Uzun bir yol /Kısa bir hayat

4/25/2007 - Sorgulayan Zihnin Karadeliği ; Keşke

Kategori: Dolma kalem

Sorgulama ;şeytanla yapılan bir samba dansıdır.Hızla döner ,coşkuyla yükselir ,hüzünle sarmaş dolaş yeryüzüne süzülürsün.Bulursun , kaybedersin , yakalarsın ve kaçırırsın.Dans bittiğinde yanında yine şeytan mevcuttur.Tam boy görünüm için tıklayın


Ama sen yüzleşmişsindir.

  Yüzleşmede, eyvah; şeytan işi telkari bir kolye gibi boynunu süsler.Örgüsüne bakınca hakikatini unutursun.Keşke ile inşa edilmişmiş bütün muhteşem saraylar ,iskambil kağıtlarından yapılmış sanat eserleri misali anın rüzgarı ile mahvolmaya mahkumdur.Bir ırmakta iki kere yıkanamazsın.

  Keşke bir uluhiyet kalkışmasıdır.Yeniden yaratma ve daha iyisini halk etme iddiasıdır.Yaşadığımız bütün keşkeleri kabuklarından sıyırdığımızda elimizde kalan kupkuru bir tanrılık iddiasıdır.

  Geçmişi sorgulayan zihin ya bakar ve bulunduğu yere geri döner -teslim olmuş bir kul ise azık torbasına  ya nedamet ya da ibret doldurmuştur- ya da gittiği yerde yeniden bir inşaya kalkışır. Oysa hakikat zamandan münezzeh olması itibari ile  yeniden inşaya müsait değildir.Yaşanılan yaşanmıştır ve kaydedilmiştir.Geçmişte olanı seyretmek yerine yeniden kurmaya çalışmak burada varlığından bahsedilen iki şeyden birisinin hakikatinin değiştiği varsayımını içerir.Ya yaşanılan unsurlar değişmiştir ; olaylar , eşyalar , ötekiler var olan tün diğer bileşenler bir başkalaşıma uğramıştır yahut yaşayan başkalaşmıştır.Yaşanılan unsurların başkalaşması yaratılmanın biricik ve eşsiz olması gerçekliğine aykırı olması nedeni ile mümkün değildir.Sorgulayan zihin başlı başına bizatihi başkalaşmış gözükmektedir.İşte tam bu noktada bir çatallaşma baş göstermektedir.Yaratılmış olanın bir diğer yaratılanı noksansız anlaması mümkün olabilir mi.Bir kez yanılmış olanın ikinci bir kez yanılma ihtimali daima mevcuttur.Geçmişi bir kez hatalı yaşayan kişinin de ikinci kez yeniden hatalı yaşaması  kuvvetle muhtemeldir.Hem değişmekte olan zihnin mükemmeliyet  merhalelerinde tekamülünün bütünü ile göreceli olacağı aşikardır.

 Yalan neden günahtır.Elbette ibadetlerde ve yaratıcının yasaklarında bir illet aranmamalıdır.Yaratıcıyı , -haşa- evimin sedirine uzanmış bir bilge kişi olarak  indirgemeye niyetim yok.Ancak payımıza düşen kadar anlamaya çalışmak boynumuzun borcudur.Diğer büyük günahlarla mukayese edildiğinde yalan göreceli olarak  daha az zararlı ve daha önemsiz bir cürüm olarak rasyonel usumda şekillenmektedir.Çoğu zaman söylenilen yalanlar ne topluma , ne diğer bir kişiye ne de bizatihi yalanı söyleyen kişinin kendisine bir zarar vermiyor gözükmektedir.Öyle ise yalanın günah olmasının sebebi teşrii nedir.Hırsızlık , cinayet , zina , içki , kumar ve zulüm ile kıyas edildiğinde yalanın diğerlerinden farklı gözüktüğü aşikardır.Hele de halk arasında beyaz yalan olarak adlandırılanları göz önüne aldığımızda yeniden bir düşünme ile karşı karşıya kalmak  zorunda kalırız.

 Yalan yeniden bir inşadır özünde.Algıladığımız gerçekliğin yeniden kurgulanarak aktarılmasıdır.Yalan söylediğimizde tıpkı bir büyücü gibi kelimeleri sihirli birer değnek olarak boşluğa savurur , külçe , külçe altın olarak karşımızdakinin ayakları dibine sereriz.Gözü yanıltmış hakikati tahrif etmişizdir. Yalan büyük bir günahtır , hakikati yeniden inşaya kalkışmak kelimelerle yaratma kalkışmaktır.

 

Keşke insanın kendi kendisine yaptığı bir gözbağı büyüsü , keşke insanın kendine söylediği yalan , keşke şeytanla koyun koyuna uyuyup melek olarak uyanacağına inanma saflığı

 


Çizgi:Kifah Mahmoud

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/5/2006 - Çöpçü Baba

Kategori: Dolma kalem

Şehrimizin en temiz evliyasıdır Çöpçü Baba.Kimse düzeltmeden ben açıklayayım cümle çatısında bir zaman sorunu bulunmamaktadır,Çöpçü Baba yaşayan bir evliyadır bu yüzden dili geçmiş zaman kipi kullanılmamış şimdiki zaman kullanılmıştır.

