toolbar powered by Conduit


******ŞAİRANE****** - Blogcu
♥ Günün parlak ışığında görebileceğimiz en uzak cisim güneştir, fakat gecenin karanlığında milyonlarca kat uzakta olan yıldızları görürüz. Özel dünyanızın karardığı gelecek seferde bunu hatırlayınız... (Good Reading Dergisi) ♥


<title>ŞAİRANE</title>
<meta name=


♥ AŞK AYNI BİR GÜL GİBİDİR. RASTGELE TUTARSAN DİKENLERİ BATAR, YAPRAKLARINI AÇARSAN DUYGULARI AKAR, TUTMASINI BİLİRSEN O SANA TAPAR ♥
******ŞAİRANE******

******ŞAİRANE******

BİLGEYE SORMUŞLAR : "NEDEN İNSANLAR YALNIZLIKTAN KORKAR ?" ŞÖYLE DEMİŞ BİLGE : "EN BÜYÜK DOSTLARININ KENDİLERİ OLDUĞUNU BİLMEDİKLERİNDEN."

SON YAZILARIM

  • ELVEDA BLOGCU... DÖNER MİYİM BİLİNMEZ...
  • AŞKIMIZ
  • TÜRKİYE'MİZİN TARİHİ GÜZELLİKLERİ
  • MAHKEME SORULARI
  • ÇOK KONUŞANLARIN DUYMADIĞI
  • ANTİK ROMA'DAN BUGÜNE BABALAR GÜNÜ
  • NEŞRİYAT - İSİM İSİM İSTANBUL
  • SİNEMATEK - HOLLYWOOD TÜRKİYE'YE TAŞINIYOR !
  • MEVLANA'DAN ÖĞÜTLER
  • CENGİZ AYTMATOV'A VEDA...






  • Aşk şiirleri Toplist, Site Ekle
    Forum

    Reklamlar

    Cortar na Casaca Mabett TopList

    SON YORUMLAR

    iyi hafta sonları
    GNY
    tatlı dostum
    Selam Ola
    Kutlama
    selam
    Merhaba
    selam
    sadece sana yayınlama
    slm

    Ziyaret Edilesi Yerler

  • Kadinonline
  • Devr-i Alem
  • Hayalevi72
  • İpekyolu
  • Kozanay
  • Cafe-Rose
  • Gezelim Görelim
  • Blue-Maritime
  • Healthy Lifes
  • Xprodoksit


    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

    HAKKIMDA


    mehp@re
  • ELVEDA BLOGCU... DÖNER MİYİM BİLİNMEZ...

    SEVGİLİ ARKADAŞLAR,

    YAKLAŞIK 2 YILA YAKIN BİR SÜREDİR BLOGCU ÜZERİNDEN SİZLERLE PAYLAŞIMLARDA BULUNMAKTAYIM. VE DEVAM ETMESİNİ DE ÇOK ARZU ETMEKTEYDİM. ANCAK SON ZAMANLARDA, BLOGCU'DA Kİ BİTİP TÜKENMEK BİLMEYEN SORUNLAR VE SÜREKLİ "BU SAYFA BAKIMDADIR" MESAJINI GÖRMEKTEN DOLAYI, YENİ  BİR ADRESE TAŞINMAK ZORUNDA KALDIM. BLOGCU AİLESİ GERÇEKTEN GÜZEL VE  SICAK PAYLAŞIMLARIN HİÇBİR TARAFTA BULUNAMAYACAĞI BİR YER ANCAK MAĞLUM SORUNLAR SİZLERİN OLDUĞU GİBİ BENİM DE KEYFİMİ KAÇIRMIŞ DURUMDA...
    BU NEDENLE BLOGCUDAKİ SORUNLAR NE ZAMAN BİTER BİLİNMEZ AMA, BEN AŞAĞIDA VERECEĞİM YENİ ADRESİMDE SİZLERİ AYNI ŞEKİLDE GÖRMEKTEN MUTLULUK DUYACAĞIM. UMARIM BENİ YALNIZ BIRAKMAZ, YORUMLARINIZLA BENİ DESTEKLERSİNİZ.

    HEPİNİZE SELAM VE SEVGİLERİMİ GÖNDERİYORUM.
    HERŞEY GÖNLÜNÜZCE OLSUN

    mehp@re

    ŞAİRANE
    http://sairane74.blogspot.com

    Yorum (2) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

    AŞKIMIZ

    Yorum (4) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

    TÜRKİYE'MİZİN TARİHİ GÜZELLİKLERİ

    KAPADOKYA: BAŞKA BİR GEZEGEN GİBİ
    Persçe'de Güzel Atlar Ülkesi demek olan Kapadokya, Joost Lagendijk için bu dünyaya ait değil. Adeta fantastik bir heykeltıraşın elinden çıkmış bir hayal dünyası. Arhan Kayar ise hem tarih hem de coğrafi bakımdan enteresan buluyor. Ara Güler, "Kapadokya öyle bir yer ki kendini dünyadan başka bir yerde hissediyorsun.
    Aydaymışsın ya da günün geç saatlerinde ruhlar dolaşıyor gibi etrafında. Kendinizi orada yalnız hissetmezsiniz. Sanki o ruhlar, peribacalarının içindeki kiliselere çağırır. Gizemli bir gezegendir" diyor. Volkanik faaliyetler ve erozyon sonucunda oluşan peribacaları, ilk Hıristiyanların sığınağı oldu. İşlenmesi çok kolay olan kayaların içine kazılan mağara kiliselerde birbirinden güzel fresklere rastlıyorsunuz.

