>
Uyurken müzik dinletilen bebeklerin beyinleri tempo, ton ve melodideki değişimleri hesapladı BUDAPEŞTE - Bebeklerin doğdukları andan itibaren güçlü bir ritm duygusuna sahip oldukları belirtildi. Macar bilim adamlarının 1-2 günlük 100’ün üzerinde bebek üzerinde yaptıkları araştırmada, uyurken bebeklere müzik dinletildi ve bu esnada beyin faaliyetleri incelendi. Araştırmacılar, bebeklerin beyinlerinin tempo, ton ve melodideki değişimleri hesapladıkları belirlendi. Örneğin, bir ritimdeki bir vuruş eksik çalınırsa bebeğin beyni bu değişimi algılıyor. Bunun yanı sıra kadın ve erkek sesleri arasındakine benzer bir perde değişimi de bebeğin beyninde reaksiyona yol açıyor. Macar Bilimler Akademisi’nin çalışması, beynin müziği ve diğer sesleri algılayışı üzerine yapılan 3 yıllık bir Avrupa projesinin parçası. Projenin koordinatörlüğünü yapan Plymouth üniversitesinden Dr. Susan Denham, "Burada en önemlisi bekli de, bebeklerin beyinlerinin vuruşlar, perdeler ve basit melodik kalıpları kaydetmesi değil, aynı zamanda bunu az ya da çok otomatik olarak yapması" dedi. Bilim adamları, bebeklerin konuşma ve yürümeleri zaman alırken doğuştan ritm duygusuna sahip olmalarından hareketle, çok erken yaşlarda bebeklere müzik dinletmenin müzik yeteneklerinin gelişmesinin yanı sıra konuşmayı öğrenmelerine de yardımcı olacağını belirtti. Dr. Denham, müziğin konuşmanın ritm ve mahiyetini yansıttığını belirterek, "Eğer müzik dinliyorsanız, muhtemelen konuşma ritmine de daha hassas olursunuz" dedi. (aa) “Helicopter Parents” sözcüğü son yıllarda Avrupa ve ABD gazetelerinde çokça söz edilen bir deyim. Çocuklarının peşinden koşan ve her yere yetişmeye çalışan bu anne-babalara her yere yetişen askeri helikopter örneğinden yola çıkarak “helikopter anne-babalar” adı veriliyor. Sorunlar evlendikten sonra aynı evde yaşamaya başladığında başladı değil mi? Ortalıkta gezinen çıkarılıp fırlatılmış çoraplar, internette bitmeyen surf seansları, sürekli evde toplaşıp maç izleyen arkadaşlar... Bunaldınız mı?.. Ne yapacağınızı, bu kaostan nasıl çıkacağınızı bilemez halde iseniz biri bir çözüm yolu buldu. • Anahtardan dosyaya, tıraş losyonundan cep telefonuna kadar ne kaybedilse, sizi sorumlu tutan tavırlardan... Uzun lafın kısası, tertipten, düzenden nasibini almamış, dağınık, aklı bir karış havada kocanızdan yorulup, sıkılıp, usandıysanız... İmdadına yetişen kitap • Kitabın yazarı, ABD'li gazeteci Amy Sutherland, ne bir ilişki uzmanı ne de evlilik danışmanı. Kendisinin, “Savsak kocanızı nasıl hayallerinizdeki ideal eşe dönüştürürsünüz?” tarzında, bir çeşit Güzin Abla haline geliş macerası hem komik hem ilginç. • Amy'nin 12 yıllık evlilik geçmişlerine rağmen hâlâ âşık olduğu kocası Scott, pek çok hemcinsi gibi unutkan, dalgın, ihmalkâr, her yere geç kalmayı seven, kararsız ve değişken bir mizaca sahipti. • Amy de kimi zaman homurdanarak, bağırıp azarlayarak kendince bir yol tutturdu. Ancak bütün bu serzenişleri işe yaramadı. Evlilik danışmanı da derdine çare olmadı. Tam umudunu kesmişken • Meseleyi çözmekten umudunu kesen Amy'nin hayatı ve erkeklere bakış açısı, konuyla son derece alakasız bir proje sayesinde değişti. O dönemde egzotik hayvan eğitmenleri hakkında yazması gereken bir kitap vardı. Bu nedenle hayvanların yaşadıkları değişimi anlamak amacıyla Kaliforniya'ya gidip gelmeye başladı. Bu eğitimler sonucunda, sırtlanlar bir emirle tek ayakları üzerinde dönüşler yapıyor, pumalar tırnaklarını kestirmek için pençelerini uzatıyor, denizaslanları burunlarının ucunda top oynatıyor, babunlar kaykay kullanıyordu. • Amy uzun eğitim süreçlerini izlerken, kafasında sihirli bir ampul yandı. Yırtıcı, egzotik yaratıklar bütün bu imkânsız hareketleri, davranış biçimlerini yapabiliyorlarsa; bu tekniklerin, evdeki bambaşka bir tür üzerinde de olumlu sonuçlar verebileceğini düşündü. Acı ama gerçek... Bu farklı tür, inatçı ama sevimli kocası Scott'tan başkası değildi. Koca eğitiminin temel kuralları • Olumlu davranışı takdir ettiğinizi belli edin. Kirli sepetine bir tek çorap bile atsa teşekkür edin. • Hoşunuza giden bir şey yaptığında bir öpücükle, sevdiği bir yemekle, vs. ödüllendirin. • Unutmayın! Tepkinin iyisi de kötüsü de davranışı körükler. • Hoşunuza gitmeyen tavırları sabırla görmezden gelin. • Sakın boşu boşuna dırdır etmeyin! İşe yaramaz. Azarlamak, bağırmak sadece erkeğin sıkıcı huylarını müzminleştirmeye yarar. • Etrafa atılmış kirli çamaşır sadece kirli çamaşırdır. Kişisel olarak algılamayın! • Kocanızı sizden çok farklı, bambaşka bir tür gibi kabullenin. Böylece objektif olabilirsiniz. • Hatayı kendinizde de arayın. İşe yaramayan stratejileri değiştirin. • İlgisini başka yöne çekin. Örneğin, mutfakta dolaşmaması için salona cips ve bira hazırlayın. • Amy'nin egzotik hayvan eğitmenlerinden öğrendiği temel ders, beğendiği davranışı ödüllendirmek, beğenmediğini ise görmezden gelmekti. Dırdır etmek, azarlamak söz konusu değildi. • Kaliforniya'dan Maine'deki sıcak ama dağınık yuvalarına döndüğünde, Amy, Scott'a tamamen farklı davranmaya başladı. • Örneğin, Scott çamaşır sepetine kirli tişört mü attı, hemen teşekkür etti. İkinci kirli çamaşır için öpücükle ödüllendirdi. Bu arada yatak odasının yerinde duran kirli yığınının üstünden, tek bir ters laf bile etmeden usulca geçip gitti. • Zamanla fark etti ki Scott, Amy tarafından takdir edilmenin keyfini çıkarırken etraftaki kirli yığınları da küçülmeye başladı. Bu yöntemin adı 'yaklaştırma'ydı Ders 2: Sabret • Eğitmenin beğenmediği davranışlara en ufak bir tepki vermemesinin adı ise 'en az güçlendirici sendrom'. Zira pozitif ya da negatif herhangi bir tepki, davranışı körüklemekten başka bir işe yaramaz. • Oysa hiçbir tepki verilmediğinde, o davranış biçimi zamanla yok oluyordu. İşte bu nedenle Amy kendini çok zor tutsa da hoşuna gitmeyen tavırlara kayıtsız kalmaya karar verdi. Ders 3: İmkânsız kıl • Uyguladığı üçüncü teknik 'uyuşmaz davranış' kavramıydı. Bu yöntem, dikkati başka bir noktaya çekerek, istenmeyen davranışın yapılmasını engellemeye, mümkünse imkânsız kılmaya yönelikti. • Amy bu tekniği kendisi yemek pişirirken Scott'ı mutfaktan uzak tutabilmek için kullandı. Ayağının altında dolaşmaması için salonun uzak bir köşesine bir çanak cips ve salsa sos koydu, parlak fikri tabii ki işe yaradı. Ders 4: Kişisel alma • Dördüncü kural ise hataları asla kişisel olarak ele almamaktı. Eskiden Scott'ın münasebetsiz tavırlarını hakaret gibi ya da değer görmediğinin işareti olarak algılayan Amy, buna da son verdi. • Eğitmenlerin mottosunu benimsedi: 'Hata hiçbir zaman hayvanda değildir.' Böylece kendi tepkilerini ve yanlışlarını da tahlil etmeyi öğrendi. Scott'ın kimi içgüdüsel tavırlarının köklü ve değişmez olduğunu kabullendi. • Artık eskiye oranla, sivri uçları biraz daha yontulmuş bir kocası ve daha hoşnut olduğu bir evliliği vardı. Üstelik bu durumu anlayan kocası, üzerinde böyle bir teknik uygulanmasından hiç gocunmadığı gibi, taktiği kapıp Amy üzerinde denemeye başlamıştı
otizm postası
29/9/2008 - kabak otizm tanılı öğrenciye patladı
Milli Eğitim Bakanlığı’nın, OKS’yi kaldırıp yerine koyduğu Seviye Belirleme Sınavı (SBS) velilerin kafasını karıştırmaya devam ediyor. Hürriyet gazetesinden Nuran Çakmakçı’nın köşesinde yer verdiği habere göre, bir ilköğretim okulunun 6. sınıfındaki otistik bir öğrenciye onore etmek için verdiği yüksek başarı puanı, 250 öğrencinin SBS puanının düşmesine neden oldu. Veli şikayeti ile ortaya çıkan habere göre, okul otistik öğrenciyi onore etmek için, SBS’ye girmediği halde 100 başarı puanı verdi, bilgisayar kayıtlarına girişte de yanlışlık yapıldı. Veli, Nuran Çakmakçı’ya şikayetini şöyle iletiyor:
SBS PUANI DÜŞTÜ
“Kızım 6.sınıfta, SBS puanı 484, yıl sonu başarı puanı 92.15. Davranış notu 100. Yıl sonu başarı puanı yüksek olmasına rağmen, SBS puanı 5 puan düşerek, sınıf puanı 479.379 olarak hesaplanmış. Bunun nedenini araştırdığımda, okul yönetimi bana puanı 100 olan öğrenci olduğunu söylediler. SBS’den kaç puan aldığını sorduğumda, okul kayıtlarından ve bilgisayar kayıtlarından bu öğrencinin özel bir sınıfta okuyan otistik bir öğrenci olduğunu gördük. Bu notun otistik öğrenciyi onore etmek için verildiği, bu puanların bilgisayar kayıtlarına girmesinde tamamen yanlışlık yapıldığı anlaşıldı.”
Habere göre yapılan araştırmalarda okulda asıl yüksek notun 95.75’lik not ortalaması ile başka bir öğrenciye ait olduğu, otistik öğrenciye verilen 100 puan nedeniyle yanlış hesap yapıldığı ve SBS puanlarının düştüğü belirlendi. • 0 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı
28/9/2008 - özel eğitim sırasında eğitimciniz ritim çalışıyor mu?
Bebeklerin ritimleri var • 0 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı
15/9/2008 - helikopter anne babalar (oral çalışlar) Yetişkinler imparatorluğunun yeni adı
Batı dünyasında çok yaygın olan bu anne-babalar, bir psikolojik ve sosyolojik sorun olarak ele alınıyor-lar. Bu aileler, Batılıların ifadesiyle “baby boomer” kuşağına aitler. Yani İkinci Dünya Savaşının hemen ardından doğan kuşaktanlar(1946-1964).
Bu ailelerden özellikle eğitimciler yılmış durumda-lar. Her aşamada karşılarına çıkan ve çocuklar üzerinde olağanüstü bir baskı oluşturan bu kuşaklarla ilgili haberler Batı medyasından hiç eksik olmuyor.
