23/7/2008 - Asıl Terörist Kim? |
| Asıl Terörist Kim?
Terör, "bir toplumda bir grubun halkın direnişini kırmak için yarattığı ortak korku" , "genellikle siyasal nedenlerle, halkın gözünü korkutmak ve halkı yıldırmak için dehşet öğesini kullanmak" , "yıldırma, cana kıyma ve malı yakıp yıkma, korkutma, tedhiş" olarak tanımlanır.
Türkiye Cumhuriyeti son altı yılında tarihinde ilk kez bu denli büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalmıştır.Geriye şöyle bir baktığımızda,devletin temel kadroları değiştirilmiş, faşist korku yönetimine dayanan kadrolar gelmiştir.Stratejik kurumlar özelleştirilmiş, Kıbrısta kırmızı çizgi kalmamış, terör örgütü PKK yandaşlığı yapmak meşrulaştırılmıştır.Çankayaya bir Cumhuriyet düşmanı oturtulmuş, Türkiye Cumhuriyeti Dış İşleri Bakanı koltuğunda birisi kendi ülkesini Avrupaya şikayet edecek kadar vatan duygusunu yitirmiştir.1980 öncesi ve sonrası polisle arası hiç de iyi olmayan Türk Halkı, polis dinlemeleri ve tepkileri yüzünden yeniden çekinmeye,sinmeye başlamıştır.
İşte tam bu noktalardan Türkiye Cumhuriyetini vuran ABD güdümündeki işbirlikçi güruh, polisi operasyonal gücü olarak kullanmakta, Türk Ordusuna karşı cephe almaktadır.Özellikle polis içindeki Fethullahçı bir grup yapının üyelerinin "Asker müdahale ederse karşısında da biz varız." anlayışı Türkiyedeki açık cepheleşmenin en önemli göstergelerindendir. Güvenlik, istihbarat teşkilatının önemli kademeleri Fethullah Gladiosu tarafından ele geçirilmiş, kadrolaşma kolaylaşmıştır.Tabi Polis Okulları Sınavlarının da daha önceden Fethullahçı okul ve dershanelere verilmesi de kadrolaşmayı kolaylaştırmıştır.
Bu Kin Neden?
İktidar - Emniyet İstihbaratının bir kısmı - Fethullah üçgenindeki Ordu karşıtlığının köklerine inelim.Türk Milleti ve Ordusu , I.Kurtuluş Savaşında ve savaş öncesinde Mustafa Kemal ve Kemalin Askerleriyle birlikte uyanışa geçmiş, Osmanlı Devletini tarihin karanlıklarına gömüp çağdaş Türkiye Cumhuriyetini taviz vermeden, emperyalizmin karşısında "uzlaşmacı" anlayış sergilemeden kurmuştur.Peki, antidevrimci cephenin o zamanlar yaptıkları neydi?İdam fermanları, isyan çağrıları, ordunun silah bıraktırılması istemi...
Şeyh Sait ayaklandı birden,sebep: dinin elden gitmesi.İstanbul gazeteleri "halifelik kalkmamalı, kaldırılmamalı, kaldırılırsa kötü olur, Türkiyenin hiçbir önemi kalmaz" görüşleri bildirirken,İngilizler Musulu ellerinde tutmak,daha da önemlisi Mustafa Kemali millet ve meclis karşısında zor duruma sokmak için bugünkü ihtiras ocaklarının atalarını Mustafa Kemale karşı ayaklandırdılar.Aynı dönemde vatansever fakat ufku dar milli mücadele komutanları da muhalif hareketlerle bu görüşleri gıdıklamaktaydılar.İşte dinci terör böyle başladı.
İsyan bastırıldı.İstanbul gazeteleri kapatıldı,Şeyh Sait ve arkadaşları asıldı, Terakkiperver Parti yöneticileri için kötü bir gelecek gözüktü.Fakat tehlike tamamen geçmedi.İsmet Paşa Lozan için "Tetikte durulmalı.Emperyalist görüşler her zaman için hortlayabilir." demişti.
Şeyh Saitle benzer görüşteki Saidi Kürdi,isyan bastırıldıktan sonra Saidi Nursi olmuştu.Tehlike kürtçülükken, şeriatçı - kürtçülüğe kaymıştı.Adnan Menderes elini öptü bu tımarhane kaçkınının.Sonra gelişeceği ortam yaratıldı.Bugünkü gibi bir isyan başlatamazlardı.Çünkü o zamanlar tamamen dinci yetişmiş bir taban yoktu.
Sonra aynı ordu 27 Mayıs Kemalist İhtilalini gerçekleştirdi.Türkiyenin en demokratik Anayasasını yaptı.Fakat gericiliğe izin yoktu,bazı kafalar kesilmişti.Böyle demokratlık mı olurdu?
Aradan 30 sene geçti.Bu 30 sene zarfında iki tane faşist darbe gerçekleşmiş,27 Mayıs öldürülmüştü.Faşistler Anayasa yapmışlar,kendilerini de aklamışlardı.27 Mayıs Demokrasi Bayramı çok demokrat kişiler tarafından kaldırılmıştı.Bu ortamda dinciler güçlendiler.ABD desteğiyle mali sorunları çözüldü ve kendi tabanlarını yarattılar.