 

Şehrimizin yaşayan , en temiz evliyasıdır çöpçü baba.Bir menkıbe yazarı değilim bu yüzden Çöpçü Babayı anlatırken çok başarılı olamayabilirim ve biliyorum yaşayan bir evliyanın anlatılması pek olağan bir durum değil /evliya menkıbeleri anonim mahiyet arz etmekte .Kaideleşmemiş istisnalar da elbet mevcut .Yazı çağında pek çok müridan efendisini Evliyalaştırma çabasında mevkuteler hazırlayıp durmakta. Oysa ben Çöpçü Babanın ne müridiyim ne de bağlısı.Hatta onun bir müridinin bile olduğunu sanmıyorum.Kim tahammül edebilir ki bu kadar kokuya.

 

İnsan balık misali her gün yaşadığını idrakten aciz bir varlık.Hani o balıklar denizde yaşayıp suyun ne olduğu hakkında bir şey bilmezler ya sen de her gün şehrinizi temizleyen  Çöpçü Baba dan gafil yaşayıp durmaktasın ey okuyucu.Sana anlatacaklarımdan sonra umarım gözünü dört açar kim temizletiyor kim kirletiyor idrak eder ve belki bir gün bir çöp konteynırının başında Çöpçü Babaya rastladığında gafil davranmaz gidip ellerinden öper duasını alırsın. 

 

Sakın seni suçladığımı sanma ey okuyucu ben de oğlum idrakimi bileyene kadar çöpçü babayı görebilmiş değildim. Hani meşhur  Küçük Prens kitabında Antoıne De Saınt –Exupery   ormanda avını yutmakta olan  bir boa yılanı  resmi gördükten sonra fil yutmuş bir boa yılanı resmi çizip de büyüklere gösterir ya  ;büyüklerin şapka sanıp korkmadıkları resim bir ruh ayıracı olup algımızın frekanslarını değiştirmiştir  ya.Hayatta bu tarz fırsatlar hep olmuştur.Ben birkaç yıldan beri sokağımızdan çöp arabası geçtiğinde oğlumla beraber cama koşup çöp arabasını seyrediyorum.İlk nasıl başladı bilmiyorum ama, oğlum bir gün bile bu ritüeli aksatmama izin vermez .Çöp kamyonunun sesini duyar duymaz bana seslenir be bende onu da yanıma alarak cama dayanır çöpçüleri seyrederim.Sanırım benden önce çöpçü babayı fark eden oğlum oldu ama bana bu konudan hiç bahsetmedi / görünüşte biz onunla homurtulu çöp kamyonunu ve kamyona çöpü yükleyen çöpçüleri seyrediyorduk.

 

Çöpçü babayı ilk fark ettiğimde heyecanla  komşumuz , mahallemizin bakkalı Hacı Hasan amcaya koştum.Ben heyecanla Çöpçü babadan bahsederken o hiç heyecanlanmadı.Oysa temiz bir evliya arayışında olduğunu biliyordum.Son şeyhi halveti şeyhlerinden Hacı Abdullah efendi kendisine şiş sapladığında biraz acıtmış ve bir miktar da gövdesinden kan çıkmasına sebebiyet vermişti.O güne değin şeyhinin yaşayan en büyük evliya olduğuna inanıp her gördüğünü tekkeye çağıran Hacı Hasan amcanın şeyhine itikadı sarsılmış , tekkeye devamla birlikte gizliden gizliye sadece şeyh olmayan bir evliya  aramaya başlamıştı.Hasan amca kuşkulu gözlerle bana bakıp

-Sen bu mübareğin bir kerametini gördün mü ? diye sordu.

-Kendisi ile konuşulunca bir arınmışlık duygusuna kapıldığımı , kötü duygularımın silinmiş olduğunu hissettiğimi söyledim.

-Yaa diyip işine devam etti.

 

Başka ne anlatabilirdim bilmiyorum.Bu kadar pisliği temizlemeye gönüllü olması yeterince büyük bir erdem değimliydi ki.?Siz bir çöpünüzü attığınızda ondan tamamen kurtulduğunuzu düşünür rahatlarsınız oysa o çöp yok edilmemiş sadece uzaklaştırılmıştır.Çöpünüzü binlerce yılda toprağa karışmayan plastik bir poşete doldurup , metal bir çöp konteynırına atmakla onu yok edemezsiniz.Bunun böyle olmayacağını şehrimizde vuku bulan bir çöplük patlaması ile anlamış olmamız icap ederdi.Şehrin yöneticileri çöplüğü şehrin dışına çıkartarak sorunu çözdüklerini düşünmüşlerdi.Böyle olmadığını çöplerin bize olmasa bile mutlaka başka bir insana/canlıya zarar verebileceğini ve belki de kendi öz çocuğumuza zarar verebileceğini bir sohbetimizde bana Çöpçü Baba anlatmıştı.Bu yüzden çöpçü baba  topladığı çöpleri atmıyor onları değerlendiriyordu.Atılmış bir karton kutudan yavru kedilere ev yapıyor,yiyecek atıklarını teker, teker ayırıp kimini kuşlara kimini kedilere, kimini köpeklere pay ediyor , aklınıza gelmeyecek nice tuhaf eşya varsa onları da ibret alınsın diye kuracağı tuhaf atıklar müzesi için ayırıyordu.Kullanılabilecek  evsaftaki çöplerden çeşitli muhtaçlar için çareler üretiyor kullanılamayacak olan poşet vb şeyleri ise yeniden kullanım için eriten fabrikalara satıyordu.Atılmış anılardan ibretamiz hikayeler yapmakta pek bir mahirdi Çöpçü Baba.Atılmış günahlardan beyaz kanatlı güvercin , hınçlardan zeytin dalı , hırslardan gözyaşı  yapar cebinde taşırdı.Hiç bir şeyin israf edilmesine razı olmaz , kirli kalmasını istemezdi.Esasen kirli bir şey yoktur derdi ama ne demek istediğini anlayamazdım.

