BEN YAPTIM OLDU

  • 22/11/2007 - Aman Dikkat Fazla Su Tüketimi Sağlığımızı Tehdit Ediyor
  •  

    Aman dikkat arkadaşlar, bu haberi özellikle yazdım. Hepimizde çok su içmek sağlıklıdır inancı hakim. Az su içmek kadar, fazla su tüketmekte sağlığımız açısından çok vahim sonuçlar doğurabiliyor. Benim bir yakınımında   fazla su içmesi sonucu böbreklerinde hasar oluştuğu için, konuya daha hassasiyetle yaklaşılmasını istiyorum. Uzmanlar günlük su tüketiminin 2 litre civarında olmasını, yaz aylarında ise vücudun su kaybına paralel olarak 3 litre civarında su tüketilmesinin en sağlıklısı olduğunu belirtiyor.Herkeze sağlıklı günler diliyorum.

     

    HERGÜN YEDİ LİTRE SU TÜKETTİ, KÖR OLDU...  

    Tayvan'da üç ay boyunca hergün 7 litre su içen bir genç kız görme yeteneğini kaybetti. Basına adı açıklanmayan genç kızın ne kadar çok su içerse o kadar asğlıklı olacağına inandığı, kendini zorlayarak hergün 7 litre su içtiği öğrenildi.

    Doktorlar talihsiz kızın aşırı su içmesinden dolayı kanındaki sodyum oranının çok düştüğünü belirttiler. Sodyum oranına bağlı olarak hastanın beynindeki su miktarının arttığı ortaya çıktı. Talihsiz kızın beynindeki görme sinirleri çalışmaz halde. Hastaneden yapılan açıklamaya göre genç kızın tekrar görebilme şansı yok.

    Normal bir insanın kanındaki sodyum miktarının 130'un üzeride olması gerekiyor. Sodyum oranı 120'nin altına düşenler kişilerde yorgunluk, halsizlik, dikkat azalması gibi belirtiler görülüyor. Sodyum oranı 110'a gerilediğinde ise hayati tehlike baş gösteriyor. Hastaneden yapılan açıklamaya göre talihsiz kız acil servise getirildiğinde kanındaki sodyum oranı 106'ydı.

    Doktorlar 20-25 yaşlarındaki normal sağlıkta bir insanın günde 2 litre su içmesini öneriyor.

    kyn:stargazete.com

      NASLI

    Yorum ( 5 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 14/11/2007 - Yılın Buluşu Silinebilir Kagıt
  •  
    Silinebilir kağıt yılın buluşları arasında 
     
    Xerox'un  geliştirdiği ve geçtiğimiz aylarda duyurduğu “silinebilir kağıt” buluşu, TIME dergisinin 19 Kasım 2007 tarihli sayısında yayınlanan ve bu yılın en çok ses  getiren buluşları arasında yer aldı.

    TIME dergisinin çevre kategorisinde yer verdiği ve “İz Bırakmadan” başlığı ile duyurduğu Xerox'un “silinebilir kağıt” buluşu, kağıt üzerine basılı bilgilerin, 16-24 saat içinde kaybolmasına ve aynı kağıdın tekrar tekrar kullanılmasına imkan veriyor. TIME dergisi, yıllar önce ortaya atılan “kağıtsız ofis” kavramının gerçekleşmediğini ve Xerox'un “silinebilir kağıt” buluşuyla, bu miti ortadan kaldırdığını vurguladı.

    Xerox'un Kanada'daki AR-GE merkezi teknolojinin kimyasal tarafı olan silinebilir kağıt ve bileşenleri üzerinde çalışırken, Xerox'un PaloAlto'daki PARC AR-GE Merkezinde ise silinebilir kağıt üzerine defalarca baskı yapacak yazıcı cihazının geliştirilmesi için çalışılıyor.

    PARC'daki Xerox bilim adamları hali hazırda, farklı dalga boylarındaki ışıkları yazma kaynağı olarak kullanan prototip bir yazıcı geliştirdiler. Mevcut geliştirilen teknoloji, basılmış yazı ve görüntülerin zaman içinde doğal olarak kaybolmasını veya istenirse belli bir ısı seviyesinde anında ortadan kaldırılabilmesine imkan veriyor.

      NASLI

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 9/4/2007 - Mutlu Yıllar İnternet, 14 yaşında genç bir fidan oldun.
  • Kategori: Biraz Net

    İnternet 14 Yaşında

     

    BU yıl 14'üncüsü düzenlenecek olan "İnternet Haftası", 9-12 Nisan'da çeşitli etkinliklerle kutlanacak. İnternet Haftası etkinliklerinde gazeteciler, telekomünikasyon sektörü temsilcileri, reklamcılar ve akademisyenler bir araya gelerek, internet medyasını ve sektörün geleceğini tartışacak.

     

    Tüm İnternet Evleri Derneği (TİEV) Merkez Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Andiç, Türkiye'deki internet abone sayısının 3,2 milyon, internet kullanıcı sayısının 15 milyon, internetin kafelerden kullanılma oranının ise yüzde 47 olduğunu bildirdi.

