TATİL ARASI
21/8/2008
Merhabalar....Uzun zamandan beri bir yazı yazamadım ....Yoğunluktan ve bilgisayarsızlıktan desem umarım anlarsınız..Şu sıralar bir çok şehir sıcaktan bunalmışken ben Erzurum' un serin gündüz ve gecelerini yaşıyorum. Açıklayıcı bir yazı yazamayacağım ama yakında sizlerle yoğun yaz dönemimde gittiğim gördüğüm yerleri yazacağım.
www.matrakiye.com bu adrese geçiş yapıyorum. siz blogcu arkadaşlarımın beni nasıl ekleyeceklerinide daha sonra anlatırım. ama diğer web adresime üye olmanızı rica edeceğim. o adresi açtığınızda sol taraftaki kullanıcı bilgileri bölümünden üye olabilirsiniz....
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
HAYDİ İZCİLER KAMPA.....
26/7/2008
Seminerler bitti, ama bir türlü Siirt’ten dönememiştim. Ailem yanıma geldi. Bu kızın valizlerini otobüs almaz gidip arabayla alalım hanımı demişler. Ve bu arada evimi taşıdımmm. Artık az da olsa medeniyette oturacağım:=) medeniyet kavramı aslında benim için farklı ama eldekilerle yetinmek gerek dimi..Siirt merkeze taşındım artık. Köye gidiş geliş yapacağım. Yol mesafem daha da attı ama bana da bölleee arada sağdan sağdan geliyorlardı..
Ailemle çok uzun bir gezi yaptık.bunları daha sonra sizlerle paylaşacağım.
Denizli’ye geldikten 1 gün sonra yine valizimi hazırlayıp 3 arkadaş İstanbul’a yola çıktık. Siirt’te seminerler zamanında 10 gün içinde izci liderlik temel kursuna katıldım ve ben artık bir izci lideriyim……. Çok ilginç şekilde olsa da bir davetiyeyi kaybetmem ve yerine 1,5 saat sonra yetiştirmemizden dolayı Ümraniye’de yapılan izcilik federasyonunun kampına katıldık. Siirt belediye başlan yardımcısı Nurettin Ertemel bey sayesinde oldu bu kamp..
Hülya ,Tahsin ve ben İstanbul’a gecenin bir yarısı otobüsün en son koltuklarına sıkışıp gittik taşı toprağı altın memlekete…Giderken yine migrenin tuttu, yorgunluktandı tabiî ki. Yolda da yeni arkadaşlar edindik.(arkadaş)
Kampa sağ salim gittik. Ümraniye kent ormandaydı kamp alanı. 
Bende o kadar heyecan yoktu ama Hülya nın içi içine sığmıyordu. Kamp alanına gittiğimizde müthiş bir kalabalık ve koşuşturma ile karşılaştık. 1 hafta önce gelen izciler gidecekti ve tören yapıyorlardı. Bizde cami avlusuna konmuş bebeler gibi sindik bir yere beklemeye başladık. Kimse bizimle ilgilenmiyordu, ama görecek durumları da yoktu. En sonunda küçük izciler gidince sıra bizi geldi. Ama Tahsin kalmak istemedi. Ben gideceğim yapamam burada dedi. O kadar dil döktük ama nafile idi. İki kız kaldık kampta. Kalan sağlar bizimdir dedik:=)

