28/11/2007 - Bir Sûfi’nin Portresi

Dr. Ali Vasfi Kurt’un kitaba yazdığı önsözden:
Şeyh-i Ekber’in bu eserinin önemine gelince: üçüncü asrın en büyük sufilerinden olan Zunnûn gibi gizli bir yıldızın, yine yedinci asrın en büyük sufisi olan İbn Arabi tarafından, gerçekte bir süpernova (el-Kevkebu’d-Durrî) olduğu keşfedilerek mercek altına alınması ve ince ayrıntılarıyla kendi yorum ve tecrübelerini de ekleyerek menakıbının yazılması, bilebildiğim kadarıyla İslam Tasavvuf Tarihinde ilktir. İbn Arabi, bu eseri meydana getirmiş olduğu kitabi ve şifahi kaynaklarda bulduğu menkıbelerin ve sözlerin hepsini aktarmamış, aksine çok özgün bir seçme yapmış ve gerek duyduğu yerlerde kısa ve uzun açıklamalarda bulunmuştur. Kevkeb’in de en önemli ve orijinal olan yönü de zaten burasıdır.
Menakıp kitapları “Salihler anıldığında ilahi rahmet nüzul eder.” fehvasınca, ehlullulah neş’esini tadan, sufi zevkini meşrep edinen, muhibbi olan ve ayrıca bu alanda araştırma yapan uzmanların yastık kitapları mesabesinde olan eserlerdir.
Nitekim Feriduddin-i Atar, Tezkiratu’l-Evliya’sının Giriş’inde şöyle der:
“Erenlerin sözünü işidenin gönlü ruşen olur. Himmetlerini kavi eder. Şeytan vesvesesini ve dünya hırsını ve muhabbetini kalbinden çıkarır.. Ben miskin küçük yaşımdan beri bu taifeye muhib idim. Sözlerini işidicek cânım sevinirdi. Bunların sözleriyle gönlümün pasını açıp saykal kılardım. Şimdiki zamanda gerçekler gaib olup, yalancı müddeiler baş kaldırıptır. Gönül ehli kızıl kibrit gibi aziz oluptur.”
Şeyh-i Ekber Hazretlerinin kitaba yazdığı önsözden:
“Onların anılmasıyla inen rahmet ise iliklerde müşahede edilir ve etkileri de dışarılardan zuhur eder. Bu rahmet, onların ailelerinden ve memleketlerinden ayrılmaları; sahillerde, çöllerde, yollarda ve vadi içlerinde, dağlarda ve tepelerde yaşamaları; dünya ve dünya ile ilgili haberlerle ilişkilerini kesmeleri sebebiyle; onlar anıldıklarında, haberleri aktarıldığında; Allah ile olan halleri, söyleşmeleriyle, ünsiyetleriyle ve halvetleriyle kanıtlandığında; insanın içinde hissettiği incelik ve gönül kırıklığıdır. İşte bu anma esnasında, dinleyenlerin gönüllerinde Rablerine karşı bir hasret duyulur, üns yaygısında, O’nunla söyleşmenin ve O’nunla tek kalmanın lezzeti hissedilir. Allah’ın onlar için seçmiş olduğu güzel hallere ulaşma arzusuyla; ağlamaktan gözleri yaşarır ve bu kutsal ve eşsiz özelliklerin kalplerinde tecelli etmesine sevinirler. İşte bunların hepsi, onlar anıldıklarında Allah katından gönüllere indirilmiş olan rahmettir. Topluluğun anılmasındaki rahmet, kimin nefsine inmişse; anmanın bitmesiyle nefislerindeki rahmet de yok olur gider. Fakat bu rahmet kimin gönlüne inmişse, orada sabit kalır, yerleşir ve o kişide, Allah onlardan razı olsun, onların zümresine dahil olur.”
* * *
Allah Dostları hakkında Zunnûn-i Mısrî Hazretleri şöyle buyurmaktadır:
Onlar tek başına kaldıklarında, ağlayanlardandırlar. Kendileriyle ilişki kurulduğunda ise, son derece utangaç oldukları görülür. Öğrenildiklerinde (konuştuklarında), hikmet ehli oldukları anlaşılır. Kendilerine bir şey sorulduğunda, ilim ehli oldukları fark edilir. Cehaletle küçümsendiklerinde, tepkileri hilim erbabınınki gibidir.
Onları fark ettiğinde, sanki utancından içeri kaçan bakirelermiş gibi olduklarını sanırsın. Onların gönüllerindeki mahabbet, üzerlerinde nurun parıldadığı suretlerin güzelliği ile harekete geçmektedir. Kalplerinin üzeri açıldığında, onların kalplerinin yumuşak ve kırık, zikirle nurlu, sevgili ile söyleşmekle mamur olduğunu görürsün. Kalplerini O’ndan gayrısıyla meşgul etmezler. O’ndan başkasının etrafında da dolaşmazlar. Allah mahabbeti, sadırlarını doldurduğundan, O’ndan başkalarının ve üns ehli olmayanların kelamına iştahları yoktur. Çünkü, Allah ile söyleşmede gerçek lezzet vardır.
Gerçek ve sâdık kardeşler, hayâlı, vekarlı, vera’lı, takvalı, marifet ehli ve dindar olanlar; vadileri, çöllerde kaybolmadan aşmışlar, hiçbir zaman Hak’tan ayrılmadan, yaygın ahlaki bozulma ve çürümeye sabırla göğüs germişler, ve batıl karşısında daima Hakk’a sığınmışlardır. Ve onlara delili (el-hucce) Hak açıklamış ve gerçek yolu da O göstermiştir. Böylece onlar, tehlikeli yolları reddetmişler ve yolların en iyisine suluk etmişlerdir.
Yüryüzünün direkleri (el-Evtâd) işte bunlardır. Onların (varlığı ve duaları) sebebiyle, ilahi bağışlar dağıtılır, (maddi-manevi) fetihler olur, (yağmur ve rahmet) bulutları oluşur, (yeryüzündeki) azab kalkar ve tüm mahlûkat (yaşam nedeni olan) suya kavuşur. Allah’ın rahmeti hem bizlerin hem de onların üzerine olsun! (s. 88 – 89)
* * *
Zunnûn-i Mısrî Hazretlerinin bazı sözlerinden:
Asla kendine kendinle yardım etmeye kalkma ki, Allah seni nefsinle baş başa bırakmasın (s.84)
Senin Allah'a hüsn-ü zan besleyip de, Allah'ın sana iyilikle muamele etmemesi hiç mümkün değildir. (s. 172)
Mahabbet ehli birinin gözü, sevdiğinin mülkünde bulunan hangi şeye değerse, orada sevgilisinin sevgisi mevcuttur (s. 175)
Arifin arkadaşlığı, Allah’ın dostluğu ve ahbaplığı gibidir; Allah’ın eşsiz sıfatları kendisinde tecelli ettiği için, (kendisi yük olmadan) senin sıkıntılarına katlanır, yükünü taşır ve sana karşı hoş görülüdür (s. 199)
Eğer dünya düşkünleri yakınlaştırılmış olanların alacağı nasibi, zikredenlerin alacağı tadı ve sevenlerin ulaşacağı sevinci bir bilmiş olsalardı, buna ulaşamama üzüntüsüyle ölürlerdi. (s. 389)
* * *
Kitaptan sözler ve metinler:
Zunnûn-i Mısrî Hazretlerinin sözlerinden http://docs.google.com/Doc?docid=dcpr3vc9_16cjg999&hl=en
Kaldır başını ve bir bak! http://docs.google.com/Doc?docid=dcpr3vc9_13cdxk26&hl=en
İsm-i Azam http://docs.google.com/Doc?docid=dcpr3vc9_14dc274s&hl=en
Keramet http://docs.google.com/Doc?docid=dcpr3vc9_10frf23x&hl=en
Yağmur Duası http://docs.google.com/Doc?docid=dcpr3vc9_11dwfjc4&hl=en
Allah bu topluluğun ruhlarını umutlarla sulamıştır http://docs.google.com/Doc?docid=dcpr3vc9_15hrp6dt&hl=en
İbn Arabi, Şeyh-i Ekber’in Kaleminden Bir Sûfi’nin Portresi – Zunnûn-i Mısrî, Çev: Dr. Ali Vasfi Kurt, Gelenek Yayıncılık
|