    AYASOFYA: KUBBESİ 900 YIL TAKLİT EDİLEMEDİ
    Dünyanın 8. harikası olduğu söylenen, 532'de inşa edilen Bizans İmparatorluğu'nun İstanbul'daki şaheseri, günümüze gelen ender eserlerden. Dış görünüşünün aksine içi, saray gibi görkemli ve göz alıcı. Bizans döneminde çok büyük onarımlar gören, iki kez yeniden yapılan Ayasofya'yı, 16. yüzyılda Mimar Sinan ile 19. yüzyılda Fossati Kardeşler restore etti.
    916 yıl başkilise, 477 yıl cami olan Ayasofya, Atatürk'ün emriyle müze yapıldı. 1930-1935 arasında ortaya çıkarılıp temizlenen mozaikler de Bizans ve Osmanlı döneminin izlerini taşıyan muhteşem mimarisiyle en çok ziyaret edilen müzelerimizin başında geliyor.

    HASANKEYF: BİLİM VE KÜLTÜR MERKEZİ
    Bir zamanlar bölgenin bilim ve kültür merkezi olan Batman-Hasankeyf, sahip olduğu zengin tarihsel yapılar nedeniyle 1981 yılında sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştı. 2006 yazında temeli atılan Ilısu Barajı sularının altında kalma tehlikesi altında. Sadece tarihi kale ve 7 bin mağara sular altında kalmayacak.
    Yerleşim bölgesi ve Hasankeyf'in simgesi haline gelen Dicle Nehri üzerindeki 12. yüzyıldan kalma Ortaçağ'ın en büyük taş köprüsünün, Raman Dağı eteğine taşınması planlanıyor. Bugün bile bazıları mesken olarak kullanılan çok sayıdaki mağara, insanların çok eski çağlarda yerleştiklerini gösteriyor.

    NEMRUT DAĞI: EN MUHTEŞEM GÜN DOĞUMU
    Adıyaman'ın Kahta ilçe sınırları içindeki Nemrut Dağı, dev heykellerin ve anıt mezarın yanı sıra, dünyanın en muhteşem gün doğumu ve gün batışının seyredilebildiği yer. UNESCO'nun Dünya Kültür Mirası olarak ilan ettiği Nemrut Dağı, Kommagene Uygarlığı eserleriyle Türkiye'nin en önemli milli parklarından. Dev heykeller ve tümülüs, Arsameia (Eski Kale), Yeni Kale, Karakuş Tepesi ve Cendere Köprüsü, Milli Park sınırları içerisinde yer alıyor. Helenistik dünyadan günümüze ulaşan en önemli ve zengin anıtlardan.




    DİVRİĞİ ULU CAMİ: MUKADDES EMANETLER GİBİ SAKLANMALI
    UNESCO'nun 1985'te Dünya Mimari Mirası'na dahil ettiği Sivas-Divriği Ulu Cami, 1228'de Mengücekoğulları hükümdarı Süleyman Şah'ın oğlu Ahmet Şah tarafından yaptırıldı. Başmimarı Ahlatlı Hürremşah. Bitişiğindeki Darüşşifa (hastane) ise Ahmet Şah'ın eşi ve Behram Şah'ın kızı Melike Turan Melek tarafından yaptırıldı. Hastanede ruh hastalıkları müzik ve su sesiyle tedavi edilirdi. 16 sütunlu cami, 23 tonoz ve iki kubbe ile örtülü.
    Mihrabın biçim ve bezemelerinin Anadolu'da başka örneği yok. Türkiye'nin restorasyon duayeni Doğan Kuban, Ulu Cami'ye 40 yılını vermiş. "Eşi yok. Heykel gözüyle bakmak lazım. Müzeye kaldırılması gerekiyor ama sığmaz. Topkapı Sarayı'ndaki Mukaddes Emanetler gibi saklanmalı."

    POKUT YAYLASI: DOĞU KARADENİZ YAYLALARININ EN GÜZELİ
    Jüri üyemiz Nergis Yazgan'ın önerilerinin başında Pokut Yaylası vardı. Yazgan için Pokut, Doğu Karadeniz yaylalarının en güzeli ve bozulmamışlarından. "Bitki örtüsü çok çeşitli. Yürüme yolu da var.
    Tipik yayla hayatını barındırıyor. Yayla evleri ananevi haliyle kalmış ve Çamlıhemşinliler hálá kullanıyor. Asfalt yol yapılmamalı. Çünkü Ayder, bu yüzden betonlaştı, bozuldu" diyor. Pokut sırtının güney yamacına kurulmuş yayla evleri, zaman zaman Meğo ve Ayder Vadisi'ne biriken yer dumanı sayesinde bulutların üzerine dizilmiş inci tanelerini andırıyor.