    Yusuf Andiç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sektörün hala tam olarak serbestleşmediğini, Türk Telekomun tekelinin devam ettiğini belirtti. Türk Telekomun altyapıya yatırım yapmasını beklediklerini ifade eden Andiç, şöyle konuştu:

    ''Hala kullanabildiğimiz en yüksek internet bağlantı hızı 2048 kilobyte. Gelişmiş ülkelerde bu hız çok düşük olduğu için verilmezken bizdeki altyapı nedeniyle bu sıkıntıları aşamadık. Türkiye'de internetle ilgili istatistiklere baktığımızda, internet abone sayısı 3,2 milyon, internet kullanıcı sayısı 15 milyon, internetin kafelerden kullanılma oranı ise yüzde 47'dir.''

    Andiç, Türkiye'deki internet kafe sayısının 18 bin, internet kafelerde bulunan bilgisayar sayısının yaklaşık 400 bin, internet kafelerden hizmet alan ortalama kişi sayısının ise günde 2 milyon olduğunu kaydetti. -

     

    İNTERNET HAFTASI-

    9-22 Nisanda internetin Türkiye'ye gelişinin 14. yılının kutlanacağını, bu uygulamanın İnternet Kurulunun bir çalışması olarak ortaya çıktığını ifade eden Andiç, sözlerini şöyle sürdürdü:

    ''Geçtiğimiz yıla kadar kurul, internet haftalarını yurt genelinde çeşitli etkinliklerle organize eder ve 'İnternet Yaşamdır' sloganıyla kullanımı teşvik etmek için mücadele ederdi. Ne yazık ki bu yıl hepimizi üzen bir gelişme yaşanıyor. Yıllardır bakanlığın organize ettiği İnternet Haftası, bu yıl resmi makamların desteği olmadan gerçekleşecek.

    Bizler sivil toplumun bilişim dernekleri olarak tüm zorluklarına rağmen organizasyonu yapmaya karar verdik. 12 Nisanda Samsun'da doğum günü pastamızı kesmeyi planlıyoruz. Afişlerimiz bu hafta dağıtılmaya başlanacak. Herkesi İnternet Haftası'nda etkinlik düzenlemeye ve çalışmalarımızı desteklemeye davet ediyoruz. 'www.internethaftasi.org.tr' adresi koordinasyonu sağlayacak ve tüm etkinlikler oradan takip edilebilecek.
    Kay:Haber1.com, Takvim Gazetesi

      NASLI

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 23/3/2007 - Türkiye'den Guinesslik Ölümler
  • Kategori: Biraz Espiri

                             

    Sevgili Dostum Sezen'nin yolladığı e-postayı sizlerle de paylaşmak istedim.

    Hani Güleriz Ağlanacak Halimize diye bir söz vardır ya, bu e-postadakilerde  bu sözü en güzel şekilde ifade ediyor.

     

    Biraz acı  tebessüm biraz düşünmek ...!

     

    Haa unutmadan e-postanın konusu : Türkiye'den Guinesslik Ölümler !!!

     

    1.Balkona 50 kişinin çıkması sonucu meydana gelen toplu ölüm.( Dudullu 'da bir nişan töreninde )

    2.TEM 'de seyreden araçtaki 5 kişinin radyoda oynak şarkı çalınca aracı sağa çekerek otoyolda göbek atmaya başlaması ve üçünün ayrı ayrı  araçların çarpması sonucu ölümü.( Adapazarı / Hendek )

    3.Elektrik direğine yaslanıp ayakkabısındaki taşı çıkartmak için ayağını silkeleyen kişiyi elektrik çarptığını sanan bir başkasının akımdan kurtarmak amacıyla kafasına kürekle vurup öldürmesi.( Rize - Tunca köyü )

    4.Midesine sinek kaçan bir kişinin sineği öldürmek için odaya sıkar gibi ağzına sheltox isimli ilacı sıkması ve sinekten beter ölümü.( İstanbul - Sultanbeyli )

    5.Aynı işyerinde biri gündüz biri gece vardiyasında çalışan baba  - oğlun motosikletle eve giderken sert bir virajda karşılaşıp birbirlerine selam vermek isterken çarpışarak ölmeleri. ( Konya )

    6.Karabük demir-çelik fabrikasında 600 tonluk pres makinasının  arasından emekleyerek geçen işçinin 2450 santigratlık fırında sigarasını yakmaya çalışırken can vermesi. ( Karabük )

    7.Bir lunaparkta kafadar iki gece bekçisinin uçan sandalyeyi çalıştırıp binmeleri ve durduracak kimse olmayınca inemeyip sabaha kadar kusarak hayatlarını kaybetmeleri.( Göztepe

     

     

     

      NASLI

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 22/3/2007 - Bu Senaryo Bayatladı Artık
  • Kategori: Biraz Ciddiyet

      

              

     

    Sosyologlara ve istatistiklere  göre mutsuz bir toplumuz. Bireysel  özgürlüklerimiz bir yandan artarken şiddet ve anarşide aynı paralelde artıyormuş.

     

    İyi de kardeşim bireysel özgürlük niye kötü bir şey olsun ki ? diye düşünüyor insan. Oysa  uzmanların söylediği bireysel özgürlüklerin bireylerce doğru ve toplumsal kurallara uygun olarak kullanılmaması ve sonuçları.

     

    Çevremizdeki insanlar ve yazılı görsel basından okuyup gördüklerimizi  birazda empati ile birleştirip belirli saptamalar yapmak için psikiyatris olmak gerekmiyor.

     

    Hayat  bir tiyatro sahnesi bizlerde oyuncularız.

     

     Bu sözü farklı söylemlerle farklı düşünürlerden,  yazarlardan defalarca dinlemişizdir. Gerçekten de çoğu zaman sanki bizden önce birilerinin yazdığı  senaryosu belli bir oyunda rollerimizi en iyi şekilde yerine getirmeye  çalışıyoruz. Hatta yalnız kaldığımızda bile bu oyundan sıyrılamıyor ve seyircisiz provalar yapıp başkalarının yanına da olaylara nasıl tepki vereceğimizi, takınacağımız tavrı  düşünüyor, hesap kitap yapıyoruz.

     

    Öğrenci, kadın veya erkek, genç, yetişkin ne  isen artık rolün belli, iş hayatında belirlenen kariyer kriterlerine göre hareket ediyor, sevgili eş veya arkadaş olarak da yine başka birilerinin belirlediği kalın çizgiler içinde dönüp duruyoruz.  Ama bu senaryo değişmez değil.  Bazıları çizginin dışına atlamayı deniyor.  Bu kişilerin  başarıları  yada başarısızlıkları yeni kriterler yada mevcut olanların korunması gibi kararlarımızı bir kez daha gözden geçirmemize neden oluyor. Böylece farkında olmadan yeni bir senaryo oluşuyor ve bizlerde kısa bir süre içinde bu oyunda ki  yeni rolümüze adapte oluyoruz.  Yani herkes  hep aynı senaryoyu oynamak zorunda değil. Bu senaryo bizlerin ortak eylemleriyle şekilleniyor sürekli farklı farklı yazılıyor.  

     

    Televizyonlarda absürd programları en çok eleştirenler izleyenlerden çıkıyor. Şiddeti uygulayanlar en fazla şiddete maruz olanlar. Sokağa kül tablasını savuran sürücü arabasına özen gösteren titiz sürücü =) Tuhaf bir çelişki var tercihlerimizde. Hepimiz yöneticilerimizden şikayet ediyor eleştiriyoruz ama bunlar uzaydan gelmiyor biz seçiyoruz. Rüşvet alanı ayıplıyor kızıyoruz ama ilk işimiz düştüğünde rüşveti veren yine bizleriz. Eh veren olunca bu rüşveti de alan birileri çıkıyor doğal olarak. Senaryonun adı da sistem bu kardeşim olarak belirleniyor.

     

    Sonra valilerimiz çıkıp herkesin başına polis dikemeyiz ya kardeşim diyor. Haklı çünkü aslında birey kendi kendinin polisi olma ahlakına sahip değilse ne yapsanız boşuna. O kişi bir yol bulur yine kendine veya topluma zarar verecek bir şeyler yapar.

     

    Bu nasıl çözümlenir dediğimizde pek çoğumuzun kafamızdan geçen şey Cem Yılmaz ağzıyla  “Egitim şart..! “ oluyor. Ama kadına en fazla şiddet uygulayan grubun içinde üniversite mezunlarının oranı hayli yüksek. Teknolojiyi en fazla kullanan grup eğitim görenlerden çıkıyor ve en çokta yine bu eğitimli  grup tarafından kötüye kullanılıyor. Türkçe yi dahi doğru dürüst konuşamayan adam turist bayanı tarzanca konuştuğu İngilizce ile tavlıyor hatta üstüne üstelik birde dolandırıp parasını pulunu çalıyor.  

     

    İlk kez yapılan bir şey önce yadırganır, sonra alışılmaya başlanır. Bir süre sonra fark edilmez olur. En sonunda da yaşamın içine dahil edilir. Örneğin yıllar önce  yolda bir travesti görünce herkes uzaylılara bakıyor gibi şaşkın bakardı. Daha sonra  tepki gösterip ayıplandılar.  Bir süre sonra sadece bakar olduk. Derken fark etmeyecek kadar sıradanlaştılar. En sonunda da toplum olarak herkesin cinsel tercihi kendine kardeşim yaklaşımı ile toplum içinde yerlerini aldılar. Benzer bir sürü örnek vermek mümkün.

     

    Toplumdaki çürümüşlüklerde böyle bir seyir izliyor. Televizyonlarda gösterilen magazin programlarına  ilk önceleri merak, şaşkınlık, ayıplanma gibi tepkiler verilirken artık bir kısmımız izlemez olduk, bir kısmımız gülüp geçmeye veya eleştirmeye başladık. Ancak artık en ciddi  haber programlarının bile yarısından fazlası bunlarla doldu. Televizyon yapımcıları  halk böyle istiyor kardeşim söylemi ile hareket ederken, bu programlarda doğallaştı.