Sonra belediye seçimlerini aldılar.Belediyelerini şeriat ocakları olarak gördüler,ona göre işlettiler.Sonra Türk Ordusu bir kez daha özüne döndü.Kimine göre "Modern",kimine göre "Post Modern" ihtilali gerçekleştirdiler.28 Şubat gerekli bir askeri önlemdi.28 Şubat dinci kesimin tabanını da bölmeye çalıştı,fakat başaramadı.
Bugün Şeyh Saitin ve Kürt Saitin takipçisi Nurcu hareket gücünü 58 senedir oluşturulan bu dinci tabandan almaktadır.
28 Şubat sonrası dönemde MSP (Milli Selamet Partisi) geleneğinden ayrılarak kendi hareketlerini oluşturan grup,ABD için biçilmiş kaftandı.Bu grubun başı Atatürk ve onun ordusuyla başı dertten bir türlü kurtulamayan biriydi ve bu yönüyle kullanılmaya müsaitti.Çünkü bu adam başa geldiğinde ister istemez bir ordu karşıtlığını başlatacaktı,hele ki bu işi ABD yönlendirebilirse bu bulunmaz fırsattı...
İşte Tayyip Erdoğan ve ekibi böyle iktidar yapıldı.Şansa bakın ki tam o sıralarda Genelkurmay başkanlığında öyle biri oturuyordu ki,AKP kendisi uğraşmak zorunda kalmadı : Hilmi Özkök`e havale etti.Bu zat kendini siyasi bir aktör olarak gören biriydi.Eğer o,AKP yi destekliyorsa ordu da destekliyor demekti.Uzun süre AKP,NATO,ABD yanlısı açıklamalar yaptı, destek verdi.Öyle ki orduyla arası açık iktidar bu zata "Hocam!" diye sesleniyordu.Yine AKP iktidarından sonra Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan "Genç Subaylar Rahatsız!" haberi çok ses getirmiş,karşı devrim elemanlarından ağır eleştiri almıştı.
Sonrasında Özkökün görev süresinin dolması söz konusu olunca,AKP bu ballı katmerli orduyla arasını bozmamak için birtakım tertiplere girişti.İlki o sıralar Kara Kuvvetleri Komutanı olan ve ordunun başına geçmek üzere olan Yaşar Büyükanıta yönelik "Yahudi,Siyonist" iddialarıydı.Milyonlarca telefona bu yönde mesajlar çekilmiş,ne hikmetse asıl suçlular bulunamamıştı.
Ordu,Büyükanıt başına geçtikten sonra 27 Nisan 2007 muhtırasında açık taraf olduğunu açıklamıştı.Fakat seçimlerin erkene alınması,Abdullah Gülün Cumhurbaşkanı olması gibi olaylar sonucunda Dolmabahçe Buluşmasının da etkisiyle orduyu yönetenlerin "tam siper" yani sessiz sedasız beklemekte olduğunu gördük.Üzüldük!
Şimdi işleyeceğimiz konu ise bugün Ergenekon olaylarına kadar uzanan, Şemdinli ile başlayan tertipler zinciri..
9 Kasım 2005 te Şemdinli de bir kitabevinde patlayan bomba Türkiye`de kontrgerilla tartışmalarını yeniden gündeme getirdi.Olayda kitabevi sahibi "eski" terörist bombayı son anda "farkederek" kendini dışarı atıyor.Sonra bir araç görüyor,"şüpheleniyor" ve o sırada "tesadüfen" orada olan bir grup PKK lı ile gidip araça saldırıyor.O sırada aracın içindeki subaylar hedef alınıyor,araç yakılıyor.Bu tesadüfler zinciri arasında asıl tesadüf ise o subayların o sırada orada olmasıdır.Buna tesadüf de demeyelim,istihbarattan birileri teröristlere o sırada orada subay bulunacağını PKK ya iletmiştir!
Bu olayların iddianamesi ise Türkiyede büyük infial yaratmış,KKK Org. Yaşar Büyükanıt iddianamede azmettirici gibi lanse edilmiştir.Sonuç: Tertip çökmüş,savcı ve istihbaratçı Sabri Uzunun meslek hayatlarına büyük darbe indirilmiştir.Fakat bu kişiler karşıdevrimin kendisinin verdiği kurbanlardır.Özellikle bu insanlar öne sürülmüş,yine aynı nedenlerle bitirilmişlerdir.Biz o dönem "Bu Da Size Ders Olsun Ey Kemalizm Düşmanları" diyerek kararlılığımızı göstermiştik.Büyükanıt o dönem "Yargılanırsam onur duyarım" demişti.
İkinci Ayak : Cumhuriyet Gazetesinin bombalanması ve akabinde Danıştay Saldırısı
Danıştaya bir karşıdevrimci avukat giriyor,türban aleyhine karar veren yargı üyelerine Glock marka tabancayla saldırıyor.Bir şehit veriyoruz.O sıralarda yine biz "Ankarada Allahın Askerleri" diyerek tertibin kimlere uzandığını açıklamıştık.Bu teröristin ailesi de bunun destekleyicisiydiler,olayı cihat olarak yorumlayanlar vardı.İktidardan ufak bir taziye ve geçmiş olsundan başka bir tepki gelmemişti.Teröristin Cumhuriyet Gazetesini de bombaladığı ortaya çıktı.