 

Çöpçü Babadan birkaç yerde bahsetti isem de umduğum iştiyakı göremeyince ondan bahsetmekten vazgeçtim. Bir gün davet edildiğim şatafatlı iftar sofrası sonrası kahvelerimizi yudumlarken evliyaullahtan konu açıldı.Belediye başkan yardımcımız günümüzde yaşanan kirlilikten bahsedip bazı evliyaların yüzü suyu hürmetine yaşadığımızdan bahsedince onun da çöpçü baba dan haberdar olduğuna kanaat getirip.

-Evet bu tarz veli insanlar mevcuttur dedim.

Var ise böyle bildiğiniz mübarek kişiler intisap edelim deyince.Temizlik işlerinde çalışan bir çalışanınız evliyadır deyip Çöpçü Babadan bahsettim.Başkan yardımcısı dalga geç ip geçmedigimi  anlamak için uzun ,uzun yüzüme bakıp , ciddi olduğuma kanaat getirince, ne diyeceğine karar veremeyip.

-Temizlik işleri daire başkanlığımızda bordrolu bir Çöpçü Evliyamız yoktur diyiverdi

 Gülmemek için dişlerini sıkanları ve Başkan yardımcısını sıkıntıdan kurtarmak için dinleyicilerden birisi

-Günümüzde evliya olsa idi muhterem Belediye başkanının yada başkan yardımcılarından birisinin olacağını çünkü halka hizmet gibi ulvi bir görevi yerine getirdiklerini  söyledi.

Tartışmak ,ikna etmek imkansızdı o kadar makam sahibi, okumuş, kendini halka ve hakka hizmete adamış, gayretli kişi dururken bir temizlik işçisinin evliya olması mantıksızdı.

 

İslam dini  akıl ve mantıktan uzaklaştırılıp bir takım mistik unsurlara hapsedilmesi sonucu İslam dünyası atalet içinde kalmış ve batı dünyası karşısında gerilemiştir diyordu bir arkadaş ev sohbetinde.Mesela kuranda geçen  Allah dostu evliyaullah kavramının etrafında oluşan hurafelerden uçan kaçan kişilerden bahsedip doğru Evliyaullah kavramından bahsedince Çöpçü babanın evliya olup olamayacağını sordum.Tağuta karşı mücadele edip etmediğini , islami harekette görev alıp almadığını sordu.Miting meydanlarında görmemiştim kendisini

 

Şeyh ve evliya hususunda uzman olan mutasavvıf dostlarım çok sıradan bir adamın evliya olamayacağı kanaatlerini belirttiler.Evliyadan ders almış kendi mürşitlerini adres gösterdiler.Pek çoğu babadan kalma  esaslı şeyh efendilerdi.Babadan kalma mesleklerin bile kalmadığı günümüzde babadan oğula evliyalık sürüp gitmekte idi.

 

Çöpçü baba ; Nalıncı Baba, Somuncu Baba, Terzi Baba gibi isimleri bildiğimiz ve bilemeyip sayamadığımız sıradan ve yaşarken  şöhreti olmamış evliya zincirinin son halkası olmalı idi.Ölümünden sonra bu şehirde türbesi uzun yıllar halkı irşat etmeye devam edecektir. 

Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/30/2006 - Medeniyetin Kanserli Dokuları :Şehirler

Kategori: Dolma kalem

Ey deprem gel yetiş bu şehirlerin
doğayı çarptıran konumlarına

                                             Mehmet Akif İnan

 

Modern Çağın Kanserli Dokuları :ŞEHİRLER

 26.07.2006

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kanserli hücreleri diğer normal hücrelerden ayıran en önemli özellik anormal bölünme/ büyüme yetenekleridir. Bu büyüme varlık nedeni olan vücudun mahvına karşın devam eder ve vücudun  ölümü ile son bulur.Kanser bencilliğin ,açgözlülüğün ve hırsın mücessem tablosu gibidir ;tıpkı şehirler gibi. Şehir : bir kara delik gibi içine çektiği cisimlerle büyüyen , büyükçe kendi anaforuna kendini çekme tehlikesi ile yüz yüze gelen  bir yapılaşma

 

Ünlü eserinde Platon adaletin kaynağını onu doğuran ihtiyaçlarda / mekanlarda arar ve adaletin iyi yada kötü olduğunu tespit için kurgusal olarak bir şehir  inşa eder. Çünkü şehir  adaletin varlık sebebi olan birlikte yaşamın / yek diğerine ihtiyaç duymanın mekanıdır. Böyle bir şehir inşasına başlanılınca bir süre sonra şehrin temel ihtiyaçlardan , güvenliğe , sosyal ihtiyaçlardan lükse doğru sıralanan ve sonu gelmez bir büyüme iştahına sahip olduğu görülür. Şehir ; ihtiyaçtan fazlasına duyulan istek ve yetinmezliğin, israfın iflah olmaz anıtıdır : Kanserli dokular gibi

 

Gökyüzünden bakılıp modern kentlerin ısı haritası çıkarıldığında şehrin bulunduğu bölgede civarına göre daha fazla bir ısı olduğu görülecektir.Bırakın termografik haritaları kışın çıplak gözle yapacağınız gözlemle bile bu sonuca ulaşabilirsiniz.Boş arazilere yağan kar haftalarca olduğu yerde kalırken evlerin çatılarına yağan kar derhal buhar olup uçmaktadır.Çünkü şehri sürekli enerji harcamakta harcanan enerji sonucu çevresine ısı yaymaktadır.Tıpkı hastalıklı uzuvlarımızın bedende oluşturduğu  ısı misali.Bu yoğun enerji tüketimi aynı yoğunlukta kaynak harcaması yada başka bir ifade ile kaynak israfı ile mümkündür . Ve paylaşımda aslan payını alan şehir geriye kalan bölgelerin güdük ,çorak  ve kıt kanaat  imkanlarla baş başa kalması sonucunu doğurur.Kanserli dokuyu doyurmak uğruna vücudun ellerin ayakların ve sair organların mahvına seyirci olması gibi tüm dünyalı insanlar olarak şehirlerin dünyanın kaynaklarını sömürmesine seyirci kalmaktayız.

 

Kanser  haddini bilmemek sınırları tanımamak , sınır ihlali yapmaktır.Kültür ortamında normal hücreler komşu hücrelere tutunarak hayatlarını sürdürürler.Hücrelerin tutunma/kontak noktalarında (adhezyon) hücrelerde elektronca yoğun bir tabaka oluşur.Bunun neticesinde hücrelerin amipsi uzantılarında yavaşlama ve durma görülür.Buna Kontak inhibisyon denir.Bu mekanizma ile hücre bölünmesi kontrol altında tutulur.Deneysel olarak normal hücreler kültür ortamında iken kendilerine sağlanan ortam şartları ne kadar uygun/optimum olursa olsun  kontak inhibisyon sebebi ile tek tabaka oluşturduktan sonra daha fazla çoğalamazlar. Çünkü bölünmeleri sınırlı sayıda olur.Fakat kanser hücreleri mütemadiyen çoğalarak çok katmanlı düzensiz kitleler teşekkül ettirirler.Bu kanser hücrelerinde kontak inhibisyon kaybı olması sebebi iledir. Modern kentler kendini sınırlayamama hastalığına tutulmuşlardır.Geçmişte 10-15 şehrin yayıldığı alanları günümüzde bir mega şehir kaplayabilmekte ve daha yok mu naralarına devam etmektedir.

 

Şehirler insanlığın dünya üzerindeki seyrinden bir durak sonra  oluşmuş yapılardır.Medeniyetlerin döl yataklarıdır. Kültürün mücessem halidir.El hak doğrudur .Kültür ,medeniyet vb kavramların sorgulanmasını bir yana  bırakıp tarih boyunca şehir realitesini kabulle bu yazı yazılmıştır.Modern şehir tabi dengenin bir unsuru olmaktan çıkarak bir başka gerçekliğe dönüşmüş ve büyüdükçe yok eden ve kendi yok olmasını hazırlayan  bir canavara dönüşmüştür.Kelebekleri çevresine yığan ateş gibi hem cazibesine kapılanları yakıp yok etmekte hem de kendini yakıp yok etmektedir.Küllerinden ne doğacak kimbilir.?

                                                                      

 

                                                                     Ne kadar gezinsem de şehrin tırnaklarında  
                                                                      ölümüm bir bebeğin zarif parmaklarında

Yorum (9) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/11/2006 - Kazanmak Mümkün müdür.?

Kategori: Dolma kalem

İnsan varlığını hissettiği andan itibaren kaybeden bir varlıktır.İlk olarak, sonsuz yaşamı kazanmak için yediği meyva ile Cenneti kaybetmiştir. Kaybettiğinin karşılığı olan elma : onun ömrüdür.Bu sebep ve bilinçtendir ki ilk kaybediş için -alınan ilk nefes için- insan ağlar.Kazanmak; acı veren , ağlatan  bir şeydir, çünkü kaybedileni perdelemektir kazanma dediğimiz sonuç. İlk kaybedişin sırlarını çözemeyen insan daima kazanmak için çabalayıp durur. Ama bu çabalar çıkmaz bir yol , dipsiz bir bataklıktan başka bir şey değildir. Kazanmak insan için bir hülya bir aldanıştır ve bu sebepten ötürü kazanmak için yapılan çaba , kaybetmeyi derinleştirmekten başka bir sonuca yol açmayacaktır.

 03.06.2006

  İnsanoğlu ilk nefesle birilikte kaybedeceği son nefesi harcamaya başlar. Verilenleri harcamaktır , bütün  yaşamı boyunca yaptığı iş . Kazandığını zannettiği her şey bir kayıp karşılığı tecelli eder. Bedel ödenmelidir, mutlaka ödenmelidir. Kanla , terle , çabayla , zamanla , parayla , sevğiyle , öfkeyle bir şeyler kazanırız.Ancak unutulmamalıdır ki kazandığımız  her şey bir kaybımız sonucu gerçekleşir.  Bir bedel sonucu kazanılan şeyin mutlak bir kazanım olduğundan bahsedilebilir mi ?

 

  Maddi yada manevi hedeflerin mihenk noktasından kazanma anlayışını söküp atmak gereklidir.Burada kullanılan maddi ifadesi bile lüzumsuzdur aslında.Çünkü maddi olarak tesmiye ettiğimiz her şey maddi olmayan unsurlarla (çaba , hırs ,inanç , bilgi vs )  elde edilenlerdir.Maddi ve manevi kelimelerinin oluşturabileceği tüm düalist etkilerden de uzak olarak söylediklerimiz alğılanmalıdır.Luzumsuz dahi olsa anlaşılır olması icabı tekrar etmek gerekirse maddi yada manevi kazanım hedeflerimiz özü itibari ile bir aldanışa gebedir.Kazanmak üzere değil Kaybetmemek üzerine olmalıdır tüm planlarımız. Çünkü kaybetmemek bir farkındalık ile mümkün iken kazanma çabalarının başlangıcında körlüğün sonunda ise sarhoşluğun olduğu çokça görülmüştür. 

 

Son nefes son kaybediştir.Son kayıp ile tek kazanımın gerçekleşmesi umudu ile 

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/28/2006 - Asker Uğurlama Törenleri

Kategori: Dolma kalem

"Makasım yok ki biçeyim
Makinem yok ki dikeyim
Askerler talime çıkmış
Oğlumu nasıl seçeyim.

 

Atları var at içinde
Nalı parlıyor kıçında
Askerler türkü söylüyor
Benim oğlum yok içinde"  

/Asker Ağıtı


İki eski araba ile otogara gitmiştik.Ablalarımın ve annemin gözleri yaşlı babam ve diğerleri hüzünlü.Otoğarda en büyük asker nidaları yükselirken kısık seslerle birbirimize hitap etmiş ,son anları hafızalarımıza kazımaya çalışmıştık.Otobüse binerken bir iki damla gözyaşı yanaklarıma süzülmüştü.Ben askere böyle uğurlanmıştım.

Babamın anlattığına göre askere gittiğinde köyde 30 civarı asker adayı varmış.Hep birlikte köy meydanında toplanmışlar.Köy imamı dualar okumuş.Herkes birbirinden helallik almış ve köy çıkışına kadar taze askerlere eşlik edilmiş.Askere uğurlama töreni anadolunun farklı yörelerinde farklı biçimlerde uygulanan yaygın bir tören çeşididir. Örnegin Afyon Başmakçı ilçesinin ritüellerini ilçe müftüsü Müftülüğün Web Sitesinde ifade etmiş.Çanakkale civarında askere gidecekler için köy camisinde yemek verilir.Getirilen örtüler cami halıları üzerine serilir hep birlikte yemek yenilir.Yemek sonrası dua ve mevlüt okunur.Sabah olduğunda gençler köy meydanında toplanılır,helallikler alınırken askerlere harçlık  verilir.

Birbirinden uygulamada farklılık arzetseler de Anadolunun tamamında  yapılan askere uygulama törenlerinde şu ortak yönleri sıralayabiliriz :Ziyaret, Dua, Yemek, Eğlence, Buluşma/ toplanma, Harçlık Verme.Zikredilen bu davranışların tamamının pratik bir karşılığı ,sosyal bir faydası olduğu aşikar. Yardımlaşma , cesaret ve moral verme, Duygusal hazırlık, Manevi duyguların canlandırılması bir çırpıda sayılabilecek sosyal faydalardır.Peki Klaksonlar çalarak büyük şehirleri hercümerc eden nevzuhur Asker Konvoylarının oturduğu temel ne olabilir?.

Bir dönem ülkede yaşanılan gergin terör atmosferinde belirginleşen ve bu ortam içinde belki mazur görülebilinecek bu taşkınlıklar  hız kesmeden devam etmekte ve kanıksanan bir gelenek haline dönüşmektedir.Gece yarıları binlerce kişinin yaşadığı mekanlardan klakson çalarak geçen "en büyük asker çığlıkları atan " kontrolsüz gurupların hallerini itirazsız , sessiz sedasız onaylamakta yada belki bu kalabalakların içerisinde yer almaktayız.Her askerlik celp döneminde şu soruların cevabını bulmaya çalışıyorum.Bu manasız ve gürültülü nümayişleri bir eğlence biçimi olarak görebilirmiyiz?.Yada bu davranışlar bir cesaret aşılama biçimi olabilirmi?.Daha da mühimi bu milliyetçiliğin mi , militarizimin mi yoksa bireysel eğoizimin mi bir aksülamelidir.Yoksa şehrin köksüz ve yönsüz hayatının basit bir izdüşümü mü?

