Alsah Blokları - Katamonu Net
• 19/8/2008 - TURHAN HOCA PEKİN OLİMPİYADLARINDA
TURHAN HOCA PEKİN OLİMPİYADLARINDA Köyde söğüdün gölgesinde yatayken cep telefonum acı acı çalmaya başladı. Hayurduişallah dedim açtım. Anaa, telefonun öbür ucundaki benim gorkuma Çin Seddini yapduran Çin Cumhurbaşkanı Hu Jintao değimli ? __ Neva lan ne ırahatsuz ediyosun beni dedim. Dediki. ----Turhan Hocam öğkelenme, sizin Türkler bizim Pekin Olimpiyadların da havlu atdıla, seninen biz arkadaş olduğumuz içün canım çok sıkıldı. Türkiyenin gururunu gurtarsa, gurtarsa Gasdamonula gurtaru dedim, seni aradım. Hemen atla gel demezmi. -----Ulaa nedeceyüz şindi. Atım yok,velesbitinde rasdığı patlak, bir tarafda da Türkün gururu va şaşudum valla.Hemen teyyere geldi aklıma bi teyyere kiraladım ve elini Pekin. ------Bak yalan söylemeyon. Emme zartayı da atarın. ------Neyse lafı fazla uzatmaylım. Teyyereden indim, anaa ne görüyün; Mehder dakımı hazırlanmış, beni teyyerenin gapısında gören mehder dakımı Sepetcioğlunu çalmaya başladı ardından sekiztene yumruk böyüklüğünde çökelez gibi herifle Sepetcioğlu oyunumuzu bi oynadıla bi oynadıla sorma gidsin. --------Bak yalan söylemeyon Emme zartayı da atarın. ---------Bu sırada bizim Hu Jintao başkan güçcük gözleri ile fellik, fellik beni araya. Neyse sarmoş dolaş hoşbeşden sona, dedimki; -------Şu bizimkilerin atduğu havluyu alalım dedim ve olimpiyadların yapulduğu meydana gitddük. Anam ne böyük meydan, efe ot yetüşü, ne yaylım olu deye gendü gendüme mırıldandım. Salakla o gada böyük meydana utanmadan guş yuvası deye de ad dakmışla. Neyse lafı fazla gevelemeylim. 1 O böyük meydana girdim, yere terecük yatak sermişle, yatakların ortasına dikildim başladım havluyu aramaya bu sırada ataşa basmış uyu kedi gibi bağıra bağıra biri atladı ortaya altında uzun beyaz bi içdonu, üstünde bol bi göynek belinde siyah bi guşak, herifin sağ gözü beğir alıya, sol gözü eşek satıya. Vağ, yuğ, cag, cuk deye deye, etrafımda bağırıp duruya. Bizim aşağı köyün delisi gibi de zıp zıp zıplaya. Bi lehevlü çekdim. Nedeyosun lan sen dedim. Yüzüme mel mel bakdı. Yegiden vag yug cag cuk deye bağırdı sona boş böğrüme bi dekme atmazmı, kafam bozuldu hemen kulağından gapdım, utanmayomusun sen misafire dekme atmaya dememe galmadı büğezde ganıma yumruk atmazmı. Gayrı sabrım daşdı yaradana sığandım buna bi Osmanlı tokadı godum bok gargası gibi bağıra bağıra Çin Seddine gada uşdu. -------Bak yalan söylemeyon . Emme zartayı da atarın. Neyse uzatmaylım. O böyük meydan da bi alkış bi alkış gopdu tusunami halt etmiş alkışdan her yer yıkıldı. Beni dörttene ibi civcisi gibi herif omuzlarına aldı boynuma gurdeleyinen bi teker asdıla, sona ayyılduzlu gözel bayrağımızı göndere çekeyken bağıra bağıra isdiklal marşımızı da okuyvedük. Sona Hu Jintao başgana hadi bana eyvallah benim Türkiye de işlerim çok dedim. Teyyereme atladuğum gibi buraya geldim. İşde havlu, İşde gururumuz Bayrak. -------- Bak yalan söylemedim, Emme zartayı da atdım. Turhan YILMAZ 2008 |
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 8/8/2008 - İHSAN OZANOĞLU SEMPOZYUMU
İHSAN OZANOĞLU SEMPOZYUMU (14 ŞUBAT 2009) SEMPOZYUMUN AMACI: Kastamonu; çok eski çağlara kadar uzanan bir kültür şehridir. Hitit, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerini yaşamıştır. Bu dönemlere ait çok sayıda tarihî eser günümüze kadar gelmiştir. Doğal güzellikleri herkesin beğenisini kazanmıştır. Kastamonu bilime, kültüre ve sanata beşiklik etmiş; bu sahalarda çok sayıda insan yetiştirmiştir. Bir ilin tarihi ve doğal güzellikleri elbette önemlidir. Ancak eserleriyle iz bırakan kişilerin de doğdukları şehre büyük değer kattıkları bilinen bir gerçektir. Şehrin tarihine baktığımızda, Kastamonu’dan yetişmiş devlet adamları yanında önemli şairlerin de olduğunu görürüz. Baharzâde Feride Hanım, Azmi Numan Efendi, Âşık Kemali, Âşık Fevzi, Âşık Meydânî ve Âşık Yorgansız ilk hatıra gelen kişilerdir. Konumuzu teşkil eden İhsan Ozanoğlu bu zincirin son halkasıdır. Meydânî’yi tanımış, Yorgansız ile de karşılıklı şiirler söylemiştir. Elbette o sadece bir şair değildir. İhsan Ozanoğlu, 1907 yılında Kastamonu’da doğdu. İlköğrenimini Yarabcı Mektebi’nde tamamladı, sonra Darülhilafe medresesinde okudu. 1928’de İstanbul Muallim Mektebi’nden öğretmenlik ehliyetnamesi aldı. Kastamonu’daki ilkokullarda öğretmenlik yaptı. Daha sonra İl Halk Kütüphanesine müdür olarak atandı. Âşık edebiyatı, halk edebiyatı, halk bilgisi, tarih, ilâhiyat, musiki sahasında çok sayıda araştırma yaptı ve bunları makaleler halinde Kastamonu’da çıkan Açıksöz, Kastamonu Vilayet Gazetesi, Doğrusöz, Yenises, Birlik gibi yerel gazetelerde yayınladı. Kastamonu türkülerini derledi ve TRT arşivine kazandırdı. Çeşitli tür ve konularda çok sayıda şiir yazdı ve bunların önemli bir kısmı yerel gazetelerde yer aldı. Bazı araştırmalarını küçük kitaplar halinde yayınladı. Bastıramadıklarını el yazısı ile hazırladı ve İl Halk Kütüphanesi’ne verdi. Önemli bir kısmını da Kültür Bakanlığına ve Dil Kurumu’na gönderdi. İhsan Ozanoğlu hakkında bugüne kadar yapılmış kapsamlı bir araştırma ve yayınlanmış eser yoktur. Bu sempozyumla İhsan Ozanoğlu’nun eserlerinin incelenmesinin, ilim adamlarımızın ve araştırmacılarımızın çalışmalarına zemin oluşturacağına ve çok kıymetli bilgilerin ortaya çıkacağına inanıyoruz. Sizi “İhsan Ozanoğlu” sempozyumunda aramızda görmeyi diler, saygılar sunarız. SEMPOZYUM DÜZENLEME KURULU: Nurullah Çakır Kastamonu Valisi Turhan Topçuoğlu Kastamonu Belediye Başkanı Prof. Dr. Bahri Gökçebay Kastamonu Üniversitesi Rektörü Halil Öztosun Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Eşref Can KESOB Başkanı Yard. Doç. Dr. Mustafa Eski Eğitim Fakültesi Öğr. Üyesi Süleyman Şenel İTÜ TMDK Sanatçı Öğr. Gör. Ziver Kaplan İl Kültür ve Turizm Müdürü Mine Özgür Gazeteci-Yazar SEMPOZYUM DANIŞMA KURULU: Prof. Dr. Saime İnal SAVİ Emekli Öğretim Üyesi Nail TAN Araştırmacı-Yazar İlham Teoman Ozanoğlu Yargıtay 10.Hukuk Dairesi Onursal Başkanı Enver Turan Emekli Albay SEMPOZYUM BİLDİRİ KONULARI: Araştırmacıları bağlayıcı konu başlıkları verilmemiştir. Ancak İhsan Ozanoğlu’nun hayatı, edebi kişiliği, araştırmacılığı, şairliği, gazeteciliği, musiki yönü, yazarlığı, kütüphaneciliği, eserleri ve sempozyumun konu ve amacına uygun bildiriler. SEMPOZYUM TAKVİMİ: · Sempozyum Tarihi 14 Şubat 2009 · Son Başvuru Tarihi 01 Ekim 2008 · Bildirilerin gönderileceği son tarih 01 Aralık 008 · 02–9 Ocak 2009 tarihleri arasında konaklama ve oturumlarla ilgili ayrıntılı program katılımcıların adresine gönderilecektir. SEMPOZYUMA KATILIM: Bildiri sahipleri Sempozyuma katılım koşulları, katılım formu ve bildiri formatına ilişkin bilgi ve belgelere www.kastamonu.gov.tr internet adresinden ulaşabileceklerdir. Sempozyuma katılmak isteyenlerin web adresindeki Katılım Formunu doldurarak 1 Ekim 2008 tarihine kadar aşağıda belirtilen faks ve e-posta adresine göndermeleri gerekmektedir. KONAKLAMA VE ULAŞIM: Bildiri sahiplerinin yol, otel ve yemek giderleri Sempozyum Düzenleme Kurulunca karşılanacaktır. SEKRETARYA: Numan KARANLIK İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü: Telefon: 0366 2149795 – 2142218 Faks: 0366 212 44 05 e-posta: ihsanozanoglu37@hotmail.com BİLDİRİ FORMATI: Genel Bilgiler - Sempozyum sonrasında bildiriler Sempozyum Düzenleme Kurulu tarafından kitap halinde bastırılacağından basıma hazır tam metni (Word Belgesi, pdf veya ps dosyası olarak) Sempozyum Sekretaryasına posta yoluyla (A4 kâğıda Laser Printer ile yüksek kaliteli baskı modunda basılmış olarak 3 nüsha şeklinde ve CD’ye kayıtlı olarak) göndermeleri gerekmektedir. Bildiri metinlerinin elektronik kopyaları CD yerine e-posta ile de gönderilebilir. Eğer bu yol tercih edilmişse basılı kopyaların gönderilmesi sırasında e-mail ile gönderi yapıldığına dair not eklenilmelidir.
· Bildiri metinleri ve özetleri üzerinde yer alan her türlü görüş ve düşünce ve yazım hatası açısından sorumluluk tamamen yazarlara aittir. - Sempozyum Bilimsel Danışma Kurulu, gerekli gördüğünde yazarlara iletilmek üzere metinler ve özetler üzerinde bazı düzeltme, öneri ve katkılar getirebilirler.
- Sempozyum'a kabul edilecek bildirilerin seçimi tamamen Sempozyum Danışma Kurulu'nca yapılacak ve bu amaçla kurul üyeleri arasında sanal oturumlar düzenlenebilecektir.
Bildiri Metni Yazım Kuralları - Bildiri metini sayfasının yazım alanı olarak A4 kağıdı üzerinde verilen ölçülerle, solda 2.0 cm, sağda 1.5 cm, üstte 2.5, altta 3.0 cm olmak suretiyle yazılacaktır.
- Bildirinin adı 14 punto, yazar adları 12 punto ve italik olarak yazılmalıdır.
- Başlık ve yazar adları arasında 0.8 cm, metin arasında 12 mm boşluk bırakılmalıdır.
- Bütün bölüm ve ara bölüm başlıklarından önce ve sonra bir satır boşluk bırakılmalıdır.
- Bölüm başlıkları büyük harfle yazılmalı, ara bölüm başlıklarının numarasından sonra nokta verilmemeli ve başlıklar ilk harfleri büyük olacak şekilde yazılmalıdır.
- Bildiri metinleri, kaynaklar ve şekiller dâhil en az 5 en fazla 12 sayfadan oluşmalıdır.
- Bildiri metinleri Times New Roman yazı tipi kullanılarak yazılmalıdır.
- Tablo içermeyen bütün görüntüler (Fotoğraf, çizim, diyagram, grafik, harita v.s.) şekil olarak isimlendirilmelidir. Fotoğraflar yüksek çözünürlülükte (300 DPI) TIFF veya JPEG formatında gönderilmelidir.
Punto Büyüklüğü | Kullanılacak Yerler | 9 | Referanslar | 10 | Bölüm Başlıkları, ana metin eşitlikler | 12 | Yazar Adları | 14 | Bildiri Başlığı |
İHSAN OZANOĞLU SEMPOZYUMUNA KATILIM FORMU Adı, Soyadı :................................................................ Unvanı / Görevi :................................................................ Kuruluşu :................................................................. Adres :................................................................. .................................................................. .................................................................. Tel :................................................................. Gsm :................................................................. Faks :................................................................. e-posta :................................................................. Sempozyuma katılım şekli: Sempozyuma aşağıda belirttiğim tercihle katılmak istiyorum. Sunulu bildiri
Poster
Dinleyici (Bildirisiz)
Sempozyum reklâm alanlarına reklâm vererek Bildiri Başlığı :.................................................................. ................................................................... ................................................................... Konaklama: Konaklama için web sitemizi ziyaret ediniz. |
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 25/6/2008 - ABANA CUMHURİYET SAVCILIĞINA AÇIK DİLEKÇE
ABANA CUMHURİYET SAVCILIĞINA AÇIK DİLEKÇE Fikri Uzun Nasrettin Hoca’nın Timur’a götürdüğü “Fil Hikâyesi” örneği, yasal yollardan yakındıkça, bir fazlasını yaptılar. Kimin yaptığı, kimin göz yumduğu, kimin “ağır bastığı” kimin ya da kimlerin 3621 sayılı kıyı kanununu hiçe saydığı belli değil. Söz konusu; kumsalına kaya dökülen Abana Harmasun Mahallesi kıyıları. Kaç yıldır dökülen taşların; kimler tarafından, hangi proje ve ödenekten ne amaçla döküldüğü belli değil. 11 -12 Ağustos, 2006 ve 2007 yıllarında bu gazete köşesinde yazdığım yazılarda olayı daha ayrıntılı anlattım 3621 sayılı kıyı kanununu anımsattım. Mahalle ve site sakinleri olarak zarar gördüğümüzü, yapılan uygulamaların zararımıza olduğunu belirttim. Kamu adına, kına gibi kumu olan kumsalımızı geri istedim. Biz istedikçe kumsala taş döküp iyice kapattılar. Kara Deniz’in hırçın dalgaları, kıyıya dökülen manda büyüklüğündeki taşları alıp götürdü. Dalgalar taşları alıp götürdükçe yenilerini döktüler. Üstüne üstlük, aralarını inşaat artıklarıyla doldurdular. Küflü demir ve tenekeler arasından denize girmeye çalıştık. Düşenlerimiz, kolunu bacağını kıranlarımız yaralananlarımız oldu. Rapor almayı hiç akıl etmedik. (Hastane kayıtlarında vardır) Üç dört yıldır, mahalle sakinleri olarak ilgileneceğini sandığımız makamlara gidip “Kıyı Kanununu” anımsatıp uyarıyor, yakınıyoruz. Kumsala kaya dökmeyi bırakmalarını, iç kesimleri korumak söz konusuysa başka yöntemler düşünmelerini istiyor, doyurucu yanıt alamıyor, çözüme ulaşamıyoruz. Bir televizyon programındaki konuşmasında, Kastamonu Milletvekilimiz Sayın Hakkı Köylünün, “kıyıların kamuya açık olduğunu, evini iş yerini korumak amacıyla kıyılara taş dökemeyeceği gibi, saman çöpü bile atılamayacağı” şeklindeki sözlerini duyunca, kulaklarıma inanamadım. Konunun çözümüne yardımcı olacağı umuduyla bir mektup dilekçe yazdım. Kısa sürede Kastamonu Cumhuriyet Savcılığından “tanık” olarak çağırıp ifademi aldı, “Kıyı Kanununa” muhalefet eden, kişi ya da kişilerden davacı ve şikâyetçiyim” dediğimi yazıp, imzalattı, 26.11.2007 günü, 26.09.2007 tarih ve 2007/229 numaralı dosyaya eklediler. Dosyada; daha önce birer yıl arayla bu gazetede yazdığım iki yazı ve Hakkı Köylüye yazdığım mektubun fotokopisi de vardı. O gün bu gün bir dava açılmadığı, bir yanıt verilmediği gibi, yeniden ve daha yoğun taş döküldü. Kaç yıldır sözünü ettiğim kıyıdan denize hiç girilmez oldu. Dökülen kayalardan kayılarak denize inilse bile; çocuk, genç, yaşlı kişiyi habersiz gelen bir dalganın, kumsala atma yerine kayalara çarpıp öldüreceği muhakkak. Yasaları hiçe sayan, saydıran kimler? Doğabilecek kazaların, ölümlerin vicdan azabını kim ya da kimler çekecek? Bu yasa tanımazlıktan Abana Cumhuriyet Savcılığının sorumlu olduğunu, Kastamonu Cumhuriyet Savcılığınca, ilgili dosyanın gereği yapılmak üzere Abana Savcılığına gönderildiğini öğrendim. “Temmuz ayı sıcağında” eşimin emekli parasıyla aldığım yazlığımın önünden torunlarımla denize giremeyeceğimi düşündükçe moralim bozuluyor. Mahalle ve site sakinlerinin olduğu kadar benimde maddi ve manevi zararım vardır. Kumsala taş dökülmesinin önlenmesini, kıyıda önceden var olan tahmini 15 metrelik kumsalın geri kazandırılmasını, şimdiye kadar dökülen, döküldükçe denizin alıp götürdüğü taşların hangi ödenekten döküldüğünün araştırılıp soruşturulmasını, “Tüyü bitmedik yetimin hakkının olduğu” devletin parasının denize boşu boşuna gömülmesinin hesabının sorulmasını, “Kıyı Kanununu” ihlal edenlerin, edilmesine sebep olanların cezalandırılmasını saygılarımla arz ederim. NOT: Ayrıca; 1-Adalet bakanlığına, 2-İçişleri Bakanlığına, 3-Turizm Bakanlığına, 4- Kastamonu Milletvekili Hakkı Köylüye gönderilmiştir. |
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 9/6/2008 - [Ali Şahin] Röportajı
''Röportajları'' kategorisinde yayınlandı - 1571 defa okundu
Etiketler : ali şahin, cide, edebiyat, eğitim, festival, kastamonu, röportaj, rıfat ılgaz, taşköprü, ılgaz
” O kadar yabancı dil merakı aldı yürüdü ki yazarlarımızın cümle yapıları bile çeviri dile uygun bir hal aldı, sağ kulağı sol elle göstermeler mi dersiniz, şiirde anlaşılmaz bir dil..! Sanki şiiri şiir yapan bu?”
”Ben yeraltı ile ilgilenmiyorum ve de okumuyorum o tür şeyleri… Ben, hâlâ Nazımları, Ahmet Arifleri Enver Gökçeleri, Hasan Hüseyinleri okuyorum arkadaş!…”
Selamlar, Ali ŞAHİN… Öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim… Emekli bir edebiyat öğretmeni, Kastamonu âşığı bir eğitimci olduğunuzu ben biliyorum… Okurlarımızın sizi tanıması açısından kısa bir özgeçmiş alabilir miyiz?