Üçüncü Ayak : Atabeyler
Atabeyler "Çetesi" olarak lanse edilen bir grup görevli Türk Ordusu için çalışan subay evlerine yapılan baskınla gözaltına alınmış, tutuklanmış,ilk başta 39.5 yıla çarptırılmışlardır.Tesadüfe bakın ki bu grubun evinden de suikast planları çıkmıştı.Bu tertip de ellerinde patladı.
Dördüncü Ayak : Dink Cinayeti
Türkiye, Hrant Dinkin öldürülmesiyle milliyetçiliğe tavır aldırmaya çalışan güçlerin eline düştü.O sıralar AKP ye karşı yükselen milliyetçilik, Atatürkçülük ve devrimciliğin halka anlatımı "Hrantı bunlar öldürdü." şeklinde oldu.Fakat ne hikmetse öldüren grup BBP li çıktı.BBP den doğru dürüst kimse yargı karşısına çıkarılmadı.Tertip ellerinde patladı.Hrant öldüğüyle kaldı.Yine "Hepimiz Ermeniyiz" adıyla yapılan yürüyüşe Türkiyenin hepi topu 50 bin Ermenisi katıldı,Türkiye içimizdeki Ermenileri görmüş oldu!
Beşinci Ayak : Ümraniye Bombaları ve Ergenekon Operasyonu
12 Haziran 2007 de Danıştay Saldırısı ile ilgili olduğu yolunda polise gelen bir "ihbar" ile Ümraniyede bir gecekonduda 27 tane el bombasının bulunması,bugünkü Ergenekon iftiralarının önünü açmıştır.Operasyonun ilk bölümünde Muzaffer Tekin ve Kuvayi Milliye Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Oktay Yıldırımın da içinde bulunduğu 12 kişi gözaltına alındı.Operasyonun sonraki bölümleri ise ulusal güçlere karşı tam bir şova dönüştü."Musanın Gülü","Musanın AKP si" gibi muhalif kitapların yazarı Ergün Poyraz,ulusalcı cephenin en büyük gazetesi Cumhuriyet in başyazarı İlhan Selçuk,İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek,Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu,Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Ferit İlsever,Doç. Dr. Emin Gürses,Erol Mütercimler,Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay,ATO Başkanı Sinan Aygün ve Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı E. Org. Şener Eruygur ile E. Org Hurşit Tolon gibi ulusal güçlerin saygı duyduğu, güvendiği, toplumun saygın isimleri gözaltına alınarak siyasi bir operasyon sergilendi.Halk bunlar karşısında sindirildi."Bizi de alırlar mı?" korkusu halkın içine işledi ve faşist devletlerin "polis devleti" anlayışı yerleşti.Bu sayede en son 19 Temmuzda Kadıköyde düzenlenen mitinge 2 bin yurtsever katıldı.
Bugün de Türkiyenin beş ilinde eş zamanlı olarak 26 kişinin gözaltına alındığı haberi geldi.Bu son operasyonun bence en önemli özelliği gericiliği genel olarak damarlarında akıtan Konyadaki son direnişçilerin temizlenmesi ve Kürtçüleşen Mersinin direnişçi Atatürkçü güçlerinin susturulmasıdır.
Biz,gerçeklerin farkında Kemalistler olarak iktidarın bu tür tertiplerinin ellerinde patlayacağına inanıyoruz.Atatürkün kendilerine verdiği görevi yerine getiren Türk aydınları hiçbir zaman böyle tertiplerle durdurulamaz.Bundan önce bu tertipleri gördük.Dünyanın her yerinde,sosyalist gençlere ve aydınlara karşı bu tür karalama kampanyaları gerçekleşmiş,sonuç alınamamıştır.Bu,bizim ülkemiz için de böyle olacaktır.Zira ne Türk Ordusunun ne Türk Aydınının ne de Türk Gencinin ellerinde kan yoktur.
Hodri Meydan : Atatürkçüler Direnişe Devam!
Bu yazıda Türkiyede işbirlikçiliğin kökenlerini fazla ayrıntıya giremeden işledik.Bugüne kadar gerçekleştirilenleri anladığımızda Ergenekon adlı hayali örgütün terörist olarak nitelenmesinin sebebinin Atatürk,üniter devlet ve laiklik olduğunu görüyoruz.Atatürk İhtilali her tür Türk düşmanına travma yaşatmıştır.Sorunları Atatürkledir!
Biz Ergenekon için "Terörist" demeyiz,zira bütün bu tertiplerle "Asıl Terörist" belli olmuştur.Terörist aramaya gerek yok,burnumuzun dibinde,Irakta kullanılan Amerikan bayraklarında arayın teröristi.NATO bünyesindeki kontrgerillada arayın teröristi.Ülkemizi yönetebileceğini sanan işbirlikçilerde arayın teröristi.PKK yı düz ovaya sokanlarda arayın!Terörist olan, Aziz Nesin ve Sivasta yanan aydınları Ergenekoncu yapan,Deniz Gezmişi ise çete lideri olarak lanse eden Vakit, Zaman, Yenişafak, Sabah gazeteleridir.İlhan Selçukun çok önceleri dediği gibi "Bitsin şu soytarılık!".
