"şiir" denince..
Hani bahar denince akla gelen çiçek gibi, hani erguvanların eflâtunla yarışması gibi.. Hani, Vatan denince bayrak, Türkiye denince cumhuriyet, Türkiye Cumhuriyeti denince Atatürk gelir ya akla ilk.. İşte onun gibi, şiir denince de aklıma ilk gelen isimlerin içinde hatta başındadır Nazım Hikmet.. 
O destanlarını her okuyuşumda ağlarım. Vatanını bunca seven bir insanın vatanından atılmasına şaşarım. Bir orman gibi hür yaşamamış olmasına rağmen, ulu bir ağaç gibi tek başına toprağına hasret öldüğünü hatırlar yanarım..
Günlerdir bilinen bilinmeyen şiirlerini okumaktayım. Hepsini yazmak geçiyor içimden. Ancak bir tanesi var ki, nedendir bilmem onca aşk şiirlerini geride bırakıp aklımda yer etti çıkmıyor. Sizlerin de, bir kere daha okumanızı istedim..
Şiirdeki Karayılan sıradan ve korkak bir köylüdür. Bir gül fidanını kendine siper etmiş, çatışmaları sadece uzaktan izlerken, yakınındaki beyaz bir taşın arkasından siyah bir yılanın kafasını kaldırdığını görür. Ve o anda, serseri mermilerden biri gelip yılanın kafasını uçurur. Bu olaydan korkunun ecele faydası yoktur dersini çıkaran Karayılan saklanmak yerine savaşması gerektiğine karar verir.
Fransız kuvvetlerinin üzerine kâbus gibi çöküp kahramanca savaştığını gören Antepliler ona Karayılan derler.
“Karayılan" olmazdan önce
umurunda değildi Karayılan'ın,
kıyamete dek düşmana verseler Antep'i.
Çünkü onu düşünmeye alıştırmadılar.
Yaşadı toprakta bir tarla sıçanı gibi,
korkaktı da bir tarla sıçanı kadar.
Siperi bir gül fidanıydı onun,
gül fidanı dibinde yatıyordu ki yüzükoyun
ak bir taşın ardından
kara bir yılan
çıkardı kafasını.
Derisi ışıl ışıl,
gözleri ateşten al,
dili çataldı.
Birden bir kurşun gelip
kafasını aldı.
Hayvan devrildi kaldı.
Karayılan
Karayılan olmazdan önce
kara yılanın encâmını görünce
haykırdı avaz avaz
ömrünün ilk düşüncesini :
"İbret al, deli gönlüm,
demir sandıkta saklansan da bulur seni,
ak taş ardında kara yılanı bulan ölüm."
Kuvai milliye destanı’ndan.
Nazım Hikmet Ran..









