Haberin var mı?

Haberin var mı?

Politika ve haberciliğin masaya yatırıldığı blog

Eski kafalılar ve Eurovision

Dec. 21, 2006

Kenan Doğulu'nun "Eurovision'da şarkıyı Türkçe söylememi isteyenler eski kafalıdır." açıklaması bugün Can Dündar'ın köşesinde "Ben de o eski kafalılardanım" başlıklı yazısıyla farklı bir boyut kazandı. Doğru söylemek gerekirse dilimizin bu kadar hâkir görülmesi ve bana göre hiç bir anlamı kalmamış olan bu yarışmaya hala bu kadar önem verilmesi garipsenecek bir durumdur. Eğer dünyaya hitap etmek istiyorsanız bunun yolunun Eurovision olmadığını sağır sultan bile duydu. Kenan Doğulu bu şekilde dünyayı fethedeceğini düşünüyorsa Sertap Erener örneğini bence iyice bir incelesin. Tabi burada asıl konu Türkçemizin uluslararası bir yarışmada temsil edilebilecek kadar değerli bir dil olarak görülmemesi. Daha ortak bir konuşma dili olamayan kürt halkının içinden çıkan yıldızların bile kürtçe şarkı söyleme isteği, tüm latin şarkıcıların albümlerinde en az bir tane kendi dillerinde şarkı söylemeleri hatta bir çoğunun ilk çıkışlarını kendi dilerinde yapmaları galiba Kenan Doğulu'nun hiç dikkatini çekmiyor. Bu arada her ne kadar berbat şarkılarda olsa İngiltere ve Almanya gibi ülkelerde başarı kazanan ve Türkçe şarkı söyleyen gurbetçi kızlarımız bile Doğulu'nun dikkatini çekmemiş olsa gerek. Eurovision'da ise ilk büyük başarımızı Türkçe bir parçayla ve hatta Türk çalgılarıyla aldığımız üçüncülük olduğunu nasıl da unutmuşuz?

 

Sayın Doğulu, şarkınızı istediğiniz dilde yazıp söyleyebilirsiniz, sonuçta Eurovision gibi bir yarışmanın eğlenmek dışında artık hiç bir amaca hizmet etmediğini düşünüyorum. Bu anlamda zaten hiç bir şeyi temsil etmeyen bu yarışmada Türkiye'yi temsil etmeniz hiç umurumda değil. Ancak en azından Türkçe'den özür dileme zahmetinde bulunabilirsiniz.

Yorum (1) Kalıcı Bağlantı

Çocuk pornosu ve sansür

Dec. 20, 2006

Türkiye'de hükümet medyanın da olaya yaptğı müdahalenin etkisiyle çocuk pornosunu engellemek adına internet üzerinden takibi esas alan ve içinde internet kafelerinde yer aldığı bir programı devreye sokma düşüncesinde. İnternet denetleme kurulu adı altında yeni bir denetim merkezi kuracak olan hükümetin çocuk pornosu gerekçesiyle internetteki birçok özgürlüğü kısıtlayacağı, internet üzerinden hükümete yapılan eliştireleri sindirmeye çalışacağı şimdiden tüm sanal mecralarda konuşulmaya başladı.

 

Bir kere tabiki internet üzerinden bir denetim organına ihtiyacımız var. Özgürlük sanal bir ortamda olsa her istediğini yapabilmek değildir. Ancak yapılacak olan muğlak ifadelerin olduğu bir yasayla her yöne çekilebilecek yasal düzenlemelerin önüne geçmektir. Denetleme kuruluna gelince nasıl ABD'de bu iş FDA tarafından denetleniyorsa, Türkiye'de de RTÜK tüm elektronik araçların kontrolünün yanı sıra internet denetimini de eline almalıdır. Sonuçta eline bilgisayar alan herkesin ulaşabileceği belkide dünyada TV'den sonra en çok kişinin yararlandığı kitle iletişim araçlarından biri. Birçok ülkede tam olarak bunu söyleyemesekte Türkiye için internet kullanımı internet kafeleride için aldığımızda çok yüksek oranlarda. Bu kadar çok kişinin etkilendiği bir aracın kendi başına buyruk olmasının beklenmesi ise en büyük saçmalık. Sadece bu denetimin sınırları aşmaması, özgürlüğe engel olmaması gerekir. Denetime karşı olanlara şunu da söylemek isterim, eğer denetlenmek istemiyorsanız kendi denetiminizi kendiniz en iyi şekilde yapacaksınız. Siz bilinç kazanır ve içinizde etik kurallara bağlı bir yapı oluşturursanız özgürlüğünüzü kimse kısıtlayamaz emin olun. 