    AĞIRNAS MİMAR SİNAN EVİ: DOĞDUĞU EVDEN İLHAM ALDI
    Mimar Sinan, 1489'da Kayseri'nin Melikgazi İlçesi'ne bağlı Ağırnas Beldesi'nde doğdu. Doğduğu ev, Ağırnas Belediyesi ile ÇEKÜL Vakfı'nın işbirliğiyle restore edildi, 9 Nisan 2007'de ziyarete açıldı. İki katlı evin altında yedi kat aşağıya inen yeraltı şehri bulunuyor. Evin orta katı 1939, üst katıysa 1951'de tamamlanmış, bu görünenin altındaysa Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı dönemlerinin izleri birbirini izlemekte.
    Faruk Göksu "Ermeni klasik mimari eseri olan Ağırnas yerleşiminde müthiş taş kemerler var. Sinan'ın bu kemer ve taş iş işçiliğinin içinde büyümesinin, mimarlığında çok etkili olduğu söylenir. ÇEKÜL Vakfı restore etmeseydi, bu şaheser ortaya çıkmayacaktı" diyor.





    ASPENDOS ANTİK TİYATROSU: AKUSTİĞİ HÂLÂ BİR SIR
    Aspendos, Antalya-Serik'in 8 kilometre doğusunda, M.Ö. 10. yüzyılda Akalar tarafından kurulan bir Antik Çağ kenti. Önemli bir ticaret yolu üzerinde olduğu ve Köprüçay Irmağı ile limana bağlandığı için her çağda ele geçirilmek istenen bir kent. Buradaki açık hava tiyatrosu.
    Roma İmparatoru Marcus Aurelius zamanında Mimar Zeno tarafından 2. yüzyılda yapılmış. 17 bin kişilik tiyatronun mimari özelliğiyle sağladığı mükemmel akustik hálá bir sır. 13. yüzyılda Selçuklular burayı kervansaray olarak kullanmış ve bir kemerle kuzey tarafını sağlamlaştırmışlar.







    ÇANAKKALE VE İSTANBUL BOĞAZLARI: BİR MİLYON YIL ÖNCE DE ÖNEMLİYDİLER
    Özcan Yüksek, "Boğazlar stratejik ve güzeldir ama dünyada arka arkaya iki boğazın örneği yok" diyor. Asya ile Avrupa kıtası boğazlarda birleşir, iki iç deniz; Karadeniz ve Akdeniz boğazlarla birbirine bağlanır. Tarih boyunca Afrika ve Asya'dan gelenlerin Avrupa'ya geçme yolları olur.










    ÇANAKKALE VE İSTANBUL BOĞAZLARI: BİR
    MİLYON YIL ÖNCE DE ÖNEMLİYDİLER
    İstanbul Boğazı'nın uzunluğu 30 kilometre. En geniş bölümü Anadolu Feneri ile Rumeli Feneri arasında (3600 metre); en dar yeri Anadolu Hisarı ile Rumeli Hisarı arasında (760 metre.) En derin yeri Bebek'le Kandilli arasında (120 metre.) Birinci Dünya Savaşı'nda büyük bir savaşın mekanı olarak da tarihe geçen Çanakkale Boğazı'nın ise en derin noktası 167 metre.






    SÜLEYMANİYE CAMİ: MİMAR SİNAN'IN YEDİ YILDA YAPTIĞI ŞAHESER
    İstanbul'un en görkemli
    camiini Mimar Sinan'a Kanuni Süleyman ısmarladı. 1550-1557 arasında tamamlandı. Avluyu çevreleyen büyük komplekse okullar, kütüphane, hamam, aşevi, kervansaray, hastane ve dükkánlar yaptı. Süleymaniye'nin dış güzelliğini en iyi biçimde görmek için uzaktan, Haliç'in Galata kesiminden bakmak gerekiyor. Dört minaresi olan caminin esas mekánını büyük bir kubbe örtüyor. İçerideki en göz alıcı yer, mihrap duvarındaki renkli motiflerle süslü vitraylar. Arka avlusunda Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan'ın türbeleri bulunuyor. Bir uçtaki mütevazı mezar ise Mimar Sinan'a ait.


    Yorum (1) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

    MAHKEME SORULARI

    Aşağıdakiler mahkemelerde avukatlar tarafından

    sorulmuş sorulardan derlenmiştir. Avukatlarımız

    (özellikle de bizim tanıdıklarımız!!) hiç alınmasın

    lütfen, çünkü bu sorular amerikan mahkemelerinde sorulmuş

    ve yanıtlanmış, sadece türkçeye çevrilmiş..

     

    1. "Uykusunda ölen bir insan, ertesi günün sabahına

    kadar bunun farkına varamaz, değil mi doktor?"

    2. "En genç olan oğlunuz, hani su 20 yaşında olan, kaç

    yaşındaydı?"

    3. "Resminiz çekilirken orada mıydınız?"

    4. "Yalnız mıydınız, yoksa kendi başınıza mıydınız?"

    5. "Savaşta öldürülen kardeşiniz miydi yoksa siz miydiniz?"

    6. "Sizi öldürdü mü?"

    7. "Çarpışma esnasında araçlar arasında ne kadar mesafe vardı?"

    8. "Oradan ayrılana kadar orada mı kaldınız?"

    9. "Kaç kere intihar etmeyi başardınız?"

    10. Soru: "8 ağustosta mı hamile kaldınız?"

    Cevap:"Evet."

    Soru: "peki o anda siz ne yapıyordunuz?"

    11. Soru: "Üç çocuğunuz var, değil mi?"

    Cevap: "Evet."

    Soru: "Kaçı erkek?"

    Cevap: "Erkek yok."

    Soru: "Hiç kızınız var mi?"

    12. Soru: "Merdivenler alt bodruma iniyor dediniz, değil mi?"

    Cevap: "Evet."

    Soru: "Peki bu merdivenler yukarı da çıkıyor muydu?"

    13. Soru: "Bay ___, geçen yaz kusursuz bir balayına çıktınız,

    değil mi?"

    Cevap: "Evet, Avrupa'ya..."

    Soru: "Eşiniz de sizinle geldi mi?"

    14. Soru: "İlk evliliğiniz niçin sona ermişti?"

    Cevap: "Ölüm sebebiyle."

    Soru: "Kim ölmüştü?"

    15. Soru: "Şüpheliyi tarif edebilir misiniz?"

    Cevap: "Orta boyluydu, sakalı vardı."

    Soru: "Erkek miydi yoksa kadın mi?"

    16. Soru: "Bugüne kadar kaç ölü üzerinde otopsi yaptınız, doktor?"

    Cevap: "Bugüne kadar ki bütün otopsilerimi ölüler üzerinde yaptım."

    17. Soru: "Bütün cevaplarınız sözlü olmak zorunda, anlaştık mi?

    Şimdi, hangi okula gidiyorsunuz?"

    Cevap: "Sözlü."

    18. Soru: "Otopsiye başladığınız zamanı hatırlıyor musunuz?"

    Cevap: "Aksam 8:30 civarında başladık."

    Soru: "Bay___ o esnada ölü müydü?"

    Cevap: "Hayır, sandalyeye oturmuş neden otopsi yaptığımı merak ediyordu."

    19. Soru: "İdrar örneği verme imkanınız var mi?"

    Cevap: "Kendimi bildim bileli yapabilirim."

    20. Soru: "Otopsiye başlamadan önce Bay .....'nin nabzına

    baktınız mi doktor?"

    Cevap: "Hayır."

    Soru: "Kalbini dinlediniz mi?"

    Cevap: "Hayır."

    Soru: "Nefes alıp almadığını kontrol ettiniz mi?"

    Cevap: "Hayır."

    Soru: "O halde siz otopsiye baslarken Bay ___ hala yaşıyor

    olabilir, değil mi?"

    Cevap: "Hayır."

    Soru: "Nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz, doktor?"

    Cevap: "Çünkü adamın beyni masamın üstünde bir kavanozun

    içindeydi."

    Soru: "Yine de hasta hala yasıyor olamaz mıydı?"

    Cevap: "Evet, hatta şu anda bir mahkeme salonunda avukatlık

    yapıyor olabilir."

     

    Yorum (1) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

    ÇOK KONUŞANLARIN DUYMADIĞI

    Neden böyledir bu? Yıllar geçtikçe çocukluğumdan beri, hatta çok küçüklüğümden beri bildiğim bir şey giderek aydınlanıyor benim için: En çok yalnız olmayı ve kendine yetmeyi bilen biri, başkalarındaki farklılığa, öteki’liğe sorgusuzca saygı duyabilir;

     

    Çünkü ancak böyle biri bir başkasındaki yalnızlığı duyumsayabilir diye düşünüyorum. Derinden. Sessizce.

     

    Eğer ilk tepkilerinizi ailesizliğe karşı vermek zorunda kalmışsanız, tek başına aile olmanın imkânlarını zorlar durursunuz. Ve bir gün gelir, size ait olan ne varsa, sizin ait olduğunuz ne varsa, anlarsınız ki hepsi sizin içinizdedir. Hırsızın asla çalamayacağı şeydir bu: Sizi siz yapan.

     

    Bu sırlı aura, hiç kimseye söylemeden bilirsiniz ki, yalnızlık sesleriyle örülmüştür. Duayla, hayalle, özlemle, korkuyla, arzuyla, hüzünle örülmüştür. Artık iki kez uzaklaşırsınız yalnızlık çekenlerden.

     

    Bir: Kendine istediklerini başkası için istemeye eğilimli olduğun için dünyanın bir yerinde tanımadığın, belki hiç tanımayacağın kişilerle her an aynı iç dili konuşmaya ve anlaşmaya başlamışsındır. Onların acısını, uğradığı zulümleri ya da coşkularını sen de duyumsarsın. Yalnızların gevezeliği bu anlamda hiç bitmez. Uzaktan yakın olur, yekdil olursunuz. Görürsün ki sadece birini anlamakla bile dinmiş çektiğin yalnızlık. Çoğul olmuşsun.

