× "

zelzelenin eş anlamlısı

" arama sonuçları

17 ağustos marmara depreminin düşündürdükleri

ey akıl sahipleri ! ibret alınız !   kainatta her şey, her hadise birer kelime, birer satır, birer kitap hükmündedir. her şey manidarlık makamındadır. fakat insanın nefsi, zahire baktığı için; aklı sönük bir cep feneri hükmünde olduğu için, bazen tesadüfe, tabiata, şuursuz sebeblere verebilmektedir.   nasıl ki, gözümüz görebilmek için ışığa, güneşe muhtaçtır. aklımızda bilmek ve anlamak için vahyin ışığına, kur’anın güneşine muhtaçdır.   25. sözde kur’anın tarifi yapılırken şu ifade kullanılır:   “sutur-u hâdisatın altında muzmer hakaikın miftahı..”   her hadise bir satırdır, birer c...

1 9 1 4 mü?

  sarıpınar, gitmesek de görmesek de bizim olan, kasabalardan… mış 1914’te. yani günümüzle alakası olmayan birtakım olayların olduğu bir yer. dile kolay 100 sene bu; hiç benzer mi o günler bu günlere! oyunun anlatıcısı -ve aynı zamanda 5 ayrı karakterine bürünen oyuncusu- da böyle bir giriş yaparak rahatlatıyor bizi ki; daha rahat gülelim! sahne, sofra etrafında âlem yapan –deyim yerindeyse patlayıncaya kadar içen- sırtı peklerle açılır. ilerleyen dakikalarda öğreniriz ki; kasabanın ileri gelenleri, kasabanın eşrafı ömer bey’in bağ evindedir. olmazsa-olmaz çengi de başköşede kıvırmakta, sırtı peklere cilve yapmaktadır. en çok da ortada oturan da...

17 ağustos marmara depremi

ey akıl sahipleri ! ibret alınız ! kainatta her şey, her hadise birer kelime, birer satır, birer kitap hükmündedir. her şey manidarlık makamındadır. fakat insanın nefsi, zahire baktığı için; aklı, sönük bir cep feneri hükmünde olduğu için, bazen tesadüfe, tabiata, şuursuz sebeblere verebilmektedir. nasıl ki, gözümüz görebilmek için ışığa, güneşe muhtaçtır. aklımızda bilmek ve anlamak için vahyin ışığına, kur’anın güneşine muhtaçdır. 25. sözde kur’anın tarifi yapılırken şu ifade kullanılır: “sutur-u hâdisatın altında muzmer hakaikın miftahı..” her hadise bir satırdır, birer cümledir. içinde, altında ör...

17 agustos 1999 marmara depremi

ey akıl sahipleri ! ibret alınız ! kainatta her şey, her hadise birer kelime, birer satır, birer kitap hükmündedir. her şey manidarlık makamındadır. fakat insanın nefsi, zahire baktığı için; aklı sönük bir cep feneri hükmünde olduğu için, bazen tesadüfe, tabiata, şuursuz sebeblere verebilmektedir.  nasıl ki, gözümüz görebilmek için ışığa, güneşe muhtaçtır. aklımızda bilmek ve anlamak için vahyin ışığına, kur’anın güneşine muhtaçdır. 25. sözde kur’anın tarifi yapılırken şu ifade kullanılır: “sutur-u hâdisatın altında muzmer hakaikın miftahı..” her hadise bir satırdır, birer cümledir. içinde, altında örtül...

anaksimandros

anaksimandros (anaximandros) kimdir? ilk filozoflardan ikincisi anaximandros'tur. o da miletli. thales'ten sonraki kuşaktan. onun öğrencisi, sonra da ardılı (halefi) olmuş. güneş saatini bulduğu, ilk haritayı çizdiği söylenir. “peri physeos= doğa üzerine”adlı bir yapıtı varmış. bu konuda bu adla yazılmış ilk yapıtmış bu. anaximandros da thales gibi, arkhe sorunu üzerinde durmuştur. o da var olanların kökeninin, anamaddenin ne olduğunu soruyor. ona göre ilkmaddenin sonsuz, tükenmez olması gerekir, çünkü ilk- madde sonsuz yaratmasında sınırsız ve tükenmez olduğunu gösteriyor.sonsuz kavramını ilkin açık olarak belirleyip, bunu maddeye yükleyen anaximandros olmuştu...

anaksimandros (anaximandros) kimdir?

anaksimandros (anaximandros) kimdir? ilk filozoflardan ikincisi anaximandros'tur. o da miletli. thales'ten sonraki kuşaktan. onun öğrencisi, sonra da ardılı (halefi) olmuş. güneş saatini bulduğu, ilk haritayı çizdiği söylenir. “peri physeos= doğa üzerine”adlı bir yapıtı varmış. bu konuda bu adla yazılmış ilk yapıtmış bu. anaximandros da thales gibi, arkhe sorunu üzerinde durmuştur. o da var olanların kökeninin, anamaddenin ne olduğunu soruyor. ona göre ilkmaddenin sonsuz, tükenmez olması gerekir, çünkü ilk- madde sonsuz yaratmasında sınırsız ve tükenmez olduğunu gösteriyor.sonsuz kavramını ilkin açık olarak belirleyip, bunu maddeye yükleyen anaximandros olmuştu...

risale-i nur külliyatından sözler- ondördüncü söz sayfa(163-175)

hâtime[gafil kafaya bir tokmak ve bir ders-i ibrettir.]ey gaflete dalıp ve bu hayatı tatlı görüp ve âhireti unutup, dünyaya talib bedbaht nefsim! bilir misin neye benzersin? deve kuşuna... avcıyı görür, uçamıyor; başını kuma sokuyor, ta avcı onu görmesin. koca gövdesi dışarda. avcı görür. yalnız o, gözünü kum içinde kapamış, görmez.ey nefis! şu temsile bak, gör:nasıl dünyaya hasr-ı nazar, aziz bir lezzeti, elîm bir eleme kalb eder.meselâ, şu karyede (yâni barla’da) iki adam bulunur. birisinin yüzde doksan dokuz ahbabı istanbul’a gitmişler, güzelce yaşıyorlar. yalnız birtek burada kalmış. o dahi oraya gidecek. bunun için şu adam istanbul’a...

müfsidlerin teknik imkânlarla yaptıkları külli ifsadatına karşı

asrımızda hayat-ı içtimaiyeyi ifsad eden müfsidlerin teknik imkânlarla yaptıkları külli ifsadatına karşı hz. bediüzzaman’ın birkaç ikazı:“ … nasılki bir cazibedar, sefihane ve sarhoşane şaşaalı bir eğlence bulunsa, çocuklar ve serseriler gibi büyük makamlarda bulunan insanlar ve mesture hanımlar dahi o cazibeye kapılıp hakikî vazifelerini ta'til ederek iştirak ediyorlar; öyle de, bu asırda hayat-ı insaniye, hususan hayat-ı içtimaiyesi öyle dehşetli fakat cazibeli ve elîm fakat meraklı bir vaziyet almış ki; insanın ulvî latifelerini ve kalb ve aklını, nefs-i emmaresinin arkasına düşürüp pervane gibi o fitne ateşlerine düşürttürüyor.” (k:104)&ldqu...

müfsidlerin teknik imkânlarla yaptıkları külli ifsadatına karşı

asrımızda hayat-ı içtimaiyeyi ifsad eden müfsidlerin teknik imkânlarla yaptıkları külli ifsadatına karşı hz. bediüzzaman’ın birkaç ikazı:“ … nasılki bir cazibedar, sefihane ve sarhoşane şaşaalı bir eğlence bulunsa, çocuklar ve serseriler gibi büyük makamlarda bulunan insanlar ve mesture hanımlar dahi o cazibeye kapılıp hakikî vazifelerini ta'til ederek iştirak ediyorlar; öyle de, bu asırda hayat-ı insaniye, hususan hayat-ı içtimaiyesi öyle dehşetli fakat cazibeli ve elîm fakat meraklı bir vaziyet almış ki; insanın ulvî latifelerini ve kalb ve aklını, nefs-i emmaresinin arkasına düşürüp pervane gibi o fitne ateşlerine düşürttürüyor.” (k:104)&ldqu...

anaksimandros (anaximandros)

ilk filozoflardan ikincisi anaximandros’tur. o da miletli. thales’ten sonraki kuşaktan. onun öğrencisi, sonra da ardılı (halefi) olmuş. güneş saatini bulduğu, ilk haritayı çizdiği söylenir. “peri physeos= doğa üzerine”adlı bir yapıtı varmış. bu konuda bu adla yazılmış ilk yapıtmış bu. anaximandros da thales gibi, arkhe sorunu üzerinde durmuştur. o da var olanların kökeninin, anamaddenin ne olduğunu soruyor. ona göre ilkmaddenin sonsuz, tükenmez olması gerekir, çünkü ilk- madde sonsuz yaratmasında sınırsız ve tükenmez olduğunu gösteriyor.sonsuz kavramını ilkin açık olarak belirleyip, bunu maddeye yükleyen anaximandros olmuştur. ancak, anaximandros anamad...

"volkanık arıza"

                    volkanik araziyıllar evvelisinde, erzurumun hasankale ilçesinde zelzele olmuş.ankara,dan mühendisler ve jeologlardan kurulu bir heyet hasankale,ye gelmiş,zelzeleyi ve sebeplerini incelemişler,sonra bir de halka soralım demişler ve yaşlılardan çağırmışlar.celadetli simasıyla meşhur mehmet efendiye sormuşlar.-siz söylermisiniz,hasankale,nin tarihinde bu tür zelzeleler var mıdır-bu zelzelenin sebebini her hangi bir nedene bağlıyormusunuz,mehmet efendi,evvelce bazı şeyler görmüştü.mesala hasankale,ye tayin olunan kaymakam,etrafta bataklık yapan sıcak su kaynaklarının üzerini kapatmış,üstelik kaynak deliklerinin üzerine beton döktürmüştü.onun halk görüşü ile zelzelenin birinci sebe...

on dördüncü sözün zeyli

on dördüncü sözün zeylişu sûre katiyen ifade ediyor ki, küre-i arz, hareket ve zelzelesinde vahiy ve ilhama mazhar olarak emir tahtında depreniyor, bâzan da titriyor. mânevî ve ehemmiyetli bir cânibden, şimdiki zelzele münâsebetiyle altı yedi cüz'î suâle karşı, yine mânevî ihtar yardımıyla cevapları kalbe geldi. tafsîlen yazmak kaç defa niyet ettimse de, izin verilmedi. yalnız icmâlen, kısacık yazılacak. birinci suâl: bu zelzelenin maddî musîbetinden daha elîm, mânevî bir musîbeti olarak, şu zelzelenin devamından gelen korku ve me'yusiyet, ekser halkın ekser memlekette gece istirahatini selb ederek, dehşetli bir azab vermesi nedendir? yine mânevî cevap: şöyle denildi ki: ramazân-ı şerîfin terâvih vaktinde, kemâl-i neş'e ve sürur ile, sarhoşçasına, gayet heveskârâne ...

ifadet-ül meram işarat-ül i'caz

ifadet-ül meram işarat-ül i'caz kur'an-ı azîmüşşan bütün zamanlarda gelip geçen nev'-i beşerin tabakalarına, milletlerine ve ferdlerine hitaben arş-ı a'lâdan irad edilen ilahî ve şümullü bir nutuk ve umumî, rabbanî bir hitabe olduğu gibi; bilinmesi, bir ferdin veya küçük bir cemaatin iktidarından hariç olan ve bilhassa bu zamanda, dünya maddiyatına ait pek çok fenleri ve ilimleri câmi'dir.bu itibarla zamanca, mekânca, ihtisasça daire-i ihatası pek dar olan bir ferdin fehminden ve karihasından çıkan bir tefsir, bihakkın kur'an-ı azîmüşşan'a tefsir olamaz. çünki kur'anın hitabına muhatab olan milletlerin, insanların ahval-i ruhiyelerine ve maddiyatlarına, câmi' bulunduğu ince fenlere, ilimlere bir ferd vâkıf ve sahib-i ihtisas olamaz ki, ona göre bir te...

on dördüncü söz

on dördüncü söz      elif lâm râ. bu öyle bir kitaptır ki, her işi hikmetle yapan ve her şeyden hakkıyla haberdar olan allah tarafından ayetleri sağlam şekilde tanzim edilmiş, sonra tafsilâtıyla açıklanmıştır. (hûd sûresi: 1)          [kur'an-ı hâkim’in ve hakikî müfessiri olan hâdisin bir kısım yüksek ve ulvî hakikatlerine çıkmak için teslim ve takvası noksan olan kalplere yardım edecek basamaklar hükmünde o hakikatlerin bir kısım benzerlerine işaret edeceğiz ve hatimesinde bir ibret dersi ve bir inayet sırrı beyan edilecek. o hakikatlerden haşir ve kıyametin benzerleri, onuncu söz'de, bilhassa dokuzuncu hakikatinde zikredildiği için tekrara lüzum yoktur. yalnız sair hakikatlerden numune olarak "beş...

on dördüncü söz 2

hÂtime 16 gafil kafaya bir tokmak ve bir ders-i ibrettir. ey gaflete dalıp ve bu hayatı tatlı görüp ve âhireti unutup, dünyaya talip bedbaht nefsim! bilir misin, neye benzersin? devekuşuna! avcıyı görür, uçamıyor; başını kuma sokuyor, ta avcı onu görmesin. koca gövdesi dışarıda; avcı görür. yalnız o, gözünü kum içinde kapamış, görmez. ey nefis! şu temsile bak, gör, nasıl dünyaya hasr-ı nazar, aziz bir lezzeti elîm bir eleme kalb eder. meselâ, şu karyede, yani barla'da, iki adam bulunur. birisinin yüzde doksan dokuz ahbabı istanbul'a gitmişler, güzelce yaşıyorlar. yalnız birtek burada kalmış. o dahi oraya gidecek. bunun için şu adam istanbul'a müştaktır. orayı düşünür, ahbaba kavuşmak ister. ne vakit ona denilse, "oraya git"; sevinip gülerek gider. ikinci adam ise, yüzde dok...

Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !