7/10/2008
EYLÜL 2008 DEĞERLENDİRMESİ
Eylül ayının baskın gelen gündemi, dinci çevrelerin para toplama alışkanlığının biriktirdiği cerahatin yurtdışında patlaması ve Türkiye’deki apseleri de zorlamasıydı. Siyasal İslamcıların hortumunu bu kez Almanlar patlattı, artçı patlamalar Türkiye’ye sıçradı, kokusu Türkiye’de RTÜK’ten çıkmaya başladı. RTÜK başkanının adı Almanya’daki Deniz Feneri davasında kurye olarak geçti. Radyo-televizyon yayınlarının denetimi hâlâ, para kuryesi olmakla suçlanan başkanın denetiminde. Duyulan haberler arasında, “Türk makamlarının Almanya’daki tutuklamalara engel olmaya çalıştığı” da var.
Başbakan Erdoğan’la Aydın Doğan da, basın nedeniyle ve basın üzerinden demeçlerle kapıştılar. Görünüşteki neden, Deniz Feneri hortumundaki irin patlaması haberlerinin Aydın Doğan gazetelerinden verilişiydi. Başbakanın, ayağına basılmışçasına Aydın Doğan medyasına doğru bağırmaya başlaması, gereken tepkiyi aldı da, AKP kurulduktan sonra o partiyi aynı basının üstelik altı ay içinde iktidara taşıdığı, aynı kişiyi hem de hapisten çıkar çıkmaz başbakan yaptığı, o günlerde bu rüzgâra destek veren Avrupa’nın da, şimdi apseyi patlatan aynı Avrupa olduğu pek anımsanmadı. Ne olmuştu da birkaç dürüst kalem dışında kütle halinde AKP’yi ve Erdoğan’ı destekleyen Aydın Doğan basını ile araya kara kedi girmişti? Almanya bugüne değin toprakları üzerinde Türklerin şeriatçı kesiminin usulsüzce aralarında para topladığını ve bu paraları yine usulsüz yollardan Türkiye’ye aktardığını, gerçekten yeni mi görmüştü? Bunlar hemen hemen hiç sorgulanmadı. Örneğin, aynı başbakan, öteden beri kendisi ve AKP aleyhine yayın yapan Cumhuriyet gazetesine hiç saldırmıyor da, adını vererek Aydın Doğan medyasına saldırıyordu? Yoksa bilmediğimiz bir işbirliğinde iplerin gerilmesi ya da kimi bağlantıların kopması mı söz konusuydu?
Telefon dinlemelerinin ortaya koyduğu özel yaşam güvensizliği eylülde de kuşku ve tedirginlik yaymayı sürdürdü. Bütün toplumun özel yaşama ilişkin güven duygusunu sarsan telefon dinlemelerinin olağanüstü yaygınlığı, özelleştirmelerin yalnızca özelleştirme demek olmadığını, ülke yönetimine ilişkin sonradan görülebilecek başka sonuçları da olabileceğini ortaya çıkardı. Artık bütün telefon ve e-posta iletişimi, gözetlenme tehdidi altında. Sendikasıyla gücünü kazanmış bir KİT’te böyle dinlemelerin yapılamayacağı apaçık bir gerçekti. Yani özelleştirmeler, birçok Marksist örgütün sandığı gibi yalnızca “egemen sınıflar arasında bir el değiştirme” değildi ve kesinlikle seyirci kalmayıp karşı çıkmak, KİT’lerin kamu kuruluşu niteliğini, sendikalarıyla ve sendikalaşmayla birlikte savunmak gerekiyordu.
Bütün itirazlara, direnmelere karşın kültür ve doğa düşmanlığı durdurulamıyor. Sulukule yok ediliyor. İktidar, TOKİ aracılığıyla Ataköy kıyılarını satmak istiyor. Her yeri arsa olarak görme canavarlığının son örneklerinden ikisi Atatürk Orman Çiftliği’nin ve Yalova’daki Atatürk Tarım İşletmesi’nin yok edilmesi girişimleri... Artık ülkenin her kurumunu, her fabrikasını, işletmesini, hattâ toprağını, bu satıcılara ve yağmacılara karşı her yerden ayrı ayrı başlatılan savunmalarla korumak gerekiyor. Haydarpaşa Garı’nın yok edilmesine karşı Birleşik Taşımacılık Sendikası (BTS), Mimarlar Odası ve TÜKODER birlikte, TCDD’nin Haydarpaşa Garı’nda düzenleyeceği sempozyumu protesto etti. Söz konusu kuruluşlar, sempozyum için TCDD’nin Haydarpaşa’yı trenlere ve yolculara kapatmasına karşı çıkıyorlar. Sultanahmet’teki otel inşaatını bütün dünyaya duyuran holding basını nedense Haydarpaşa’nın gökdelenler bölgesi yapılmasına ve Haydarpaşa gar binasının görünmez hale gelmesine aynı ilgi ve özeni göstermiyor! Haydarpaşa’nın yok edilmesine engel olmaya çalışanlar imzalarını kentvedemiryolu.com adresinde topluyorlar. Marmaray projesi kapsamında yıkılacak istasyon ve tarihi eserler belirlenmiş. 29 istasyon yıkılacakmış. 6 istasyon, demiryolu dışında kalacakmış. Haydarpaşa Garı ise otel ve kongre merkezi oluyormuş.
Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik yıkım saldırısının “içeriden” yürütülen bölümünde son perdelerden biri, TRT Antalya Radyosu’nun kapatılması. Hükümetin, 600 KW’lık ortadalga vericisiyle Türkiye’nin ikinci büyük radyosu olan ve 46 yıldır yayın yapan Antalya Radyosu’nun kapatılması kararına karşı kentin meslek örgütleri kenetlendi.
Şehir hatları vapurları bir bir yok ediliyor. Oysa bu vapurlar sıradan otomobil modelleri gibi değildir. Her biri özgün birer tasarım yapıtıdırlar ve her biri “biricik”tirler. Sanat yapıtı olan vapurlar yok edilirken, seferler azaltılırken, ulaşımın tümden durmaması için yerlerine, birbirinin aynı olan özel motorlar kiralanıp konularak halkın ulaşım olanakları ve rahatlığı kısıtlanıyor. Üstelik bu motorlar bacasız olduğundan, güvertede oturanlar egsoz dumanlarını soluyarak yolculuk yaparken, altta içerde oturanlar da camlar açılmadığından bir tek koca salonda havasız ortamlarda yolculuk yapmak zorunda kalıyorlar. İDO’nun bizim ulusal tersanelerimizi kapattıktan sonra İstanbul için dışarıdan satın aldığı araba vapurlarının üçünün adları şöyle: “Suhulet,” “Sadabad,” “Sahilbend.” Dördüncünün adının İstanbul’un bugünkü semt adlarından biri olabilmesinin nedeni herhalde o adın “Sultanahmet” olması, yani Osmanlı’yı düşündürmesiydi. Bazı durumlarda “gerici” sözcüğünü kullanmak gereksiz yere sözcük harcamak oluyor.
Nobel Ödüllü Türk romancısı Orhan Pamuk’un Nobel’den sonraki ilk romanı Masumiyet Müzesi ile bu roman üzerine yazılmış yazılar birlikte yayımlanmaya başladı. 28 ağustosta raflara çıkan kitap üzerine, Radikal Kitap ekinin eylülün ilk haftasında çıkan sayısında Ömer Türkeş’in yazısı yayımlandı. Kitaplar daha okurların eline ulaşmadan yazıldığını düşündüren ve eleştirmen imzalı eleştiri görünümlü, bazıları kitaptan da önce yayımlanan bu yazılar kültür-sanat dünyamızda iyice kanıksanmış durumda artık. Okurun algısını güdülemek ve satışı artırmak amacıyla, ama eleştiri yazısı kimliğinden vazgeçmeden yazılan ve okunma-yazma süresi de, yayımlanacağı yerde değerlendirme süresi de geçmeden yayımlandığı için “yayınevi siparişi” oldukları kuşkusu yaratan bu tür yazıların, yayın ve sanat dünyamızın en önemli sorunlarından biri olması gerekirken, yayıncı-sanatçı-“eleştirmen” üçgenindeki bu al gülüm ver gülüm ilişkisinin yarattığı güdülemenin zararları, yakın zamanlarda anlaşılacakmış gibi görünmüyor. Masumiyet Müzesi adlı son romanı yayımlanır yayımlanmaz bir siyasi demeçle ortaya çıkan Orhan Pamuk, Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkan Kemalistleri “Ata’ya ihanet”le suçlamış! (1 Eylül 2008 Milliyet)
Milliyet’te bir haber: Kültür Bakanlığı Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi adlı romanının korsanıyla mücadele için seferber olmuş. Bu haberin anlayamadığımız yanı şu: Kültür Bakanlığı neden tüm telif haklarının korunması ve tüm korsan yayıncılıkla mücadele için seferber olmuyor da, Orhan Pamuk’un kitabı için seferber oluyor? Telif Hakları Genel Müdürlüğü’nün adı “Orhan Pamuk’un Telif Hakları Genel Müdürlüğü” olarak değişti de haberimiz mi yok?
Ergenekon saldırısı eylülde 9. dalga ile sürdü. Bu kez “Biz Kaç Kişiyiz” örgütlenmesinin mitingleri ve eski KanalTürk TV’nin yayınları ile işbirlikçi hükümete ciddi sıkıntılar veren Tuncay Özkan’la birlikte Esenyurt’un eski belediye başkanı Gürbüz Çapan, eski polis müdürü Serdar Saçan ve altı kişi daha gözaltına alındı.
İstanbul Milli Eğitim Müdürü öğrencilere kravat takma zorunluluğunu, ilçelere yazdığı bir yazıyla kaldırıverdi. Milli Eğitim Müdürü eleştirilere, “biz kravatı yasaklamadık, takmayana cezayı kaldırdık, çocukları ikna etsinler, onlar da taksın,” diye yanıt vermiş.
Modalılar “mahalle baskısı” alanlarını giderek genişleten iktidara karşı kendi bildikleri tarzda yaşamı ve içki içme özgürlüklerini savunuyorlar. Moda iskelesindeki lokantanın İstanbul Belediyesi’nin Beltur şirketine geçmesiyle lokantadan alkollü içkilerin kaldırılmasını Modalılar cuma akşamları iskele yakınında toplanarak protesto ediyorlar. Son toplantılardan birinde protestoculardan Tonguç Koç polis tarafından tehdit edildiğini söyleyince, gözaltına alınmış.
Tüm halkın parasıyla yayın yapan TRT kanalları ramazan nedeniyle eylül boyunca iyiden iyiye cami minberine dönüştü. Özellikle akşam saatlerinde TRT 1 ve TRT 2 deki izlenceler Sünni-İslam şeriatı ağırlıklı söyleşilerden oluştu. Din ağırlıklı izlencelerin yoğunlaşması, İslam’ı Sünni-Arap şeriatına katı biçimde bağlanmaksızın ya da Arap şeriatını kısmen ya da tümüyle reddederek yaşayan Müslüman çoğunluk ile gayrimüslim azınlıkların ve Tanrı inancı bulunmayan ya da Tanrı’ya inansa da tüm dinlerin dışında yer alan yurttaşların ulusal duygularını zayıflatma etkisi yapıyor; böylelikle dini yayınlar, birleştirici değil, yurttaşlık bağlarını çözücü bir işlev görüyor.
Türkiye’nin sürüklendiği utanç verici algı ve anlayış düzeyi, 17 Eylül 2008 Çarşamba günü Kayseri’den yansıdı. Bir belgesel filmin çekimleri için Kayseri Kalesi’ne Bizans bayrağı çeken film ekibi, “Kaleye Haçlı bayrağı astılar, indirin o bayrağı, yoksa sizi fena yaparız!” diye tehditler savuran grubun saldırısı üzerine, çekimi yarıda bırakmak zorunda kaldı.
Fransa, UEFA Kupası 1. tur rövanş maçında önümüzdeki hafta Paris Saint-Germain ile deplasmanda karşılaşacak olan Kayserispor kafilesinden vize ve parmak izi istemiş. Kayserispor’un durumu protesto ederek maça gitmemesi de söz konusu olmuşken, gördükleri kesin tavır üzerine Fransa geri adım atmış.
TRT, Aşk-ı Memnu romanından uyarlanan ve ikinci kez çekilen dizinin ilk uyarlamasını sansürleyerek yayınladı. İlk uyarlamanın yönetmeni Halit Refiğ, TRT’nin kültür düşmanlığı yaptığını söyledi. Daha önce de bazı filmler TRT’nin sansürüne uğramış, bunlardan sonuncusunda, birkaç ay önce, başrolünde Cüneyt Arkın’ın oynadığı 1965 yapımı Kırık Hayatlar filmindeki muayene sahnesinde iççamaşırlı kadın görüntüleriyle mini etekli görüntülerin sansürlendiği ortaya çıkmıştı.
Ünlü evrimbilimci Richard Dawkins'in internet sitesine Türkiye'den girişler “geçici sürelerle” engellendi. Adnan Hoca’nın gerici çalışmalarının eleştirildiği sitedeki engellemede resmi ibare bulunmaması, bir “hack” eylemini de akla getiriyor.