 

*
Yarimin gittiği yollar
Söylüyor yenilmez diller
Yaz gününde açan güller
Yarin kokusuna benzer

 

Sütü de pişirdim ılık
Ciğerim delik delik
Her gün gülüp oynuyordum
Yar gidince bana n’oluk

 

Gene dumanlandı dağlar
Hacı’m bana deyin dağlar
Haftada isterim mektup
Yar bakarsam gönlüm eyler

 

Kafasında var aklı
Alnına düşmüş kekili
Hasan’ı askere yolluyom
Kim olsun evin vekili


*Adana yöresinde genç gelin eşini askere yolladıktan sonra ardından şu şiiri söyler.

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/18/2006 - İŞARET

Kategori: Dolma kalem

13.03.2006Hepimiz işaret çocuklarıyız.İşaretin çocuklarıyız. Varlığımızın anlamı bir şeye işaret ediyor olmamızla eş anlamlı. Kimi zaman konformist bir eda ile köşemize , koltuğumuza , kendi  beynimizin kıvrımlarına gömülsek bile başkaları bizi gördüğünde  bir yol haritası görmekte anlımızın çatında.Biz bir şeye işaret etmekteyiz yada bir şeyin işareti olmuşuz.

 

Söylediğimiz sözler kulaklardan , hatıralardan  uçup gitse de hiç kimsenin beyin zarına yapışıp kalmasa da  bir söz olduğumuz gerçeği değişmiyor.Bir söz ama söylenilmiş son söz değil , olsa olsa söylenecek başka sözlerden önce söylenilmiş  söz olabiliriz ; bir önsöz;Takdim.

 

Perde açıldı ve döküldü sahneden kelimeler.Artık gayrısının önemi yok    


Çizgi:Hasan Aycın


Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/19/2006 - Akrep

Kategori: Dolma kalem

"Düşlerinden uyandığında kocaman bir kayayı buluyor üzerinde.Uğreşıyor uğraşıyor kaldıramıyor yerinden."

                                               

                                                                      -I-

                                                               #Hayranlık#

Düş gibi oldu anımsamak eski günleri.Keşf ve sadakat niyetine hatırlamalı insan.

Kayayı kaldırdığımda bir dünya keşfediyorum.Yeşil renklerinden mahrum bitkiler ve sağa sola kaçışan envai çeşit börtü böcek.İçlerinden kıymetli bir parçayı fark etmemek imkansız.Akrep;  minik bir akrep.Değerli bir antikayı bir köylünün evinde bulan kolleksiyonerin açgözlülüğüyle kolaçan ediyorum etrafı.Kabir aleminin kapısı bilerek kaldırdığım taşın altından kırkayaklar , ten böcükleriyle birlikte kaçışıp gidiyor anlama çabalarım.Şimdi şehvetli kılıcıyla meydana inme vaktidir Aklımın.

  Tecessüs keskin bir kılıç .Bazan mahrem dünyaların kapılarını parçalayor sert darbelerle ve bazen elbise düğmelerini açıyor titreyen parmaklarla.Şimdi  elimdeki bir ağaç dalına dönüşmüştür tecessüs ,kaçmasına imkan tanımaz mağrur Akrep in.Akrep bu meydan okumaya kıskaçlarıyla karşılık veriyor.

Kendine hayran bırakıyor.

Bir mızrak gibi kullanarak elimdeki  ağaç dalını üzerine doğru hucum ediyorum.Kılıç kalkan ekibinin yavan gösterilerine benzemiyor akrebin cevabı.Bir haçlı seferine daha hucum emrini vermiş Sultan Selahaddin gibi sert ve onurlu saldırıyor.İşte bu diyorum Modern  dünyaya başkaldırının timsali...

Minik bir Akrep bir deve karşı cesurca savaşıyor 


"Günah bir mızrak boyu yaklaştırılan Güneş gibi yakıyor ciğerlerimi

Su içsem derman olurmu.?"

                                                    -II

                                                      korku

Büyük resim için tıklayınız

 Korkularınla yüzleş , onlarla şavaş ,seni tehdit eden ne varsa üzerine git diye telkinlerde bulunuyor modern psikoloji. Oysa ben yüzleşmenin nasıl bir benzeşme aldatmacası olduğunu anlayacak yaştayım.Ne zaman biri "iyiliğimi istese" buz kesiyor gövdem ve ruhum ateşli kollarda boncuk boncuk terlemekte. 

 

Günah bir mızrak boyu yaklaştırılan Güneş gibi yakıyor ciğerlerimi

Su içsem derman olurmu.?

Bazan bırakıyorum kendimi insan ırmağının azgın sularına , hergün ten ile yapılan bitevi yolculuklarda.İçinizden birisi olmak adına gülümsediğimde utanıyorum kendimden ;nafile

Topal bacakla nereye diye dikiliyor karşıma ;Şeytan

Elimde kadın saçlarından yapılmış bir mızrak.

Mızrağımla yeniden savaşa tutuşuyorum akrebimle.Azıcık parmağıma doğru yakınlaşsa yüreğim korkudan davul gibi gerilmekte ama korku dalgası geri çekilir çekilmez saldırılarım yeniden başlıyor.Yüzleşme derdim yok korkuyorum, korkularımla karşı karşıya , baş başbaşayım.Korku ve anlama çabası başbaşa

 Sıcak yerlerde yaşayanları , cesametçe çok iri olmayanları, daha kıvrak ve daha zehirli  olur.