Biz Türkiyenin kurtuluşu BOPta değil GAPtadır derken BOP eşbaşkanı olduğunu,dolayısıyla Amerikanın memuru olduğunu açıklayanlardan hesap sorulması gerekir.Terörist olan teröristi masaya çağırandır.Hangi güçlü devlet teröristle masaya oturur?Barzani, Talabani, Apo gibi bütün teröristlerin tek bir yere rapor verdikleri bellidir : ABD!
Şimdi Karar Verin : Asıl Terörist Kim?
Atatürk`ü savunanlar bu ülkede Kemalin Askeridir! Terörist Değil! |
| • 1 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
22/7/2008 - Ordumuza Destek Olmalıyız! |
Ordumuza Destek Olmalıyız!
Biz Kemalistlerin Türkiye Cumhuriyetinin kurucu gücü olan ordumuzun yanında yer alması, emperyalizmin uzunca bir süredir örtülü, son zamanlarda açık saldırılarına hedef olan TSK nın yanında olması tarihi bir görevdir.
Bu gün, Türkiye’nin içinde bulunduğu durum, karşı karşıya geldiğimiz güçlerin Türkiye’yi tasfiye projelerinin eşiğine getirdiği bir konumda, ülke için, Atatürk adına Kemalistler olarak Türk Silahlı Kuvvetlerine destek olmak, ülkede Atatürk ilkeleri ve cumhuriyetin teminatı olan TSK’nın yanında yeralmak yükümlülüğündeyiz. Ayrıca, emperyalizmin ülkedeki Atatürkçü dinamiklerin demokrasiye olan bağlılığından yayarlanarak aldıkları yol ve gerçekleştirdikleri yapılanma bu desteğin ne denli hayati bir durum taşıdığını göstermektedir.
Bilindiği gibi, 1. Dünya Savaşı sonunda Sevr ile Anadoludaki Türk varlığını sona erdirme kararında olan emperyalizm, Kahraman Türk Ordusunun bir komutanı olan Mustafa Kemal ve arkadaşlarının önderliğindeki Kurtuluş Savaşıyla, Türk Milleti’nin bağımsızlık yolundaki mücadelesinin gücü karşısında eriyip,gitmiştir. Bu olguyu Atatürk,”Ulusal egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, mahvolur” sözleriyle tanımlamıştır.
Atatürk’ün ulusun bağımsızlığı yolunda savaşım verirken, karşılaştığı düşmanlarının sadece emperyalist ülkelerin askerleri olmadığını, belki daha zorlu mücadeleyi, ulusu bağımlı kılmak ya da parçalamak isteyen güçlere karşı verdiğini kurtuluş savaşı anıları ve belgelerinden bilmekteyiz. Arkasında yine emperyalist ülklerin olduğu , dini kullanan hilafet yanlıları, başta ermeniler ve rumlar ve kürt ayrımcılığını kullanan bölücüler ile bir kısım manadacılara karşı çetin mücadeleler, kurtuluş savaşı yıllarına en az cephe savaşı kadar damgasını vurmuştur.
Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı olan bu güçler mücadelelerini Atatürk’ün sağlığında da sürdürmekten geri durmamışlardır. Kubilay’ın şehit edilmesi, şeyh Sait ve Dersim isyanına kadar cumhuriyet sonrası gerçekleştirdikleri 23 isyan başarısız isyan girişimi emperyalistlerce dini ve kürtçülüğü kullanarak teşvik edilmişlerdir. Bu düşmanca girişimler, Atatürk İlkeleri, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türk Milleti’nin ortak cephesi karşısında eriyip yok olmuşlardır. Bütün bu mücadeleler sonunda Atatürk’e Türk Ordusuna bu görevini sözleriyle ebedileştirmiştir."Zaferleri ve geçmişi insanlık tarihi ile başlayan , her zaman zaferle beraber uygarlık ışıklarını taşıyan kahraman Türk Ordusu! Memleketini en buhranlı ve güç anlarda zulümden ,felaket ve sıkıntılardan ve düşman saldırısından nasıl korumuş ve kurtarmış isen , cumhuriyetin bugünkü verimli döneminde de askerlik tekniğinin bütün modern silah ve araçları ile donatılmış bir şekilde görevini aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur. Türk vatanının ve Türklük topluluğunun şan ve şerefini, iç ve dış her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan görevini her an yapmaya hazır ve hazırlanmış olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve güvenimiz vardır ”Atatürk’ün Türk Ordusuna vermiş olduğu görev ve Türk Ordusunun bu görevin bilincinde olmasının Türkiye Cumhuriyetinin bekasına verdiği gücün farkında olan emperyalistler ve işbirlikçileri, Türk Ordusunun Atatürk ilke ve devrimlerine bağlılığını yok etmeden, bu gücü zaafa uğratmadan, bu ülkeyle ilgili hiç bir projenin uygulanma şansının olmadığını bilmektedirler. Bu nedenle, Atatürk’ün ölümünün hemen ardından bu gücü kontrol etmek, zayıflatmak üzere girişimlerini sürdürmüşlerdir.
