Uzun bir yol /Kısa bir hayat

1/1/2004 - Adımlar / Jerzy Kosinski

Kategori: edebiyat


(...)
Savaş sırasında güçlükle iş bulunabiliyordu; tarlalarda çalışamayacak kadar çelimsizdim, köylüler çiftlikte çocuklarını yada yakınlarını çalıştırmayı yeğ tutuyorlardı. Yersiz yurtsuz biri olarak herkesin şamar oğlanıydım. Sonunda yanında iş bulduğum çiftçi, eğlenmek için gömleğime yapışarak beni çekiyor ve dövüyordu. Ara sıra kardeşleriyle dostlarını çağırıyor, birlikte oyun oynuyorlardı: Onlardan birkaç adım ötede durup gözlerimi açarak ileri bakarken yüzüme tükürüyorlar, gözüme kaydedecekleri isabet sayısı üzerine bahse tutuşuyorlardı.

Bu tükürük oyunu köyde çok yaygınlaşmaya başlıyordu. Kızların, oğlanların, çiftçilerin, karılarının, sarhoşların ya da içmeyenlerin, herkesin hedefiydim.

Günün birinde mantardan zehirlenen bir çocuğun, köyün en zengin çiftçilerinden birinin çocuğunun cenazesinde bulundum. Herkes bayramlıklarını giymişti, iyi ve alçakgönüllü görünüşleri vardı.

Çukurun başında dikilen yıkılmış babaya bakıyordum. Yeni sürülmüş toprak gibi sapsarıydı yüzü, gözleri şiş ve kırmızıydı. Karısına yaslanıyor, bacakları bükülüyor, adamı güçlükle taşıyabiliyordu. Tabutu çukurun kıyısına bıraktıklarında, cilalı kapağın üstüne kendisini attı, çocuğun kendisiymiş gibi tabutu öpmeye ve onunla konuşmaya koyuldu. Çiftçinin ve karısının yakarmaları sessizliği yırtıyordu, sanki boş sahnede bir trajedi korosu hiç durmaksızın haykırıyordu.

Köylülerin çocuklarına duyduğu sevginin, hayvanlar arasında yayılan ateş gibi denetlenemeyen bir güç olduğunu anladım. Sık sık çocuklarının ipeksi saçlarını okşayan anneleri, çocuklarını havaya atıp tutarak eğlenen babaları görüyordum. Tombul bacakları üzerinde sendeleyen, rüzgarın tokatladığı ayçiçeklerini dik tutan güçten destek alır gibi yuvarlanıp yeniden doğrulan çocukları görüyordum.

Sonra bir gün, umutsuz memeleriyle koca sürüyü birbirine katan, debelene debelene, ağır ağır can veren bir koyun gördüm. Köylüler, hayvanın otlarken bir olta iğnesi ya da cam parçası yutmuş olabileceğini söylüyorlardı.

Aylar geçti. Bir sabah, sığırtmaçlığını yaptığım sürüden bir inek, komşulardan birinin çiftliğine daldı ve ürüne zarar verdi. Durum patronuma bildirildi. Tarlalardan döndüğümde beni bekliyordu. Beni ambara sürükledi, bacaklarım kan içinde kalana dek kırbaçladı. Sonunda, hırsından böğürerek deri kayışı suratıma fırlattı.

Atılan olta iğnelerini toplamaya ve ambarın arkasına gömmeye koyuldum. Çiftçiyle karısı kiliseye gittiğinde gizli yerime süzülüyordum. Taze somunlardan aldığım ekmek içiyle topaklar yapıyordum; her birine de iki olta iğnesiyle cam tozu koyuyordum.

Çiftçinin üç çocuğundan en küçüğüyle oynamayı severdim. Onu sık sık avluda bulur, kurbağa ya da leylek taklidi yaparak kahkahalarla güldürürdüm.

Bir akşam küçük kız göğsüme sokuldu. Ekmek içinden yaptığım topaklardan birini aldım, tükürüğümle ıslattım ve ağzına attığı gibi yutmasını istedim. Durakladığını görünce, bir elma dilimi alıp ağzımın içine koydum, işaret parmağımla ittim ve yuttum. Küçük kız da benden gördüğünü yaparak ekmek topaklarını birbiri ardına yuttu. Yüzüne bakmamak için başımı çevirdim ve babasının kırbacının yakıcılığından başka şey düşünmemeye kendimi zorladım.

O andan sonra, zalim patronlarıma korkmadan bakmaya, sille tokat girişip kötü davranmalarına yol açmaya başladım. En ufak bir acı duymuyordum. Yediğim her kırbaç darbesini, benimkinden yüz kat beter bir acıyla ödeyeceklerdi. Artık kurbanları değildim: Onların hem yargıcı, hem de celladı oluvermiştim.

Bölgede ne doktor vardı, ne de hastane. En yakın demiryolundan da, kırk yılda bir yük treni geçerdi. Gün doğarken gözyaşları içindeki ana baba, soluyup duran çocuklarını kiliseye, kutsaması için papaza götürdüler. Alacakaranlık çökerken, daha da umutsuz, ölüm halindeki çocukları büyü yapan sihirbazların uzaklardaki kulübelerine taşıdılar.

Ama ölüm inatla haracını alıyor ve çocuklar teker teker ölüyordu. Köylülerin bazıları Tanrıya lanet okuyor, fısıldayarak tek evladı Hazreti İsa'yı, böylesine gaddar bir dünya yaratmakla işlediği günahın kefaretini ödemek için kendi eliyle çarmıha gerdiğini söylüyorlardı. Bazı köylüler de, bombalanan şehirlerden, savaşlardan, kamplardan ya da gece gündüz içinde insanların yakıldığı fırınlardan uzak durmak için ölümün gelip köylere yerleştiğini savunuyorlardı. (...)

Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/1/2004 - Edebiyatseverler Buyrun

Kategori: edebiyat

Gussa vü gamdan necati ihtiyat et key sakın

Çoğ ölür kim öldürür yoldaşını yoldaşlar

 

---------------------------------------

Horşid i cihan tabı kızıl mangıra saymaz

İksir i fena talibi kallaşlarız biz.

 

--------------------------------------

Arz idüp neylersin ey dil taze dağın dilbere

Geçmez ol simün berün yanında füls-i ahmere

 

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/1/2004 - KUŞ VE KEDİ(mutlaka okunmalı)

Kategori: edebiyat

KEDİ VE KUŞ/LE CHAT ET L'OISEAU

Bir köy kederler içinde

Dinliyordu ötüşünü bir kuşun

Bu biricik kuşuydu köyün

Buda onun yarısını yutmuş

Tek kedisiydi köyün

 

Artık ötmüyordu o kuş

Kesilmişti miyavlaması kedinin

Bitmişti burnunu yalaması

 

Bütün köy ölüsü için bu zavallı kuşun

Çok güzel bir cenaze töreni düzenledi

Törene çağrılı kedi

Durmadan ağlayan küçük bir kızın taşıdığı

İçinde ölü kuşun yattığı

Samandan yapılmış ufak tabutun

Yürüyordu ardından

Küçük kıza kedi"bilseydim böyle üzüleceğini,

Hepsini yerdim" dedi

Sonra gördügümü söylerdim sana

Onun uçup gittiğini uzaklara

ta dünyanın öbür ucuna,

Geri dönülmeyecek dek uzağa

Az olurdu üzüntün daha

Böylece

Hafiflerdi kederin ve acın

 

Yalnız kişi

Asla yarım yapmamalı bir işi


 

Jaques prevert

Çev:Osman Ülkü

 

"Ne faut jamais faire Les chases a maitie" 


Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/1/2004 - Şiir Hakkında

Kategori: edebiyat

Bakın bundan 700 yıl önce nazım (şiir) hakkında neler söylemiş Şebusteri.Kafiye redif hakkında bir de onun yorumlarına kulak verelim

 

...

Nesren yazmıştım kitaplarımı.

Mesnevi tarzında, vezinli ve ölçülü söz söylemedim hiç

Anlam ne aruza sığar , ne kafiyeye

Hiç bir kaba girmez , hiç bir ölçüye gelmez.

Engin bir deniz küçük bir suya nasıl sığabilir?

Anlam harfle taşınmaz.

 

Düz yazıyla bile ifadede güçlük çektiğimiz anlamları

niçin ölçüye , kafiyeye hapsedelim ki?

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->
Google

Kendini Bil

BURNUNUN UCUNU GÖREMEYEN KENDİNİ NE BİLSİN.

SEÇKİ

TEP
Beyan
Dar Vakit
Ahir Zaman
İnsan Vakfı
40 İkindi
CEmaAT
ARtezYen
Jelezorukov
MilkBoy
Patikalar
Dergibi
MorTaka
Gezginler
(A.C.Z) Zarif Adam
OtuzuncuHarf
N.Marmara
Antiemperyalizim
KeKeMe
CounterData.com

Internet Marketing
Internet Marketing Counter CounterData.com

Internet Marketing
Internet Marketing Counter
Bloglar Alemi
BlogBul.Com! Blog Hizmetleri