"Varlıklar gelir, İlahî isimlere ayna olur, görünür ve yiterler."

29/2/2008 - Ahadiyet, Tezhîbü'l Ahlak ve Mev'ize-i Hasene Risaleleri

Kategori: Risaleler

 

Bu kitapta Ahadiyet, Tezhîbü'l Ahlak ve Mev'ize-i Hasene risaleleri yer alıyor.

 

Ahadiyet Risalesi'nden:

 

Eğer biri sual etse ve: “Sen yalnız Allah’ın var olduğunu, diğer bütün şeylerin yok olduğunu söyledin; ya bu görünen eşya nedir, biz hala bunları görüyoruz?” dese.

 

Cevap veririz ki, bu söylenen söz, Allah’tan başka şey görmeyen içindir. Allah’tan başka şey görene ne cevabımız vardır, ne de sorumuz. Zira o kimse gördüğünden gayrı kimse görmez.

 

Bir kimse ki nefsini bildi ve anladı Allah’tan gayriyi görmez. Bir kimse ki anlamadı Allah Teala’yı görmedi. Nitekim Hz. Peygamber: “Küllü inain yeteraşşehu bima fihi – Her kap içindekini sızdırır” buyurmuştur. (Aliyyül Kari, el-Esraru’l Merfua, hadis no:342, 346)

 

Gerçekten bu hususu daha önce çok şerh ettik. Görmeyen, fehm etmeyen ve idrak etmeyenler için Kur’an-ı Azimde “Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da sapıktırlar” (En’am, 179) buyrulmuştur.

 

Ulaşana bu işaret yeter. Ulaşmayan da ne eğitim ile, ne anlatma ile, ne takrir ile, ne akıl ile, ne de ilim ile ulaşır. Ancak vasıl (Allah’a eren) bir şeyh ve mahir üstadın hizmetine sülûk etmekle ve o şeyhin yüzü suyu hürmetine vasıl olur.  Var himmetiyle sülûk eyleye ve onunla maksuda vasıl ola, inşaalahu Teala. (s. 48)

 

Muhyiddin ibn Arabi, Ahadiyet, Tezhîbü'l Ahlak ve Mev'ize-i Hasene Risaleleri, Çev: Doç. Dr. Abdülvehhab Öztürk, Sultan Yayınevi

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/1/2008 - Cemal-i Bâkemâl

Kategori: Kitap

 

İbn Arabî aşk (sevgi) ile güzellik (cemal, hüsn) arasında sıkı bir bağ kurar. Aşk kendi başına ve bağımsız bir değer değildir. Onun temeli güzelliktir. Kusursuz ve en mükemmel güzel (cemal-i bâkemâl) de Allah’tır. İnsan onun için Allah’ı sever. Allah bütün güzellikleriyle âleme tecelli etmiştir. O halde ilahi bir tecelliden ibaret olan âlem bütün olarak da, parçalar halinde de güzeldir. Allah’ın güzelliği hem şekil ve suret halindeki maddi güzelliklerin, hem de ilim, marifet, ahlak (siret) ve kemal tarzındaki manevi güzelliklerin kaynağıdır.

 

Fakat yine de onun esas güzelliği her çeşit şeklin üstünde ve ötesindedir. Allah en güzel olduğu için sevilir ve sevilerek ibadet edilir. Fakat insan güzeldir, hem Allah onu kendi suretinde yarattığı için, hem halifesi olduğu için hem de: “Biz onu en güzel biçimde yarattık” dediği için hem de ilahi güzelliği en iyi biçimde yansıttığı ve Hakk’ın tecelligahı olduğu için. Bundan dolayı Allah insanı sever, sözü edilen nitelikler en fazla velilerde ve peygamberlerde mevcut olduğu için onları daha çok sever, bu hususlar en mükemmel biçimde Hz. Peygamber’de mevcut olduğu için de en çok onu sever. Bunun için o Allah’ın sevgilisi (habibullah, mahbub-i kibriya)dır.

 

İnsanın diğer varlıkları sevmesinin sebebi bu varlıkların kendi kabiliyetlerine göre ilahi güzelliğin tecelligahı (mazharı) olmalarıdır. Zahidlerin durmadan kötüledikleri, abidlerin sırtlarını döndükleri bu âlem İbn Arabî’nin gözünde fevkalade güzeldir, güzelliklerle doludur. O halde aşk ve sevgi ile dolu olmalıdır.