                                                  -III-

                                      Tecessüs

"Kılıç üşürüp cenk tutalım.Akşam olunca yarin koynunda yaralarımıza merhem sürelim."

 

Hayranlıktan korkuya, korkudan mereka, meraktan şehvete açılan bu yolculuklardan bu cenk ten sıkılıyorum en sonunda.Bütün gel-git duygular çekilip yerini öfke , sabırsızlık ve kan isteğine bırakıyor.Minicik boyuyla  bana kafa tutan akrebin tam gövdesine saplıyorum mızrağımı.Akrebin kalın kabuğunu katman , katman delerek  toprağa saplanıyor ağaç dalı.. Önümdeki vahşet manzarasından tiksinip ayağımla bastırarak eziyor ve toprağa gömüyorum : Akrebi.

Aşağıda arkadaşlar takıp kurmuş maç yapıyorlar.Belki kaleci falan lazım olur.  


"Kadını keşfeden kendini keşfeder.Minik parmaklarından başlayıp gezintiye , herbir durakta bir düğümü çözerek bednden ruha seyahate çıktığında insan ; toprakla cennet arasında gel-gitler.Kadının teni balçık , kaburgalarından boynuna, boynundan topuğuna uzun bir yolculuk

 

                                                  -IV-

                                                 Seyr

 Uşaklar muhkem kapılarını kapattığında , yalılarında , köşklerinde saraylarında hanımlar , hanımağalar , beyler , beyzadeler yabancı bir ses bir nefes bir tıkırtı duyasıya kadar eman içindeler. Göz kapaklarını kapattığında , tinerci çocuk , evsiz dilenci ve akrep sarmaş dolaş , koyun koyuna bekliyorlar ; hazırkıta..Mezarlıktan geçse insan , ölüler tedirğin , insan ürkek , akrepler köşelerinde sakin.Yutunca şehir önüne geleni kent meydanında mezarlıklar ; tiyatro sahnesi ölüler korkuyla seyretmekte : Akrepler özel locada.Tüm dünya bir mezarlık şevişin kemiklerinizi kütürdete kütürdete kıskaçları Akrebin kıskaçları Kalbinizin üzerinde.

Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/30/2006 - Ahmaklar Ülkesinde

Kategori: Dolma kalem

İnsanoğlu aklı ile şişindikçe şişiyor ama aklı onu sürüklüyor kölelik uçurumuna 


"Çinde saray büyücüleri Krala a gelip büyük felaketi haber vermişler.Yakında bir bulut Çin ülkesine gelecek 40 gün 40 gece yağacak kim bu sudan bir  damla bile içerse delirecektir.Kral hemen buyruklarını verir; saraya büyük sarnıçlar yaptırır.Bu sarnıçları temiz su ile doldurur.Halkı tellallar vasıtasıyla uyarır.

 Çok geçmeden beklenen yağmur yağmaya başlar:Günlerce haftalarca yağar.Birkaç gün sonra halkın elindeki sular tükenmeye başlar.Zaten kimi meraktan kimi yanlışlıkla pek çok kişi çoktan bu sudan içmiştir bile.Bir müddet sonra su stoğu tükenen tüm halk bu sudan içer ve kehanette olduğu gibi delirirler.

 Çaresiz olayları seyreden Kral Halkın delirmesiyle Ülke yönetimini tamamen elinden çıkarmış olur.Artık buyruklarını dinletecek bir tek akıllı adam bile bulmak zorlaşmıştır.Halk kralın  buyruklarını dinlemek bir yana toplanıp sarayın etrafında saraydakilerle deli ,deli diye dalga geçmeye  başlayınca ,Kral tüm saray ahalisini toplayıp buyruğunu verir.

-Hep beraber bu delirten suyu içeceğiz"   . 

 

Firavunlar ülkesinde Musa olmak büyük suç.Nemrudun putlarını kıran İbrahim ,İbrahim i ateşe atan sessiz kalabalıklar.Herkes Mersine giderken tersine gidene iyi gözle bakılmaz.Mersin 'e niçin gitmeliyiz diye sorulmaz."Bu gidiş nereye" sorusunun tercemesini yapmak şaire düşer :

"durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak

haykırsam kollarımı makas gibi açarak"

                                     N.F.Kısakürek

 

Ahmaklar ülkesinde akıllı Kral olsaydınız ne yapardınız.?


Hamit Akçay

Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/30/2006 - "İBRAHİM İÇİMDEKİ PUTLARI DEVİR"a.halet.çelebi

Kategori: Dolma kalem

İnsan tanrısıyla sevişsin ister.Alsın tanrısı onu koynuna oynaşsın ister.Koca memeli bir tanrıdan kim hoşlanmazki.Hazzın doruklarında yaşatmalı insanı tanrısı ve hazzın dorukların da iken tanrım der insan ne kadar da yücesin.

hititlilerin tanrıları böyle sevilesi tanrılardı ama en şehvetli tanrı yunanlıların payına düşmüştür. Şehvetin doruklarında dans eden yunanlılara da kösnül tanrılar yakışırdı doğrusu.Yaşamlarından tanrılar üretmede maheretliydi egeli komşularımız.Ve tanrıları ile yaşarlardı esrik 

Tarih boyunca çok tanrısı oldu insanın acıktı tanrı yaptı insan,susadı tanrı yaptı,korktu yine tanrıda buldu çaresini.Fakat kureyşliler kadar pratik tanrısı olan topluma da az rastlanıldı.Helvadan tanrı yapardı mekkeliler ve acıkınca yerlerdi tanrılarını.Karın doyuran tanrıları vardı çöl insanının. 

