ÖYKÜMÖYKÜ
28/6/2007
MARTILAR

Posted in Kar Üstünde Kan Damlası


Kaderlerinde biraz doluca yaşanacak bir aşk ve sonunda da büyük bir ıstırap vardı... Fakat bunu ne o, ne de ötekisi, deniz köpüğü kadar berrak, martı beyazlığındaki sevgilisi dahi bilmiyordu. Sadece alınyazısıydı bu, o kadar.

Alınyazısı!..

Yıldızlar bir başkaydı o gece... Nedense aşk üzerine söyleşmiyorlardı bu akşam. Samanyolu, altın saraya, Gök Tanrı'nın yanına giden yıldız yolu değildi. Sanki eriyip eriyip ayrılıverecek gibiydi. Bu durum, yüreğini hoplatıyordu adamın.

Adam bekledi. Bir bekledi, iki bekledi. Gelecekti... Hani o, Türkmen kızı ne demişti ona? Beraber engin denizleri aşacaktılar. Denizin ötesindeki sırça saraylar, henüz daha kapıları açılmadık som saraylar onları bekliyordu. Mutluluk dolu bir yolculuk, onları bekliyordu.

Çok geçmedi yıldızlar, birer birer sönmeye başladılar. Her sönen yıldız, ağlatıyordu adamı saatlerce. Deniz azmıştı. Adama yapılan ihanete de oldukça kızmıştı. Deniz yükseldi. Tam bu sırada Deniz Tanrısı gözüktü adama. Kırmızı oldu kabardı, mavi oldu söndü deniz. Arada bir yeşil de oluyordu. Adam için ümit kaynağıydı bu! Yeşil murat ve gelecek demekti. Adamın yüreğinde sayısız hayâl panayırları.

Nihayet Demirkazık da söndü. Bu sönüşle birlikte, bütün yıldızlar da kayboldu.

Kıyıda uzanmış, denizle oynaşan Balıkçı köyü pırıl pırıldı. Adam yürüdü. Daha doğrusu, İlahî kuvvet adamı yürüttü. Denizin kızı gelmemiş, onu yine kandırmıştı. Böyle düşündü adam ilkin! Aslında gerçek de buydu. Yalnız deniz azgındı. Fırtına vardı. Adam, Deniz Tanrısı'na meydan okudu. Fırtınaya da aldırmadı, verdi yürüdü. "Sal"ını azgın sulara bıraktı. Sular, adamakıllı yükseldi. O da yükseldi. Denizin kızı yoktu! Denizin berrak köpüğü, kıpkızıldı... Sular, o azgın sular, sapsarıydı. Adam gidiyordu. Sadece dudağında eski bir şarkı vardı. Sonra çıldırdı, haykırdı. Delicesine ağladı. Denizin kızı hâlâ yoktu.

Adam, alınyazısına egemen değildi. Yosun kokan, balıkçıl kayalıklar, salı zedeliyordu. Deniz kızını ilk gördüğü yerdi burası. O, ay ışığında sulara karışmıştı.

Adam ağlıyordu. Haykırıyordu! Azgın deniz de, bu ağlama ve haykırışlara sadece kabarma ile cevap veriyordu. Nihayet bir başkalık oldu. Adamın muhayyilesi durdu. Deniz de yelkenlerini suya indirdi, sakinleşti. Sabaha az vakit vardı. Kayalıklarda denizin kızının yalvaran sesi duyuldu. Adam koştu. Bu koşma, onun sonu olmuştu. Ama mes'ut bir sondu bu!..Gök Tanrı, Deniz Tanrısı'na emretmişti. "Bırak!" diye. Emir yerine getirildi, deniz kızı bırakıldı. Fakat Gök Tanrı, adamla deniz kızını, bir çift martı yapmıştı. Mutluydular, uçtular, yıkandılar, çırpındılar...

Balıkçı köyünde herkes adamı aradı, bulamadı.

Yalnız oldum olası denize aşık Deli Davud;

- "Onu deniz kızı helâk etmiştir." dedi.

Sonra gökte uçuşan bir çift beyaz kuşu gördü. Deniz köpüğünden yapıldıklarını anladı. Başlarının üstünde uçuşan kuşları, bütün balıkçılara da gösterdi.

- "Martı!" dedi. "Martı!.."

Bu sözü kimse bilmiyordu. Herkes "martı" deyip, işin içinden sıyrıldı. Ve böylece deniz köpüğü ile adamın buluşmasından, günlerce binlerce martı türedi. Yalnız nedense balıkçının evinden hiç ayrılmadılar.

Bütün herkes, balıkçı köyünün halkı ağız birliği ettiler:

- "O" dediler, "kuş oldu!.."

Sonra sahile vuran salın parçalarını gördüler.

Yeni Kıroba Gazetesi,  ? / Aydın

 

Oyhan Hasan BILDIRKİ


EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Post A Comment! Send to a Friend! Trackback URL


Comments

13/12/2007 - Martılar niçin denizler üzerinde uçar? hiç düşündünmü?

Posted by sukriyetutkun


Bundan yüzyıllar önce deniz aşırı çok güzel bir ülke varmış. Tabi her masalda olduğu gibi bu masalda da o ülkenin bir kıralı ve tabi ki birde prensesi varmış.
Prenses dünyalar güzeli bir kızmış. Kıralın emri ile hergün prenses dolaşmak için saray muhafızları ile birlikte sarayın dışına çıktığında ona bakmak yasakmış. Halk onun dolaşmaya çıktığı ilan edildiğinde eğilir ve gözlerini kapatır ya da evlerine kaçışırmış. Ona görmenin bedeli ölümle cezalandırılırmış.
Günlerden bir gün yine prenses dolaşmak için çıktığında... Fakir bir köylü delikanlı iradesini yenememiş ve yavaşça başını kaldırıp prensese bakmış ve başını kaldıran fakir delikanlı ile prenses o anda göz göze gelmişler!...
Tabi ki... tahmin edeceğiniz gibi fakir delikanlı prensese inanılmaz bir aşkla tutulmuş. Prensesinde o derin bakışlarının boş olmadığını düşünen fakir delikanlı günlerce uyuyamamış ve ölümü bile göze almak pahasına prensesi bir kere daha görmek için uğraşmış durmuş. Bu arada fakir delikanlıya da tutulan güzel prenses onun zarar görmemesi için günlerce kendini saraya kapatmış. Sonunda dayanamayan fakir delikanlı her şeyi göze alarak gizlice sarayın bahçe duvarına tırmanmış ve prenses ile bir kere daha göz göze gelmişler. Fakir delikanlı hemen duvardan atlamış ve prensesle konuşacağı anda saray muhafızlarına yakalanmış. Kralın karşısına götürülen delikanlı nasıl olsa ölümle cezalandırılacağını bildiğinden krala prensese duyduğu aşkını anlatmış. Kral ölüm emrini vereceği anda prensesin yalvarışlarına dayanamayarakl fakir delikanlıya başka bir ceza vermeyi kabullenmiş



(İŞTE HİKAYEMİZ DE ZATEN BURADA BAŞLIYOR.)


Hemen bir gemi hazırlattıran kral gidilebilecek en uzaktaki adaya bir fener yaptırmış ve fakir delikanlıyıda o adada yanlız yaşamaya mahkum etmiş...

Aradan bir kaç ay geçmesine rağmen prensesi unutamayan fakir delikanlı prensese olan aşkını kağıtlara dökmüş ve martılara anlatmaya başlamış'... Artık bütün martılar fakir delikanlının prensese olan aşkından haberdarmış. Sonunda martılar bile fakir delikanlıyı anlamış ve yazdığı mektupları prensese götürmeye başlamışlar'... ve zamanla prensesin de yazmış olduğu mektupları fakir delikanlıya götüren martılar aracılığı ile aşkları iyice büyümüş; taki... bir sabah sarayın bahçesinde kahvaltı yapaerken prensesin odasının penceresine ağzında bir mektupla konan martıyı kralın görmesine dek.

Tabi korkulduğu gibi olmamış... Ağlayarak kızına sarılan kral hayyvanların bile bu aşkı anlarken kendisinin anlayamadığı için kendisinden utandığını söyleyerek prensese hemen bir gemi göndertip fakir delikanlıyı getirtip kendisi ile evlendireceğini söylemiş.

Buna çok mutlu olan prenses hemen fakir delikanlıya bir mektup yazmış ve olanları anlatmış. Tabi bu arada mektubu götürmek için bekleyen martıyada her şeyi anlatarak bütün martıları düğünlerine çağırmış. Buna çok sevinen martı mektubu bir an önce ıssız adaya götürmek için yola çıkmış. Tam yolu yarılamışken yanından geçen bir kaç martı arkadaşına haber verip hepsinin düğüne davetli olduğunu söylemek için gagasını açtığında mektubun düştüğünü farketmiş. Ve mektubu tüm martılar hep birlikte aramaya başlamışlar'... fakat bir türlü bulamamışlar. Bu arada prensesten mektup alamayan fakir delikanlı, yazmış olduğu mektupları göndermek için birtek martı bile bulamamış... Biraz ilerisinde uçuyorlar fakat yanına gitmiyorlar ve mektubu arıyorlarmış!... Prensesin kendisini unuttuğunu yahut istemediğini sanan fakir delikanlı martıların onun için gelmediğini düşünerek, fenerden kendisini kayaların üzerine atarak intihar etmiş. Ve malesef kralın gemisi adaya vardığında fakir delikanlının soğuk bedeni ile karşılaşmışlar...

İdşte o gün bugündür, her şeyi düzeltmek için denizler üzerinde uçan martılar o mektubu ararlar. O mektubu bularak o inanılmaz sevgiyi ve herşeyi geri getiriceklerini sanırlar ve bu yüzden de hep denizler üzerinde uçarlar.

Prensese ne olmuş?
Onuda sen yaz bakem :)


Seni www.sukriyetutkun.org sitesine bekliyoruz bizlerde martı sevdalılarıyız hadi gel bize beraber martı kanadında gezintiye çıkalım :)

Düzenleyen sukriyetutkun gün: 14/12/2007 saat: 01:39


Permanent Link



Trackbacks

<%TrackbackDate%> - <%TrackbackTitle%>

Posted at <%TrackbackBlogName%>


<%TrackbackExcerpt%>

Delete