× "

toprak yemek istiyorum

" arama sonuçları

aylin kotil 'benzin istasyonlarında serinledim'

aylin kotil’e artık “yürüyen kadın” diyorlar. yüzde 10 seçim barajının kaldırılması konusunda duyarlılık oluşması için istanbul’dan ankara’ya yürüdü. eski eşi mustafa sarıgül ile birlikteyken politika ile ilgili konularda pek aktif olmayan kotil “politikacı eşi olarak ön plana çıkmak istemedim. bir ailenin içinde bir kişi politika yapıyorsa, diğeri yapmamalı. ben verdiğim destekle çok faaldim. ama eski eşimle hâlâ evli olsaydım yine de baraj için yürürdüm bu dönem” diyor   defne samyeli / milliyet.com.tr    yürüyen kadın, üç hafta kızgın asfalt üzerinde geçen y...

ben de mutlu olmak istiyorum

biliyorum mutsuz olan tek kişi ben değilim. dünya benim etrafımda dönsün istemiyorum, ben sadece çoğu insan gibi herşeyin yolunda gitmesini ve hayatın yaşamaya değer olduğunu görmek istiyorum. sizce yaşamaya değer mi? ne olursa olsun.. her ne kadar olumsuzluklar arka arkaya gelse de herşey üst üste gelse de hayat güzelmi gerçekten? bence o kadarda güzel değil. ailem olmasa hayat beni nereye götürür ve yaşama isteğim ne derece olur bilmiyorum. sadece ailem için varım. onları çok seviyorum.  ailem de olmasaydı hele ki annem ailemizin en ama en önemli direği.. kimseyle konuşmak, görüşmek istemiyorum. etrafımda insan görmek istemiyorum. yalnız kalmaya o kadar ihtiyacım var...

patates

hayatta beklenmedik şeyler olabilir ve ne zaman kimin başına ne geleceği bilinmez.  ajansların durmadan telafuz ettikleri global ekonomik kriz  kimi ne kadar, nasıl  etkiledi? paylaşmak istediğim tarifler sadece düşük maliyetli değil, kolay, pratik ve lezzetli.  mutfağınızın ekonomik sıkıntıda olması da gerekmiyor, herkesin evinde  bulunabilen malzemeler ile kısa sürede hazırlanabilecek yemekler, tatlı ve börekler. bu konuyu açmayı planladığımda evde hayatınızı kolaylaştıracak ipuçlarından bahsedebilirim diye düşünmüştüm.  hemen aklıma düşen şu oldu: mantıklı düşünmenin, mantıklı davranmanın iş hayatında olsun veya ev ortamında olsun insana pratiklik katar.   pratik olmak, bir iş...

gündelik hayatta yemek ve içmek üzerine

osmanlı imparatorluğu'nda kuruluş ve yükseliş döneminde gündelik hayatta yemek ve içmek üzerine osmanlı imparatorluğu, yediyüz yıla yaklaşan ömrünün yanısıra geniş bir alana yayılmış topraklarıyla üzerinde konuşulurken genellemelerin yapılmasının çok zor olduğu bir devlet. osmanlı imparatorluğu'nda gündelik hayatta yemek içmekten söz edildiğinde, okuyucunun aklına haklı olarak, "imparatorluğun neresinde?" ve "ne zaman?" soruları gelir. bir tarih öğrencisi olarak genelleme yapmanın zor olduğunu, hatta daha doğru bir deyişle, doğru olmadığını biliyorum. ancak konunun geniş bir zaman ve zemini kapsaması açısından bunlara başvurmaktan kaçınılmayacağını da görmekteyim. herkes zamanın ve mekanın e...

çiftçiler aramızda

çiftlik dönüşü 'toprağı öpmek' toprak sergen'le röportaj yapacağımız zaman, daha 'ne haber', nasılsın demeden, "arkadaşlar! yumurtanın fiyatı yüz elli bin lira olmamalıymış, bunu anladım orada!" dedi. muhsin'le birbirimize bakıp ufak bir sessizlikten sonra, "kaç lira olmalıymış?" diye sorduk, "on milyon filan olmalı; burada bedavaya yaşıyorsunuz," dedi. o zaman anladım ki, işler sandığımızdan daha karışık! ünlüler çiftliği'nin 'konsepti' kulağa ilk çalındığında ümit vaat ediyordu. yani orada ünlüler ve kendini ünlü hissedenler dağ başına kapatılacak, keçi besleyecek, süt sağacak, elektrik yok, su yok, televizyon, telefon, internet yok, para yok vesaire yok; bir arada hayat geçire...

mazimi geri istiyorum

                 yıllarca büyüklerimden dinlediğim, zar-zor hatırladığım kadarıyla da bir bölümünü yaşadığım, dinlerken eyvah dediğim, yaşarken ise hep yakındığım, şimdi düşündüğümde ise zor geçen ama mutlu olduğum, sıkıntılı günlere sabırla göğüs gerdiğim o eski yıllarımı geri istiyorum. hiç hatırlamıyorum ya; kerpiçten yapılma, ama çok sağlam, çatısı dam olan, ama hiç akmayan, ataerkil-kalabalık bir ailenin yaşadığı, ama tüm fertlerinin küçük şeylerden mutlu olduğu, elindekilerle yetinmeyi bilen, kanaatkar insanların yaşadığı küçük bir evde doğmuşum ben. yıllar...

doyduktan sonra yemek

insan olarak şu kuralı bir an bile hatırımızdan çıkartmayalım: doyduktan sonra yediğimiz her fazla lokma ile hırsızlık yapıyoruz. açların hakkını yiyoruz, muhtaçların hakkını yiyoruz...bir örnek vereyim: on kişilik bir yemek sofrası düşünün, on kişiye yetecek ekmek, yemek, tatlı var. sofra başındaki on kişiden ikisi, gerekenden fazla yerse ne olur? geride kalan sekiz kişinin haklarını yemiş olurlar.evet, doyduktan sonra yemek bir hırsızlıktır, haksızlıktır, ahlâksızlıktır.türkiye denilen bir ülkenin vatandaşlarıyız, bu ülkenin nimetleri (sofrası) yetmiş iki milyon insanı doyurmaya yeter. şu andaki durum nedir?.. iki milyon kişi çok aşırı şekilde yiyor, beş milyon kişi gerekenden fazla yiyor... geride kalanlar yeteri kadar...

gündelik hayatta yemek ve içmek üzerine

gündelik hayatta yemek ve içmek üzerine osmanlı imparatorluğu, 700 yıla yaklaşan ömrünün yanı sıra geniş bir alana yayılmış topraklarıyla üzerinde konuşulurken genellemelerin yapılmasının çok zor olduğu bir devlet. osmanlı imparatorluğu'nda gündelik hayatta yemek içmekten söz edildiğinde, okuyucunun aklına haklı olarak, "imparatorluğun neresinde?" ve "ne zaman?" soruları gelir. bir tarih öğrencisi olarak genelleme yapmanın zor olduğunu, hatta daha doğru bir deyişle, doğru olmadığını biliyorum.ancak konunun geniş bir zaman ve zemini kapsaması açısından bunlara başvurmaktan kaçınılmayacağını da görmekteyim.herkes zamanın ve mekanın etkisi altındadır.imparatorluğun ilk günlerini son günleriyle bir tutmak, imkansızından öte akıldışıdır.zaman hükmünü uygular derler....

kalbim in içi (ölmek istiyorum bazen)

dün akşam banyo aynasının karşısına geçip gök mavisi gömleğimin düğmelerini üstten alta doğru yavaş yavaş açarken aynadaki yüzüme baktım ve daldım, gözlerimi kırpmadan yüzüme bakarken gömleğimi çıkarmışım, derimi soymaya başlamışım, boynumun altından göbek deliğime kadar derimi ortadan ikiye ayırdım, kaburgalarım görünüyordu aynada, sol göğüs kafesimin kemiklerini aheste aheste sol elimle kırıp kopardım, her kırılıştaki ses banyoda yankı yapıyordu, kopan her kemiği lavabonun içine bıraktım, kafamı kaldırdım ve aynada kalbimi gördüm, sol elimle tuttum, sağ elimle üstündeki tabakayı yüzdüm onu da lavaboya attım.kalbimin içine baktığımda olması gerekenin ne olduğunu bilmiyordum ama gördüğümde anladım, aynaya biraz daha yaklaştım, lavabonun üzerine hafifçe eğildim, içerisi karma karışıktı, çar...

açlığa direnen asalet ( zeynel toprak )

akşam geride kalmış, vakit gece yarısını bulmuştu. şehir erken uyanma hevesiyle yıldız desenli örtüsünü üstüne çekerek çoktan ölüm sessizliğine bürünmüştü. karanlık kat kat sarmıştı ev ve sokakları.   bugün olduğu gibi her akşam asfalt değmemiş sokaklara hasretle bakar, “ne zaman bu karanlık sokaklar da benim ülkemdeki gibi aydınlanacak?” diye düşüncelere dalarım. ne var ki ne sokaklar ışığa kavuştu ne de benim ışığa olan hasretim bitti. şöyle, sokak lâmbalarından süzülen ve dolunayın aydınlığına karışan ışık tayfları altında yürümek, sonra bir bardak çay içmek için bol ışıklı kamelyanın altına oturup ‘siyah incilerim’ dediğim öğrencilerimle sohbet etmek ne güzel olurdu! ne güzel olurdu onlarla geceye gündüz rengi çalmak…   heyhat ki burada y...

istiyorum

    az buçuk delirmişim,malum dönmüş dolaşmış aynı yerde bulmuşum kendimi.bu durum benim noronları harekete geçirip bende asabiyet yaratmış. freud amca ; her zaman ki gibi sen haklısın. sabah sabah id ' i mi ; küçük çocuklar gibi yerde tepinip ağlarken buldum. ' niye ağlıyorsun ? ne istiyorsun ? sevgili id ' im ' dedim hala duyduklarım şokundayım,öyle cevaplar verdi ki kendimi burda buldum. bakın neler istiyor id'im ;   geçici mevsimlik işçi statüsünden kurtulup 657 ' li olmak istiyorum, george bush' da dahil olmak üzre herkesin fikrini ve zikrini bilmek istiyorum,  bütün devlet işleri transparan olsun istiyorum, faili meçul cinayetlerin failleri bulunsun istiyorum, teknoloji bu kadar hızlı gelişmesin istiyorum ( yetişemi...

şakşuka (meze)

  malum sıcaklar bastırdı, trabzon öyle kırk derecelerde olmasa bile sıcaklığıyla yinede bunaltıyor, üstüne bir de nemini eklersek !  allah tarafından iyiki deniz yerleştirilmiş buraya :) urfa da çok sıcaktı ama en azından nemi yoktu, o yüzden fırat nehri yetiyorda artıyordu oraya          yaklaşık bir aydır her hafta sonumuzu denizde geçiriyoruz. yarın büyük ihtimalle yine orda olacağız. her gittiğimizde yanımızda mutlaka yiyeceklerimiz, pastalarımız poğaçalarımız oluyor. günün büyük bir bölümü orda geçince mecburen çocukları doyurmak için böyle atıştırmalıklarımız oluyor. beni sık sık takip eden arkadaşlarım bilirler benim unutkanlığımı, toprak kaselerimi o ağırlıklarına rağmen nasıl unuttuğumu , mis kavunumu koca pazarda nasıl unut...

ana gibi yar olmaz.senin gibi anne bir daha dünyada varolamaz.

anneciğim, olarak başlıyorum satırlara.senin en sevdiğin kelimeyle..hani sana alelade herkesin annesine seslendiği gibi 'anne' dediğimizde yüzümüze bakmazdın,sinirlenirdin'anneciğim' dediğimiz vakit yüzümüze döner o vakit gülümser ve o vakit ilgilenmeye başlardın..o kelimeye alıştırmıştın hani kelimelerin en güzelinee..işte bu defa alışkanlıktan diil bu kelimenin güzelliğini taa içimde hissederek sesleniyorum sana anneciğim!  an.ne.ciğim?..(bu kelimede bi çok kelime saklıydı bir anlık olduğumuz vede bu dünyada neci olduğumuz sorusu).bana çok şey anlattın anneliğinle hala anlatmaktasın...ve ömrüm boyunca anlatacaksın sessiz olsamda..gözlerin dahi konuşmasa ben yine...

beş güzel bir arada - cinque terre

bu tatilde de anladım ki ben tam bir deniz tutkunuyum. on günlük italya gezisinin ana teması toskana idi. ama ben 5 gün kaldığım ve adım adım gezdiğim toskana bölgesinden önce, heyecandan daha fazla içimde tutamıyacağım cinque terre'yi anlatmak istiyorum. burada yalnız bir gün geçirdik, on güne bedel bir gün. modern dünyadan soyutlanmış bir yer. insanların günlük problemleri denizin ve kayalıkların arasında kaybolmuş gitmiş, herkes yüzünde mutluluğa hipnoz edilmişcesine bir ifade ile geziniyor. italya'nın fransa ile kıyılarını paylaştığı akdeniz'in adı burada ligurian denizi olmuş ve ligura ismi aynı zamanda italya'nın kuzey batısında bir bölgeye de verilmiş. burada ne rönesans'ın doğumundan bir iz ne de gezilecek bir müze v...

çocukluğumu geri istiyorum

  çocukluğumu, kendimi geri istiyorum. o masum, heyecan dolu, gülmeyi seven, hareketli, yaramaz aysun’u özlüyorum. şimdi nerelerde olduğunu bilmediğim çocukluk dostlarımı arıyorum. büyümek bu kadar sancılı geliyorsa insana, ben zamanı geri çevirmek, yeniden doğmak ve hep çocuk olarak kalmak istiyorum. gelecek kaygısı olmadan yaşamak istiyorum. evimizin arka bahçesinde kurulu salıncağıma tekrar binmek, havalanabildiğim kadar yükseğe çıkmak istiyorum. yeniden babamla uçurtma uçurmak, komşularımızla beraber hıdrellez ve doğum günümü çayırlarda kutlamak istiyorum. tüm mahalleyle birlikte deniz kenarına gitmek, ağaçların altında piknik yapmak istiyorum. "hıyarı sadece eşekler yer" dediği için küstüğüm, çocukluk arkadaşım nuran’la yine o tatlı kavgalarımızı yapmak i...

Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !