişi elinin tersiyle itiyordu işte. sözün bittiği yer burası olsa gerekti. önümde uzayıp giden perona...

yaşama dair...ca-perşembe

           iki kadın düşman olmayı beceremediklerinde dost olurlar. kadın olmanın haleti ruhiyesinde bunun farkına dahi varmazlar üstelik. konuşmak için kullanırlar birbirlerini. bol bol şikayetlendikleri hayatların benzerini yaşayan diğerinden umulmayan medetler arasında kahve içip nakış işlerler. basit hayatlar sürenlerin düşleri yaşadıklarından ötelerdedir. uzaklarda yani… akşam çöktüğünde ortalığa çıkıp yanlarına çağırırlar düş perileri… ne ister kadınlar diyen erkeklerin bulamadıkları cevap kadınlarda saklıdır aslında. daha dikkatle baksalar görmek hiç de zor değildir.          &nbs...

yazıma dair...lar-çarşamba

hiçbir aşk hiçbir ölüm         inci aral… edebiyatın altın kalemi, kadını kadınca anlatırken durmayı ve düşünmeyi belletir cümleleri. hoş bir sedadır okuduklarımızla aklımıza dokunan. iri cümlelerin zarif yazarı, sade hikâyelerin muhteşem anlatıcısı…        onu anlamak için belli bir okuma disiplinine sahip olmak gereklidir aksi halde soğan halkasının en üst tabakasında kalan hikâyeden ötesini görme şansını yakalayamaz insan. katmanlıdır çünkü. her kat farklı disiplinlere hitap eder. gittikçe en derine varanlar için iç hesaplaşmaların kapılarını aralık bırakır peşimden gelin dercesine. hi...

yaşama dair...lik-salı

         başlangıçlar hep güzeldir… ilk zamanların büyü kaplı havasında aşk gitgide alışkanlık kuşatması altında boğulur. buraya gelene dek yaşananlar genellikle düşünülmez ve suçlamalar başlar. kabahati at kurtul mantığıyla suçlanan kendi dışında kalandır aslında. oysa bir kez olsun bakma yürekliliğini göstersek kendimize…        görecekleriniz hoşunuza gider sanmayın sakın. süreç sancılı olacaktır. öncelikle bakmak işi ardından baktığını görmek acıyı katlayarak arttıracaktır. nerde hata yaptım sorusuna dek anlama çabası bu noktadan sonra eyleme geçişi yaşatacaktır. daha zor kısmı yani… &n...

yazıma dair...lık-pazartesi

     yazmak için gerekli yeteneğe sahip olup ne yapacağını bilmeyen kitlenin varlığı yadsınamaz. yazarlık kurslarından alınan fayda ise inkâr edilemez fakat tek başınıza kaldığınız anda önünüzde uzayıp giden beyaz boşlukla baş başa kalan sizsiniz.      ne yazacağımla başlayan sorunuza verecek cevabınız var ise hazır olun yazılmak için bekleyen bir romana sahipsiniz… bir roman yazmak bir hayali kâğıda aktarmaktır aslında. ciddi bir yalan becerisidir, dahası izlenesi hatta yaşanası bir dünyadır. düşünmektir fazlasıyla. okumak, araştırmaktır. acı çekmektir, dış dünyayı dışarıdan izlemektir. asosyalliktir bir bakıma. feda ettiğinin hayat olduğunu bilme bilgeliğidir. adadım ke...

yaşama dair ...tik-pazar

          karanlık günlerin aydınlık insanları… cadı kazanına dönen bir ülkeden yükselen feryat figan yaşanmışlıkların anıları… her akıldan çıkan seslere son dönemde eklenen komplo ve karanlık ilişki senaryoları… unutulan açlık sınırı yanında her gün artan işsizlik diğer yanda eğitim sisteminde kobay niyetine kullanılan öğrencilerin varlığı… trafikteki kural tanımazlarla meclisteki dışarıdan muaf kitlenin birbirleriyle olan benzerlikleri… sokaktaki insanı mutlu sayan liderlerin bildikleri yahut bildiğini sanıp bilmedikleri hatta çarpıtıp yutturdukları… birbirinin kuyusunu kazanlarla kuyu suyunu içip hastalananların aynı kaderi paylaştığı tuha...