     

    İki: Rabbin seni her zaman duymaktadır. Çünkü hepimiz aslında O’na konuşmakta, O’ndan istemekteyizdir. Ve sen ancak yalnızken işitmeye başlarsın O’nunla konuşmakta olan kendi sesini. Kesintisiz bir sestir bu. Konuştuğumuz sürece bir Duyan’ımız hep vardır. Dağılır yalnızlık sıkıntın. Ferahlarsın. Yayılırsın. Yalnızca bu dünyaya değil, kâinata…

     

    İnsanın kendini bir başkasına, bir işe veya herhangi bir şeye yürekten verebilmesi, ona yoğunlaşabilmesi için mutlaka yalnızlıktan geçmesi gerek. Bir nesne’de eriyebildiğimiz ölçüde özne’liğimizin hakkını verebiliriz.

     

    Oysa bugün yalnız kaldığında kendimizden uzaklaşıyor, hep başkalarına konuşarak varolduğumuzu kanıtlamaya çalışıyoruz. Yüksek ses: En çok kutsadığımız. Bu kalabalık ve patırtı arasında umulmadık bir yalnızlık çekmeye başlarsınız. Birbirine dönük yüzlerin görüş alanının ne kadar dar olduğunu fark edersiniz ansızın. Sesleri birbirine karışır, geçirgenliğini yitirirler bir süre sonra.

     

    Çünkü kendin için konuşmak odur ki, başkalarını dinlemez hale gelirsin giderek. Yalnızlaşırsın. Kalabalıkların ortasında. İri puntolu harflerine, gür sesine rağmen…

     

    Kâinata yayıldıkça, kalp genişler, ferahlaşır. Başkaları için bir şeyler yapma arzusu yüreğinizden taşar, yayılır giderek. Kendiliğinden. Başkalarına bir şeyler vermekten kaynaklanan o beklentisiz mutlulukla kuşanırsınız. Ve bu mutlulukta asla yalnız değilsinizdir.

     

    Kendimizi verdikçe hep ilk kez severiz. Çok yeni olur böyle sevmek. Bazen de çok eski. Hatırlamakla yeniden öğrenmiş olur, en başından başlarız sevgilere. Büyük harfli sevgiye.

     

    LEYLA IPEKCI

    Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

    ANTİK ROMA'DAN BUGÜNE BABALAR GÜNÜ

    Anneler Günü kadar eski olmasa da Babalar Gününün de bir geçmişi var. Bazı tarihçiler, Babalar Gününün Antik Roma'da bile kutlandığını belirtiyor. Bazı araştırmacılar tarih belirtmezken Babalar Gününün Batı Virginia'da ortaya çıktığını savunuyor. Batı Virginia'da yaşayan John Dowdy'nin annesi öldükten sonra onun yerini alan babası için böyle bir gün kutlanmasını istediği söyleniyor. Diğer araştırmacılar ise 1910 yılında Washington'daki John Bruce Dodd'un 6. çocuğunun doğumu sırasında hayatını kaybeden annesinin ardından hayatını çocuklarına adayan babası William Smart'a özel bir gün armağan etmek amacıyla bu fikri ortaya attığını belirtiyor.

     

    Dodd, anneler günü kutlanırken babalar gününün olmayışını büyük bir haksızlık olarak nitelendirmiş. Hemen babasının doğum günü olan 5 Haziran'ın babalar günü ilan edilmesi için çalışmalara başlamış. Ama bu çalışmalar bir sonraki yılın 19 Mayıs'ına kadar sürmüş.

     

    Babalar Günü ilk kez 19 Haziran 1910'da Washington'un Spokane şehrinde kutlanmış. Daha sonra diğer eyaletlere yayılmış. Ancak Babalar Günü resmi olarak 1924 yılında Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Calvin Coolidge'in desteğiyle kutlandı. 1966 yılında ise o dönemin başkanı Lyndon Johnson, her yıl haziran ayının üçüncü pazarının Babalar günü olarak kutlanacağını açıklayan bir bildiri yayımladı.

     

    Nerede olurlarsa olsunlar, babalarımıza bugün sevgimizi gönderelim. Tüm babaların ve baba adaylarının bu özel gününü candan kutlarız.

     

    BABALAR GÜNÜN KUTLU OLSUN SEVGİLİ BABAMIZ

    Elimden tutup da parklara götürürdün,

    Şimdi niye gitmiyoruz baba.

    Büyüdük diye salıncaklar haram mı kılındı yoksa,

    Yoksa ayıp mı bu yaştan sonra gitmek bana…

     

    Çocukluğumu geri istiyorum baba,

    Sana sarılıp öptüğüm,

    Her akşam işten dönüşünü beklediğim

    Günlerimi geri istiyorum baba…

     

    Neden zaman bu kadar çabuk geçiyor,

    Neden dünya bu kadar hızlı dönüyor,

    Bir yere mi yetişeceğiz de yoksa,

    Haberimiz mi yok baba…

     

    Artık eskisi gibi değiliz

    Ne sen ne de ben.