İngiliz The Guardian gazetesinde yayınlanan bir araştırmada bu ailelerin çocukların yaşamına karış-malarının bir sınırının kalmadığından söz ediliyor. Örneğin 1996 yılında İngiltere’de ailesinin evinde yaşayan öğrencilerin oranı yüzde 12’yken, günümüzde bu oran yüzde 20’ye çıkmış. Aynı dönemde Üniversite yatakhanelerinde yaşayan öğrencilerin
oranı da yüzde 35’ten yüzde 27’ye düşmüş.
Anneler babalar çocuklarını yanlarından ayırmak istemiyorlar. Bu konuda çok değişik ve ilginç örneklerden söz ediliyor. Bu aileler, çocukların sınavlara girdiği günleri öğrenmek, görüşmelerde bizzat bulunmak konusunda son derece kararlı bir tavır sergiliyorlar.
Çocuk okulunu bitirdikten sonra iş randevularını almak, iş görüşmelerinde yanlarında bulunmak konusunda da ısrarlı davranıyorlar.
Analizciler, son yıllarda artan bu tür ailelerin çoğalmasında özellikle üniversite sektöründeki pazarlama anlayışındaki değişimin rolüne de dikkat çekiyorlar. Orta sınıf mensubu olan bu aileler, tam bir tüketici gibi davranıp, parayı verip sonuçlarını görmeyi umuyorlar.
Washington Post gazetesinde yayınlanan ve
“Anne-babalar Sınıftan Çıksın” başlıklı yorumda, eğitimcilerin bu ailelerle nasıl ilişki kuracaklarına ilişkin sorunlara dikkat çekiyor ve çocukların bu müdahaleler nedeniyle bağımsız kişiliklerini korumalarının güçlüğüne vurgu yapıyor.
W.Post’taki yazıda bu çocukların yirmi yıl önce “arabada bebek var” çıkartmalarıyla hayatla yüz yüze geldikleri anlatılıyor. O gün çıkartma yapıştıran anne-babaların şimdi okulların kapısında çocuklarını yönlendirmeye çalıştıklarından söz ediliyor.
Her yere yetişen, çocuğun yapması gereken bir çok şeyi kendisi yapan, gerektiğinde sınav günlerini çocuğu yerine takip eden, sınav evraklarını bizzat hazırlayan aileler size tanıdık gelmiyor mu?
Bizim kuşak yani 68’liler tam anlamıyla savaş sonrası kuşak. İşte bizim kuşağın çocuklarıyla ilişkisi de aynı değil mi?
***
Ben çevremdeki arkadaşlarımın, yakınlarımın çocuklarıyla ilişkilerine baktığımda, “Bizde bazı acayiplikler var” diye düşünüyordum. Çocuklarımızın her yerde-ihtiyacı olsun olmasın- aklımızca yardımına koşmak, onun hayatını kolaylaştırdığımızı sanmak bir psikolojik sorun değil midir?
Ancak ben bu durumu yalnızca bize özgü bir sorun olarak kabul etmek yanlısıydım. Araştırma ve yazılar gösteriyor ki, Batı dünyasında bu konu ciddi bir toplumsal sorun olarak kabul görüyor.
Geçenlerde yine bu tür sorunları konuşurken İpek(Çalışlar)’in Londra’da doktorluk yapan kız kardeşi Feza Yüksel The Guardian’daki yazıya dikkat çekti. Ardından internette bir araştırmaya girişince gördüm ki, bu sorun bizim gibi insanlarla sınırlı olmayan yaygın bir sorun.
Örneğin 2005 yılında bir ABD gazetesi (Seattle Post Intelligencer) bir haberine “Helikopter Anne-babalardan kaçış yok” başlığını atmış. Gazete, medyanın, çocuk doktorlarının, psikologların, üniversite dekanlarının şikâyetlerini ve sorunu nasıl çözeceklerini tartıştıklarını aktarıyor.
Bize çok benzer olayların yaşandığını anladığımda kendi adıma bir parça rahatladığımı söyleyebilirim. Bunun çok özel ve çok sınırlı bir dert olduğunu düşünürken dünyanın derdi olduğunu görmek bana çok ilginç geldi.