Gürcistan’ dan da 20 kişiye yakın izciler gelmişti. Aksaray da biz işleri varmış ve İngilizce bilen olmadığı için Hülya ve ben onlarla birlikte Aksaray’ a gittik.Allahtan gittikte boğaz köprüsünü gördük. İstanbul u az da olsa görme şansımız oldu.
Kamp alanımız çok güzeldi. Hatta çokta lükstü diyebilirim. Nasıl mı? Mesela tuvalet konteynırları vardı. Normalde tuvalet için herkes toprağı kazarmış. !!!!! yemeği kendimiz yapmamız gerekirken burada yemekler hazır geliyordu.:=) Banyolar vardı. Ama çok görme şansımız olmadı banyoları gerçi tam 3 defa banyo yapma şansım oldu.gerçekten büyük bir şansmış.
Kampta 1000 e yakın izci geldi. Bunlar, Osmaniye, Eskişehir, Bursa, İstanbul dandı. Biz 4 lider de 96 kız izciden sorumluyduk.
Yoğun bir tempo içindeydik. Sabahları 7:30 da kalkış, gece 23:30 da çocukların yatışı, bizlerin ise toplantısı ne zaman biterse yatıyorduk. Çok ama çok uykusuz kaldık. Gündüzleri hep uyukluyorduk.
İzcilik hakkında çok bir bilgim yoktu. Seminere gitmeme rağmen bu kamp çok faydalı oldu bizim için. Görerek yaşayarak öğrendik. İzcilik bir kardeşliktir, yardımseverdir izci, saygılıdır, disiplinlidir, kendini yetiştirmesini bilendir. Keşke ailem beni ilkokul zamanlarımda izci yapsaydı da izcilik içime işleseydi.29 yaşında anca bu kadar işledi:=)
Çocuklara biraz daha eğlenceli gelsin diye çeşitli istasyonlar vardı. Her gün belli saatlerde bu istasyonlarda eğitim alıyorduk, daha sonra diğer istasyona geçiyorduk.sabah 8 de kahvaltı, 12 30 da öğle yemeği, 17:00 da beş çayı, akşam 19:30 de de akşam yemeği veriliyordu. Çok düzenli bir beslenmemiz vardı.
İstasyonlardan bahsettim ama biraz açayım. Bu istasyonlar çocukların belki bir daha hiç yapacağı faaliyetlerdi. Ata binme, ok kullanma, kayığa binme, oryantiring,telsiz kullanımı, tesis yapma, oyun oynama,yüzme, ateş çeşitleri, ritim(darbuka çaldık), eskrim, bisiklete binme, badmington oynama, müzik dersi, çadır kurma, mors alfabesi, fonatik alfabe öğrenme, izcilikte iz çeşitleri, bunun yanında İstanbul sivil savunma müdürlüğünden görevliler gelip deprem hakkında bilgiler verdiler. Deprem anında yapılması gerekenleri anlattılar. İstanbul trafik şube müdürlüğünden polisler gelip trafik işaretleri, trafikte uymamız gereken kuralları anlattılar, çevre mühendisi kişiler gelip çevre temizliği hakında bilgi verdiler. Ayrıca İstanbul itfaiyesi yangın tatbikatı yaptılar. Yangın söndürme aletinin nasıl çalışacağını anlatıp,bizim küçük izcilere yaptırttılar, mutfak tüpünü alev aldığında , onu nasıl etkisiz hale getireceğimizi uygulamalı olarak gösterdiler.
İşte istasyon etkinliklerimizden resimler...


bu resim yemek yediğimiz bölüm....







İtfaiye nin yangın söndürme tatbikatından...

Merter takımı gelip bize gösterilerini sundular. Çok güzeldiiii.

Bir sabahta uyuşturucu kullanımını önleme komisyonunda görevli olan 6 milletvekili misafirimiz oldular. Yanlarında da Hacettepe üniversitesinden de yetkililer vardı. İzcilerimize sigaranın ve bağımlılığın zararlarını anlattılar. Çok verimli geçti.


Her gece kamp alanında kamp ateşi yakılarak gösteriler yapılıyordu. Her gün belli bir konu verilerek izcilerimizden o konuyla ilgili gösteri yapmalarını , kendi yeteneklerini bizlere sergilemelerini istiyorduk. Ayrıca kanun, gitar çalan ergin izcilerle eşliğinde şarkılar söylüyorduk. Bu eğlencemiz yaklaşık 3 saat sürüyordu. Kamp ateşi etkinliğinden sonra da çadırlara uyumaya…. Bizlerde toplantı ve kurs için tüm liderler toplanıyordu…

Hayka bile çıktık… hayk ne demek_?Gece yürüyüşüde diyebiliriz buna aslında. Gecenin 1 inde uyku tulumlarımızı alıp kent ormanda bize anlatılan rotaya doğru yürümeye başladık. Ormanın içine girince iş değişti tabiî ki. Ay ışığıyla önümüzü görmeye çalışarak yönümüzü bulmaya çalıştık. Bi yerde yanlış yöne gitmiştik, baktık yol kapalı geriii döönnn ileriiiiii…. Sonunda bizden istenen yere geldik ve ağaçların altına uyku tulumlarını koyup ayı izledik. 1 er saat nöbet tutarak sabahı sabah yaptık gerçi 02:30 da varmıştık ve benim nöbet 05:00-06:00 arasındaydı ve 07:20 de kamp alanında olmamız gerekiyordu. O gece belki 2 saat uykuyla tüm gün istasyonlarda süründüm. Ama hayk a çıkma şansına da erişmiş olduk Hülya ile:=)

Kampta tek zorluk uykusuzluk değildi tabiî ki.. benim çok kullandığım bir cümle vardır.”Kızların derdi bitmezzz” Allahım hele de 96 kızın derdi hiç bitmiyor. Ne günlerdiii. Anneleri evde 1 tanesiile uğraşmıyor biz 96 tanesini idare etmeye çalışıyorduk. Hiç unutamayacağım bir izcim Sena vardı. Kız 2 gün ağladı. Önce annemi özledim dedi, daha sonra ben alaturka tuvalete girmem alafranga isterim diye ağlamaya başladı. Allahımm deli olmuştum:=)) Benim güzel erginlerimi unutamam, her şeyleri başlı başına bir sorundu onların… ama çok şeker kızlardı hepsi de. Çok güzel anılarla döndüm kamptan. Ağustos ayı sonuna doğru tekrar gitmeyi düşünüyorum.. bakalımmm
Bu arada eğer İstanbul da oturuyorsanız mutlaka çocuğunuzu ağustos sonuna kadar sürecek olan Ümraniye kampına gönderin. www.ibb.gov.tr adresinin sağ tarafında izcilik bölümü var. http://application2.ibb.gov.tr/izciweb/ ya da bu adresten bilgilere ulaşabilirsiniz..Oradan her türlü bilgiye ulaşabilirsiniz.ayrıca kamp alanını canlı olarak izleyebiliyorsunuz.

Geri dönüş için otobüs bileti almaya Kadıköy’e gittik. İnanın ki İstanbul’da olduğumuzu unutmuştuk. Her gün ağaç gördüğümüzden ormanlık alanda olduğumuz için hiç İstanbuldaymışız gibi gelmiyordu bize. Allahtan bilet için çıktıkta içimiz açıldı biraz. Arkamıza Haydarpaşa tren garını alıp bir resim çekilelim dedik…bir hatıra olsun. İstanbul hatırası….
Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
SON GüN
16/7/2008
Trabzon gezimizin son gününü Sümela Manastırına ayırdık.
Sümela Manastırı’nın yapım tarihi bilimsel olarak 13. yüzyıla dayanmaktadır. İnanınki o zaman insanları sanırım herkül gibilerdi. Çünkü ben manastıra çıkan patika yolda dilim dışarıda yürürken o zamanın insanları sırtlarında mermer taşları nasıl çıktı inanılmaz. Yukarıya çıkarken çiğ yağıyordu. Üstüne üstlük o yamaçları çıkarken o kadar çok terledik ki, yukarı çıktığımda sanki banyo yapmış gibi oldum.



Görülmeye değer bir hazineye sahipmişiz. İnanın bu sıcak yaz aylarında tatil yörelerine gidip, sıcağın altında kızarmış tavuk ve kızarmış horoz olmaktansa gidin karadenize, ruhunuz temizlensin.
Şuan hala restorasyon çalışmaları devam etmekte…
Manastıra gelen turistler arasında yunanlılarda vardı. Benim anne ve baba tarafım Selanik’ten göçmendir. Hemen bir hemşehri muhabbeti kurup konuştuk, resimler çekildik.


Manastırdan aşağı indiğimizde bizi bir sürpriz karşıladı. TRT ‘nin ekibi horon oynuyorlardı. Çok değişik oyunlar oynadılar. Bizde daha sonra onlarla resimler çekildik.