 

İbn Arabî bir sevgi dünyası, bir sevgi dini kurmuş ve: “Benim dinim sevgi dinidir, ben sevgi kıblesine yöneldim” demiştir. Daha önce de var olan bu sevgi anlayışını geliştiren İbn Arabî onun sisteminin özü ve kaynağı, tasavvufun da vazgeçilmez bir temel unsuru haline getirmiştir. Buna rağmen Mevlana ile karşılaştırıldığı zaman İbn Arabî’nin sisteminde sevgiden çok bilgiye (marifet) ağırlık verdiği görülür.

 

s. 172 – 173

 

Süleyman Uludağ, İbn Arabî, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları

 

Bu kitap, İbn Arabî Hazretlerinin Hayatı, Üslubu ve Eserleri, Görüşleri ve İslam Düşüncesinde İbn Arabî’nin Yeri başlıkları altında dört bölümden oluşuyor. Birinci bölümünün sonunda (s.58) Asin Palacios’tan yapılan yersiz alıntı dışında güzel ve doyurucu bir kitap.

 

Kitaptan diğer alıntılar http://docs.google.com/View?docid=dcpr3vc9_19gwp2gs

 

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/11/2007 - Bir Sûfi’nin Portresi

 

Dr. Ali Vasfi Kurt’un kitaba yazdığı önsözden:

 

Şeyh-i Ekber’in bu eserinin önemine gelince: üçüncü asrın en büyük sufilerinden olan Zunnûn gibi gizli bir yıldızın, yine yedinci asrın en büyük sufisi olan İbn Arabi tarafından, gerçekte bir süpernova (el-Kevkebu’d-Durrî) olduğu keşfedilerek mercek altına alınması ve ince ayrıntılarıyla kendi yorum ve tecrübelerini de ekleyerek menakıbının yazılması, bilebildiğim kadarıyla İslam Tasavvuf Tarihinde ilktir. İbn Arabi, bu eseri meydana getirmiş olduğu kitabi ve şifahi kaynaklarda bulduğu menkıbelerin ve sözlerin hepsini aktarmamış, aksine çok özgün bir seçme yapmış ve gerek duyduğu yerlerde kısa ve uzun açıklamalarda bulunmuştur. Kevkeb’in de en önemli ve orijinal olan yönü de zaten burasıdır.

 

Menakıp kitapları “Salihler anıldığında ilahi rahmet nüzul eder.” fehvasınca, ehlullulah neş’esini tadan, sufi zevkini meşrep edinen, muhibbi olan ve ayrıca bu alanda araştırma yapan uzmanların yastık kitapları mesabesinde olan eserlerdir.

 

Nitekim Feriduddin-i Atar, Tezkiratu’l-Evliya’sının Giriş’inde şöyle der:

 

“Erenlerin sözünü işidenin gönlü ruşen olur. Himmetlerini kavi eder. Şeytan vesvesesini ve dünya hırsını ve muhabbetini kalbinden çıkarır.. Ben miskin küçük yaşımdan beri bu taifeye muhib idim. Sözlerini işidicek cânım sevinirdi. Bunların sözleriyle gönlümün pasını açıp saykal kılardım. Şimdiki zamanda gerçekler gaib olup, yalancı müddeiler baş kaldırıptır. Gönül ehli kızıl kibrit gibi aziz oluptur.”

 

Şeyh-i Ekber Hazretlerinin kitaba yazdığı önsözden:

 

“Onların anılmasıyla inen rahmet ise iliklerde müşahede edilir ve etkileri de dışarılardan zuhur eder. Bu rahmet, onların ailelerinden ve memleketlerinden ayrılmaları; sahillerde, çöllerde, yollarda ve vadi içlerinde, dağlarda ve tepelerde yaşamaları; dünya ve dünya ile ilgili haberlerle ilişkilerini kesmeleri sebebiyle; onlar anıldıklarında, haberleri aktarıldığında; Allah ile olan halleri, söyleşmeleriyle, ünsiyetleriyle ve halvetleriyle kanıtlandığında; insanın içinde hissettiği incelik ve gönül kırıklığıdır. İşte bu anma esnasında, dinleyenlerin gönüllerinde Rablerine karşı bir hasret duyulur, üns yaygısında, O’nunla söyleşmenin ve O’nunla tek kalmanın lezzeti hissedilir. Allah’ın onlar için seçmiş olduğu güzel hallere ulaşma arzusuyla; ağlamaktan gözleri yaşarır ve bu kutsal ve eşsiz özelliklerin kalplerinde tecelli etmesine sevinirler. İşte bunların hepsi, onlar anıldıklarında Allah katından gönüllere indirilmiş olan rahmettir. Topluluğun anılmasındaki rahmet, kimin nefsine inmişse; anmanın bitmesiyle nefislerindeki rahmet de yok olur gider. Fakat bu rahmet kimin gönlüne inmişse, orada sabit kalır, yerleşir ve o kişide, Allah onlardan razı olsun, onların zümresine dahil olur.”