Bir süredir Bursa’da çeşitli mahalle ve meydanlarda oyunlarını sergileyen Kayıp Sahne oyuncularının, 12 Eylül’de de gösterilerini sürdürme istekleri, Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından reddedildi. “Ramazan ayında meydanların tümüyle dolu olmasını” gerekçe gösteren Büyükşehir Belediyesi, sanat grubunun kendilerine oyun için uygun bir yer gösterme isteğini de kabul etmedi.
Erzurum Belediyesi, Lala Paşa Camisi çevresindeki 50 yıllık ağaçları kestirip yerlerine, üstünde gece ışıklandırması olan metal ağaçlar koymuş. (24 Eylül 08 Milliyet) Erzurum belediye başkanına “Doğaya Yabancılaşma” dalında 2008 Eylül’ünün birincilik ödülü verilmeli; ödülü kendisine “çevrecilerin daniskası” RTE vermeli. İstiklâl Caddesi’ndeki ağaçları kesip yerlerine elektrikli ışıklandırmalar döşeyen Beyoğlu ve İstanbul Belediyelerine de törende, Erzurum’a yıllar öncesinden örnek oldukları için “onur ödülü” verilmeli.
Deniz Feneri yolsuzluğunu yazan basına karşı savunmasını “Siz koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanına...”, “Kalkıp da hiç kimse koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanına...” türünden efelenme söylemine oturtmaya çalışan “koskoca” başbakanın Tuzla’daki iş kazalarına karşı savunmasının anlayış ve hakkaniyet düzeyi şöyleydi: “İşsizlik işsizlik diyeceksin. İş temin edildiğinde de niçin bu yanışlar var diyeceksin.” (15 Eylül 2008 Cumhuriyet)
Ağırlık denemesi için cankurtaran botuna cansız ağırlık yerine işçi yerleştirildiği kaza ile ilgili davada beş kişi tutuklandı. Ergenekon davasında “ben savcıyım” diyerek kendine rol seçen Erdoğan, “ucuz” işçilerin ağırlık yerine kullanılarak ölüme yollandığı iş kazasının davasında ise o sözleriyle “patronların avukatlığı” rolünü seçmiş oldu.
Ne kadar çok çevreci olduğunu, kendine “daniska” sözcüğünü yakıştırarak “Ben çevrecinin daniskasıyım” diye dile getirebilen başbakanın çevrecilik için söyleyemediklerini, AKP’li Gaziantep Belediye Başkanı söyleyiverdi: “Yeşil görmek isteyen, manava gitsin.”
Düzey konusuna AKP’li Dengir Fırat’ın da katkısı oldu. CHP’li Kemal Kılıçdaroğlu ile TV’de yapacakları tartışma için verdiği yanıt şöyleydi: “Gelmediği taktirde müfteridir. Başka kelime söylemek istemiyorum. Nokta nokta nokta. Onu siz de doldurabilirsiniz, halkımız da...”
Başbakan’ın dilimize son katkılarından biri (Kendisini Deniz Feneri standı önünde görüntülemek isteyen gazetecilere): “Terbiyesizlik edepsizlik etme, çekil kenara!” Birkaç gün sonra bir trafik amirinden, emrindeki polislere: “Geçiş trafiğini düzenleyin, yoksa ben sizi düzenlerim.” (29 Eylül 2008 Milliyet)
Yürek hoplatan bir teselli haberi: Güngör Uras’ın 28 Eylül 2008 tarihli Milliyet’teki yazısından: “İstanbulluların tepkisi etkili oldu. AKM yıkılmıyor, yenileniyor.” Aynı yazıdan bir de ayrıntı: “AKM’nin teknik donanımının değeri, bina değerinin dört katı kadar.”
Deriz ki, yine de sanatseverler ve sanatçılar uyanık olmalı. Çünkü karşılarındakiler, sanat düşmanı yıkıcılar.
Taylan Özgür’ün annesi Necla Özgür: Bundan tam 39 yıl önce ilk tetiği Beyazıt Meydanı’nda sana çektiler, seni sırtından kurşunladılar. (...)...haklı ile haksızın, doğru ile yanlışın savaşı hiç bitmeyecek. (...) Bedeli çok ağır da olsa sonunda hep hak ve doğru, hep insanlık geçerli olacak. (23 Eylül 2008 Cumhuriyet)
TKP KÜLTÜR KOMİSYONU