Selamlar, sana ve okurlarına… 1952 yılının Şubat ayında Kastamonu’nun Taşköprü ilçesi Yazıhamit köyünde doğmuşum. Köyde ilkokul, ilçede ortaokul; sonra ilçede lise olmadığından girdiğim öğretmenokulu sınavlarını kazanarak Çorum Erkek İlköğretmen okuluna başladım. 1969-70 döneminde mezun oldum. Girdiğim Bursa Eğitim Enstitüsü sınavlarını- aldığım bir ceza yüzünden daha doğrusu- kazanamayınca yine Kastamonu Tosya Gökçeöz köyünde İlkokul öğretmenliğine başladım, 4 yıl sonra Taşköprü Kızılcaören Köyüne atandım. Bu arada Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünü bitirerek aynı ilçenin Kız Meslek Lisesinde Türkçe/ Edebiyat öğretmenliğine başladım. Sonra da Milli eğitimin çeşitli kademelerinde yöneticiliklerde bulunarak 2004 yılının Şubat ayında Tokat Pazar İlçe Milli Eğitim Müdürlüğünden 34 yıllık meslek yaşamımı noktalayarak emekliye ayrıldım. Mesleki kısmı böyle… Ana hatlarıyla…

Gerçekten dolu dolu geçmiş ve başarılı bir eğitim yaşantınız var… Genellikle Kastamonu ve çevresinde geçmiş mesleki yaşantınız… Karşılaştığınız zorluklar mutlaka ki vardır… Bunlar nelerdir? …Ve en önemlisi bu yıllar içinde hiç ” Anlaşılmadım! ” dediğiniz noktalar var mı?
Alışamadığım ve bana zor gelen İlkokul öğretmenliği oldu biraz. Çünkü edebiyata merakım yüzünden kendimi hep Eğitim Enstitüsünü kazanıp Türkçe öğretmeni olmaya koşullandırmıştım. Bu merakım izin alamadığımız için yatılı okulda etüt sonrası kaçak olarak izlemeye gittiğim bir konferans nedeniyle 15 günlük okuldan uzaklaştırma cezası yüzünden sekteye uğradı. Sonunda 1975′te Mektupla öğretime başvurarak 1978′de dışardan tamamladım o eğitimi. Politika ve politikacıya alışamadım, tek ayak üzerinde fırıldaklık işim olmadı. Bunun bazı sıkıntılarını çektim kimi zaman. Türkiye’de her 10 yılda bir, bir şeyler olurdu ya hep ben de bir alanda sıkıldıkça yeni bir alana geçtim yaklaşık her 10 yılda bir; 10 yıl ilkokul, 10 yıl lise öğretmenliği, son 10 yıl da çeşitli yöneticilikler benim hayata yeniden daha bir hevesle sarılmamı sağladı. Zorluklara gelince ülkemin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik koşullar ve çevrede gördüğüm imkansızlıklar beni de eğitimi de olumsuz etkiledi elbette zaman zaman. Araştırma okuma ilgi ve merakım, tam teşekküllü kitaplıklardan uzak, sosyal etkinliklerden ırakta oluşum beni hep sıkıntıya soktu ama bunu emeklilikte biraz da olsa atlattım. Kendimi sanal ortamda ve çeşitli etkinliklerde sık sık izleyici olarak görmeye başladım.
Evet, anlayabiliyorum… Ben yeğeniniz olarak, ki bu yüzden kendimi çok şanslı hissettim her zaman… Sizi ‘devrimci’ kişiliğiniz ile tanıdım çocukluğumdan bu yana… Sanal ortamda ki çalışmalarınızı da takip ediyorum… Beni blok olayına alıştıran da sizdiniz… Yani okurlarım beni sizin sayenizde tanıdı, ve dört yıldır okuyor, diyeyim (Gülerek)… Blok içerikleriniz dâhi hep Kastamonu, Taşköprü ve çevre köyler üzerine… Kastamonu ve çevresi üzerine yaptığınız bu fedâkar çalışmalar yüzünden iyi ya da kötü tepkiler aldınız mı bugüne dek? Çalışmalarınızı merak eden Paranteziçi Hayatlar okurları için kısaca bir adres de verebilirsiniz…
Tepkiler hep olumlu oldu. olumsuz pek bir şeyle karşılaşmadım desem yalan olmaz ama binde bir de olsa üzücü durum oluyor. Bunların içinde bence en önemlisi, blok alanı veren birkaç yerin hiç habersiz kapanması oldu. Bir arsaya gecekondu kuruyorsunuz, sonra kilit değişiyor, bir de bakıyorsunuz anahtar elinizde kalmış, İkinci olay da Hacker denen o canavarlar, ne isterlerse anlamam mümkün değil benim: Dolu dolu 5-10 tane site- blok heder oldu gitti bu yüzden… Ben, Paranteziçinde ki çalışmalarını birazda alttan alta gurur duyarak izliyorum. Boynuzun kulağı geçtiğine çok ama çok seviniyorum. Kıskançlık duymuyorum; bunda benim de özendirmem var diye. Tek bir sayfamı vermek isterim okurlarınıza, orda herkesin kendine uyacak bir şeyler bulması olanağı var, hem kendi site ve bloknotlarımın olduğu hem de dostların adreslerinin bulunduğu. ”Esintiler” http://alisahin37.sitemynet.com/alsah/ Bunun bir özelliği de benim yaptığım ilk site olması. Geçen yılın Ekim ayında mynetten aldığım bir yazı biraz leyleğin kuşa dönüştürülmesi olayı gibi oldu ama, yazılarımızı toplu durumdan biraz daha dağınık duruma getirdi. Beğeni izleyenlerin. diyorum ben: Ustamın adı Hıdır/ Elinden gelen budur.
Emekli olduktan sonra siz de var olan blok merakı üzerine de birkaç anektod düşerseniz seviniriz… Nasıl başladı, nasıl gelişti, ve şu an ne nokta da?
Emeklilik zor bir zanaat gerçekten… Bunu zaman zaman çeşitli boyutlarıyla yaşayan kişilerde görürüz. Günde 8 saatlik çalışma düzeninden kopunca insan kendini büyük bir boşlukta hissediyor, ben bunu atlatabilmek için bir Bilgisayar aldım, lokallerde sigara dumanı altında kendimi harap edene kadar gazete - dergi okur inceleme - araştırma yapar, 34 yıllık mesleki deneyimimizi dostlarla paylaşırım diye düşündüm ilk anda. Beni zorlayan bilgisayara sıfırdan başlamam oldu. Her şeyi sınama- yanılma yöntemiyle kendi kendime yapmaya çalıştım. 1 yıl içinde arşivim o kadar doldu ki, bunu nasıl paylaşırım diye düşünmeye başladım. Elimde olan bazı malzemeleri benim çeşitli olanaksızlıklarım yüzünden tamamlamam imkansızdı, kilitli sandıklarda durana kadar paylaşayım meraklıları da geliştirsinler istedim. Amacım öğrencilerle de iletişim kurarak bir çeşit öğretmenlikten uzaklaşmamaktı. Bunu da başardım sanıyorum.
Benimle iletişim kuran ilkokuldan mastır öğrencilerine kadar herkese elimden gelen yardımı esirgememeye çalışıyorum. Ama öğrenciler beni üzüyor çoğu zaman. Neden mi? O benim özene bezene yaptığım çeşitli seçkilerin altına yazdıkları yorumlarda kullandıkları Türkçe dışında her şeye benzeyen dil yüzünden. Bir çoğunu bu yüzden onaylamıyorum. Kültür- sanat, edebiyat konularına öteden beri ilgiliyimdir, kendi yaratımım olmasa da önemli gördüğüm çalışmaları bir seçki şeklinde paylaşıyorum, bütünleştiriyorum blok ve sitelerimde. Bunda da Nazım’ın bir dizesi -ki bloklarımın başına da aldım bana mesnet oluyor:"Öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile mesela zeytin dikeceksin" diyor, usta. Ben de Atatürk’ten roman, öykü, şiir, sinema ve çocuk edebiyatına; Köyümden ilçeme, ilime, bölgeme, ülkeme ve dünyaya bir pencere açmaya çalışıyorum.
Bu alanda dostlardan büyük bir destek ve iteklendirme gördüm. Hepsini saymam olanaksız ama bu arada 3 emekli edebiyat öğretmeni abim beni çok heveslendirdiler bu konuda.. Başta Mizah yazarı Esen Yel, Oyhan Hasan Bıldırki ve Nuri Öcal Altanay olmak üzere. Öğrenci, öğretmen herkesten destek gördüm ama hep bir şeyler yapılmasını istiyorlar çeşitli konularda,fakat hepsini benden bekliyorlar.. O da ayrı bir sorun. Konuyu dağıtıyorum bazen. Şu anda aklıma ilginç bir anekdot gelmiyor ama çok ilginç şeyler yaşanıyor elbette…Benim için ilginç olan Rıfat Ilgaz / 2006 Kastamonu Sempozyumu ve ve İzmir’de 6. İzmir Öykü Günleri’nde yüzlerce sanatçı, yazar, şair ve bilim insanı ile karşılaşıp onları izlemekti son iki yılda.
Evet, bu arada yeri gelmişken söylemek istiyorum… Esen YEL ve Oyhan Hasan BILDIRKİ biz, edebiyat meraklısı gençler için her zaman bir yol gösterici olmuştur… Çalışmalarını severek takip ediyoruz… Soruma cevap verirken tam kanayan bir yaraya parmak bastınız: ‘Gençlerin kullandığı ve Türkçe haricinde her şeye benzeyen dil!…’ Bunun sorumlusu ne olabilir sizce? Bu gidişat nereye kadar… Bir sonu var mıdır, yoksa Türkçe’nin sonu mu yakın?!… Gençlere ‘Yeraltı edebiyatı’ adı altında sunulan yeni akımın bunda payı var mıdır? Hani şu sürekli bir karamsarlık, kan, intihar, bunalım, depresyon içeren yeni akım… Tanınan isimlerden Altay ÖKTEM buna ön ayak olan ve tanıdığımız isimlerden birisi meselâ… Edebiyattan çok bir özgürlük merakı… ‘İstediğim gibi ve istediğimi yazarım!’ halleri… Edebiyatı kurallardan soyutlamak ne kadar doğru sizce… Edepli, adaplı ve Türkçe’nin doğru kullanıldığı edebiyatı ‘kısıtlayıcı’ bir etken olarak görmek doğru mudur?
Bunda herkesin ve her şeyin biraz payı var bana göre. Politikacısından tutun da yazar-çizerine kadar bir aşure dil meraklısı doldurdu her yanı, işyeri adlarından tutun da çeşitli yerlerde yazılan yabancı sözcük merakı iyiye alamet değil. Kültür emperyalizmi ulusları yutmaya dilden başlıyor ki kimse kimseyi anlayamayacak… Bu soru biraz zor oldu. uzun uzun yazmak gerek. Bir sinemada yangın çıksa vatandaş ‘Exit ne?!’ diye bakıp kalacak, yangın çıkışını bulamayacak. Bunda msn ve internetteki yazışmaların da payı çok büyük. O kısaltmalar, işaretler.. Bir de ne bileyim sanki ayrı bir yazışma dili gelişiyor, herkes de ben başkalarından geri kalmayayım diye o dilsizlikte yarışıyor birbirleri ile.
Edebiyat yapıtlarında kullanılan dil de ona keza.. O kadar yabancı dil merakı aldı yürüdü ki yazarlarımızın cümle yapıları bile çeviri dile uygun bir hal aldı, sağ kulağı sol elle göstermeler mi dersiniz, şiirde anlaşılmaz bir dil sanki şiiri şiir yapan bu? Ben hala Nazımları, Ahmet Arifleri Enver Gökçeleri, Hasan Hüseyinleri okuyorum arkadaş. Elbette yeni akıma da söyleyeyim birkaç kısa şey… Ben yeraltı ile ilgilenmiyorum ve de okumuyorum o tür şeyleri.. Yapıt sözcüğünü özellikle kullanmadım. Herkes okumazsa sorun çözülür.
Evet… Gelelim sizin için önemli bir yeri olan ve Cide’de gerçekleşen Rıfat ILGAZ Kültür ve Sanat Festivaline… Bloklarınız da, makaleleriniz de, gezi ve gözlem yazılarınız da bu festivale ayrı bir ilgi gösterdiğiniz göze çarpıyor… Festivale yerli halkın ve dışardan gelenlerin gösterdiği ilgi ne düzeyde? Memnun olduğunuz ve sizi rahatsız eden anektodlar nelerdir bu festivalle ilgili?
İlimizdeki festivaller içinde kültür-sanat ağırlığı yönünden Cide’dekinin önemi daha büyük. Bunda Rıfat Ilgaz’ın da anılması ayrı bir önem kazandırıyor. Buna ek olarak adına düzenlenen ödüller, 2006 Mayıs’ında Kastamonu Meslek Yüksek Okulunda yapılan Sempozyum benim için olduğu kadar ilde yaşayanlar için de çok değişik bir şey oldu. Tabii bu tür çalışmalar çok büyük bir katılımcı kitlesi ile yapıldığı için, ili canlandırıyor; bunun yanında yerel halktan katılım ve ilgini az olması böylesine bir konuda okulların öğrencileri için katılımı planlamaması üzüyor insanı. Bir diğer üzüntü de yüze yakın bildirinin sunulduğu sempozyumun -aradan geçen 16 aya karşın- hala kitaplaşamaması… Yerel basının ilgisi güzeldi. Benim için önemli olan bir konu da değerli araştırmacı yazar Rasuh Nuri İleri ile bir öğle yemeği sonrası baş başa benim arabada yaptığımız özel sohbetti. Kameramı açmadığıma pişman oldum ama öylesi daha güzel oldu daha içten daha doğaldı. Bu konudaki dökümanları bir sitede topladım. Çok da beğeni topladı. http://gokirmak37.sitemynet.com/Festval2006/ Hacklenen Rıfat Ilgaz Arşivim yerine konuyla ilgilenenler duyurabileceğimiz Sarı Yazma- Rıfat Ilgaz Arşivi- http://sariyazma.blogcu.com/ bayağı yol aldı sayılır.
Peki, gelelim sizin de yaşadığınız, sevimli bir Kastamonu kasabası olan Taşköprü’ye… Ben de yaz tatillerimi orada geçiriyorum… Bu yıl geldiğimde durum içler acısıydı maalesef… Tam bir tarih turizmi cenneti olabilecekken o, güzelim tarihi evlerin bir bir yok olduğuna, azaldığına, yerlerine hep taş binaların geldiğine şahit oldum… Restore projelerinin gerçekleşmemesinde en büyük etken halkın da vurdum duymazlığı… Sanki o yorgun evlerin sesini kimse duymuyor gibi… Olsa da olmasa da halk için pek bir önem arz etmiyor, gördüğüm kadarıyla… Siz bu konuda neler söylemek istersiniz? Mutlaka ki bizi Taşköprülü hemşehrilerimizden de okuyanlar olacaktır… Belki halkın biraz da olsa bilinçlenmesine vesile oluruz…
Önce kasaba sözünü düzeltelim, ne de olsa bende tam Taşköprülülük var senin gibi Yarı Taşköprü yarı Yozgatlı değilim. Taşköprü Bir ilçe merkezi.. Konuya gelirsek, o konu bana göre daha derin boyutlu bir konu, varlıklı kesim o tür evleri zamanında yıkıp yerlerine apartmanlar, dükkanlar, hanlar hamamlar yaptı o tarihsel doku ile istediği kadar oynadı; Garibanların tek barınağı olan evler kaldı sit alanı kapsamında. Yıksa yıkamaz, yapsa yapamaz, restore edemez. Yapsatçıya verip bir kaç daire bir kaç dükkan alsa alamıyor, eve devlet ve kurumlar sahip çıkmıyor, çıksa da değerini vermiyor, acayip bir durum. Tıpkı Nasrettin Hoca fıkrasındaki gibi: Hani oğlan demiş ya, “baba ben bir hırsız yakaladım”, “al gel oğlum” demiş Hoca. “Gelmiyor baba”.. “Bırak gitsin oğlum”, demiş… “Gitmiyor baba”, demiş… O konuda kimin kimi yakaladığı belli değil… O yapıların sahiplerini durumları da çok zor aslında. Kat kat, koca koca beton yapılar arasında bir kaç garibanın bir kaç tarihi koruma altındaki mal varlığı, tek sermayesi, başını soktuğu evi, o da dökülüyor, nerdeyse başına yıkılacak… Bu da olayın başka bir cepheden görünüşü tabii ki…
Umarım bu konuda gereken adımlar bir an önce yapılır… Ben gerçekten o evler olmadan Taşköprü’yü düşünemiyorum… O evleri gezmek, incelemek, hele ki fotoğraflarını çekebilmek ayrı bir yaşam gibi benim için… Gerçekten eğer böyle çarpık bir düzende giderse o evler kalmayacak ve oraya dışardan bir gezgin / tatilci olarak gelmek içinde bir sebep kalmayacak… Tabii yeğen olarak her zaman bir sebep var ( Gülerek )… Neyse, bu güzel ve sıcak sohbet için çok teşekkür ediyorum, kendim ve okurlarım adına… Sizin gibi memleket sevdalısı, yaşadığı toprakları sahiplenen ve seven edebiyatcı, eğitimcilere her zaman ihtiyacımız var…
Ben de teşekkür ediyorum… Çalışmalarını beğeni içinde izliyorum, hayatta da başarılarının devamını diliyorum…

|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 9/6/2008 - Mustafa BALBAY - AKP: Devlete Muhalefet Partisi…
|
Haziran 09, 2008 - CUMHURİYET, MUSTAFA BALBAY
23 Mayıs günü bu köşenin başlığı şuydu: Türkiye yönetilmiyor!Anayasa Mahkemesi’nin türban kararının ardından bu gözlemimizin daha derin bir sorun haline geldiğini görüyoruz.
AKP Türkiye’yi yönetmiyor; hükmediyor!
İsteklerinin yerine getirilmemesi halinde de rehin aldığı devlet değerlerini bir bir ortadan kaldırma tehdidini savuruyor.
Bu savurma, biraz ne yapacağını bilememekten, biraz korkudan, daha çok da iktidar gücünü yitirmeme telaşı ve densizliğinden…
AKP‘nin 6 yıllık icraatına baktığımızda şu ikilemde olduğunu görüyoruz:
Devletin bütün olanaklarını sonuna kadar kendine yontan ve devlete şiddetle muhalefet eden bir iktidar…
Bir dönem YÖK’ten istediği kararı çıkaramayınca tümüyle yok saymaya girişmişti; şimdi de Anayasa Mahkemesi’nden istediği kararı çıkaramayınca, mahkemeyi sulandırma ve işlevsizleştirme arayışı içine girdi.
***
AKP Meclis Kolları Başkanı Köksal Toptan’ın senato önerisine daha çok bu gözle bakmak gerekiyor. Önerinin şu aşamada geçerlilik kazanması çok zor. Öyle anlaşılıyor ki, cuma gece yarısı Toptan’a konuk giden Erdoğan şunu söyledi:
“Ne yap et, Anayasa Mahkemesi’ne cephe aç. Önde sen görün. Biz birkaç gün daha olup bitenlere bakalım, ondan sonra ne yapacağımıza karar verelim.”
Toptan da kendisinden istenen işlevi yerine getirirken bir de “öneri” üretti, “senato” dedi. Toptan şöyle düşünmüş olmalı:
“Meclis çoğunluğu bizde… Senato kurulursa o da bizden olur. Meclis, Başbakanın istediği yasayı yapar. Senato denetliyormuş gibi yapar. İşler yürür. Anayasa Mahkemesi’ne de gerek kalmaz.”
Mahkeme, türban kararını AKP’nin işine gelen şekilde verseydi ne olacaktı?
Arkadaşlar yine çılgınlar gibi demeçler vereceklerdi, ama şu yönde:
“Kimse önümüzde duramaz. Yetki bizde, mühür bizde. Mahkeme de kabul etti. Türk milleti adına karar veren mahkeme, Türk milletinden en çok oy alan partinin icraatını onayladı…”
***
AKP Türkiye’yi yönetmiyor, hükmediyor derken bunu anlatmak istiyoruz… Kapatma davası dahil, artık ne tür karar çıkarsa çıksın, AKP’nin takınacağı radikal bir tutum var…
AKP iktidarı Türkiye’yi susturabilir, bataklığa sürükleyebilir ama, normalleştiremez. Korkarız devlete hükmetme gücünü de “kan davası”na benzer bir intikam duygusuyla kullanmak isteyecektir.
Siyasi iklimi normalleştirebilecek makamlar da krizin tarafı oldu.
Örneğin, tarafsız bir Meclis Başkanı parti liderlerini bir araya getirip yeni bir ufuk çizebilirdi. Toptan “üçüncü yol” tartışmasıyla bu şansını azaltmıştı, cumartesi açıklamasıyla, bitirdi.
Örneğin, tüm siyasi yelpazenin saygı duyduğu bir cumhurbaşkanı gidişi yönlendirebilirdi. Gül, içinde bulunduğumuz krizlerin nedenleri arasında. Krizin parçası olanlar, krizi çözebilir mi?
Bu durumda ne olacak?
Çok sıcak bir yaz geçireceğiz. AKP hem mazlum, hem saldırgan rolünü sürdürecek. Erken seçim kararı alması zor. Bunun en önemli nedeni; milletvekillerinin iki yıl bu görevi yapmadan özlük haklarına kavuşamamış olması!
Bütün bunlara karşın AKP’nin sahte kıyamet gürültüsüne de pabuç bırakmamak gerekiyor.
Bunu da aşarız…
Dağlar ne kadar yüksek olursa olsun, bir yanı yoldur! |
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 9/6/2008 - Gündoğdu'nun kongre konuşması
| Gündoğdu'nun kongre konuşması |
|
|
|
Kastamonuspor'un dün TURAŞ'ta yapılan kongresine katılan Kastamonuspor eski başkanı Zekeriya Gündoğdu oldukça sert açıklamalarda bulundu.
Toplantıda yaptığı ilk konuşmada başkanlık görevini tekrar devralmasının mümkün olmadığını söyleyen ve bu konuda mazur görülmesini isteyen Zekeriya Gündoğdu Profesyonel Futbolcular Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Ali Kızılkaya'nın 'siz bu ordunun komutanlarısınız. Bu askerleri bırakıp kaçmak size yakışmaz, buna hakkınız yok" demesi üzerine oldukça sert bir açıklama yaptı. Bırakıp kaçmadığını, başkanlık görevini bırakmak zorunda bırakıldığını söyleyen Zekeriya Gündoğdu 'Musa Taştan olayında yalnız bırakıldım. O zaman neredeydiniz. İkinci devre için 8 oyuncu ile anlaştım, kongreye gitmeyelim dememe rağmen kongre isteyenlerin bugün burada olmaları ve kulübe sahip çıkmaları gerekirdi" diye konuştu. '500 YTL ile takım kurtardılar' diyerek Musa Taştan ve Hakan Başesgioğlu'na gönderme de bulunan Zekeriya Gündoğdu "Ben Kastamonuspor'u bırakıp kaçmadım. Bırakmak zorunda bırakıldım. Bu Kastamonuspor'a siyaset sokmanın hiç kimsenin hakkı yok dedim. Hiç kimse siyaset sokamaz dedim. Siyaset varsa ben sonuna kadar Milliyetçi Hareket Partiliyim dedim. Kastamonuspor'da bir Ak Parti Milliyetçi Hareket Partisi çekişmesi varsa dedim ben Milliyetçi Hareket Partiliyim dedim. Ben bazı yüksek bürokrat arkadaşlarla toplandım. Musa Taştan olayından bana hiç kimse sahip çıkmadı. Sizler o zaman nerdeydiniz ? Gazetelerde 500 YTL davası çıktı. Takımı kurtardılar 500 YTL ile. Benim hocama, teknik direktörüme tehdit dolu mesajlar gönderildi. Bu mesajları çekende Kastamonuspor yönetimindeki birinin iş ortağı. 'Alibeyköyspor maçında bu sahayı başınıza yıkacağız, bu sahadan çıkamayacaksınız' diye mesaj gönderildi. Gazetelere düştük vatan haini ilan edildik. Devre arasında giden futbolcuları Zekeriya Gündoğdu Kastamonuspor'dan ayırdı denildi. Ben Kastamonuspor'dan ayrıldıktan sonra bir tane futbolcuya gel dediysem İstanbul'a gitmek nasip olmasın. O futbolcular İstanbul'a iş yerime geldiklerinde ben onlara gidin Kastamonuspor için oynayın dedim. Başkanımız siz yoksanız bizde yokuz dediler. Futbolcular kalsa ve hata yapsa Zekeriya Gündoğdu'dan bilinecekti. Kaleci hatalı gol yese sorumlusu ben olacaktım. O futbolcular Kastamonuspor'dan ayrılmasına rağmen yine bazı şeylerin sorumlusu oldum. Hakemleri ayarladığım, diğer kulüplere teşvik primi verdiğim iddia edildi. Benim o kadar gücüm olsaydı benim dönemim de hakem hataları olmazdı. Nerdeydi beni kollayan isteyen arkadaşlar. O kadar istifa ediyorum dedim geri döndüm sizleri sevdiğim için. Bir Musa Taştan olayında beni yalnız bıraktılar. Beni Bolu'ya toplantıya çağırdılar, benden özür dilediler. Haklı olduğumu söylediler ama gazetelere böyle bir demeç vermediler. Ben bürokrat bir arkadaşa kongreye gitmeyin kongre kararı almayın dedim. İkinci devre için ben 8 oyuncu ile anlaştım dedim. Bana haklısın tamam başkanım dediler. Yarın gazetelere kongre istiyoruz diye beyanat verdiler. Nerde bana sahip çıkanlar ? Ben bir kaos çıkmasın devam edeyim diyorum, herkes arkamdan kazma vuruyor, çekiç vuruyor. Ben yalnız kaldım. Bakıyorum etrafıma kimse yok, yönetime bakıyorum sahip çıkan yok. Benimde bir gururum haysiyetim var. Bazı insanlar kötü emellerine bana başkanlık görevini bıraktırarak ulaştılar. Kongre isteyen, benim bırakmamı isteyen insanların bugün gelip kulübe sahip çıkmaları lazım. Kimseden çekindiğim falan yok. Bana kulüp yönetmesini bilmiyorsun diyen insan, çocukça işler yapıyorsun diyen insan gelip kulübe sahip çıkacak. Ben sekiz şirket yönetiyorum. Sen vereceksin parayı yönetecek. Gelsin yönetsin işte ama ahlaki sınırlar içinde olacak. Gel sahip çık deniliyor. Zaten sahip çıkıyorum. Ben İstanbul'da kazanıyorum Kastamonuspor'a veriyorum kötü mü yapıyorum ? Ama bu adamlar benim isteğimi hevesimi kırdı. Bu sene sizden beni mazur görmenizi istiyorum. Bu nedenlerden dolayı başkanlığı tekrar almıyor da değilim, alakası yok. Bundan sonrada almayacağız diye bir şey de yok. İlerleyen senelerde tekrar değerlendiririz. Alibeyköyspor maçı öncesi mesajlar çekenler muratlarına erdiler. O maçta mağlup olduk. Stattan gülerek çıkanlar vardı. Nasıl başarılı olacağız biz. Kastamonulu insan Kastamonuspor mağlup olunca seviniyor. Bu benim kanıma dokunuyor. Ben hiçbir zaman Kastamonuspor'u bırakıp kaçmadım kaçmamda. Kaçsaydım burada olmazdım. Bana kongreye gitme diyen arkadaşlarımda oldu. Hastalandım derdim gelmezdim. Ben hiçbir zaman görevden kaçmıyorum. Biz varız, biz yine para veriyoruz. İçinizden bir yönetim çıkarılsın diyoruz. Para yağdırsın demiyoruz. Futbolcuyu biz bulacağız. İstediği futbolcuyu buluruz. Bu sene bizi mağdur görün. Dönemimizde tesislere başladık ama bunu kabul edemeyenler oldu. Zekeriya Gündoğdu ne yaptı diyenler oldu. Bu tesis benim dönemimde gökten zembille inmedi. Bu yönde yaptığımız çalışmalara bir teşekkür bile eden olmadı" dedi. Başarıya ulaşmak için birlik ve beraberliğin şart olduğunu belirten Zekeriya Gündoğdu Çorum Ticaret Odası'nın Süper Lige yükselen Gençlerbirliği Oftaş'ı almak için verdiği çabaya dikkat çekti ve şunları söyledi; "Sivil toplum örgütlerinin, Valiliğin, Belediye Başkanlığı'nın ne destek sağlayacağını somut bir şekilde ortaya koyması lazım. Futbol artık bir sektör oldu. Örneğin Süper Lige çıkan Gençlerbirliği Oftaş 40 milyon YTL'ye satılıyor. Çorum Ticaret ve Sanayi Odası Gençlerbirliği Oftaş'ı satın almak üzere. Kastamonu'da artık birilerinin taşlın altına elini koyması lazım. 2.Ligde ki Tokatspor'a Tokat Belediyesi çıkarmış 800 bin YTL para veriyor. Bizde de veriliyor ama yetmiyor." Ali Kartal yönetiminin ligin son haftalarında yaşadığı ödeme krizine değinen Gündoğdu 'Ali Kartal'ın yerinde olsaydım, hocanın biletini keserdim' şeklinde konuştu. Gündoğdu bu konuda "Yönetimi kulübü zor durumda bırakan antrenörün biletini keserim, gözünün yaşına bakmam. Futbolculara sahip çıkamıyorsa ben o hoca ile yollarımı ayırırım. Ticarette bu böyledir. Bunu yapmazsanız bitersiniz. Derebeylik gibi olur ama böyle olmalı" dedi. Kongrede söz alan Kastamonuspor camiasının tanıdık isimleri ise şunları söyledi; İBRAHİM HALEPLİ “Profesyonel olan Kastamonuspor'un yönetiminin de artık profesyonel olması lazım. Baktığımızda bizim gibi illerindeki takımlarda forma giyen eski futbolcular şimdi o kulüplerde yönetimlerde yer alıp başarıya yön veriyorlar. Bizimde bu yönde taleplerimiz var. Yeni öz kaynaklar yaratılmalı, yeni bir yapılanma içine girilmeli. Diğer bir konu ise alt yapı. İr an önce alt yapıya yönelmek gerekiyor. Taşıma suyuyla ne zamana kadar değirmen döner. Bu sorunlar çözülmeli. Menajerlik sistemi getirilmeli. Eğer geçen yıl sorunlar yaşanmasaydı, bugün bu takımın 2.Lige yükselmiş olacaktı, buna bizim inancımız tamdı.” HAYRİ BÜLBÜL “Biz yıllardır dile getiriyoruz ama hiçbir siyasetçi bunun için uğraşmıyor. Oy istemeye geldiklerinde onlara Kastamonuspor'a ne yaptınız diye soracağım. Yıllardır Şeker Pancarı küspesinden belirli yerlere 10 milyon YTL'ye yakın gelir elde ediliyor. Bu küspenin satışı Kastamo-nuspor'a kiralansa bu kulüp kurtulur. Ama herkes buna sessiz kalıyor.”
|
|
Gündoğdu;"Sedat Hoca kimi isterse onu alırım"
Kastamonuspor eski Başkanı Zekeriya Gündoğdu Kastamonuspor’un ligin ikinci yarısında da başarılı olması için elinden geleni yapacağını kaydetti. Hakan Saral, Recep Ataşbaş, Bayram Öztürk ve Mustafa Erkan Aydın transferlerini gerçekeleştirerek Kastamonuspor’aönemli bir katkı sağlayan Gündoğdu “Sedat Hoca hangi futbolcuyu isterse istesin alırım. Orta sahaya bir futbolcu daha transfer düşünülüyor. Bu konuda da üzerime düşeni yaparım” dedi. Kastamonuspor Genel Kaptanı İbrahim Halepli ve Futbol Şube Sorumlusu Bilal Şahin’inde bulundukları ziyarette Gündoğdu sezon sonunda Kastamonuspor’un 2.Lige çıkan ekipler arasında yer alacağına yürekten inandığını kaydetti. |
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 7/6/2008 - TAŞKÖPRÜ ve SARIMSAK İLE İLGİLİ WEB SAYFALARI/ LİNKLER (SİTELER)
*Ali ŞAHİN (alsah) Kastamonu- Taşköprü ___________________
Yazıhamit Köyü (02.02.1952); Yazıhamit Köyü İlkokulu (1964); Taşköprü Ortaokulu (1967); Çorum Öğretmen Okulu (1970); Ankara GEE Türkçe Bölümü (1975- 1978); Eskişehir AÜAÖF' nde TDE Lisans tamamlama (1992); Tosya Gökçeöz Köyü (1970-1974); Taşköprü Kızılcaören Köyü İlkokul Öğretmenliği (1974-1980) ve Taşköprü Sevim Tokatlı Kız Meslek Lis | | |