 

Ama tabi hükümetin çıkaracağı yasada tüm pornoya yasak getirme girişimleri ise özgürlüğe vurulan bir darbedir. Bu başlangıç uydudaki porno ve erotik kanalların kapanmasıyla da devam edecek gibi. muhtemelen çok yakında Türkiye'den porno sitelerine ulaşamayacağız. Ancak şunu unutmayın teknoloji her zaman yasaların önünde, bugün bile kendini başka bir ülkeden bağlanıyor gibi göstererek Türkiye üzerinden erişimi engellenen sitelere erişim mümkün. Çocuk pornosunu egellemek adına tüm sohbet odaları hatta tüm yazışmaların herhengibir mahkeme kararı olmadan izlenmesi ve kontrol edilmeside başka bir insan hakları ayıbı. Çocuk pornosuyla etkin mücadele ne yazık ki Türkiye hükümeti tarafından ancak bazı hakların kısıtlanmasıyla mümkün görülüyor. Bu kadar dar kafalı insanların teknolojiyi kontrol altına aldığını ve denetlediğini ise hiç düşünemiyorum. İşte tüm internet camiasının birleşmesi gereken çizgi budur, yoksa denetlenmeye toptan karşı bir yaklaşım kirlenmenin başlangıcı olacaktır. Ayrıca bazı sitelerde verilen beyanlarda bu hükümete oy vermeyeceğim şeklinde hazırlanan dilekçeler bu partiye oy vermek isteyen ama internette kısıtlamalara karşı olan insanları soğutacaktır. Bu şekilde ayrımcı ifadeler bu tür hep beraber davranılması gereken durumlarda olayı farklı yönlere çekecektir. 

 

Bir kez daha tekrarlamak gerekirse eğer devlet tarafından ya da devletin eliyle kurulan özerk bir kurum tarafından denetlenmek istemiyorsak -ki teknolojik gelişmeler ışığında ne kadar denetleyebilirse- kendi denetim kurumumuzu kurmak ve etik kurallarımızı belirlemek zorundayız. Tüm internet kullanıcılarının hep beraber kimseyi dışarıda bırakmadan bu fikri savunması ve hükümetin bu kararını protesto etmesini bekliyorum. Hadi internetin özgürlüğünü isteyenler biraraya gelin..!     

Yorum (0) Kalıcı Bağlantı

Kıbrıs nedir, ne değildir?

Dec. 16, 2006

AB, Annan Planı'nı Kuzey Kıbrıs'ta oylandıktan ve kabul edildikten sonra bende dahil tüm Türkiye KKTC'nin yıllar sonra hakettiği gibi amborgolardan kurtulacağını düşünmüştü. Çünkü AB siyaseti bizim siyasetin tersine vaadlere değil gerçeklere dayalıydı ya da biz öyle sanıyorduk. Sonra anlaşıldıki AB siyasileri bizlere ayrı kendi halklarına ayrı sözler vermişti. Daha o günlerde AB'nin Türkiye'yi dünya siyasetinde kendine bir piyon olarak gördüğü ve ara sıra rest çekmek için kullandığı ortaya çıkmıştı. Ama bizim at gözlüğü takan eski dinci yeni liberal, daha doğru deyişle Türk neo liberalleri etraflarında dönen oyunu farkedemiyor, önlerine konulan samanı yemekle meşgul oluyorlardı. Her ne kadar Rauf Denktaş'ın yıllarca Kıbrıs halkını oyaladığını düşünmsemde sahneden çekilirken söylediklerinin bir bir çıkması bizim gibi gençlerin siyasetten öğrenecek daha çok şeyi olduğunun kanıtıydı.