veda etmek

   bir adım vardı herhalde, anımsamadığım.       belki de anımsıyordum fakında değildim. üzerinde oturduğum banka nasıl geldiğimi bilmiyordum. öncesi yok gibiydi. dünüm olmadan bugünü yaşıyordum. eskiden ne olduğum, kim olduğum, ne iş yaptığım anlamsızdı, bir o kadar da önemsiz. yitirdiğimin benliğim olması acınasıydı. ne tuhaftır ki gülümseyecek kadar keyifliydim. omuzlarımdan kalkan yüklerin hissetmediğim ağırlığı dudaklarımda başlayan tebessümü kocaman bir gülümseyişe çevirivermişti. kımıldamanın dahi içimden gelmediği o zaman aralığında öyle kalabilmek lüksünü yaşıyor, çevreme baktığımda hiçbir ayrıntısının tanıdık gelmediği bu pa...

ama...

uzun zaman beklemişim gibi tuhaf bir hasret duyumsadım karanlık gözlerindeki hüzne dokunduğumda. ruhunun naifliklerinde kaybolduğumu hissettim, senin dönemeçlerinden geçtiğimde…             gereklilikler sıralanırken birbiri ardına yaşanan başlangıç, hasretin gölgesinde kalbime salıyor köklerini de seni özlemenin en derin delhizinde sabahı bekliyorum, seni görmeyeceğimi bile bile. ne katlanılası geliyor, ne kabul görüyor. seni isterken zaman bile geçmeyi unutmuşcasına ilerlemiyor… uzayan geceler, uykusuz şafaklar, sensiz günler, uzun bekleyişler gelişine bürünüyor.  seni görmenin sildikleri, senin olmanın kederinde yitip gidiyor…   aynı kente olmak ama dokunmadan ama konuşmadan ama yaşamadan. bilsen n...

tek bir an

          dağınık yatağa dolu dolu olmuş gözlere bakıp ağlama diyorum kendime… boşuna ağlama… uzaktan duyulan şarkının melodileri gelip dokunuyor kulaklarıma ve beni alıp senin yanına getiriyor her defasında. kanadının altına. yatağın kenarına oturduğum an kokunu unutup gittiğini fark ediyorum. ne çok şey kalmış ardından ama hiçbiri kokun kadar delememiş alkımın dipçiğini. az önce yanımda olduğunu düşünmek bile ne iyi geliyor içimdeki hüzne, onu dağıtmasa bile. kanamıyor artık yaralarım, içim daha fazla acımıyor. ellerin dokunduğunda bana tenim senin olmak için yanardı her seferinde, sen biraz daha karış isterdim içime. kokunu unutup gitmeseydin keşke… nerde başladığını hatırlamadığım bir kırılma noktasıydın sen. ne bir...

efsanelerin doğduğu topraklar:gelibolu

insan etinin makinalara göğsünü siper etmesiyle kazanılan en kırmızı zaferin, 92 yıllık hikâyesidir öğrenmekle ve öğretmekle borçlu olduğumuz. durup da dikkatle dinlediğinizde o topraktan yayılan fısıltıları, kulağınıza değecek olan kelam sadece bizi unutmayın olacaktır. orada yaşananlar gerçek efsanelerdir, o toprağın yazgısı kana bulanmışlık iken, kahraman neferlerce aynı kana yazılan destandır. oğullarını savaşa yollayan analar, minareler ezansız kalacaksa sen de git derken, canlarının başına yakıp da kınayı onları ölüme kurban etmişlerdir. ayrılırken helalleştiklerini geri dönecek mi diye beklememişlerdir. dillerden vatan için, vatan sağ olsunlar dökülürken koşarak gidilen yer ölüm, geride kalan dul ile yetim, adı çanakkale olan bir kıyımı yaşamışlardır. durun ve dinleyin, o...

ölü melekler ile ölümlü melekler

o eski eve çıkan yolun başına vardığımda, geçmiş ile bugün arasında bir yol ayrımında durduğum hissine kapılmıştım. uzun zaman öncesinde kalması gereken birçok anı, o an da zihnimde canlanmıştı. onları hatırlamamak için uzun mesailer yapmama rağmen meğer her ayrıntı, tüm tazeliğini koruyarak aklımın dip köşelerinde yıllardır durmaktaymış.             hatırlamamam gerekiyordu. daha çok küçüktüm. beş, bilemedin altı yaşında bir çocuğun bu denli net hatıralara sahip olması şaşılacak şeydi doğrusu. hayat kadar zihinde yapboz gibi parçalardan oluşan büyük bir resim gibiydi. parçaları birleştirdiğin vakit, karşına çıkan resmi gördüğün an yolun sonuna da gelmiş oluyordun.           &nb...

Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !