× "

sergüzeştin özeti

" arama sonuçları

ey güzeller güzeli sevgili gel!..

    ilk yaratılan nur o'nun nurudur. o zuhur etmezden evvel gündüzün geceden, baharın da kıştan farkı yoktu. iyilikler, kötülüklerle iç içe; akıl nefse yenik, ruh da bedenin esiri idi. varlığın sırrını keşfedip akla yüksek hedefler gösteren, düşünceye kapılar açıp insanın ebedlere namzet olduğunu âlemşümul bir dille haykıran o'dur. her şey gibi zaman da gerçek manasını o güzeller güzeli sevgili’yle bulmuştur. bizim için çok mühim, bereketli ve feyiz dolu günler vardır. bunlardan bazıları, inananlar için tam bir bayramdır. her hafta cuma günü yaşanan sevincin daha büyük çapta kurban ve ramazan bayramlarında da yaşanması bundandır. fakat bütün insanlık, hatta bütün bir varlık âleminin bayramı sayılan mübarek bir gün daha vardır ki, o da allah rasûlü’nün dü...

ey güzeller güzeli sevgili gel!..

ilk yaratılan nur o'nun nurudur. o zuhur etmezden evvel gündüzün geceden, baharın da kıştan farkı yoktu. iyilikler, kötülüklerle iç içe; akıl nefse yenik, ruh da bedenin esiri idi. varlığın sırrını keşfedip akla yüksek hedefler gösteren, düşünceye kapılar açıp insanın ebedlere namzet olduğunu âlemşümul bir dille haykıran o'dur. her şey gibi zaman da gerçek manasını o güzeller güzeli sevgili’yle bulmuştur. bizim için çok mühim, bereketli ve feyiz dolu günler vardır. bunlardan bazıları, inananlar için tam bir bayramdır. her hafta cuma günü yaşanan sevincin daha büyük çapta kurban ve ramazan bayramlarında da yaşanması bundandır. fakat bütün insanlık, hatta bütün bir varlık âleminin bayramı sayılan mübarek bir gün daha vardır ki, o da allah rasûlü’nün dünyayı ...

ey güzeller güzeli sevgili gel!..

ilk yaratılan nur o'nun nurudur. o zuhur etmezden evvel gündüzün geceden, baharın da kıştan farkı yoktu. iyilikler, kötülüklerle iç içe; akıl nefse yenik, ruh da bedenin esiri idi. varlığın sırrını keşfedip akla yüksek hedefler gösteren, düşünceye kapılar açıp insanın ebedlere namzet olduğunu âlemşümul bir dille haykıran o'dur. her şey gibi zaman da gerçek manasını o güzeller güzeli sevgili’yle bulmuştur. bizim için çok mühim, bereketli ve feyiz dolu günler vardır. bunlardan bazıları, inananlar için tam bir bayramdır. her hafta cuma günü yaşanan sevincin daha büyük çapta kurban ve ramazan bayramlarında da yaşanması bundandır. fakat bütün insanlık, hatta bütün bir varlık âleminin bayramı sayılan mübarek bir gün daha vardır ki, o da allah rasûlü’nün dünyayı teşrif buyur...

ey güzeller güzeli sevgili gel!..

ilk yaratılan nur o'nun nurudur. o zuhur etmezden evvel gündüzün geceden, baharın da kıştan farkı yoktu. iyilikler, kötülüklerle iç içe; akıl nefse yenik, ruh da bedenin esiri idi. varlığın sırrını keşfedip akla yüksek hedefler gösteren, düşünceye kapılar açıp insanın ebedlere namzet olduğunu âlemşümul bir dille haykıran o'dur. her şey gibi zaman da gerçek manasını o güzeller güzeli sevgili’yle bulmuştur. bizim için çok mühim, bereketli ve feyiz dolu günler vardır. bunlardan bazıları, inananlar için tam bir bayramdır. her hafta cuma günü yaşanan sevincin daha büyük çapta kurban ve ramazan bayramlarında da yaşanması bundandır. fakat bütün insanlık, hatta bütün bir varlık âleminin bayramı sayılan mübarek bir gün daha vardır ki, o da allah rasûlü’nün dünyayı teşrif buyur...

ey güzeller güzeli sevgili gel!..

ilk yaratılan nur o'nun nurudur. o zuhur etmezden evvel gündüzün geceden, baharın da kıştan farkı yoktu. iyilikler, kötülüklerle iç içe; akıl nefse yenik, ruh da bedenin esiri idi. varlığın sırrını keşfedip akla yüksek hedefler gösteren, düşünceye kapılar açıp insanın ebedlere namzet olduğunu âlemşümul bir dille haykıran o'dur. her şey gibi zaman da gerçek manasını o güzeller güzeli sevgili’yle bulmuştur. bizim için çok mühim, bereketli ve feyiz dolu günler vardır. bunlardan bazıları, inananlar için tam bir bayramdır. her hafta cuma günü yaşanan sevincin daha büyük çapta kurban ve ramazan bayramlarında da yaşanması bundandır. fakat bütün insanlık, hatta bütün bir varlık âleminin bayramı sayılan mübarek bir gün daha vardır ki, o da allah rasûlü’nün dünyayı teşrif buyur...

ambalajlar ve içinde kalmayanlar

bilinmezin peşinde seyahat eden bir sergüzeşt gibi nereye gittiğini bilmeyen veya nereye gitmesi gerektiğini sergüzeştin ne haritası olur ne pusulası ustanın dediği gibi kim bilir nerede ne yapmakta şimdi çareyi herkes gibi kaçmakta bulmuştu herhalde soldaki melekler cildlerce kitap çıkarıyordu güzel yüzlerin ucube kalplerine hapsolamazdı ya bu mahpes daraldıkça o boğulacaktı sonun da kaçtı iyi de etti artık bizlere ait bir değer de değildi gerçi kimi zaman kimimize uğrar da hala kimileri sorar ya hani kaldımı böyle insanlar dünyada masumiyetimiz bizlere ne kadar kırgın olsa yine de küslüğünü bir yeni kırgınlığa kadar tamir edebiliyor kirlenmemek için kaçıyor kirli beyinlerden ve kalplerden kötü ruhlarımız içinde nefes alamıyor boğuluyor kaçamazsa bazen aheste bazen anide...

yanılmışların yandığı mevsimdeyim

yanılmışların yandığı mevsimdeyim. kelimeler tanıklık ediyor yaşarken döktüğüm gözyaşlarıma. unuttuğum bütün yolları tekrar deniyorum. ve aşkın acemice verilen cevaplarını gözlerimde taşıdığım asilikle örtüyorum. kışın yüklendiğim hüznüm şimdi kalbinin önüne yığılıyor. kendi mahkememde yıllara meydan okuyan sessizliğimi yenemiyorum.aşkın muhatabı ben değilim. ben, içinde bulunduğum hayallerimdeyim. gelmedin… gelmezdin… bilirim senin en uzağın bendim. tarafından adım adım uzaklara itildim. şimdi kelimeler ektim sayfalara. büyütüp gönderiyorum sana. işte, ayağı aksayan bir sitem daha… sırılsıklam olan hicran durmuyor avuçlarımda. düşünce zincirimden bir halka daha düşüyor. yıllanmış firakları silkeliyorum. zaman ne çabuk mazileşiyor. yine kara kalemler adımı sensizliğe kazı...

gönülce

gönülce“çekildi sular kalkalım gayrı gönültamamdır bu bağda hasret ikmalimizvefa, yangın yemiş bir semtten artık külkendini üflemeye yok mecalimiz.”( ömer lütfi mete)her yaratılmışın en saklısı, en mutenası, en haşmetlisi olan sen. bazan şuh bakışlı bir dilber olup, uzak diyarlara sürgün eden, bazan salkım söğüt ufuklarımı tülleyen. varlığını bildiğimiz, bilip te görmediğimiz tüller ardındaki saklı güzellik. sen olmazsan solar tabiatın gül bahçesi. susar gülbanklar. çetrefilli tüm güzelliklerin efsunlu yurdu..sen kalbin neresinde, hangi haritasında mekan tutar, hangi şahikada çiçek açarsın? ey ahar yüzlü levhalara yazılmış sır. kalplerin güvertesine konan ey zümrüt-ü anka. sebepsiz gülüşlerin dergahı. hayat ağacımıza konan garip selva kuşu.seni tanımak ,seni bilmek ne müşkül......

beş şehir / ahmet hamdi tanpınar

    ankara: ahmet hamdi tanpınar,  “deneme” alanında yazdığı “beş şehir” adlı kitabında ilk olarak “ankara”yı anlatıyor. başkentimiz ankara, yazara göre birçok devirde anadolu’nun kaderini değiştiren bir şehir olmuştur. topraklarından birçok uygarlık gelip geçen ankara üzerine ahmet tanpınar şöyle der: “yaşanmış hayat unutulmuyor, ne de büsbütün kayboluyor, ne yapıp yapıp bugünün veyahut dünün terkibine  giriyor.”     ankara, etiler, firikyalılar, lidyalılar, romalılar, bizanslılar, selçuklular, osmanlılar ve günümüz türkiye’sinde hep bir kale konumunda olmuştur. romalılar doğuya karşı anka...

kelayna/kanka

dedi ki;         "onu beklerken yaşadıklarım, tehir ettiklerim, vaz geçtiklerim hepsi hani şu hep merak ettiğim kurşunun soğukluğunu vücudumda hissetmemi sağladı. malcom'la birlikte büyüdüğümüzden midir nedir, hep bir kurşunun soğukluğuyla düşmek isterim toprağa. ama sanırım benim duam buaralar biraz daha metafizik açıdan gerçekleşip canımı yakıyor ve böyle giderse malcom'un değil niyazi'nin yanına gömecekler beni.          sanki baştan hislerimin sıcaklığıyla acısını anlayamadığım, daha sonradan da soğukluğu içimin ısısına yenik düştüğünden kızgınlaşan kurşunlar var içimde beceriksiz oprasyonlardan arda kalan. senelerdir beklemeye alıştığım, hattaki gelmesinden korkmaya başlayıp kendime ...