 

* * *

 

Allah Dostları hakkında Zunnûn-i Mısrî Hazretleri şöyle buyurmaktadır:

 

Onlar tek başına kaldıklarında, ağlayanlardandırlar. Kendileriyle ilişki kurulduğunda ise, son derece utangaç oldukları görülür. Öğrenildiklerinde (konuştuklarında), hikmet ehli oldukları anlaşılır. Kendilerine bir şey sorulduğunda, ilim ehli oldukları fark edilir. Cehaletle küçümsendiklerinde, tepkileri hilim erbabınınki gibidir.

 

Onları fark ettiğinde, sanki utancından içeri kaçan bakirelermiş gibi olduklarını sanırsın. Onların gönüllerindeki mahabbet, üzerlerinde nurun parıldadığı suretlerin güzelliği ile harekete geçmektedir. Kalplerinin üzeri açıldığında, onların kalplerinin yumuşak ve kırık, zikirle nurlu, sevgili ile söyleşmekle mamur olduğunu görürsün. Kalplerini O’ndan gayrısıyla meşgul etmezler. O’ndan başkasının etrafında da dolaşmazlar. Allah mahabbeti, sadırlarını doldurduğundan, O’ndan başkalarının ve üns ehli olmayanların kelamına iştahları yoktur. Çünkü, Allah ile söyleşmede gerçek lezzet vardır.

 

Gerçek ve sâdık kardeşler, hayâlı, vekarlı, vera’lı, takvalı, marifet ehli ve dindar olanlar; vadileri, çöllerde kaybolmadan aşmışlar, hiçbir zaman Hak’tan ayrılmadan, yaygın ahlaki bozulma ve çürümeye sabırla göğüs germişler, ve batıl karşısında daima Hakk’a sığınmışlardır. Ve onlara delili (el-hucce) Hak açıklamış ve gerçek yolu da O göstermiştir. Böylece onlar, tehlikeli yolları reddetmişler ve yolların en iyisine suluk etmişlerdir.

 

Yüryüzünün direkleri (el-Evtâd) işte bunlardır. Onların (varlığı ve duaları) sebebiyle, ilahi bağışlar dağıtılır, (maddi-manevi) fetihler olur, (yağmur ve rahmet) bulutları oluşur, (yeryüzündeki) azab kalkar ve tüm mahlûkat (yaşam nedeni olan) suya kavuşur. Allah’ın rahmeti hem bizlerin hem de onların üzerine olsun! (s. 88 – 89)

 

* * *

 

Zunnûn-i Mısrî Hazretlerinin bazı sözlerinden:

 

Asla kendine kendinle yardım etmeye kalkma ki, Allah seni nefsinle baş başa bırakmasın (s.84)

 

Senin Allah'a hüsn-ü zan besleyip de, Allah'ın sana iyilikle muamele etmemesi hiç mümkün değildir. (s. 172)

 

Mahabbet ehli birinin gözü, sevdiğinin mülkünde bulunan hangi şeye değerse, orada sevgilisinin sevgisi mevcuttur (s. 175)

 

Arifin arkadaşlığı, Allah’ın dostluğu ve ahbaplığı gibidir; Allah’ın eşsiz sıfatları kendisinde tecelli ettiği için, (kendisi yük olmadan) senin sıkıntılarına katlanır, yükünü taşır ve sana karşı hoş görülüdür (s. 199)

 

Eğer dünya düşkünleri yakınlaştırılmış olanların alacağı nasibi, zikredenlerin alacağı tadı ve sevenlerin ulaşacağı sevinci bir bilmiş olsalardı, buna ulaşamama üzüntüsüyle ölürlerdi. (s. 389)

 

* * *

 

Kitaptan sözler ve metinler:

 

Zunnûn-i Mısrî Hazretlerinin sözlerinden  http://docs.google.com/Doc?docid=dcpr3vc9_16cjg999&hl=en

 

Kaldır başını ve bir bak! http://docs.google.com/Doc?docid=dcpr3vc9_13cdxk26&hl=en

 

İsm-i Azam http://docs.google.com/Doc?docid=dcpr3vc9_14dc274s&hl=en

 

Keramet http://docs.google.com/Doc?docid=dcpr3vc9_10frf23x&hl=en

 

Yağmur Duası http://docs.google.com/Doc?docid=dcpr3vc9_11dwfjc4&hl=en

 

Allah bu topluluğun ruhlarını umutlarla sulamıştır http://docs.google.com/Doc?docid=dcpr3vc9_15hrp6dt&hl=en

 

 

İbn Arabi, Şeyh-i Ekber’in Kaleminden Bir Sûfi’nin Portresi – Zunnûn-i Mısrî, Çev: Dr. Ali Vasfi Kurt, Gelenek Yayıncılık

 

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/11/2007 - Öğütler

Kategori: Kitap


Muhyiddin-i Arabi'den Altın Öğütler, Ali Dündar'ın İbn Arabi okumalarından altını çizdiği satır ve paragraflardan oluşan bir kitap. İktibas edilen metinlerin hangi kitaptan alıntılandığına dair dipnotlar da olsa daha memnun olacaktım. Ben de kitapta bir sürü yerin altını çizmeme rağmen kitabın 136. sayfasındaki cümle bana çok şey söyledi:

"İbadetlere neş'eli olarak başla"


Muhyiddin-i Arabi'den Altın Öğütler, Derleyen: Ali Dündar, Kozmik Kitaplar

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/10/2007 - Makale & Yazılar

[kelimat]

Şeyh-i  Ekber Hazretlerine ait makale ve yazıları Google Belgeler'den istifade ederek yayınlıyorum. Bir kısmını daha önce yayınlamıştım. Bu sefer daha düzenli olduğu kanaatindeyim. Yeni yazılar okudukça bu bağlantıyı güncelleyeceğim. Yeni makale & yazılardan haberdar edebilirseniz de müteşekkir olurum.

İbn Arabi Derneği Yöneticileri ve Batılı İlim Adamları ile.. Batı'da İbn Arabi Sevgisi - Altınoluk Dergisi

Biyografi Yazarlarına Göre İbn Arabî - Doç. Dr. Hüdaverdi Adam

Rasim Özdenören'in 8 Ocak 2005 tarihinde Yeni Şafak gazetesinde Fenâ Risalesi üzerine yazdığı bir yazı.

İbn Arabî ve Ekolü - Prof. Dr. William Chittick

Muhiddin-i İbn-i Arabi'nin izinde devri âlem - Musa Kirazlıgiller

Muhyiddin İbn Arabî ve Türkiye'ye Tesirleri - Prof.Dr. Mustafa Tahralı

Prof. Dr. Mustafa Tahrali ile Mevlânâ ve Ibn Arabî üzerine söyleşi

Muhyiddin-i Arabî'den Fahreddin Razi'ye Mektup - Yüzakı Dergisi

İbn Teymiyye'nin İlim Adamı Kimliği ve Güvenilirliği (İbn Arabi Müdafaası) - Recep Yıldız

Endülüs'te Hadis ve İbn Arabi - Kitap Postası

 

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Aşk, vecd ve istiğrak hâli öyle bir ummandır ki ancak ehline mâlum olan bir cilve-i Rabbânî'dir. Yine bu sır ilminden bir kısmını, rumuzlu bir şekilde de olsa satırlara aksettiren Muhyiddîn ibn Arabî'ye, ehlullâh büyük değer vermiş, ifâdelerinin derûnundaki kâbına varılmaz sırların hakîkatlerini seyretmişler, onu "Şeyh-i Ekber" diye yâd etmişlerdir. Bâtınî âlemden uzakta olanlarsa bu nükteyi çözemedikleri için, onu küfürle ithâm etmişlerdir. Eğer sırlara tahammül edecek dost ve sırdaş bulunmazsa, susmak evlâdır. Çünkü herkese aklının erebileceği ölçüde söz söylemek gerekir. Yoksa hâlden anlamayana hikmet ve mârifetten bahsetmek, hakîkate zulmetmektir. Bu itibarla Muhyiddîn ibn Arabî -kuddise sirruh-: "Hâlimize âşinâ olmayanlar, eserlerimizi okumasınlar." buyurmuştur. (Osman Nuri Topbaş, İmandan İhsana Tasavvuf, syf 364)

Kategoriler

  • Altin Ogutler
  • Dergilerden
  • Editorun notu
  • Hakkinda
  • Hayati
  • Kitap
  • Risaleler