     

    Bir yerde yanlışlık var. İnsanlar daha çağdaş,  daha özgür , daha teknolojik bir dünyada yaşıyorlar. Buna rağmen gelir dağılımında daha az adalet, daha fazla şiddet, daha fazla doğaya zarar veren  ve mutsuz büyük toplulukların içindeyiz.

     

    Nasıl kurtuluruz bilmiyorum ? Ancak yasaklamak, kapatmak, teoride olan pratikte uygulanmayan yasalar çıkarmakla bunun mümkün olabileceğine inanmıyorum.

     

    Eğitim ile öğrenimin arasındaki farkı iyi benimsemiş bireyler olmanın, yaptığımız iş ne olursa olsun ister işçi ister patron, ister memur ister amir, ister siyasetçi  ister program yapımcısı her ne yapıyorsak yapalım yeter ki işimizi iyi yapalım.

     

    İyi anne veya baba olmak çocuğun en iyi giysileri giyip güzel yemek yemesini sağlamakla, altına Ferrari çekmek demek değildir herhalde. En iyi ebeveyn çocuğuna yaptığı işi en iyi şekilde yapmasını öğreten ebeveyndir. Çocuğunuzun görevi odasını toplamak veya dersine çalışmak yada oyuncaklarına sahip çıkmak vs her ne ise bunu en iyi şekilde yapması için yönlendirmek, disipline etmek, kendisini savunmasına olanak tanımak ve hatta  cezalandırmak gibi kurallara göre yaşamayı öğrenmelerini sağlamak zorundayız .

     

    Toplum içinde yaşamak için toplumsal kurallar var ise bu işin okulu ailede başlamalı. Lütfen artık daha mutlu olacağımız, daha fazla toplumumuza ve doğaya saygılı bir yaşam senaryosu için çaba gösterelim. Senaryoyu değiştirme zamanı geldi de geçiyor. Bu senaryoyu değiştirmek bizim elimizde. Yeter ki bireyler olarak inanalım ve sadece kendi sorumluluklarımıza sahip çıkalım yeter diye düşünüyorum.

     

     Bilemiyorum  sizler ne düşünüyorsunuz bu konuda …?

     

      NASLI

    Yorum ( 1 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 14/2/2007 - Sadece Sevgi
  • Kategori: Ozgur Pano

    YAŞAM BOYUNCA GÜNLERİNİZ HEP SEVGİ İLE DOLU OLSUN.

     

      

    Tüm Dostlara Kucak Dolusu Sevgilerimi Yolluyorum.

     

    Aslı

     

    Sevgili Can Dündar' rın blogunda sevgi ve yanlızlar için  yazdığıyı makaleden bazı alıntılar ekledim. Tamamını  burdan okuyabilirsiniz.

     

    Her sokak, her vitrin, her mesken, böyle koskocaman, kıpkırmızı, kanlı canlı, yusyuvarlak kalplerle doluyken kaburgalarının arasında boş ya da kırık bir kalple dolaşmak ne can yakıcıdır bilirim.
    Bir dönem gurbette o Sevgililer Günü yalnızlığını bizzat tecrübe ettim.
    Okyanusun ortasında susuzluk çekmek gibi bir şeydi.
    Parkta tahtaravallinin karşı kefesini dolduracak arkadaş bekleyen bir çocuk hüznü...
    Öksüzlere özgü bir Anneler Günü...

    Kimi fazla sevgiye sarıp nefessiz koymuştur aşkını, kimi sevgisiz bırakıp boğmuştur.
    Kimi busesine kuşkunun zehrini katmış, kimi ilgisizliğin kodesine atmıştır.
    Kıskançlığın ateşiyle bilenen hançer, sahibi ne kadar çok sevdiyse o kadar derine saplanmıştır.
    Doyamadan ayrılanların damağında buruk bir ıstırap tadı kalmıştır.

     

    Ey sadık üyeleri Kırık Kalpler Kulübü'nün!
    Sevgilisi olmayanlar,
    Sevgilisinden ayrılanlar,
    Sevgilisi uzakta olanlar,
    Hiç ilişkiye girmemiş ya da her gömdüğü ilişkiyle bir parça eksilmiş, her yitik sevdalının ardından acı çekmiş üvey evlatları Sevgililer Günü'nün...
    BU gece tek kişilik sofranıza çift kadeh koyun...
    İzleyin canlı yayında potansiyel katillerin buselerini...
    Siz içtikçe canlansın o güzelim anılar...
    Unutmayın ki, yalnızlığın da kahredici bir tadı var....