Kıbrıs'ta çözüm için her şeyden vazgeçmeye hazır olan kesimi ikiye ayırmak lazım, bunların Kıbrıs müdahelesinin sebeblerini bilen, müdaheleyi bilenleri ama artık Kıbrıs konusunun çıkar sağlayabilinecek konumda olmaması nedeniyle güya politika değişimi isteyen ver kurtulcular. İkinci kısım ise onlardan etkilenen ama asıl olarak Kıbrıs'ın ne olduğunu ya da ne olabileceğini tam olarak bilmeyen, müdahele yıllarında ya da sonra doğan yani dünyadan bir haber olan güya barış yanlıları. Ne ya zıkki bunların büyük kısmını Kıbrıs gençliği oluşturuyor. Güney Kıbrıs'ın bizi istememesine, bizi işgalci ve azınlık oalrak görmesine karşın-gençleri de dahil- bizim insanımız ne yazık hala Güney Kıbrıs'la birleşme hayalleri kuruyor. Oysa iki halk bu kadar katliamdan bu kadar kandan ve intikam yemininden sonra bir araya gelemez. Bu iki halk barış içinde yaşayabilseydi 1960'da kurulan Kıbrıs Cumhuriyetinde bir arada yaşardı. Rumların Türk köylülerine saldırması, bugünkü Papadapulos'un da içinde bulunduğu Rum terör örgütü EOKA'nın Türkleri ya adadan sürmek ya da yok etmek adına yaptığı katliamları tüm dünya izlerken Türkiye'nin kendi ulusuna halkına yaptığı yardımlar ne yazık ki unutulmuş durumda. Rumların bu tavırlarının devam ettiği hala Türkleri adada azınlık görmeleri, onlara haklar vermek istememeleri ve adayı halen bir Yunan adası haline getirme hayalleri bugünkü politikalarında da ortaya çıkıyor. Tüm bunlara rağmen her nedense halen birleşme taraftarları var, Rumlara neden limanların kapandığını bilmesine rağmen bunu tartışmaya açamayanlar var.

Rumların AB ile müzakerelere başlaması, yani AB'nin Kıbrıs'ta çözüm arayışını askıya alan ve çözüme hayır diyen karaı nedeniyle Türkiye dış politikasına uygun olarak bu kararı protesto etmek amacıyla limanlar kapatılıyor. Bugün limanları güya açma planları öne sürenler işin tanımakla neden ilgisi olduğunu şimdi anlamışlardır heralde. Bu sizin dış politikanızdan taviz vermek demektir hemde karşılığında sadece Ercan havalimanı ve Maraş'ın açılmasını istemek kadar basit bir istekle. Rumlar'ı bu şekilde köşeye sıkıştaracağını düşünen iki günlük politikacılar AB parlemontosunda alınan kararla gol atnmadıklarını tam tersine kendi kalelerine gol attıklarını farkettiler. Limanlar Rumların AB gibi uluslararası bir örgüte girmesini ve çözüm sürecinde Rumlara avantaj kazandırılmasını protesto içindi. Şimdi ise Rumlar yeni bir avantaj kazanmak üzere. Türkiye daha Rumlar örgüte girdiğinde bunun AB sürecinde önüne çıkarılacağını ve çmözüm adı altında Kıbrıs'ın yavaş yavaş Yunan adası haline getirileceğini biliyordu. Ama AKP hükümeti herkesten çok politika bildiğinden olsa gerek 40 yıllık Kıbrıs sorunu iki taviz vererek çözebilceğini sannetmektedir. Kıbrıs'ta tek çözümün iki devlet olduğu bilinmesine karşın, karmaşa isteyen ve en sonunda rumların 74'te yapamadığını bu yumuşak hükümet zamanında yapmak isteyen batı dünyası doğu akdenizde Yunanlara büyük bir hakimiyet sağlayarak belki de kıta sahanlığı sorununda da Yunanlara puan kazandırma ve Türklerin bölgede ki gücünü kırmaya çalışmaktadır.