    Yılların yorgunluğu üzerinde,

    Ben ise çoktan büyüdüm baba.

     

    Ama her şeye rağmen seni seviyorum,

    Canımı veririm yoluna,

    Senin üzüldüğün dert benim olsun da,

    Ömrüne ömür katsın Tanrı’mda,

    Sen hep bizlerle ol emi baba..

    BABALAR GÜNÜN KUTLU OLSUN SEVGİLİ BABAMIZ…

     

    KIZLARIN

    NURAN VE MEHPARE

     

     

    Babalar Günü

      *Baba sevgisini koru. O sevgiyi kesip atarsan, Tanri da senin mutluluk isigini söndürür.

    *Babanin erdemleri çocuklarinin servetidir.

    *Babanin mirasini mi istiyorsun? Bilgisini ögren. Onun parasini hemen  harcayabilirsin

    *Babanin rolü, yüz ögretmeninkine bedeldir.

    *Bir adam yaslandigini anlar, çünkü babasina benzemeye baslar.

    *Bir baba, kendi mutlulugundan çok, çocuklarinin mutlulugu ile mutlu olur

    *Çocukluk çaginda baba korumasindan daha güçlü bir ihtiyaç düsünemiyorum.

    *Insan babasina borçlu oldugu saygiyi, ancak baba olunca duyar.

     

     

    Yorum (1) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

    NEŞRİYAT - İSİM İSİM İSTANBUL

    Boyut’tan  istanbul’a dair, İstanbul kadar güzel bir kitap. İki kıtaya omuzlarını yaslamış, binlerce yıllık zengin tarihi her köşesine sinmiş İstanbul’u isimleriyle keşfetmek için hazine değerinde bir fırsat, İsim İsim İstanbul…

    Öğretim görevlisi, mimar ve ödüllü yazar Önder Şenyapılı’nın uzun süren araştırmalar sonucunda kaleme aldığı ve Boyut Yayınlarından çıkan kitapta, geniş bir tarihi süreç içinde İstanbul’a ve İstanbul’daki yerleşim birimlerine verilen isimlerin kökenleri açıklanıyor.

    Mahalleler, semtler, sokaklar, meydanlar, dağlar, parklar ve tüm yapılar taşıdıkları isimleriyle birlikte okuyucuyu çok katmanlı bir tarih yolculuğuna çıkarıyor.

    Bir gezi kitabı ya da bir “ne, nerede” haritası değil…

    Bu kitap; İstanbul’un kent adı da dahil olmak üzere, mahallelerine, semtlerine, caddelerine, sokaklarına, meydanlarına, parklarına, çayırlarına, bağlarına, bahçelerine, dağlarına, tepelerine, korularına, ormanlarına, sularına, yapılarına verilmiş adların kökenlerini, anlamlarını, kimden, nereden, nasıl kaynaklandığını ortaya çıkaran bir çabanın ürünüdür.

    Geçtiğiniz bir sokağın, gördüğünüz ya da yaşadığınız bir yapının, gezdiğiniz bir yalı, köşk ya da bir sarayın, kaldığınız bir otelin, dinlendiğiniz bir parkın, alışveriş ettiğiniz bir pasajın vb gibi adını nereden aldığını, adının anlamının ne olduğunu merak ettiğinizde bu kitaba başvuracaksınız. Ya da bu kitapta Ahi Çelebi Camii ile ilgili ek bilgi ve Evliya Çelebinin bu camide gördüğü rüyası ile ilgili alıntıyı da okuyacaksınız.

    3000’e yakın İstanbul’da kullanılan adın bulunduğu ,’’İsim isim İstanbul’’ kitabında ayrıca günümüz Türkçesinde kullanılmayan, unutulmuş sözcüklerin anlamlarına ilişkin okura kolaylık sağlamak amacı ile notlar düşülmüştür. ’’İsim İsim İstanbul’’ kitabında, İstanbul’u İstanbul yapan her şey A’dan Z’ye yeniden anlamına kavuşuyor. Bu kez kökenleri ve kaynaklarıyla birlikte…

    Detaylı bilgi : www.boyut.com.tr
    Boyut danışma hattı : 0 212 444 53 53

    pusula-tv

    Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

    SİNEMATEK - HOLLYWOOD TÜRKİYE'YE TAŞINIYOR !

    Son 40 yılın temel sorularından biridir, Türk sinemasının ne zaman evrensel bir sinema olacağı, İşte bu soru yakında cevabını buluyor.