     

      NASLI

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 31/1/2007 - Küçük Şeyler Deyip Geçmemek.
  • Kategori: Ozgur Pano

    Hafta sonu Pazar günleri TRT -1 de yayınlanan Küçük Şeyer adlı programı izleyenler var mı aranızda bilmiyorum.? Ben genellikle programı kaçırmamaya çalışıyorum. Prof. Dr. Üstün Dökmen tarafından sunulan yaşamımızda genellikle önemsemediğimiz küçücük şeylerin ne kadar önemli olabileceğini, yaşamlarımızı daha güzelleştirmek adına minik skeçlerle, Üstün Hocanın hoş anlatımı ve seyirciyi programa katarak yaptığı ufak oyunlarla izleyen kişiye hayatı sevgi ve hoşgörü ile görmenin yollarının anlatıldığı keyifli bir program. İlk duyduğumda acaba neden programın adı Küçük Şeyler diye düşünmüştüm. Sonra Üstün Hocanın şu sözü her şeyi anlattı.

     

    - Bazen küçük şeyler hayatı büyük kılar.

     

    Küçücük şeyler, bazen bir söz, bir tebessüm, bir pembe yalan, birkaç kuruş para gibi ufak şeyler karşımızdaki insanlar için çok önemli olabiliyor. Hatta yaşamlarımızı değiştirebiliyor, hayatımızı daha güzel kılabiliyor.

     

    Küçük şeyler deyip geçmemek lazım, o küçük şeyler bir Ulusun ekonomisinde bile belirleyici olabiliyor.

     

    Küçük şeylere hakkında,  yaşamımız boyunca, küçük detayların bazen ne kadar büyük sonuçları olabileceğine dair bir çok şey okumuş veya dinlemişizdir. Küçük şeylerle  ilgili okuduklarımdan aklımda kalan  ilginç anekdotlardan birisi de,  Stockholme giden birsinin anlattıklarıdır.

     

    Bu kişi iş seyahati nedeniyle  Stockholm’ e gitmiş. Gece uçaktan iner inmez bir otele gidip yerleşiyor.  Sabahleyin traş olmak için lavaboya gittiğinde aynanın yanında ilginç bir not görmüş. Lütfen traştan sonra jletinizi çöpe atmayın, yanda bir kutu var oraya bırakın, bir tek jiletle dahi olsa İsveç çelik sanayisine yardımcı olun. Diye yazıyormuş. Çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir. Birçok eşya üzerinde “İsveç çeliğinden yapılmıştır” diye yazar. İşte o ülke kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor ve gelen turistlere rica yollu uyarıda bulunuyordu. Diyor.

     

    İsviçre’ de ise zaman zaman belli periyotlarda radyolarda, televizyonlarda duyurular yapılarak, şu tarihte şu saatte adamlarımız gelecekler. Siz lütfen okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap, dergi, gazete, kağıt, ambalaj, kutu varsa hatta minik bir ilaç prospektüsünü dahi olsa kapınızın önüne koyunuz. Böylece İsviçre’ nin kalkınmasına yardımcı olun, fazla ağaç ziyanına engel olalım şeklinde kampanyalar yürütülüyor. İşte gelişmişlik budur.

     

    Gelen mailden aklımda kalan bir alıntı,  yazarı kim bilmiyorum. Yazan kişi anlatıyor.

     

    Beş yaşında idim Babaannem rahmetli, pirinç ayıklıyordu. Bir tane yere düştü. Babaannem eğildi aramaya başladı. Sağa bakıyor, sola bakıyor bulmaya çalışıyor. Çocukluk işte, aman babaanne bir pirinç tanesi için bu kadar çaba harcamaya, yorulmaya değer mi? Dedim. Rahmetli birden sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu. Sen oturduğun yerden ahkam kesiyorsun dedi. Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanın göz nuru, alın teri, emeği, çilesi var biliyormusun? Utancımdan kıpkırmızı olmuştum. Aradan yıllar geçti ve ben hukuk fakültesinde öğrenciyim. Alain’ proposlarını okuyuruz. Birden irkildim ve babaannemi hatırladım.

     

    Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur. Bir iğnenin üretiminde binlerce insanın alın teri, göz nuru , el emeği vardır diyordu.  

     

    Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevazi yaşayan insanlar. Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen tekamül edememiş, hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir. Böyleleri ile zavallı evini mezat salonuna çevirmiş diye dalga geçerler. Bir insanın gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır. Japon ekonosinin darboğazda olduğu yıllarda iç borçlar, dış borçlar gırtlağı aşmış durumda. Zamanın başbakanı meclisi topluyor ve durumu olanca açıklığı ve karşı karşıya oldukları tehlikeleri anlatarak, şu andan itibaren Allah şahidimdir ki Jayonyanın iç ve dış borçları son kuruşuna kadar ödenmeden pirinçten başka bir şey yemeyeceğim. Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim diyerek top yekün bir tasarruf dönemi başlatıyor. Bu kampanya tüm toplumu sarar ve Japonyanın bügünkü hali için yorum yapmaya gerek yok sanırım.

     

    İlkokul okuma kitabımızda yazılan bir yazıyı ise pek çoğumuz okumuşuzdur ve sanırım hatırlarız. Hani şu


    Bir mıh bir nalı kurtarır,

    Bir nal bir atı,

    Bir at bir komutanı,

    Bir komutan bir orduyu,

    Bir ordu bir ülkeyi kurtarır diye anlatılan hayat bilgisi dersi.

     

    Küçük şeylere dikkat etmek, kendimize, yaşadığımız topluma karşı duyarlı olmak o kadar da zor değil aslında Globalleşme sonucu ülkeler ve bireyler arasında zengin fakir ayrımı uçurumunun günden güne artması, küresel ısınma ve ekolojik dengenin bozulması, kendimize ve toplumumuza yabancılaşma, sanayileşme ve teknolojik

    gelişmeler sonucu yüz yüze iletişimin git gide azalması ve kalabalıklar içinde yalnızlar ordusu şeklinde yaşamamız, suç oranlarındaki artış gibi birçok olumsuzluk aslında KÜÇÜK ŞEYLERE duyarlı olarak çözümlenebilir.

     

    Miktarına bakmadan paylaşmayı bilmek, küçük de olsa tebessüm ve sevgi ile karşımızdakine bakabilmek, küçücük bir an için empati yapabilmek, yanı başımızda işlenen suçu görmemezlikten gelmeyip mağdurun yanında olabilmek, tüketirken üretenin emeğini göz ardı etmemek, kısaca önce kendimize, sonra yaşamı paylaştığımız değerlere karşı, saygılı ve erdemli bir duruş sahibi olabilmek çokta zor değil aslında.

     

    Yeter ki  büyük sorunların zaman zaman KÜÇÜK ŞEYLERLE de çözümlenebileceğine yürekten inanalım.

      NASLI

    Yorum ( 3 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 11/1/2007 - Asıl Mesele Kancayı Çöp Kutusuna Takmak
  • Kategori: Ozgur Pano

     

     

    Dünyada her yıl 9 Şubat Sigarayı Bırakma Günü olarak çeşitli etkinlikler ve kampanyalarla sigaranın bırakılmasını teşvik amacıyla kutlanıyor. Gerçi kendi şahsım adına sigarayı bırakmak için öyle özel bir günün belirlenmesinin tiryakiler üzerinde aktif bir etkisi olacağına inanmıyorum. Ancak kampanya ve etkinlikler konuyu gündeme getirmek için etkili olabilir. Bir çok ülkede sağlık bakanlıkları kanalıyla ülke yönetimlerince de desteklenen kampanyalar yapılıyor. Bizde de  geçmiş yıllarda Sağlık Bakanlığınca para ödülü, tatil vs türünden minik ödüller konulmuş, bilboardlar, broşürlerle sigaranın bırakılması yönünde teşvik çalışmaları yapılmıştı. Yukarıda izleyeceğiniz video görüntüsü de sigaranın insanı nasıl bağımlı hale getirdiğini anlatan, bir kez kancaya takıldınız mı,  kurtulmanın çok zor olduğuna  dikkat çekmek için 2007 yılında yapılacak kampanyada kullanılmak üzere  İngiliz Sağlık Bakanlığınca hazırlatılmış .

    Ben kimseye aman sigarayı bırakın, tu kaka falan demeyeceğim. Çünkü bunun kişinin kendi kararı olmadıkça hiçbir yararının olduğuna inanmıyorum. Uzun süre içtikten sonra sigarayı öyle birden bire bırakmak her babayiğidin altından kalkacağı bir iş değil. Bunu en iyi tiryakiler bilir.

    Birde ben =)

    Uzun süre  sigara içtim, hem de tüm zararlarını bilmeme rağmen. Çevremdeki arkadaşların aman ya Aslı bırak şu lanet sigarayı dediklerinde, ya lanet biliyorum ama napayım seviyorum ben bu mereti içmeyi diyerek geçiştiriyordum. Fazla ısrarcı olanlara bazen içimden bazen de alenen kızıp , size ne  bunca yıllık dostluğumuz var geçinip gidiyoruz işte falan türünden espiri, utanma, kızgınlık benzeri duygularla durumu kurtardım. Kendi kendime de ya ben bu sigarayı hayatta bırakamam, elimi koluma ne yapacağım, bırakırsam kilo alırmışım, şimdi şu balığın şarabın yanında sigara olmadan olur mu? diye iç hesaplaşmalar yapıyor mazeretler buluyor ama hep sonuçta da kendi zayıflığıma ve iradesizliğime hayıflanarak sigarayla birlikteliğimizi sürdürüp gidiyordum.

     Taa..! ki ,   canım Ablamın sigaranın neden olduğu  solunum yetmezliği hastalığına yenildiğini görene kadar. Bir dost, arkadaş insanı bu kadar şerefsizce   arkadan  vurmaz dedim. Ablamın hastane günleri boyunca çektiklerini, elimizden hiçbir şeyin gelmediğini gördükçe sigaraya nefretim daha da arttı. Evde ben, abim, yengem, yiğenim kısaca hepimiz sigara içiyorduk ve ablamın başına gelenlerden sonra sigarayı bırakma konusunda ortak karar aldık. 