Bu sözlerimiz Kıbrıs'ta çözüm istemiyor diye algılanmasın, ancak Yunanların planları ortadayken tek devlet çözümünün gerçekleşme imkanı kalmamıştır. Türkler haklı durumda olmasına karşın her nedense medyamızda dahil olmak üzere tüm dünya bizden taviz beklemekte, kendi hatalarını kabul etmelerine karşın hala KKTC'ye olan amborgoyu kaldırmamaktadırlar. Kısaca ey be batı bu ne rejim bu ne lahan turşusu demek belki de bu konunun en iyi özeti olsa gerek.

Yorum (0) Kalıcı Bağlantı

Dikkat, savaş yakındır...!

Dec. 16, 2006
Kategori: Politik Gundem

Son haftalar 80'lerde doğanlara siyaset hakkında çok şey öğretirken eski kuşaklar için tarihin tekerrürden ibaret olduğunun açık bir kanıtıydı. Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın sözlü atışmalara giden gerginliğin temeli daha 59. hükümetin ilk icraatlarıyla atılmaya başlamış, AKP hükümetinin iki yüzlü politik oyunları muhalif çevrelerin yeni çıkar kapısı haline gelmişti. Aama Cumhurbaşkanlığı gibi tarafsız olması ve toplumun tüm kesimlerine hitap etmesi gereken bir koltukta oturan Sezer, halka yakın tüm tavırlarına rağmen, belkide siyasete girme telaşıyla tarafsızlığından daha çok ödün vermeye başladı. Sezer'i ve hükümetle olan bu kavgasını anlamak için göreve ilk geldiği dönemden incelemeye başlamak gerekiyor.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer göreve ilk geldiğinde alışılmışın dışında devletin zarara uğramaması adına yaptığı uygulamalar ve marketten alışveriş yapmak gibi bazı protokollerin dışına çıkması belki de bize Atatürk'ün yaptığı kaçamakları hatırlatıyordu. Ancak önce Ecevit ile olan atışması, devlet zirvesinde yarattığı kriz ve bu sırada Ecevit'in yılların tecrübesini unutarak yaptığı açıklama yeni bir dönemin temellerini atıyordu. Sezer bu tecrübesizliğini kısa sürede üstünden attı. Ancak bu krizin bedelini Sezer değil 58. hükümet ödedi. Önce depremle sarsılan sonra zaten sarsıntıya uğramış olan ekonomi gerinlikle birlikte patlamış, tam üzerinde oturan hükümeti de yanında parçalamıştı. Yeni seçim ve getrirdiği Milli Görüşün modern bir maske takmış hali olan AKP, AB hedefiyle yola çıkmış bir partiydi. Ama bu amaç o kadar güçlüydü ki AB'ye girmek adına her tür taviz verilmeye hazırdı. Nasıl olurduda Kıbrıs'ın savunucularından biri olan Erbakan'ın öğrencileri kıasa sürede bu kadar dönebilirdi. Onların bu dönüşü çok kısa sürede basında normal olarak görüldü. Çünkü onlar artık hükümet olmuş, saldırılması gereken, muhalefet edilmesi gereken durumları kalmamıştı. Bu arada Cumhurbaşkanı Sezer, eski hükümetle yaptığı kavgaları artık bir kenara koymuş, AKP hükümetine soğukta baksa geçmişten ders almaya çalışan bir şekilde hareket ediyordu.