Yarım asıra yakın bir süredir süregelen saldırıda temel olarak iki yol üzerinde yoğunlaştılar. Bunlar, Türk Ordusunun demokrasiye ve millet egemenliğe duyduğu saygı ve müttefiklerine duyduğu güven, 1946 dan başlamak üzere bu iki yolu kullanan emperyalizm , ülkede Kemalizm ilke ve devrimlerini önemli ölçüde zaafa uğratmayı başardılar. Bu iki yolu kullanarak, ordunun geleneksel ilkelerine müdahale edebildiler. Sayıları az da olsa kişisel menfaatlerini, Vatan duygusunun önünde tutan kişileri çıkarabildiler.
Son çeyrek asır, Emperyalizmin bu yönlü saldırıları açısından özel bir önem taşır. Özellikle soğuk savaş sarhoşu olan emperyalistler. Türkiye Cumhuriyetine yönelik saldırılarını artırdılar. Saldırıların hedefinde Türkiyenin kırmızı çizgilerinin yok edilmesi,misakı-milli hedefinin yok edilmesi, ülkenin bölünüp parçalanması, Atatürk’çü kimliğinin değiştirilmesi, bu yolla Türkiye Cumhuriyetinin bir daha ayağa kalkmamak üzere yok edilmesi bulunmaktadır.
Emperyalizmin bu projesi kapsamında sadece Türk Ordusu bulunmamaktadır. Türkiye Cumhuriyetinin diğer temel kurum ve kuruluşları bu hedefin kapsamı içerisindedir .Eğitim den Yargıya, Ekonomiden Siyasete ,Atatürk devrimlerinden, Cumhuriyete bütün temel taşlar bu saldırının hedefindedir.
Özellikle çeşitli yöntemlerle TBMM çoğunluğu ele geçirmeleri Emperyalizmin ülkedeki işbirlikçilerine güven vermiştir ve ardı ardına Atatürk devrimlerinekarşı yasalar çıkarılmıştır. Ancak, Bu güçler Mustafa Kemal’in yetmiş yıl önce söylemiş olduğu sözle ulusu uyardığını unutmuş olamlılar. Atatürk, bu günleri bir asıra yakın önceden görmüş olacak ki konuyla ilgili "Uluslar, egemenliklerini geçici bile olsa, bırakacağı meclislere dahi gereğinden fazla inanmamalı ve güvenmemelidir. Çünkü meclisler bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebilir." uyarısında bulunmuştur.
Diğer kurumlarda elde ettikleri göreceli başarılardan güven kazanan emperyalizm ve ülkedeki işbirlikçileri saldırılarını en temel güç olan Türk Ordusu’nun üzerinde yoğunlaştırmışlardır. Emperyalismin Türk Ordusu nu kontrol etme ve güçsüzleştirme hayali yeni gelişmiş bir süreç değildir. Neredeyse elli yılı aşkındır süregelen girişimlere bazı örnekler verebiliriz. Nato’nun Türk toprakları üzerinde Ordu Komutanlarının yetki ve denetimleri dışındaki konuçlanması,üsler edinmesi bu adımlardan birisidir, YAŞ kararlarına sivil müdahale bu girişimler çerçevesinde düşünülmelidir. Milli İstihbaratın sivilleştirilme süreci bu girişimlerden sayılmalıdır. Olağan üstü durumlar dışında Genel Kurmay hizmet süresinin uzatılmasında sivil yönetimlerin yetki kullanması bu girişimlerden sayılmalıdır. Genel Kurmay Başkanlık görevlerinin değişiminde zaman zaman yargıyı da kullanarak müdahale ortamlarının oluşturulma çabaları bu girişimlerdendir. Kendi değerleri dışında Türk Ordusunun her kademesindeki terfilere değin uzanma gayreti olabilecek her türlü olası sivil müdahale gayretleri bu girişimler olarak değerlendirilmelidir.
Emperyalizmin ve ülkedeki işbirlikçilerin Türk ordusunu zaafa uğratma çabaları bunlarla da sınırlı kalmamaktadır. Son yıllarda yaşanan şekliyle, kurumları ve kişileri ekonomik zora sokarak teslim alma girişimleri Türk Ordusu mensupları üzerinde de hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Bu günkü iktidar döneminde hükümetlerin kendi denetiminde olan polise ödedikleri ücretle, ordu mensuplarına uyguladığı ücret politikası arasındaki önemli fark, ülkenin koruyucu temel gücünü ekonomik açıdan zora düşürüp toplumdaki itibarını zedelemek hedefine yönelik olma ihtimali oldukça yüksektir. Şöyle düşünelim, Türk Ordusuna uzun yıllarını vermiş bir üyesini gerek muvazzaf ve gerekse emekliliğinde yaşamak için taşımış olduğu şerefli üniformaya uygun düşmeyecek işlerde çalışmak zorunda bırakırsanız, bunun sinsi hedefi ordunun manevi değerine zarar vermektir. Emperyalizm ve işbirlikçileri elbette bu gerçeği bilmektedirler.