Burası da manastırın altında bulunan tesis.

Sümela Manastırı’nı gezdikten sonra Trabzon’a geri dönüp öğle yemeğine yetiştik. Sanırım bu da Trabzon’a has bir pide. Yarım ay şeklinde ve içindeki kıymalı soğan daha önce kavrulup dolapta bekletiliyor, pide yapılacağı zaman dolaptan çıkarılıp pideye konuyor. Tadı gayet hoştu. Haaa bu arada , pideyi yemede pidenin üst kısmında bir delik açıp içine tereyağ koymanız gerek.


Bizi 5 gün boyunca aç bırakmayan Beşirli İMKB İ.Ö.O yemekhane çalışanlarına çok teşekkür ederiz.

Yemekten sonra çarşı Pazar dolaşmaya geldi sıra. Trabzon’un peyniri, tereyağı çok meşhurmuş. Ama yolda muhafaza edemem diye alamadım ben. Allahtan çok tatlı öğretmenlerle tanıştık, kışın sipariş vermeyi düşünmüyor değilim:=)
Sadece peynir , tereyağ değil tabiî ki meşhur olan asıl ekmeği meşhurdur Trabzon’un. Ama en güzel Vakfıkebir de yapılan ekmektir. İşte ekmeği, peyniri, tereyağı ile Trabzon çarşısı.


Çarşıda gezerken birde bu kara lastikleri gördük. Meğersem halkın en çok giydiği kara lastikmiş. Tabiî ki ildekiler değil de çay toplamaya giden kişiler giyermiş.

Bizim rehber öğretmenimizin kuyumca bir işi vardı. Bende bir bayan olarak dayanamayıp şu Trabzon burmasına bakmak istedim. “amca hiç sahip olamam belki ama bir taksan da bileğim değer görse olur mu?” dedim. Kuyumcu güldü ve hemen taktı. Tam 4,100 ytl imiş. Aboooo dedim. Şu sarı şey bu kadar değerli demek. Allahtan altın takıntım yok. Alan olmadığı için takıntım yoktur belki de.

Günümüz bitti ve yurdumuza geri döndük. Ertesi gün Siirt’e dönüş günüydü.
Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
TRABZON GEZİSİNE DEVAM...
16/7/2008
Uzun aradan sonra tekrar merhabalar. Sözde tatilde daha fazla ilgilenirim sitemle diyordum ki tam tersi oldu. Çok yoğundum bu yüzden fırsatım olmadı. Sizlerle paylaşacak çok şey yaşadım ama sırayla hepsi..
Elazığ,Keban, Ürgüp, ve İstanbul’u gezdim. Boş durmadım anlayacağınız.
Ama öncelikle Trabzon gezimizin kaldığı yerden devam etmesi gerek.
Üniversite sınavının olduğu gün, İkram lokantasına kahvaltıya gittik. Tabi bu organizasyonu okul yetkililerimizin yaptığını söylememe gerek yok dimi… Çocuklar bir restaurantta kahvaltı yaptıkları için çok mutlu oldular . çünkü şimdiye kadar hiç böyle bir yerde kahvaltıya gitmemişlerdi. Kahvaltısını bitiren öğrenciler restaurantın içindeki parkta gönüllerince eğlendiler.


Kahvaltımız bitince okula gidip diğer öğretmenlerimizi aldık ve Akçaabat’a doğru yola çıktık. Resimlerde kızları göremeyeceksiniz çünkü kızlarım o gün mihmander aileleriyle birlikte geziyorlardı. Ama erkeklerimiz için aile bulunamadığı için onlar bizimle birlikte idiler. Akçaabat’ın köftesi meşhurdur derlerdi hep . sonunda bende o leziz köfteyi yedim. İnanın bu cümleyi yazarken bile canım köfte istedi. Körfez lokantasına gittik. Çok büyük bir yerdi. Köftelerimizi yedikten sonra, meyvemiz ve tatlımızda geldi.


Yemek faslından sonra Sera set gölüne doğru yola çıktık. Trabzon’un her yeri bir başka güzel. Yeşilliğin hakim olduğu her yer güzeldir zaten.

