13/1/2006 - ÖLÜM KERE ÖLÜM / ÖLÜM KARE ÖLÜM
İsa Golgota'ya çıkarken tökezlemeden önce Önü sıra sendeleyip ayağı burkulan bendim Yâr idim dulda saydı beni açmak isteyen gonca Dert oldum Hira'ya beni teskine geldi Efendim
İlk ben üşüdüm sonradır Tur-i Sina'daki sağnak Dağa çıktım, kurdu geberttim beni korkuttu keme Çalmadığım kapı kalmadı can evimden taşarak Duyan olmadı âvâzım ki desin Hallaç kekeme
İlenen oylumsuz kalır kargışın imza yeri boş Aşka düşmek eceliyse bedeni coşturur anız Ruh körelten çare bulmaz ilaç olmaz telâşlı döş Pis mürekkeple çürük dil tokuşturanlardansanız
Kul beni bilmeyişin vakti ecelden kim sıyıra Bir benim sayıklayan Adem'i imlâ eden adı Bu yüzden bana değmeden dünyadan bir üvendire Gittim çekip başımı gittim hakikat duraksadı.
|
|
Bağlantı
|
24/11/2005 - Erbain: ÇÖZÜLMÜŞ BİR SIRRIN ÜZÜNTÜSÜ
Yaşamaktan öte özür bulamayınca aşka sonuçları bir bir gözden geçiriyorum pulluklarla devrilen toprağın ıslaklığındaki can madenlerin buharından elde edilen büyü bazı yasak kitapların verdiği dinç duygular nelerse ki yaşamak sözünü âsi kılan nelerse ki lekesiz, umutlu ve budala.
Denedim. Soğuk sular dökünüp fırladım sokaklara sorular sordum nice kara sıfatları üstüme alaraktan ipte boynum, ağzım şehvet yalaklarında çapraştım, and içip ayna kırdım doğadan bir vahiy bekledimse boşuna baktım akşam herkesin kabul ettiği bir akşamdı hiçbir meşru yanı kalmamıştı hayatımın.
Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor böylesine hazırlıklı değilim daha. Bilmek. Bu da ürkütüyor. Gene de biliyorum: Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda.
|
|
Bağlantı
|
25/10/2005 - MÜNACAAT
Bu yaşa erdirdin beni, gençtim almadın canımı ölmedim genç olarak, ölmedim beni leylâk büklümlerinin içten ve dışardan sarmaladığı günlerde bir zamandı heves ettim gölgemi enginde yatan o berrak sayfada gezindirsem diye ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.
Vakti vardıysa aşkın, onu beklemeliydi genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti demedim dilimin ucuna gelen her ne ise vay ki gençtim ölümle paslanmış buldum sesimi.
Hata yapmak fırsatını Adem'e veren sendin bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana gençtim ben ve neden hata payı yok diyordum hayatımda gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini tanıdım Ademoğlu kimin nesiymiş ter döküp soru sormak nereye sürüklermiş kişiyi.
Çeşme var, kurnası murdar yazgım kendi avucumda seyretmek kırgın aksimi.
Gençtim ya, ne farkeder deyip geçerdim nehrin uğultusu da olur, dalların hışırtısı da gözyaşı, çiğ tanesi, gizli dert veya verem ne fark eder demişim bilmeden farkı istemişim. Vay beni leylâk kokusundan çoban çevgenine arastadan ırmaklara çarkettiren dargınlık! Yola madem çöllerdeki satrabı yalvartmak için çıkmıştım hava bozar, yüzüm eğik giderdim yine yaza doğru en kuduzuyla sürüngenlerin sabahlar yola devam ederdim.
Gençtim işte şehrin o yatık raksından incinen yine bendim gelip bana çatardı o ruh tutuşturucu yalgın onunla ben hep sevişecek gibi baktık birbirimize. Bir kez öpüşebilseydik dünyayı solduracaktık.
Oysa bu sürgün yeri, bu pıtraklı diyar ne kadar korkulu yankı bulagelmiş gizlerimizde hani yok burda yanlışı yoklayacak hiç aralık bütün vadilere indik bir kez öpüşmek için kalmadı hiç bir tepe çıkılmadık eriyeydik nesteren köklerine sindiğimizce alıcı kuş pençesiyle uçarak arınaydık ah, bir olaydı diyorduk vakar da yoksanaydı doğruydu böyle kan telef olmasın diye çabalamamız ama kendi çeperlerimizi böyle kana buladık gönendi dünya bundan istifade dünya bayındırladı: Bir yakış, bir yanış tasarımı beride öte yakada benî âdem her gün küsülü kaldık.
Bunca yıl bu gücenik macera beni tutuklu kılan artık bu yaşa erdirdin beni, anladım gençken almadın canımı, bilmedim demek gökten ağsa bile tohum yürekten düşecekmiş çünkü hataya bağışık büyük hatadan beri nezaret yer çiğ tanesi sanmak ne cüret, gözyaşıymış insanın insana raptolduğu cevher.
Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana Yarabbi taşınacak suyu göster, kırılacak odunu kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde bileyim hangi suyun sakasıyım Ya Rabbelalemin tütmesi gereken ocak nerde?
|
|
Bağlantı
|
1/10/2005 - MAZOT
Ağlamadan dillerim dolaşmadan yumruğum çözülmeden gecenin karşısında şafaktan utanmayıp utandırmadan aşkı üzerime yüreğimden başka muska takmadan konuşmak istiyorum.
Şehre neden esmer ve dölek yüzümle döndüm dağlardan kar vakti tarlaları kımıldatan soluğum niyedir sarmalasın vites dişlilerini defneler, nakışlar yok alnıma neden.
Ağlamadan etimin iğneli beşiklerde bıraktığı izlere aldırmadan o mavi korularda ve dibektaşlarında bırakıp sözlerimin kalıntılarını açıkça konuşmak istiyorum. Besbelli ki leşler koruyor şehrin bedenlerini göğsünün kafesinde yalnızca pasak biliyorsun korkutulmuş bir kızın yüreğinden fışkıran beyaz güvercinleri sabahın köründe kalkan tirenlerdeki nefret her gün aynı kalafat yerine çekilmenin nefreti bunları bütün bunları biliyorsun dağlardan dönüyorsun o sağır yamaçlardan çevik bacaklarını getiriyorsun, ne çiçek ne de ninni boz şayaktan poturun dağlarda ne güzeldi şehre varınca artık meşinler giymelisin daha esmer daha kankusturucu sen o baygın sevgilerin adamı değilsin.
Sana yaşamak düşer çarkların gövdesinde bin demir kapıyla hesaplaşmaktan omzun çürümelidir bin çeşit güneşle ovulmalıdır gaddar ellerin yürü yangınların üstüne, kendi alevini de getir çarpıntısız dakikası olur mu devrimcinin ki ölüm her yerde uyanıktır alestadır korkunun yardakçıları tez kızaran güllerden kendini sakın sevgiler ürkütsün seni, aşk ayrı- Aşktır diye geri geldin o çekiç seslerine bıraktın vazgeçilmez ırmakları gönlüne kar yağdırıyorsa çocuk sesleri yetsin dikkat et hiçbir şey ıslatmasın namluları.
|
|
Bağlantı
|
1/10/2005 - İsmet Özel'in Son Yazısının Düşündürdükleri Ve Hatırlattıkları
Afet Ilgaz/ Milligazete
İsmet Özel'in artık Millî Gazete'de yazılarını okuyamayacak olmak beni son derece üzdü. Son yazısını birkaç kere okudum ve dikkat çekilen çok önemli bir meseleyi, kendi açımdan, yeniden vurgulamak istedim. Yazıdan bazı alıntılar: "Şimdiye kadar elimden ve sair azalarımdan ne kadar gavurluk (!) sadır oldu ise hepsinin bir alıcısı çıktı. Gelgelelim Türklüğüme müşteri bulamadım." "Kendini bilenin rabbini bildiği gerçeği bizi aynı zamanda rabbini bilenin kendini bildiği gerçeğine götürmez mi? Hayır, götürmez. Giderek tersi olma ihtimali yüksektir, yani rablerini bilmeyi öne alan kimseler kendilerini unutma akışında ilk sırayı doldururlar. Dikkat edin, "r" harfini büyük yazmadım. "Rabbim Allah, kitabım Kur'an" diyenleri ortamdan ayrı tutuyorum." (....) "En iyisi bir başkasının terbiyesi altında olmayanın terbiyesi altına girmektir. Demekki kültürün kökeni bizi ilk elden ilgilendirir. Buradan kalkarak aldığımız terbiyenin Türklüğümüzün derecesini de belli ettiğinin farkına varırız. Türkiye'de yaşayanların ne kadarı Türk'tür? Siz bu soru üzerine düşüne durun. Ben sizin durduğunuz yerden tedirgin oldum, başka yere gidiyorum." İsmet Özel, Müslümanların artık mezarda, Müslümanlığı arayanların da kitaplarda kaldığını söylüyor. * Bu ilk defa bizim başımıza mı geliyor araştırmak icabeder. Yani bir millete mensup olup da bunu bilmemek, söyleyememek... Bu, inkâr edilemez bir hakikattir; Ne zamana kadar ve nasıl sürüp gidecek! Kışın bir takım özel liselere çağrılmıştım. Çocuklarda bir milli kımıldanış, hareketlilik, merak uyandırırım, düşündürürüm diye bunları kabul etmiştim. Öğretmenler, memnun olmanın ötesinde, amacımı ve eylemimi sevinçle karşıladılar. Gittiğim ve sanırım gitmediğim okullarda, gerçekten de, bu saha tamamen kıpırtısız ve boştu. Biz oyuna geliyorduk. * Türklüğe sahip çıkanlar da Müslümanlığımızı reddettiler. Kültürüyle, medeniyetiyle, duygu ve zihin dünyamızla! Evet, biz oyuna getiriliyorduk. İsmet Özel'in, Türkiye'nin o en buhranlı günlerinde başlattığı "Toparlanın, gitmiyoruz" konferanslarını hatırladım şimdi. Ne kadar heyecanlanmıştım! İsmet Özel şöyle yazıyor: “Neydi gazete yazısı yazmamdaki ahlaki gerekçe? İslâmi siyaset yaklaşımı başını dik tutmak istiyorsa, ona destek olmaktı.”
|
|
Bağlantı
|
27/9/2005 - SEVGİLİME BİR KEFEN -ismet özel
Alçak sesle uçuyor üzerimden saçları kına yakılmış bir kadının mihrâbı bu gövermiş güz günleri çıldırtır çileden ve kitaplardan çıkartır insanı urlar, karınca cesetleri titreyişlerle örtülür üstüm merak bir devrimcinin hazırlığıdır ve alçacık bir sesle uçar üzerimden kanser, begonya, ölüm.
Beyaz tülbentler camın arkasında ve çıkarılmış insan gözleri kırk batman ağırlığında sahici insan gözleri bağrına taş basan ana o ananın ölüsünde kalkan toz ey acılar gardiyanı, ey güz günleri.
Bir isyankâr çetecinin yağmuru altında kendi kavruk güzelliğimi yumrukluyorum kulunç gibi giriyor öğleden sonraları cumartesinin umudum ki hırçın bir hayvandır durmadan kalgıtır banknotları, miting alanlarını. Ve tarçın kokusu ve yorgunluklarla oturduğumuz evleri tıkayan merak bir devrimcinin hazırlığıdır.
Yıkanır bazı bakır dövücüleri çarşılarda şakırtılarla sürüklenir bazlama açan kadınlar dibeklerinde inatlarını döven hınzır umutlarını döven kadınlar şakırtılarla.
Benim harcım değil bir yar sevmek gizliden her yanım bin türlü merakla dalanmakta o loş buhur kokuları, analarımız aşererken toprak yiyen analarımız yüreğimin palamarlarını çözüyor aya karşı gökçe sancım zonkluyor bileklerimde zonkluyor talaşlar, talaşlar şakağıma vuran balyozun talaşları.
|
|
Bağlantı
|
23/9/2005 - PARTİZAN
Gırtlağımda bir harf büyüyor buna dayanacağım dişlerim kamaşıyor yıldızlardan buna da. Kabaran bir çarpıntı oluyor şehir. Artık yırtarak açtığımız zarflarda ne kargış ne infilâk yalnız koynunda çaresiz, çıplak isyan işaretleri taşıyan bir ergen cesedi.
Kabaran bir çarpıntı oluyor şehir uyusam bir dağın benimle uyuduğu oluyor her gün şehrin ortasında bir ergen ölüyor domuzuna ölüyor bankerlere durarak noterden onaylı kâğıtlara durarak mevlit ilanlarına durarak. Yunmadık saçlarını okşuyoruz, yavrum. —Yüzümüzde dolanan bir mayhoş kahkaha- Gırtlağımda bir harf büyüyor gırtlağımızda.
Sarp bir güvercin düşüyor yüreğimden buna dayanmalıyım ölünce bir partizan gibi ölmeliyim sabahın kuşluk vaktine savrulan savrulan savrulan ergen ölüleri gibi. Şehrin şarkısını söylediğim zaman yağız bir kımıltı oluyor sesim korku ve cüzam korku ve cüzam korku... Ne beklenebilir artık namlulardan. Harçlar karılmış duruyordur hem de kara bir gerdek olarak yaşıyoruzdur kendimizi ne beklenebilir.
Yırtarak açtığımız zarflarda büyük tecimevlerinde, büyük çarşılarda pokerde-sinemada-genelevlerde ne bir suçlu çağrışımı, ne karabasan yalnız o herkesler o herkesler kendine akarak boğulan ve sürdüren bir güleç kocamışlığı. Bereketli kuşlar serpeceğim ayaklarıma genzimi yakarak bir cinayet türküsü söyleyeceğim ben de ölürsem bir partizan gibi öleceğim azgın bir gebelik halinde.
Beni dinmeyen bir mavilik kanırtıyor buna dayanamam bir çeteci dişleriyle söküyor kanımdaki çiviyi buna da. Radyodan silâh sesleri geliyor ter kokusu geliyor, ayak aksayan bir şey örtüyor yüreğimin kabzasını olmadık sesler geliyor radyodan beynimde korkunç bir vida olarak ergen ölüleri artık ellerimi bu rahlelerden ayırsam boyunbağımın ve gülüşümün o kirli rahatlığından, yırtık uğultusundan şehrin.
Umudunun ayak seslerini okşuyoruz, yavrum. Kuşandığımız bu alkol kokusu bize ne getirdi ki! ÇIKSAM gök şarlayarak devrilse ardımdan -ölürsek bir partizan gibi ölmeliydik- yürüsem parçalanmış bir ceset tazeliğinde yürüsem beynimde kıpkızıl bir serinlik sonra denizler devirebilirim dudaklarımdan sonra aşk, sonra dirlik: partizan
|
|
Bağlantı
|
9/9/2005 - ismet özel
Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir? Yaşamayabileydim yazar mıydım hiç şiir? -Yaşama! -Ya bileydim? Yazar: Mıydım Hiç: Şiir.
|
|
Bağlantı
|
9/9/2005 - ismet özel i tanıyormusunuz?
herkese merhama bu aleme yeni katılıyorum.Amacım bu platform daki arkadaşlara yüzyılın şairini tanıtmak.
|
|
Bağlantı
|
|
Hakkımda
şiir
Arkadaşlarım
• hamitakcay • hikayedefteri • zupermen • mevlevi • sezaikarakoc • ertugrultasci • siirdefteri • FiliznurAtalan • naribeyza • SeyirciKalma • temizekran • vedat1987 • nimo • DolunayVakti
|