Ancak kurt kuzu postunu çıkarıp, diğer kuzulara salddırmaya başlayınca, Sezer çoban misali koyunları kurtarmaya çalışıyordu. Ancak ilk eylemleri sadece yasaları geri çevirmekten ibaretti. Çok iyi bir hukukçu olduğundan, AKP elinde bulunan Burhan Kuzu gibi Anayasa profosörlerine rağmen bir açık bulup Cumhurbaşkanı Sezer'in yasaları geri göndermesine engel olamıyorlardı. Tabi tek yöntem yasanın tekrar aynı şekilde gönderilmesi ve Cumhurbaşkanı'nın onaylamak zorunda kalmasıydı. O zamanda Cumhurbaşkanı yasanın iptali için Anayasa Mahkemesine başvuruyordu. Bu gerginliğe rağmen Cumhurbaşkanı hala makama ters düşecek davranışlarda bulunmamıştı. Ancak her şey hükümetin Kıbrıs konusunda sonduğu son plan hakkında Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay'ı bilgilendirmemesiyle başladı. Bu gerginlik Cumhurbaşkanı'nın tarafsızlığını kaybettiği erken seçim çağrısıyla zirveye tırmandı. Başbakan'ın seçim meydanlarında rakipleriyle konuşur gibi Cumhurbaşkanına saldırması ise hem Başbakan'ın kabadayılığını ortaya koyuyor hem de Cumhurbaşkanının artık bir siyasiye dönüştüğünü gösteriyordu. Zaten kısa süre önce Baykal'ın Cumhurbaşkanı'nı siyasete davet etmesi ancak sayın Sezer'in açıklama yapmayarak Cumhurbaşkanlığını siyasete alet etmesi bu saldırılarda önemli bir rol oynuyordu.

Şimdi gelelim dananın kuyruğunun koptuğu yere. Şu anda hükümet erken seçim yapma gibi bir politika gütmüyor. Amacı AB'de olumlu sonuç almak ve kendilerince Kıbrıs'ta nasıl olursa olsun bir çözüme ulaşarak gelecek seneki seçimlere güçlü girmek. Bu amaçla uyguladıkları politikalar ise ülkedeki muhalif çıkarcı çevrelerinde yardımıyla ülkede gerginliğe dönüşebilecek ayrımlara sebeb olmuş durumda. Bir tarafta güya AB yanlısı, AKP'li, Kıbrıs konusunda cahil gençlik medyanın da etkisiyle bir tarafa, aşırı milliyetçilik yapan, düşünce özgürlüğüne bile tahammülü olmayan, Kıbrıs konusunu ise diğerlerinden farklı olmayarak cahil bir şekilde yorumlayan başka bir gençlik diğer tarafa yığılmış gongun çalmasını bekliyorlar.

Tüm bunlara rağmen, AKP'nin seçime gitmeyeceğini bilen askeri ve siyasi çevreler baskı kurmaya çabalamakta. Ne yazık ki özellikle askerin çabalamaları bir darbe çabalamasını andırsa da, tüm darbelerde halkları kısıtlanan sol kesim bile askerin yanında yer almayı yanlış görmüyor, Atatürk milliyetçiliğiyle faşizmi ayıramayan sol kafatasçılarla aynı kolda beraber yürüyerek Türkiye'yi AKP'nin götürebileceğinden daha karanlık bir çağa götürüyor. Ancak bu savaşı bitirecek gibi görünen seçimlerde kamplara bölünmeye çalışılan halkın iki taraftan birine kayması halinde ülke tamda bazı güçlerin istediği gibi karışacağa, yine birinin oyuncağı haline geleceğe banziyor. Bu siyasi savaşın barışa dönüşmesi dileğiyle...

Yorum (0) Kalıcı Bağlantı

Güneydoğuda kaynar bir kazan

Oct. 19, 2006
Kategori: Politik Gundem

Türkiye Cumhuriyeti sadece Türkleri değil, diğer etnik kimlikleri de içinde barındıran ancak onları Türk ulusunun bir parçası sayan ulusal bir devlet anlayışına sahip. Osman Baydemir'in son günlerde yaptığı açıklamalar ise her ne kadar masum gibi görünse de asıl amacı bağımsızlık olan bir sürece Türkiye'nin sokulmak istenmesidir. Amaç bu süreç sonunda Türkiye'nin güneydoğusunda bir Kürt devleti kurmaktır. Baydemir kendini sosyal demokrat bir kimlikle bizlere tanıtmaya çalışa dursun, Türkiye hala bu oyunun hamlelerini görebilmiş, Baydemir'e hak ettiği cevabı verebilmiş değildir. Baydemir denen Diyarbakır Belediye Başkanı sıfatıyla koltukta oturan bu adam, göreve geldiğinden beri terör örgütünün sözcülüğünü yapmakta, şehit cenazeleri ardı ardına gelirken, şehit cenazelerini boş verir açıklamalar yapan, teröristleri kurban olarak aktaran bu adam her gün açıklamalar yapıp bizleri kızdıran Talabani ve Barzani ikilisinden bile daha küstah bir adamdır.