    Dünya sinema endüstrisinin kalbi Hollywood Türkiye’ye ilgisi günden güne artıyor. Türkiye’de film çekmek için harekete geçen Hollywood’un yapım şirketleri 5 önemli proje için teklifte bulundu. Sinema ve Telif Hakları Genel Müdürü Abdurrahman Çelik “Temel İçgüdü” ve “Robocop” filmlerinin yönetmeni Paul Verhoeven ile “Rambo” ile “Terminatör”ün yapımcısı Mario Kassar’ın Türkiye ziyaretleri sonrasında “Topkapı” adlı yapımı Türkiye’de çekmeye karar vermelerinin ardından yeni film teklifleri aldıklarını belirtti. Hollywood yapımı 5 önemli projeyle ilgili öneri getirenler, Türkiye’deki firmalarla görüşmeye ve film çekmeyi düşündükleri yerleri gezerek inceleme yapmaya başladı.

    Türkiye’ye hayran oldular

    Verhoeven ile Kassar’ın, Topkapı Sarayı ve Dolmabahçe Sarayının ziyaret ettiklerini ve Boğaz’da gezinti yaptıklarını anlatan Çelik mekanlardan çok etkilendiklerini,filmin konusu Topkapı Sarayı’nda geçen bölümlerini Almanya’daki stüdyolarda çekmeyi planladıklarını ancak mekanları görünce bundan vazgeçtiklerini belirtti. Çelik, bir Hollywood filminde Türkiye’deki mekanlar kullanılırsa ve filmde birkaç diyalog Türkiye ile ilgili yapılırsa bomba etkisi yaratacağını da belirtti.

    Sinema ve Telif Hakları Genel Müdürü Çelik, birçok ülkenin kendi topraklarında film çekilmesini teşvik etmek amacıyla önemli vergi indirimlerine gittiğini söyledi.Çelik ” Bizim bu konuda çok geri kaldığımız söylenebilir. Aslıında bunu 5 yıl önce başlatmamız gerekirdi. Eğer başlatsaydık Türkiye için çok katkısı olacaktı” dedi. Çelik yasal düzenlemeyle birlikte birçok filmin Türkiye’de çekilmesi konusunda önemli adımların atılacağını belirtti.

    pusula-tv

    Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

    MEVLANA'DAN ÖĞÜTLER

    Paranı ver, gönlünü ver, selam ver, canını ver ama ……..SIRRINI VERME!

    Günlerini say, servetini say, büyüklerini say ama …….YERİNDE SAYMA!

    Emek ver, kulak ver, bilgi ver ama hiç bir zaman  …….BOŞ VERME!

    Satıcı ol, alıcı ol, kalıcı ol, bulucu ol ama  …….BÖLÜCÜ OLMA!

    Eşini beğen, işini beğen aşını beğen ama   …….KENDİNİ BEĞENME!

    Fidan büyüt, garip doyur, çocuk besle ama …….KİN BESLEME!

    Davet et, hayret et, affet, tövbe et ama …….İHANET ETME!

    Hedefe koş, yardıma koş ama, …….ORTAK KOŞMA!

    Elini aç, gözünü aç, kapını aç ama …….AĞZINI AÇMA!

    Okumaktan zarar gelmez, oku ama …….LANET OKUMA!

    Rakibini geç, sınıfını geç ama …….GÜLÜP GEÇME!

    Ev al, araba al, abdest al ama …….BEDDUA ALMA!

    Zulmü devir, nefsi devir ama …….ÇAM DEVİRME!

    Yaklaş, konuş, tanış ama …….UŞAKLAŞMA!

    Doğrul, devril ama …….EĞRİLME!

    Seslen, uslan ama …….YASLANMA!

    İtil, atıl ama …….SATILMA!!!

     

     Cömertlikte yardim etmede akar su gibi ol,

     Şefkat ve merhamette güneş gibi ol,

     Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol,

     Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,

     Tevâzû ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol,

     Hoşgörülükte deniz gibi ol,

     Ya olduğun gibi görün,Ya göründüğün gibi ol !

     

    Yorum (2) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

    CENGİZ AYTMATOV'A VEDA...

    Bir süre önce ülkecek çok sevdiğimiz ve başrollerini Türkan Şoray ile Kadir İnanır’ın paylaştığı “Selvi Boylum Al Yazmalım! Filminin afişini ve filmden alıntıladığım birkaç dizeyi sizlerle paylaşmıştım.

    Bu film bizim Türk sinemasının mihenk taşlarından olmuş bir filmdir ve senaryosu dünyaca ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov’a(http://www.patikalar.net/aytmatov/aytmatov.htm) aittir.

    Bu akşam Star tv’de Uğur DÜNDAR’ın sunduğu haberde, Cengiz Aytamatov’un böbrek yetmezliği nedeniyle bir süre önce rahatsızlandığı ve bu nedenle de tedavi olmak üzere geldiği Almanya'nın Nürnberg kentindeki Klinikum Nord'da yaşama veda ettiği haberiydi.

    Cengiz AYTMATOV kimdir ?

    12 Aralık 1928 tarihinde Kuzeybatı Kırgızistan'daki Talas eyaletinin Şeker köyünde doğdu. Babası Törekul Aytmatov, annesi Nagima Hamzayevna Aytmatova'dır. Adı, Cengiz Han'dan esinlenerek konulmuştur.