    İlk iki gün, sersemlik ve baktığım her şeyde, konuştuğum herkesin yüzünde sigara gördüm. Sonraki iki, üç gün mutsuz, depresif, sinirli ve sersem gibiydim. Bir hafta sonra daha az düşünmeye, duruma alışmaya başladım. Gerçi yemeklerden sonra  sigara içmeyince kendimi nasıl hissettiğimi buraya yazsam ayıp olur. =)

    Ve büyük gün gelip çattı,  sigarayı bıraktığımın 18. günü arkadaşlarla yemeğe gittik. Hani şu sözünü ettiğim müzik, balık, şarap  kombinasyonlu yemeklerden birine. Dayanamadım ve bir taneden bişe olmaz deyip yaktım. İlginçtir bunca yıl içtiğim sigara 18 günlük ayrılıktan sonra bana berbattttt geldi. Baş dönmesi abartmıyorum mide bulantısı yaptı. Şimdi aklından  şaraptandır şaraptan  diye geçirenler olabilir =) ama kesinlikle söylüyorum şarap  ile hiç alakası yok. Yarısında söndürdüm . Sigarayı bıraktığım günden bu güne kadar yaklaşık altı ay oldu.  Haa unutmadan söyleyeyim, sigarayı bırakmaya karar verdiğim gün 54 kilo  idim, dün tartıldım 55 kiloyum.

    Bunlar yaşadıklarımdı. Peki bırakınca başka olumlu yönde neler değişti derseniz. Daha önce maksimum 12. tur  yürüme ve hafif koşu yaptığım, sonunda dilim bir karış dışarıda kendimi sandalyeye attığım aynı pistte şimdi 22 tur koşuyorum ve daha az yorgun oluyorum. Sigara içme yasağı olan kapalı alanları terk etme, bir iki saat sigarasız gezmelerden sonra kendimi sigara içilecek bir yere atma telaşım kalmadı. Daha rahat dans ediyorum. İçtiğim sigarayı söndürdükten sonra hissettiğim vicdan azabı, suçluluk duygusundan eser kalmadı. Kendimi daha sağlıklı, cildimi daha güzel buluyorum. Yediklerimin tadı ve kokusu çok daha hoş geliyor. Kaba bir hesap yaptım sigara için altı ayda  harcayacağım  para yaklaşık 540 YTL civarında. İki gün önce o paraya biraz takviye yapıp  çok güzel yeni bir cep telefonu aldım. Sefammm olsun..! bu telefonu öncekinden daha keyifle kullanacağım kesin.  

    Evet benim sigara maceram şimdilik bu kadar. Ev ahalisine gelince ben ve yiğenim bırakmaya çalışıyoruz, ancak ağabeyimle yengem üçüncü günün sonunda pes ettiler. Sigarayı bırakmaya çalışıyoruz lafını özellikle kullandım çünkü denilene göre en az iki yıl geçmeden bıraktım dememek lazımmış. Uzun yıllar sigaradan uzak kalmak umuduyla.  

      NASLI

     

    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 9/1/2007 - Tv Kumandasını Kurtarmak Şart Oldu
  • Kategori: Biraz Net

    BAŞ DÖNDÜREN İCATLAR...!

     

    Habere bakın...! En kısa zamanda Tv kumandasını  evdekilerin elinden kurtarmak farz oldu  

     

    Microsoft’un sahibi Bill Gates; evde TV, bilgisayar, MP3 çalar ve cep telefonu gibi tüm elektronik cihazları birbirine bağlayan son sistemi tanıttı. Gates, “Artık TV’yle internete bağlanıp film izlenebilecek” dedi

    Dünyada bilgisayar devrimini başlatan Bill Gates, ABD’nin Las Vegas kentinde düzenlenen Tüketici Elektroniği Fuarı’nda (CES), 1200 basın mensubunun karşısına çıkarak “Dijital devrim başlıyor. Artık dünya tamamen değişecek” dedi. Amacının, tüm elektonik cihazları birbirine bağlayarak insan hayatını tamamen kolaylaştırmak olduğunu belirten Gates, Microsoft’un evler için özel olarak tasarladığı bir server (işletim merkezi) ve yazılımı Vista’yı tanıttı. Quattro olarak adlandırılan sistem sayesinde evdeki telefon, bilgisayar, MP3 çalar, oyun konsolu ve televizyon kablosuz ortamda birbirine bağlanıyor.

    ELEKTRONİKLER BİRLEŞTİ
    Hafızasına DVD formatında 1000 film kaydedebilen Quattro tüm medya (resim,ses,video) dosyalarının ana bir merkezde hafızaya alınmasına olanak sağlıyor. Örneğin, cep telefonuyla çekilen bir video görüntüsü tek bir tuşa basılarak Quattro’nın belleğine gönderiliyor; kullanıcı daha sonra bu videoyu kumandanın yine tek bir tuşla televizyon ekranından izleyebiliyor. Ayrıca internetten indirdiğiniz bir şarkıyı yine Quattro aracılığıyla kablosuz ortamda MP3 çalarınıza aktarabiliyor veya dijital kamera ile çekilen fotoğraflarınızı ister cep telefonuna, isterseniz bilgisayara gönderilebiliyorsunuz.

    INTERNET TV GELİYOR
    Gates ayrıca 2 yılda 11 milyon satan X-Box oyun konsolu ile televizyonlara internet üzerinden film indirilebileceğini müjdeledi. Internet TV Protocol formatında çalışan yeni X-Box’larla aynı zamanda dijital TV yayınları da izlenebilecek. Yani TV’de sadece kanallar değil, istenilen programlar, istenen saatte izlenebilecek. Teknoloji devi Sony de doğrudan internete bağlanarak DVD formatında film indirilmesini sağlayan yeni ürününü Las Vegas’ta tanıttı.

    BİLGİSAYARLAR ARTIK DOKUNMATİK!
    Microsoft, yeni ürünleri için birçok teknoloji deviyle işbirliğine gitti. Bilgisayar devi HP’nin yeni bilgisayarı TouchSmart’ta Microsoft’un işletim sistemi Vista kullanılıyor. Bilgisayar, ekranına yapılan bir dokunuşla verilen komutları yerine getiriyor.

    SAAT KENDİ KENDİNİ AYARLAYACAK
    Microsoft’un yeni sisteminde yer alan elektronik duvar saati, periyodik olarak internete bağlanacak. Saat kendini ayarlayacak ve günlük hava durumu bilgilerini sesli olarak okuyacak.

    Otoda sesli komut
    Otomotiv devi Ford ve Microsoft, arabalarda cep telefonunu ve müzik sistemini sürücünün sesli komutuyla çalıştıracak bir teknoloji geliştirdi. Detroit Otomobil Fuarı’nda tanıtımı yapılan “Sync” adlı yeni teknoloji sayesinde sürücüler yoldan gözünü ayırmadan ve ellerini kullanmadan cep telefonundan istediği numarayı arayacak, kısa mesajlarını otomobilin panelinde okuyabilecek veya istedikleri radyo kanalını sadece sesli kumandayla ayarlayabilecek. Bu yıl aralarında Ford Focus’un da bulunduğu 12 Ford modeline yerleştirecek sisteme cep telefonu, el bilgisayarı, MP3 çalarlar da bağlanabiliyor. Sync yazılım sistemi, şimdilik sadece İngilizce, Fransızca ve İspanyolca komutları anlayabiliyor.

    Kyn:habertürk.com

     

      NASLI

     

     

    Yorum ( 3 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 8/1/2007 - Muhteşem Bir Pandomim Gösterisi
  • Kategori: Biraz Net

     

    Fransada ilk kez bir Tv Show programında yayınlanan Türk asıllı Fransız göçmeni Jerome Muratın ilginç pandomim gösterisini uzun zaman öncebir arkadaşımın yolladığı e-posta kanalıyla  izlemiştim. Daha sonra linki kaydetmeyi ihmal ederek e-postayı silmiştim. 

     

    Sagolsun bir arkadaşım tekrar yollamış bende hemen bloga ekledim . Umarım izlememiş olanları izlemekten, daha önce izleyenlerde tekrar hatırlamaktan benim kadar keyif alırlar.

     

    JEROME MURAT' IN PANDOMİM GÖSTERİSİ

      NASLI

     

    Yorum ( 4 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Ben Kimmiyim..?

    NASLINAME........... Mekanım, Ankara, Mesleğim: Ekonomi ve NT Yöneticiliği, İlgi Alanlarım; söylemek zor, maymun iştahlı diyelim yani herşeyden biraz. Amacım başta dünyayı gezmek, biliyorum bir gün iyi para kazanacak bir işim olacak, paraya para demeyeceğim, beklentim ise kısaca, dokunmayın hayatıma....

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Eski Yazılar
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS
  • BYG
  • <%LinkTitle%>

    Arkadaşlarım

  • mustafanurigursoy
  • frambuazCafe
  • kardelenn
  • acelyaxxx
  • ilginctasarimlar
  • guncelhaber
  • KATEGORİLER:

    Biraz Ciddiyet 4 Görüntüle |
    Biraz Elestiri 2 Görüntüle |
    Biraz Espiri 5 Görüntüle |
    Biraz Net 3 Görüntüle |
    Ozgur Pano 10 Görüntüle |
    Biraz Tasarim 9 Görüntüle |

    Tıkladıklarım:

    Karya Ambalaj

    Karya Blog

    Altı Üstü Tasarım

    ShowHaber

    Adminin Gözlerinden

    Atilla Ate 'den bir sunu

    YAZI BOYUTUNU SEÇ

    100%
    125%
    150%


    KARYA AMBALAJ

    Ambalajda Doğru Adres

    ÜRÜNLERİ Görmek İçin Tıklayınız

    --- Kağıt Çanta

    --- Plastik Poşet

    --- Karton Kutu

    --- Baskılı Kutu - Oluklu Mukavva Koli

    --- Baskılı Etiket - Kurdela

     

     


    Showhaber - Son Dakika Haberleri
    Sayfa: 1 - Toplam: 9
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa

      Kat21 - Türkiye'nin en iyi web siteleri

     

     

     

     


    eXTReMe Tracker