Atatürk Barajı gibi zaten o bölgenin su, elektrik ihtiyacını karşılayacak olan bir barajın yerel  yönetime verilmesi gibi bir durum merkezi yönetimin yok sayılmasıdır. Bölgede  yer alan petrol rafinelerinin kontrolünün şu an için özel bir şirkette ama yine devlet kontrolündedir. Buradaki yerel yönetimlerin kaynak yaratma bahanesiyle elde ettikleri gelirleri terör örgütüne aktarmak için kullanacakları ise aşikârdır. Bu durumda her ne kadar yerel yönetimlerin gelirlerinin artması ve merkezi yönetime olan bağımlığının azalması gerekse de, kamu malı olan baraj gibi santrallerin belediyeler gibi seçimle beş yılık bir dönemde gelen kısacası kalıcı olamayan yönetimlerin eline bırakılması ve özellikle kendi şehrinde bile binlerce sorunla uğraşan belediyelerin, baraj ya da maden işletmeciliği gibi devletin bile kontrolünde zorluk çektiği alanlarda başarı ve kontrol sağlaması beklenemez. Buna rağmen Osman Baydemir, daha Diyarbakır'da huzur ortamı yaratmak için bir girişimde bile bulunmazken, şehirde halen belediyecilik adına bile büyük eksiklikler görülürken, başka işi gücü yok gibi Avrupa'ya geziler düzenleyip, federasyon isteriz diye bağırıyor.

 

Baydemir gibi bir adamın federasyon istemesi ne değiştirir diyeceksiniz. Şu an için bir şeyi değiştirmez, hatta birkaç gün içinde sert açıklamalarla karşılığını da fazlasıyla alır. Ancak unutulmaması gereken bir nokta, Baydemir’e karşı yapılan sert açıklamalarla bazı gerçekleri değiştiremeyiz. Bölge halkı hala Baydemir’e ve DTP’ye güveniyor, ne Türk devleti ne siyasetçiler halka alternatif sunamamakta, hamaset politikalarıyla Baydemir ve DTP’ye karşı bölgede etkin olmaya çalışmaktadır. Bir kere şunu unutmamak lazım, bölge insanı teröre ne yazık ki bizim baktığımız gibi bakamıyor. Terör onlar için büyük bir tehdit, bunlardan kurtulmak adına kendilerine bir yol arayan, en azından bir parça huzur isteyen bir halk var. İşte Baydemir göreve geldiğinden bu yana Belediye işleriyle değil, terörden korkan, çoçuğunu bu illete kaptırmış olan anne babalara yardım ediyor, özellikle dağlarda ölüp giden terörün pençesine düşmüş gençlerin ailelerine yaptığı yardımlar ve bu sırada yaptığı propagandalarla bölgede büyük bir güven ve bu güvenin getirdiği bir güç sağlamaktadır. Burada gördüğümüz gibi Baydemir bölgede bu kadar güçlüyken ve Türk devletinin önem vermediği terörün pençesinde can vermiş gençlerin aileleri Baydemir’e destek verdiği sürece bu tür adamların bölgede etkin olması engellenemez. Eğer bölgede yaşayan Kürtleri ve Türkleri terör eziyetinden kurtarmak istiyorsak önce onlara kulak vermeli ciddiye almalıyız. Baydemir’in aracılığına izin verdiğimiz sürece bu tür tehlikeli açıklamaların ardı ardası kesilmeyecektir.

Yorum (0) Kalıcı Bağlantı