     

    Gençliği sıkıntılı bir döneme denk gelmişti. O dönemde zaten yeni yerleşmeye başlayan siyasal sistem, bir de savaşla mücadele etmek zorundaydı. Çok genç yaşta çalışmaya başladı; çünkü İkinci Dünya Savaşı'nın SSCB üzerindeki etkileri gençleri de etkiliyordu, yetişkinler savaşta olduklarından, gençlere büyük iş düşüyordu. On dört yaşında köyündeki sekreterliğe girdi. Burada tarım makinelerinin sayımı, vergi tahsildarlığı gibi işlerde çalıştı.

     

    Köyünden, Kazakistan'a giderek Cambul Veterinerlik Teknik Okulu'nda okudu. Daha sonra şimdiki Kırgızistan'ın başkenti olan Bişkek'e giderek burada Frunze Tarım Enstitüsü'nde öğrenimine devam etti. Ardından Maksim Gorki Edebiyat Enstitüsü'ne geçti ve 1956 ile 1958 yılları arasında Moskova'da okudu.

     

    Yazmaya bu yıllarda Pravda gazetesinde başladı. Ardından, yazdığı eserleriyle üne kavuştu ve 1957 yılında Sovyet Yazarlar Birliği'ne üye kabul edildi. 1963'te Lenin Ödülü'nü aldı. Yapıtları yüz ellinin üstünde dile çevrildi. Sovyetler Birliği'nin dağılması ve Kırgızistan'ın bağımsızlığına kavuşmasından sonra ülkesini Lüksemburg'da büyükelçi olarak temsil etti.

     

    Aytmatov, Gün Olur Asra Bedel romanının film çekimleri için gittiği Rusya'nın Tataristan Cumhuriyeti'nin başkenti Kazan'da 16 Mayıs 2008 rahatsızlanarak böbrek yetmezliği teşhisiyle tedavi için Almanya'ya getirilmişti. Almanya'nın Nürnberg kentindeki Klinikum Nord'da tedavi gören Cengiz Aytmatov, komaya girmişti.10 Haziran 2008 tarihinde Nürnberg'de yaşamını yitirdi.

    Eserleri 

    Savaş sonrası yazarları arasında yer alan Aytmatov, Cemile'den önce bir kaç kısa hikaye ve Yüzyüze`yi yazdı. Ancak yazarın kendini kanıtlamasını sağlayan kitap Cemile oldu; Louis Aragon Cemile`yi "dünyanın en güzel aşk hikayesi" olarak tanımlamıştır.

     

    Eserlerinde mitolojiye oldukça yakın durdu; ancak onunki antik anlamından farklı olarak mitolojiyi çağdaş bir zeminde sentezlemek ve yeniden yaratmaktı. Eserlerinde mitlere, efsanelere ve halk hikayelerine göndermeler yapmıştır.

      

    Siyasal Yaşamı

    Cengiz Aytmatov; edebi çalışmalarına ek olarak, Avrupa Birliği, NATO, UNESCO ve Benelüks ülkelerinin Kırgız delegeliğini üstlenmiştir. Ayrıca Kırgızistan Dışişleri eski Bakanı Askar Aytmatov'un babasıdır.

     

    Yapıtlarından Bazıları 

    Zorlu Geçit (1956)

    Yüzyüze (Лицом к лицу, 1957)

    Cemile (Kırgız Türkçesi Жамийла, Rusça Джамиля, 1958)

    İlk Öğretmenim (Первый учитель, 1962)

    Dağlar ve Steplerden Masallar (Повести гор и степей, 1963)

    Elveda, Gülsarı! (Прощай, Гульсары, 1966)

    Beyaz Gemi (Kırgız Türkçesi, Ак кеме : Ak Keme) (RusçaБелый пароход, 1970)

    Selvi Boylum Al Yazmalım, (1970)

    Fuji-Yama (Восхождение на Фудзияму, Fuji Dağının Tepesi 1973)

    Gün Olur Asra Bedel ,(Kırgız Türkçesi Кылым карытар бир күн),(Rusça И дольше века длится день, 1980),

    Darağacı - Dişi kurdun Rüyaları (Плаха, 1988)

    Toprak Ana

    Cengiz Han'a Küsen Bulut

    Çocukluğum

    Kırmızı Elma

    Dağlar Devrildiğinde-Ebedi Nişanlı (Son romanı - 2007)

     

    Kaynakça 

    Biyografi.net

    Kimkimdir.gen.tr

    Ötüken Neşriyat

     

     

    Bu haberi duyduğumda gerçekten çok üzüldüm çünkü o anda aklıma ilk gelen severek izlediğimiz ve bence tüm dönemlere adını altın harflerle yazdıran  Selvi Boylum Al Yazmalım filmi yine gözlerimin önünden şeritler halinde geçiverdi ansızın. Elbette ki ölüm bizler için ancak, insanoğlu önem verdiği değerlere böylesine derinden bağlı ve bu bağlılığını sunduğu eserlerde yüreklerimize dokurcasına işleyen böylesine büyük bir insanın gidişinin ardından daha bir kederleniyor, daha bir duygusallaşıyor ister istemez. Ama ne var ki, ölüme karşı yapacak bir şeyimiz yok…