Bütün bunlardan daha kötüsü , son günlerde bu güne değin görülmedik biçimde bir kısım yargı, polis ve medya işbirliğine dayalı organizasyonla Emekli Paşalarımızın karşı karşıya bırakıldığı durum, Cumhuriyet tarihinde bir ilktir. Kuralları içinde Türk yargısına tabi ki saygılıyız. Ancak, gizli kalması gereken ifadelere ait bazı ayrıntıların, Fettulah Gülen’in yaşadığı ABD ye kadar ulaşması, yine bir kısım medyanın olmaması gereken biçimde, ifadeleri , bilgileri yayınlaması , yine aynı basının şerefli Türk Ordusu’nu karalama adına , açıkca, komplo olarak nitelendirebileceğimiz tutumları, kurgulanan oyunun Türk Ordusunun içine taşıma gayretleri Emperyalizmin Türk Ordusuna karşı saldırısı olarak algılanmalıdır. Atatürkümüz, engin dehasıyla günün birinde Türk Ordusunun subaylarının bunları yaşamak talihsizliğinde kalacağını düşünmüş olacak ki” İngilizler, milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için, pek tabii olarak evvela onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler. Mütareke şartlarının tatbikatı ile silahlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz ve taarruza başladılar. Askerlik izzeti nefsini yok etmeye gayret ettiler. Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de, izzetinefsine, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla, milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak planını takip ettiler ve ediyorlar. Her halde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka subayları mahvetmek, aşağılamak lazımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta, engeller ve müşkülat kalmaz.”Sözlerini söylemiştir.
Sorun bununla da sınrlı gözükmemektedir. Ordu mensuplarının yaratılan suni gayretlerle sivil emniyet güç olan polislerle göz altına alınmaları, polisin ordu mensuplarına müdahale edebilir,imajını vermeye yönelik olduğu, Türk polis teşkilatını iktidar tarafından biçimlendirme, imaj yükseltme hedefine yöneliktir. Adeta Türk Ordusunun karşısında bir güç konumuna getirildiğini düşündürmektedir.
Sonuçta, Türk Milletinin bireyleri , Mustafa Kemal’in devrimlerine bağlı vatan severler olarak, Atatürk’ün şahsiyetinde ifade bulmuş Kahraman Türk Ordusunun yanında olmak, Kahraman Ordumuza ve mensuplarına saldırı diyebileceğimiz haince girişimlerde bulunmaktan çekinmeyen ,emperyalizmin işbirlikçilerine sarsılmaz bir kararlılıkla dur demek, zorundayız. 1937 de Atatürk’ün ordumuz için söylemiş olduğu “Ordu, Türk ordusu. İşte bütün milletin göğsünü itimat, gurur duygularıyla kabartan şanlı ad.” Sözlerini her zaman akılda tutmalıyız
Saygılarımla
Ergenekon Davasına İlişkin Durum Değerlendirmesi
Kahraman Türk Ordusunun Atatürkçü Paşalarını Tutukladılar
ATATÜRK ve TÜRK ORDUSU
Kemalistler.Net (Poyraz) |
| • 0 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
16/7/2008 - Medya Terörü |
Medya Terörü Tartışmalar yaratan ve kimi eleştirileri gündeme getiren Ergenekon soruşturmasını ABD İstanbul Başkonsolosluğu’na yapılan saldırı izledi. Soruşturmaya ilişkin gizli bilgilerin tarflı basına sızması, suç oluşturacak dinleme ve izlemeler konusunda hukuk devletine yaraşan tutumla açıklama yapacak yerde anamuhalefet partisi liderine yanıt yetiştirmeye çalışarak gündemi değiştirip kamuoyunu oyalamak isteyen Başbakan, gözaltına alınanları şimdiden dolaylı anlatımla “Çete ve mafya” ilgilisi olarak suçladı. Anayasa’nın 15/2. ve 38/2. maddelerine göre kesin hüküm giyinceye kadar suçlu sayılamayacak kimselere yönelik bu yaklaşım yönetimin kimler eliyle ne amaçla nelere yöneldiğinin belirtisidir. Silâhlı Kuvvetler’i daha sessiz ve suskun, donuk ve tutuk duruma düşürmek için izlenen yöntem sonuç vermek üzeredir. Polis gücüyle komutanlar içeri alınmakta, askerler birbirine karşı duruma getirilmekte, kişisel karşıtlıklar kurumsal ayrışmaya dönüştürülmektedir. Sevinçten etekleri zil çalanlarla, gülmekten ağızları kapanmayanlar bunun göstergesidir. Önceki Genelkurmay Başkanı’nın desteği de gecikmemiştir.

Yerel seçimler yaklaştıkça seçim ekonomisine ağırlık veren iktidar yargıya kafa tutarak oy toplayacağını sanmaktadır. Anayasa Mahkemesi ile öbür yüksek mahkemelere çatmaktan çekinmeyenler şimdilerde cumhuriyet savcılığı soruşturması nedeniyle hukuka, yargıya saygıdan sözederek ikilemlerini, yandaşlık ve karşıtlıklarının kanıtı biçiminde açıklamaktadırlar. Yıllık cari işlemler açığı 40, dış ticaret açığı ilk beş aylık dönemde 29.3 milyar dolara çıktı. Enflasyon % 10’un çok üstünde iken altında gösteriliyor. Yılın ilk dört ayında dış borç 263, özel sektör borcu ise 172 milyar dolara dayandı. İşsizlik yaygın ve büyük. Enerji alımı dayanılacak gibi değil. Kapanan işyerinin sayısı onbinleri aştı. Yönetimi başarılı sayacak hiçbir olumlu gelişme olmadığı gibi yabancılara toprak satımında olduğu gibi Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı anlamsız direnme sürmekte hatta yinelenmektedir.
Yönetim kabadayılık yaparak sonuç alacağını sanmaktadır. Sözcülüğünü üstlenen eski teröristler, çıkarcılar, dönekler ve sapkınlar ılımlı islâm yapılaşmasına yönelik çabaları demokratiklikle savunup halk düşmanlığı yapmaktadır. Gerçekte yaşanan bir yönetim ve medya terörüdür. Çöküntü, çürümeye dönüşmeden önlenemezse çok geç kalınmış olunacaktır. Hukuk yolları izlenerek sonuç alınabilmesi için yurtseverlerin dağınıklığının önlenmesi, iktidar karşıtlarının birleşmesi, etkin oylarla, öncelikle halkın uyarılmasıyla kargaşadan kurtulunması gerekir. Hukuksal, siyasal, ekonomik vd. alanlarda gerçekleştirilmesi zorunlu birçok atılım vardır. Bunları iktidar kafasıyla düşünenlerin masum, düşünmeyenlerin suçlu sayılması akıl ve vicdan dışı bir değerlendirmedir. İktidara karşı olmak başka, devlete karşı olup yıkmayı istemek başkadır. İktidara karşı olmak asla suç değildir. Bunun en geçerli kanıtı muhalefetin varlığı ve kimi yetkilerle donatılmasıdır.
İmamlar bildiğini okuyor
Olumsuzlukları gidermede olumlu bir çabaya tanık olunmuyor. Gereksiz, anlamsız, sert sözler, grup konuşmaları, medya kullanımıyla yayılan tutarsızlıklar sona ermedikçe toplumsal barışın iyiliklerini yaşamak olanaksızdır. Güvenlik büyük ölçüde yara almıştır. Dinlenme ve izlenme herkese karşı büyük bir saygısızlıktır. Açıkçası rezalettir. Yatak odalarına kadar yurttaşları dinlemek bunu yapanlar kadar bunu isteyenleri, buna olur verenleri de sorumlu kılan bir çağdışılıktır. Hırant Dink dâvasının duruşmasındaki disiplinsizlik, Ümraniye soruşturmasının yandaş basına sızdırılması, Ceza Yasası ile Basın Yasası’nın ilgili kurallarının göz ardı edilmesi, etkileme ve saptırma çabalarının önlenememesi olumsuz eleştirilere neden olmuştur. Yönetim bildiğinden şaşmamakta, her şey olduğu gibi sürüp gitmektedir.
Memur aylıklarına 1 Temmuz’dan başlayarak yapılacak zammın yetersizliğinden yakınılmaktadır. Geçim ve yaşam koşulları giderek ağırlaşmakta, bu durumun neden olduğu suçlar, kötülükler, acılar karanlığı artırmaktadır.
MÜSİAD yetkilileri kamu düzenini bozmayan dinsel gereklerle irtica sayılacak davranışları ayıramıyor. Dincilik nedeniyle irticanın araçlarına serbesti istiyor.
Adalet Bakanlığı gizli belgelerin yandaş basına sızdırılmasını adıyla bağdaşmayacak biçimde açıklıyor.
Soruşturmanın biçimine, uygulamalarına yönelik eleştirileri eleştirmeye çalışarak ayıplayan bir yazar kendi zikzaklarının unutuyor. Asker karşıtlığı iliklerine kadar işlemiş ki komutanlara ilişkin kınanacak tutumları destekliyor. Oysa, PKK’lılara bile böyle davranılmamıştı. Partilerinin yöneticileri, Belediye Başkanları nasıl konuşup dolaşıyor, ortada.
Siyaset cambazları, ekonomideki başarısızlıklarıyla kendi tutumlarının sonucu olan kırılganlığı ve kriz olasılıklarını siyasal gelişmelere bağlayıp bunu da muhalefete yüklemek istemektedir. Hani “Yavuz hırsız ev sahibini bastırır” sözünün anımsattığı kurnazlık. Yargıyı yönlendirme durumları da böyle.
Kimileri de Atatürk’le ilgili en küçük bir belirti olsa ona sarılıp kendini haklı çıkarmaya girişmektedir. Çocuğun biri bir çalışma mı yaptı? Kendi kişisel eğilimlerine ve yaklaşımlarına ağırlık veren sözde bir incelemeye mi kalkıştı? Kendine göre eleştiri ve değerlendirmelerde mi bulundu? Ya da kimi duygusal, aşırı ve abartılı bağlılık sözlerle davranışlar mı oldu? Hemen Atatürk’ü ve Atatürkçüleri karalayıp suçlamaya yeni bir dayanak yapıyor. Yargı kararlarını, karşı oyları, Atatürk ve annesine yönelik insanlıkdışı nitelemeleri karşılamaya çalışan sözleri tersine çeviren bu tür hasta tipler, kendini göstermek için “Ben de varım” diye terslikle ortaya çıkanlara destek verir, onları över. Atatürk’ün Türkiye, Türkler ve Türkiye Cumhuriyeti için değil bütün tutsak ve geride kalmış toplumlar için yaptıklarını unutup onu kendi düşünce sınırı içinde ve duygu karşıtlığıyla değerlendiren kitaplar tanıtılmakta, olumsuzluklar yüreklendirilmektedir.
Dinci ve Kürtçü terör Türkiye Cumhuriyeti’nin polisine kıymıştır. Terör iktidarın tutumu nedeniyle durmamaktadır. Başbakanın Irak gezisinin de sonuç sağlayacağı kuşkuludur. Bittiği-bitirildiğini öylenen terör Ağrı Dağı’ndan İstanbul’un en iyi korumalı yerine gidip gelebilmektedir.
Ya Kuddisi Okkır’ın ölümü için Avrupalı gevezelerle içimizdeki zevzeklerin suskunluğuna, ilgisizliğine ne demeli? İnsanlık öldü mü? Ölümün sorumlularına ne yapılacak? Gericilerin, Fethullahcı ağırlıkla her yere sızdığı kuşkuları ayyuka çıktı. Akılları dincilikte, çıkarları iktidar yandaşlığında olanların ortaklığı nedir?
Hukuk bilgiçliği taslayanların hukuk konularındaki gülünecek yazıları da ne günlere ve kimlere kaldığımızı gösteriyor.
Özgün Sözler’den: Vicdanı temiz olmayanın eli, eli temiz olmayanın vicdanı temiz olamaz.
Yalan, yalancının zehiridir.
İnsanlık adalet, adalet insanlıktır.
Adaletle oynayanlarla adaleti saymayanlar adalete yaraşır olmayanlardır.
Adalet insanlığın en sağlıklı gıdası ve dünyanın temelidir.
Yekta Güngör ÖZDEN
|
| • 1 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
14/7/2008 - HURŞİT TOLON ULUSALCILIĞA DEVAM EDİYOR HÂLÂ... |
HURŞİT TOLON ULUSALCILIĞA DEVAM EDİYOR HÂLÂ...
Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklandıktan sonra Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı Emekli Orgeneral Şener Eruygur ve Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün ile birlikte Kocaeli'deki Kandıra F Tipi Cezaevi'ne nakledilen Emekli Orgeneral Hurşit Tolon'dan ziyaretçi kanalıyla mesaj verdi. Tolon'u cezaevinde ilk ziyaret eden kişi olan CHP Kocaeli Milletvekili Hikmet Erenkaya'nın aktardıkalrına göre Hurşit Tolon, "Devletimi zora sokacak hiç bir eylemin içinde bulunmadım. Onun için son derece rahatım. Savunduğum fikirler belli. Ulus devlet, ulusalcı bir yapıyı sonuna kadar savunacağım" dedi.
"TANIŞIKLIĞIMIZ UZUN YILLARA DAYANIYOR"
Emekli Orgeneral Hurşit Tolon'un İzmit'teki 15. Kolordu Komutanlığı döneminde tanıdığını, kendisinin de o dönemlerde büyükşehirin alt belediyelerinden Saraybahçe Belediye Başkanı olduğunu belirten Hikmet Erenkaya, kendisiyle dostluğunun uzun yıllara dayandığını hatırlattı.
"BEN DE SENİ BEKLİYORDUM"
Cumhuriyet Başsavcılığı'na yaptığı başvurunun kabul edilmesi üzerine Hurşit Tolon'u geçtiğimiz Perşembe günü saat 16.00'da Kandıra F Tipi Cezaevi'nde ziyaret ettiğini anlatan Erenkaya, onunla camlı bölme ardından telefonla görüştüklerini belirtti. Hikmet Erenkaya, bu ziyaret sırasında hem kendisinin hem Hurşit Tolon'un duygulandığını belirterek şunları söyledi:
"Hurşit Tolon paşayı orada görünce ben de etkilendim ve duygulandım. Bana, 'Zaten ben de seni bekliyordum' dedi. Birlikte, Atatürk ilke ve devrimlerinin korunmasında mücadele veren insanlarız. Onu orada görünce önümüzde daha zor günlerin olabileceğini, daha sıkı mücadele verilmesi gerektiğini, bunlara hazır olmamız gerektiğini, asla bu düşünceden vazgeçmememiz gerektiğini düşündüm. Bunları kendisi de ifade etti."
"SONUNA KADAR ULUSALCIYIM"
Hurşit Tolon'un kendisine, "Ben ne dostlarımı, ne ailemi, ne devletimi zora sokacak hiç bir eylemin içinde bulunmadım. Onun için son derece rahatım. Savunduğum fikirler belli. Ulus devlet, ulusalcı bir yapıyı sonuna kadar savunacağım" dediğini de söyleyen Hikmet Erenkaya, "Zaten bizim biraraya gelmemizdeki nedenlerin başında, dostluktan önce bu gelir. Savunduğu düşünceleri de sonuna kadar savunacağını, hangi şartta olursa olsun devam edeceğini söyledi." dedi. |
| • 1 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
|
Kemalizm - Tam Da Şimdi
Kategoriler
AKEPE ve TayyeapDevrim SehitleriDigerFettos ve NursuzlarKemalizmMakalelerTeror
Arkadaşlarım
• asimavi • c2n3r • hussoloji • indeterminist • siyasibugra
|