Yukarılara doğru otobüsle tırmanmaya başladık. Yukarıya çıktıkça doğaya hayran kalıyorsunuz. Evler sanki serpiştirilmiş gibiydi.yan yana ev görmek pek mümkün değil , evler arasında hep mesafeler vardı, düzlük alan olmamasından dolayı…

Bu da bizim şöförümüz Osman bey. KTÜ’ den bizi gezdirmek için görevlendirilmişti. Trabzon’un o engebeli yollarında direksiyon sallayan Osman Bey i unutmayız.
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Kurtalan'dan Uzun Göl'e
29/6/2008
Trabzon’da gezmeye devam ediyoruz.. Günlerin nasıl geçtiğinin farkında bile değildik. Akşam yurda gelip uyuyor, sabah kalkıp acaba bugün nereye gideceğiz diye düşünüyorduk. 3.günümüzün sabahında da zinde bir şekilde uyandık, kızlar yurdunda bir kargaşa ile hazırlanmaya başladık. Sabah kahvaltısı için yine Beşirli İMKB ilk. Öğ. Okuluna gittik. 2 rehber öğretmenimizle birlikte Trabzon’dan Beşikdüzü sahiline kadar araba ile tur attık. Beşikdüzü sahilinde öğrencilerimiz denize girdiler. Kızlar pantolonlarını sıyırdı, erkek öğrencilerimizin bazıları da şortları ile girdiler denize. İlk defa deniz görme şansına sahip olan kızlarım , denize girip o zevki tatmak istediler ama maalesef olmadı. Ayaklarını suda gezdirmek bile büyük zevk verdi onlara. Beşikdüzü’ ndeki sahil (Pirinçlik parkı) de iken şansımıza oranın belediye başkanı da orada idi. Pirinçlik parkı yetkilileri öğrencilerimize içecek ikramında bulundular sağolsunlar. Trabzonlular gerçekten çok sıcak davrandılar bizlere… sahilde 2 saat kadar kaldık. Ve öğrenciler ilk defa denize girmenin heyecanını yaşadı. Gitme zamanının geldiğini söylediğimde zor ayırdım onları denizden. Öğle yemeğini yine okulda yedik. Yemekten sonra Beşirli İMKB’nin 6. sınıf öğrencilerinden birkaç tanesi ile birlikte Uzun Göl’e doğru yola çıktık. Beşirli İMKB ‘ nin kızları bizimkilerden daha hareketliydiler. Bizimkiler yanlarında pısırık kalıyordu ama üzüm üzüme baka kararır derler ya aynen öyle oldu.Yol boyunca tümü birden şarkılar söyleyerek gittik Uzun Göl’e. Uzun Göl harika bir yer. Oraya giderken kat ettiğimiz güzergah boyunca ki yeşillikler mest etti. Cennet olsa gerek burası diye düşündük hep. İnsan hasta olmaz dedik, ömrü uzatır bu hava. Marmaris, Bodrum gibi sözde tatil beldelerine gitmektense o sıcak, susuz yaz aylarını buralarda geçirmeyi yeğlerdim. Nasıl bir doğa, nasıl bir güzellik… “Su”yun olduğu yerde verim vardır. Yeşillik vardır. Halk ta gerçekten çevresine saygı gösteriyor ve doğal güzelliklerini korumasını biliyor. Gidin görün , o güzellikleri sadece resimleri ile tanımayın. Gittiğinizde de o oranın havasını teneffüs ettiğiniz için kendinizi çok şanslı sayacaksınız.



“ Bas gaza kaptan bas gaza” nakaratı ile gittik. İsmail Yk’ ya içimden çok güzel cümleler kurdum hep. Beynim bu nakarattan yoruldu. Bazı şarkıları Beşirli İMKB ‘ler söylerken bizimkilerde eşlik ediyordu. Kızlar şaşırıyordu, siz bu şarkıları biliyorsunuz. Güneydoğu Anadoluda müzik dinlenmiyor ya da başka tarz müzik dinliyorlar sanıyorlar sanırım. Halbuki hepimiz aynı vatan toprağındayız. 