Bozkırın insanları vahşi yaşamlarının boşluğu doldurmak istercesine korkulası tanrılar edindiler.Korkmak cesaretin aynasıydı çünkü.

İnsan tanrısı olsun ister.İnsan bu isterde ister.bir tanrısı olsa ikincisi olsun ister.ikinci olsa üçüncüsünü ister ,çok tanrısı olsa daha çoğunu ister,kendi tanrısı başkasınınkinden çok olsun ister.sonra başlar tanrılarıyla sidik yarışına girmeye.

Tanrıları kaça ayrırabiliriz sorusunun cevabı meçhul ancak, tanrı bağlamında insanlar çoğunlukla iki kutba ayrıldı.Tanrı yapıcılar ve tanrıtapıcılar .Tanrı tapıcılara hep bir tane lazım olmuştu tanrı.Tanrı tapıcıların tanrısı ise kendisiydi. 

Modern insanın tanrı tasarımlama yetisi zayıf, tanrıları ise çeşitli oldu.Geçmişin kral tanrılarını küçümseyen modern insan patron dan, amire,müdürden memura tanrısı bol bir yaşam sürmekte.

insan tanrısıyla sevişsin ister.alsın tanrısı onu koynuna oynaşsın ister

insan tanrısıyla sevişsin ister ve insan seviştiği tanrı olsun ister

Yorum (12) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/14/2006 - BAŞIMIZ SAĞOLSUN ?

Kategori: Dolma kalem

Taziye merasimlerinde ve taziye haberlerinde hep bir sıkıntı yaşarım.Cümle alemin dilinde aynı replik "Başınız Sağolsun".Aynı ifadeyi kullanmasam sanki eksik bir iş yapılmış gibi bir ortam oluşuyor,mesela islami geleneğe uygun bir şekilde varlığın ve ölümün hakikatini anımsatan (inna lillahi ..)* ayetini okursam ilim sahibi kişiler dışında bir garipseme sezinlerim,başın(ız) sağolsun terkibini tek başına kullanmak ise bana zül geliyor.

 

Hasan Aycın KarikatürleriDüşünün kişi canım, ciğerim, vazgeçilmezim dediği birisini yitirmiş,eşi ,annesi yada çoçuğu olabilir bu, biz ona önemli değil , sen sağsınya , boş ver,sen sağ ol yeter özetle:başın(ız) sağolsun diyoruz.Toplumumuz hakkında kafa yoran pekçoklarına göre (örneğin Alev Alatlı)toplumumuz ölü olanı ,ölümü sever  ,(yine Alev Alatlının deyimiyle Nekrofil) bir toplumdur.Bu sağ olmayı kutsama anlayışı,geleneği istisna mı? Acaba nedir bu geleneğin kökeni ve sebebi.Türk kültür tarihinin derinliklerinde yatan hedonizim mi, yaşamı kutsama anlayışımı, aptalca bir yanlışlık mı ; nedir?. Bilinçli mi bilinçdışı mı?.Oysa sosyal hayatımızın diğer vechelerinde rastladığımız diğer terkipler hep yerli yerinde hep bir bütününlük içinde.Örneğin  yola çıkana güle güle deriz,iyi bir yolculuk yapmasını umarak,geride kalanlara, hoşçakal deriz yerli yerinde.Gurbete, askere yada mahpusa göndermiş ise kişi yakınını ,Allah kavuştursun diye temennimizi iletiriz. 

 

Konuyu irdeleyeyim istedim farklı taziye ifadelerimiz varmı diye bakındım ama henüz bir kaynak bulamadım. Ama aklımada takılmıyor da değil. niçin tüm toplum bir taziye merasiminde pek çok anlamlı,hikmetli kişiyi hem teskin ettirecek hemde acısını paylaşacak ifadeler kulanmak yerine aynı ifadeleri biteviye tekrarlıyor. Bilen varsa beri gelsin 

 

 

*İnna lilahi ve inna ileyhi raciun:Allahtan geldik yine dönüşümüz onadır.

Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->
Google

Kendini Bil

BURNUNUN UCUNU GÖREMEYEN KENDİNİ NE BİLSİN.

SEÇKİ

TEP
Beyan
Dar Vakit
Ahir Zaman
İnsan Vakfı
40 İkindi
CEmaAT
ARtezYen
Jelezorukov
MilkBoy
Patikalar
Dergibi
MorTaka
Gezginler
(A.C.Z) Zarif Adam
OtuzuncuHarf
N.Marmara
Antiemperyalizim
KeKeMe
CounterData.com

Internet Marketing
Internet Marketing Counter CounterData.com

Internet Marketing
Internet Marketing Counter
Bloglar Alemi
BlogBul.Com! Blog Hizmetleri