Son bir not, bu ailelerin ellerindeki en etkin bağın cep telefonları olduğundan söz ediliyor. Helikopter anne-babaların cep telefonlarını çocukların göbek bağı gibi kullanması da öykünün bir ilginç boyutu.
Bu kadar evrensel bir soruna, evrensel çözümler üretmek için bütün dünyanın birlikte kafa yorması insanı umutlandırıyor. • 0 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı
23/6/2008 - zihin engelliler sınıf öğretmenleri dikkat
özel eğitim sınıf öğretmenleri rehabilitasyon merkezlerinde burunlarından kıl aldırtmazken dünya neleri tartışıyor pek de kimse farkında değil.Kırmızı araba denmez, kırmızı denir, kırmızı ile mavi yanyana öğretilmez gibi köy öğretmeni kalıpları ile yetişen kimelerine edimsel şartlamayı köpek eğitimi kitaplarından anlattığımızda da burun kıvırıyorlar.
İşte size edimsel şartlamanın dünya uygulanması
ister kendinizi ister karınızı ister kocanızı eğitimde kullanın
hayırlı olsun....
erkek eğitimi
4 adımda bunu yapabilirsiniz. Bir dediğinizi iki etmeyen, itaatkâr bir kocanız olabilir. İnanması güç ama gerçek...
• Evin orasına burasına dağılmış kirli çamaşırlardan... Bir omlet uğruna muharebe alanına çevrilmiş mutfak manzaralarından... Randevu yerine sanki Yemen'den geliyormuşçasına geç kalmalardan...
Ders 1: Yaklaştır • 0 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı
23/6/2008 - fatih terim'den özel eğitimcilere ve ailelere önemli bir ders
otism postasında genlellikle spor özellikle futbol hakkında bir yazı bulmanız olası değildir.Ne ki futbol sonuca giden bir çalışma ile belli bir süreleğine yapılan performans gösterisidir.Bu anlamda yaşamda özdeş bir çalışmadır diyebiliriz
Hırvatistan maçı ve önceki son dakika golü tanımlı maçlarl terim hoca hepimize şunları ögretti
1-mükemmel oynanamasa da maçın sonuna dek maç sürer asla yeise ,karamsarlığa umutsuzluğa kapılmamalı
2 pek çok hocanın eğitim sırasında onun gibi hareket ediyor ve başarılı öğretmenler eğtimciler onlar.
3- takımının değerini veiyor onları küçümsemiyor
ama bir erdem olan yukarıdaki öğretilerden bir tanesi; -maçı son dakikaya bırakmak- aileler için çok doğruu bir örnek olmayabilir ama insan elinden geleni yaptığında son dakika gollerini asla unutmamak gerekir.
gelişim gecikmesi ve otizm den muzdarip ailelerin FATİH TERİMDEN ÖĞRENECEKLERİ ÇOK ŞEY VAR demek ki• 0 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı
<- Son Sayfa • Sonraki Sayfa ->
Hakkımda
![]()
Son Yazılar
• kabak otizm tanılı öğrenciye patladı
• özel eğitim sırasında eğitimciniz ritim çalışıyor mu?
• helikopter anne babalar (oral çalışlar) Yetişkinler imparatorluğunun yeni adı
• zihin engelliler sınıf öğretmenleri dikkat
• fatih terim'den özel eğitimcilere ve ailelere önemli bir ders
• mangal ve kül
• hiperleksi
• gelişim gecikmesi ve gelecek?
• otizm ve hiperaktivite (devam) sorun nerede?
• bir önceki mektuba yanıt (otizm ve hiperaktivite)
Arkadaşlarım
• muzikoman
• kitap
• arastirmaci
• sarp
• raftakiler
• magazincom
• makarakukara
• autism
• otistik
• sofra
• pet
• aktivite
• hart
• meltemer
• sorrahatla
• kokpit
• ilkhayatrehabilitasyon
• beratelik
• siirtilkhayatrehabylty
• rehabilitasyonsiirt