emirdağ lâhikası’nı nasıl okumalı?

metin karabaşoğlubediüzzaman said nursî’nin talebeleriyle ve başkaca bazı zevat ile yazışmalarını içeren lâhikalar, risale-i nur ile temsil edilen iman hizmetinin serencâmını gösterdiği gibi, hayata dair birçok ders ve ölçü içerir. barla lâhikası’ndan başlayarak emirdağ lâhikası’nın son cildine kadar uzanan bu mektuplar, zor bir zamanda imana ve kur’ân’a hizmeti hayatının öncelikli gayesi edinmiş her mü’min için bir yol haritası gibidir. bu yolda neler yaşanır, hangi sınanmalara maruz kalınır, hangi badirelerden geçilir, bu badireler karşısında nasıl bir ruh halini kuşanmak gerekir gibi nice sorunun cevabını bu lâhika mektuplarında bulmak mümkündür. yine bu mektuplar, “mü’minin ferasetinden korkunuz” hadisine m...

o’nun iklimi bizim özümüz ve canımızdı

bizimle aynı memeden süt emmeyenler ne yudumlarlarsa yudumlasınlar, biz hemen her zaman hiç kimsenin duyup tatmadığı hazlarla soluklanır, gözlerimizi açıp kapar ve cennetlerdeymişçesine düşündüğümüz, arzu ettiğimiz, istediğimiz, elimizi uzattığımız hemen her şeye ulaşır ve âdeta hep rüyalar âleminde dolaşırdık.. neden olmasın ki, içimizde sen vardın; zaman, mekân ve bunlara bağlı her şey de bize yârdı. ne zaman gönüllerimizde seninle münasebete geçsek, birden âdî ahvâl ve düşüncelerimizin üstünde senin âhenkli, hülyalı ve aydınlık dünyan tüllenmeye başlar, his ve heyecanlarımızı şahlandıran o esrarlı hayat sergüzeştin bizi, olduğumuz yerden, sana vâsıl olacağımız şehraha ulaştırır; o yolla tâ hak kapısının önüne götürür, bize mekân üstü teşrifat salonlarında firdevs koltukları gibi minde...

biliyorum sen bana la diyorsun

  albatroslar üzgün bu limana ay doğmuyor ağlayarak açıyor akşam sefası yirmidördü tamamladığında zaman yelkovan elle tutulamayan kor olunca kendini öldürür akrep artık palmiyeleri ayaklarından sulayalım sergüzeştin devinimsiz paragrafında kalmıştık devam edelim darbukanın sesi çengiyi oynatsın ney ıslak sesinle karışsın kanım usulca deryaya gecenin bir/isinde karanlık tünellerden aydınlığa çıkmayı ümit ederken kalemi kırmasından korkuyorum nilüferin kambur kaldırımları evim diye yatanların üzerine doğuyordu güneş batırdım perdenin ardına biliyorum kapalı ve kırgındır adıma yüreğin...   18.07.2006 mehmet türkmen...

yanılmışların yandığı mevsimdeyim.

yanılmışların yandığı mevsimdeyim. kelimeler tanıklık ediyor yaşarken döktüğüm gözyaşlarıma. unuttuğum bütün yolları tekrar deniyorum. ve aşkın acemice verilen cevaplarını gözlerimde taşıdığım asilikle örtüyorum. kışın yüklendiğim hüznüm şimdi kalbinin önüne yığılıyor. kendi mahkememde yıllara meydan okuyan sessizliğimi yenemiyorum.aşkın muhatabı ben değilim. ben, içinde bulunduğum hayallerimdeyim. gelmedin… gelmezdin… bilirim senin en uzağın bendim. tarafından adım adım uzaklara itildim. şimdi kelimeler ektim sayfalara. büyütüp gönderiyorum sana. işte, ayağı aksayan bir sitem daha… sırılsıklam olan hicran durmuyor avuçlarımda. düşünce zincirimden bir halka daha düşüyor. yıllanmış firakları silkeliyorum. zaman ne çabuk mazileşiyor. yine kara kalemler adımı sensizliğe kazı...

ya muhammed

yıllar geçiyor ki, yâ muhammed,aylar bize hep muharrem oldu!akşam ne güneşli geceydi;eyvah o da leyl-i mâtem oldu! .......................................... allah için ey nebî-yi mâsum,islâm’ı bırakma böyle bîkes,bizleri bırakma böyle mazlum.” (m. akif) bir zamanlar içimizde sen vardın, varlığın sayesinde her şey büyülü ve her şey çok güzeldi. belki bazen bir kısım kopuklukların yaşandığı ve davranışların sevimsizleştiği, tavırların kabalaştığı, ses ve solukların hırıltıya dönüştüğü de olurdu; ama, hemen arkasından sen’in dünyandan gelen ışık ve esintilerle bütün bu olumsuzluklar silinir gider, düşünce ve his ufkunda sadece sen ve sen’in o rengârenk atmosferin tüllenmeye başlardı. ufukların kararması, ruhları hafakanların sarması, sen’in bütün gönüllerd...

Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !