Uzun bir yol /Kısa bir hayat

3/12/2006 - Eski Defter

Kategori: ajanda

Asker e gittiğim zaman, askerlik süresinin hiç bu kadar verimli olabileceği aklıma gelmemişti.Kayıp sekiz ay diye düşünmeme karşın , kazanılan iki sarsılmaz dostluk ve okunan onlarca kitap.Hayatımda ilk kez asker de iken günlük tutmuştum.Bu gün o günlüğü biraz karıştırınca arka kapagına okuduğm kitapları yazdığımı gördüm.

Acemi birliğinde şu kitapları okumuşum:The return of native(Thomas hardy),Beşinci Dağ(Paulo Coechello),Matmazel Morolyanın koltuğu(Peyami safa), Kazaklar(Tolstoy), İbişin Rüyası(Tağrık Buğra),Dewil Water(Anya Seton), Çiçekleri Sarıkıza Yedirdim(Nihat Genç), Hiç Bir Şey(Gökhan Özcan), Pride and Prijudice(Jane Austen), Beyaz Gemi (Cengiz Aytmatov), Hür Şehrin İnsanları(Kemal Tahir), Bir Savaş Sonu (Steilberg lenz), Cengizhana Küsen Bulut(Cengiz Aytmatov), Korkunç Yıllar (Cengiz Dağcı), Diriliş(Tolstoy), Secret Garden.

Buna bir de hatim eklemiş olmam en büyük kazancım olmuştu.

 

 

Yorum (20) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/10/2006 - Duvarın Altında Kalmak

Kategori: ajanda

Girizgah:

Cuma selasının okunmasına az bir zaman kala evinden çıkarken bahçe duvarının bir tarafından yıkılmış olduğunu gördü Kazım dayı.Kendileri elbet dayım olmaz eski köylü-yeni şehirli bizlerin taifesinde belli bir yaşı geçmiş ama  Şeytanında bacağını kıramamış sıradan kişiler : Dayı dır.Hani sakal bırakıp ulema takımına öykünse hacı,hoca deriz.Yada Paranın gözünü çıkarıp mercedes le dolansa bey yaparız , ağamız olur.Bunu da geç bir partinin ilçe teşkilatında ufak bir onbaşılık alıp gereğine göre fötr, gereğine göre kasket yada ne bileyim fes taksın ona göre isimlendirelim.Ama ötesi "Dayı" nın sınırlarında kalır. 

-Ulan hangi şerefsizin dölü duvarı yıktı

demesiyle anladı ki cürümü ,dar sokaktan dönmeye çalışan kamyonun damperi işlemiştir.Cürüm ortada ama kamyoncu çoktan sırra kadem basmış.Sağa sola devrilmiş tuğlaları topmaya çalıştı ama vakit dar, sela okundu okunacak. Ağzında zehirli harflerden yapılmış küfürler halka halka göğe doğru yükseldi.Yakın camilerlerden yayılmaya başlayan sela sesleri bu arsız terkipleri yıkamaya başlayınca herşeyi olduğu gibi bırakıp camiye doğru yöneldi.

Şehir:

Yapışık doğmuş ve belli azaları mefluç, hilkat garabeti bir-beden-iki-kişidir..Bir yanı bir yere sürüklese diğeri dur gitme der.Modern tıp gibi, şehir tanrılarının tek arzusu birbirinden ayırmaktır bu iki gövdeyi .Ama bilir ki bu ameliye sonu olacak gövdenin.Modern zamanların alemet-i-farikası; şehirler

Mahalle:

Parçalanmış hayatların toplama kampı.Ölümün meleklerin kanatlarından yükselmediği ve doğumun peri kızlarınca ve bir de annelerce sırrı bilinen çiçeklerle bir yükseliş ayininin artık var olmadığı yer.Gerçeği olmayan, düşü olmayan...

Çocuk;

Göçmen kuşlardan bihaber.Yazın düşlerinde devoğlanlarla değil sineklerle düelloya tutuşan

Evcil Hayvanlar:Şehrin iflah olmaz suçluları

 

Kazım dayı Hacı Osmanla karşılaştı  cami yolunda.Hacı Osman evinde kaktüs yetiştiren ,kedileri seven ,denizden ve bir de gelinlerinden hazzetmeyen bir adam.Kazım dayı ve Osman hacı yolboyunca ortaklaşa sövüverdiler ipini koparıp şöför diye dolaşanlara.Cami kapısının önünde yeni kişilerle buluşuldu yeni havadisler dolaştı dilden dile.Duvar meselesini duyanlar üzülme , boşver dediler.Son model lüks sınıf otolarıyla camiye gelen kendi köyünün insanlarını görünce boşversin mi vermesin mi bilemedi; Kazım dayı.

Ezan sesi ile cümbür cemaat camiye geçildi.Kazım dayı içeri girdi ama yıkılan duvarı da dışarıda bırakamadı.Koca duvar Dayı ile birlikte camiye girmeyi başardı.Sadece kazım dayının duvarı olsa iyi hayallerden ,kaygılardan müteşekkil bir devasa yumak caminin içini hıncahınç doldurdu .Öyle ki bu hengameden kendilerine cami içinde yer bulamayan kimi melekler dışarıya çıktılar ve cami dışında saf bağladılar.Caminin içinde bir ortaçağ filozofunun nefesi yayıldı.

 

Hatime:

 Pek çoğu gibi Kazım dayı da kaynatılarak çıkartılacağı ana kadar kendi kozasını rastgele örerdi bazen bir kahve köşesinde bazen mescitte minberin dibinde.Binanın üstüne yeni bir kat  atması gerekiyordu. Ne kadar malzeme gider hesaplamaya çalıştı.İmam minberin önüne geldi Tul-u-emelin traşlı ve iyi giyimli görevlileri cami içine daha bir yayıldı.Kazım dayı usta  yevmiyeleri tahmine çabalarken imamefendi minberin basamaklarından tırmanmaya başladı.Kazım dayı Allah korkusuyla  ilgili bir şeyler işitti ,kafasının içinde gittikçe azalan bir çığlığa dönüştü bu işittikleri.

Evrenin içinde yeni bir evren zamanın içinde yeni bir zaman oluştu.Oğlanın yaklaşan düğünü ve yıkılan duvar Allaha yükselen dua ve niyetler.Okuduğu kağıdı katlayıp cebine yerleştiren imam ve yıkılan duvar.Kiracılardan birinin ödemediği kira parası.Duvarın yıkılması.İmamın aşağıya inmesi.

inmesi.

inmesi

inmesi  

Alınan tekbirler ve yıkılan duvar.Yıkılan duvar ve çatlayan ar damarı .Okunan  subhaneke ,ve kızın bitmeyen istekleri.Yeni atılması gereken kat ve yıkılan duvar.Keşke şu arsayı kaçırmasaydım hayıflanması.En küçüğün okul masrafları ve televizyon kanallarından yayılan sıtma. Yıkılan duvar,yıkılan duvar.

 Tahiyyata oturuş ve herşeyin birbirine karıştığı an.İki yanda melekler durur ve selam verme zamanı.

Önce sağa

-Vay .... kodumun çocuğu 

Sonra sola

-Vay .... kodumun çocuğu

 

 

İnceden inceye bir duman kaplamakta her yeri


Yazan:Hamit akçay

 

Yorum (21) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/2/2006 - Mutluluk Üzerine Aforizmalar

Kategori: ajanda
  • Mutluluk mazi ile ati arasına gerilmiş bir sarkaçtır.Bir ucunda umut diğerinde avuntu vardır. 
  • Mutluluk insanın içinde barındırdığı nazik kelebeğin kayalar ve çalılar arasında kanatlarını koruma çabasıdır.
  • Mutluluk insanın avucunda tutmaya çalıştığı kocaman bir buz kütlesidir.

 

  • Mutluluk cennete duyduğumuz özlemin dünyadaki yansımasıdır.İnsanın paradoksal hayatının sıradan örneklerinden birisi..
  • Mutlulukbir kuştur.Tedirgin ve ürkek yapısı dolayısı ile bir yerde karar kılamaz
  • Mutluluk tehlikeli bir oyundur.Çünkü bedelinin ne olduğu bilinmemektedir.

     

    • Mutluluk hazların ne idüğü belirsiz ortağıdır.
    • Mutluluk toplumun ortasında günah çıkarma eylemidir.İnsanın kendisi olamamasının toplumsal diyetidir.
    • Mutluluk beynini kullanmama erdemidir.
    • Mutluluk insanın kendini aldatabilme kapasitesidir.
  • Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    2/14/2006 - İnsan Toplum Projesi

    Kategori: ajanda

                                                       - I -

    Yaşadığımız çağ bize gereklerini kabul ettirmiştir.Bu yargıyla başlayıp anlama çabasına bir girizgah yapalım.Yaşadığımız çağın bize gereklerini dayatması yanında çağın gerçekleri nedir sorusunu beraberce irdelemek elzemdir.Oysa yaşadığımız çağın gerçeklerini bilmek insan ait gerçekleri bilmek kadar önemli değildir.Ancak sağlıklı siyasal tutum sergileyebilmek açısından gereklidir.

     Toplum projesi sunmak ; ya insanın , yada toplumun değişmez ilkeleri olduğu varsayımını doğru kabul edelirek oluşturulabilecek bir ameliyedir.Tolumun haddizatında bireylerden müteşekkil olması nedeniyle toplumsal değişmez ilkelerden bahsetmek insana ait değişmezleri kabulenmeyi de peşisıra bir sonuç olarak bize dayatacaktır.Bu nokta , bu bakış açısı pozitivist düşünme biçimi için bir sorun oluşturmazken , müslümanca düşünme çabasında olan akıl için çetrefilli bir süreç oluşur.Çünkü müslüman için referans noktaları vardır ve bu referans noktaları bu algılama biçimleriyle örtüşmemektedir.

     Allah(cc) bize ruh hakkında çok az şey bildirmiştir.İnsan ise nihayettinde ruhtan müteşekkil bir yaratılandır.Ruh hakkında çok az şey biliyorsak, insan hakkında bilgilerimiz sınırlı ise nasıl insan hakkında bir toplum projesi tasarlayabiliriz.?Diğer yandan biz bilmekteyizki ne bütün insanlar aynı torna tezgahından  çıkmış gibi standart ölçülerdedir ne de bütün hayatı boyunca aynı kalıbın içinde mücessem olurlar.

      Müslüman dünyanın toplum projelerinin yoğunlaşması gariptir(ve de beklenendir) ki modern ideolojilerin tarassutu sonrasına denk gelir.İdeolojilerin insan toplum projeleri kendi içinde karşıtlarını kendine benzetme sürecini de işletmektedir.Karşı olma red etme söylemi bütün cazibesine rağmen aynı olmanın meşru bir uzantısı olabilmektedir.Tarihsel vakıalar isbat etmiştirki pek çok devrim ,düşman ı olan devletleri mağlubiyeti ardından , devlet olma sürecinde devrim yapılması gereken durumuna düşmüştür.  

     05.02.2006

                                                          

     

     

     

     

                        -II-

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     


    Çizgi:Hasan Aycın

    Yazan:Hamit Akçay


    Yorum (11) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    2/9/2006 - Hikaye

    Kategori: ajanda

    Adam feribottan düşebilirdi.Yerçekimini keşfetmenin tam sırası.Düşmenin yasaları ve adamlık üzerine postmodern bir nutuk.

    Cebimden bir metal beşlik düşse.Düşse çarpına , çarpına dünyanın ciğerlerine, yuvarlanıverse ayak ucuma , yırtıvermeden gönül zarımı.Adamın kafasında şatafatlı bir hayat, ışıltılı bardaklarla beraber , entegre fabrikanın metal kapısı denize düşse , döviz kurlarındaki dalgalanmalar , hisse senetlerinin spekülatif hareketleri , borsadaki son yükseliş nereye düşer.İnat ederler mi ilk yerlerinde kalmakta, yoksa havada yada suda kaybolmayı mı yeğlerler?

     

    Adam dediğim iranlı.Zannımca tüccar

     

     

    ...

    Devamı fırsat bulununca 

    Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    2/7/2006 - GİZLİ MEKTUP

    Kategori: ajanda

         -I-

    Dışa bir tomurcuk gibi patlayabilmek için bir kelimeyi arar durur şair.Aysız , yıldızsız, ışıksız , bir kedi gözü parıltısına muhtaç gecelerde , bir dağ köyünde , elinde denizci feneri karanlığa dalan bir çoban gibi pürdikkat seçer kelimelerini , gizli bir ayin de giz olacakmışçasına. Kurtların uluduğu sarı dağlarda , çıplak ayak gezmeyi öğrenir , elinde bir demet dağ sümbüllü ve göğsünde depreşen kumru yetiştirme arzusuyla muzdarip bir münzevi ;şehir mürtedi.Ağaçların yapraklarını hışırdatan yaz rüzgarlarıyla oynaşır arılar ; çiçekler tohum olur, çeşni olur , bal olur.Hüzün anzer balı , damla damla düşer adamın yüreğine

     Hüzün ve öfke olmasaydı tomurcuk patlamazdı, dualar olmasaydı çoban bir kez daha yatağından doğrulamazdı ,samimiyet terk i diyar eyleseydi boz kayalıkları bu dağlara hiç kumru konmazdı.Gözlerin olmasa bunların hiç biri olmazdı.  

    Kırık bir gülsün sen ;kökleri beynime uzanan.Uzayan bir ışıksın bana ait doğudan kaçışan.Kızıl kıpkızıl bir rengin var ;gül rengi kan rengine karışmış gibi

    Bu kızıl gülün yapraklarından yaptığım yelkenliler sahra çölünde kumlara karışmasaydı, bakışların yunus balıklarınca , bilinmemiş olsaydı , bana doğru sıktığın yumruğun etrafımda infilaklar oluşturmasaydı , kendi vadisine çekilmiş kıl çadırında oturan bir kızılderili olabilirdim.

    Ama sen arzın içinde bir yerde, bir okul kantininde , bir masada oturuyorsun. Siyah zambaklar oluyorsun , uzanıyorsun gözlerime ve ben sevdiğinin saçlarının bir teline dokunmamış tüm aşıklar adına bu kırık gül resmini takdim etmeliyim sana.

                                                

                                            -II-

    Bu oyunu biz yazmadık.Hiç bir oyunu biz yazmadık.Bir oyundan arta kalan kelimeleri defederek beynimden , gönlümden geçiyor öğrenmek  şu soruların cevaplarını

    Hiç okşadımı anan saçlarını.Cebrailin kanadı değdimi gözlerine.Hiç bir kır çiçeğini ezdimi parmakların.Rüyalarında kanatlandımı serazat kartallar

    İnce yağmura ve ince hastalığa tutulmuş bedenim , senin sloganın olsun diye dayanırdı toprağa.Sisli  sonbahar akşamlarında kulağım toprakta yürüyüşünden muştular çıkarırdım. Sıkılmış bir yumruğun gergin damarları olur kulak kesilirdim adımlarına. Biliyorum suçlu bendim.

    Akbabalar cesedimi sürükleyince  daha iyi anladım çölde çiçek açmazmış

    Gözlerin siyah zambaklar olmasaydı , rüzgar taşımasaydı kokunu tüm bunlar olmazdı.Anladım saksıda yetiştirilmemeliydin.Saksıda olmasaydın kırlarda da değil kayalık dağlarda kök salan bir manisa lalesi olsaydın , simsiyah bir lale olsaydın , gözlerine bakmazdım.Köklerine yağmurlarla inmeye çabalardım ve tüm bunlar olmazdı

    Ben hiç bir çiçek görmedim göğsünde isa tasviri , kollarında ikonlar, çatılmış kaşları;yalnız gözlerinde hayat okunan.

    Rüzarga salınmasaydınız, bu kadar çok şeyi bu kadar az bir gayretle ifade etmeseydiniz , ettirilmeseydiniz ; atam YUNUS peygamber gibi pişman , ama yalvaran , ama umutlu olabilirdim.  

    Sen olmasaydın sana adanabilirdim.Yeşil bir çarmıha gerilmeseydi gizemin , siyah bir zambak gözlerine hapsedilmemiş olsaydı, kanımdan çıkan görüntülerden anlamlar çıkarabilirdim.

                                                   -III-

    Kadınların saksağan yuvasını en beğenilen yuva seçtiklerini geç öğrendim.Kara bir dumanın üzerimize çökmüş olmasının parlak nesnelerin değerini arttırdığını da geç öğrendim.Bir genç kızın neden buz kesmiş bir afrodit olduğunu ve pelerinini ve adımlarını nasıl bu kadar ustalıkla yönettiğini güç öğrendim.

    Akıntıya salındığım bir zamandın sen ; umuyordum ki her akan nehir bir denize ulaşır.

    Denizin sen olduğunu, istiridyeyi hiç tanımamış olan benim inci çıkarmak için niçin dibe inmesi  gerektiğini ve neden vurgun yediğini dahi anlamadığını biliyormusun?. Keşke deniz değil de dağ başında ufak bir göl olsaydın.O zaman bir buz kütlesi olan ben ilkbaharın ılık ışıklarında sana doğru ağardım.

    Keşke kutsal yazılardan öğrendiklerimi test etmeseydim.Kutsal bir yazı olduğuna olan inancım hiç sarsılmasaydı.

    Keşke aynı darağacının ipini paylaşmasaydım seninle.Keşke papatyaları bu kadar hoyrat yolmasaydım: Keşke toprak olabilseydim ; zambakların hiç kaçmadığı.Keşke sen bu siyahlığını fabrika bacalarından almasaydın.Keşke ben yağmura sadece arınmak için çıkabilseydim.Keşke bu diyarda nergisler ,yaseminler , salon çiçekleri, kaktüsler , devedikenleri ve zambaklar bir arada olmasaydı.

    Siyah bir zambağa kırık bir gül takdim etmek zorunda kalmasaydım.

     

        


    Yazan:Hamit Akçay 

    Çizgi:Hasan Aycın


    Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    1/16/2006 - İstikamet

    Kategori: ajanda

    Dilimde belli belirsiz sözler

    Kimisi hakikat kimisi yalan

    Dillerim dolaşmadan birbirine

    Hallerimi düzeltmeliyim.

    Sonun Başlangıcından önce

    Doludizgin sana yönelmeliyim.

    Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    12/9/2005 - topal osman

    Kategori: ajanda

    topal osmanın düştüğü yerde

    sarı bir hüzün yatar

    kızıl bir öfke

                  kasım 99 

     

    Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    12/5/2005 - İyi Dilekler

    Kategori: ajanda

    İyi ölümler dileyeceğiz bu yıl birbirimize

    Diz kapaklarımıza ulaşan kan gölünün ortasından

    Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    12/5/2005 - SEÇKİNLER İÇİN.

    Kategori: ajanda

    İf everyone stands on tip-toe nobody can see on better.

    Don Alberto Del Bolero

     

    Yani:

    Herkes parmak uçlarına basarsa hiç kimse daha iyi göremez.

    Everybody is nobody:Herkes hiç kimsedir.

     

     

    Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    <- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->
    Google

    Kendini Bil

    BURNUNUN UCUNU GÖREMEYEN KENDİNİ NE BİLSİN.

    SEÇKİ

    TEP
    Beyan
    Dar Vakit
    Ahir Zaman
    İnsan Vakfı
    40 İkindi
    CEmaAT
    ARtezYen
    Jelezorukov
    MilkBoy
    Patikalar
    Dergibi
    MorTaka
    Gezginler
    (A.C.Z) Zarif Adam
    OtuzuncuHarf
    N.Marmara
    Antiemperyalizim
    KeKeMe
    CounterData.com

    Internet Marketing
    Internet Marketing Counter CounterData.com

    Internet Marketing
    Internet Marketing Counter
    Bloglar Alemi
    BlogBul.Com! Blog Hizmetleri