BU ATEŞ BENİ SONSUZA KADAR YAKSIN

Gökkuşağı renkli bin bir çiçek kalplerimizi besliyor Yıllardır merhabasız geçmeyen güneş bizimle birlikte Hayatımızın her yaprağında gözlerimize gülümsüyor Canım efendim tenime sinen ilk ve tek koku sensin
Türkçem, “Seni seviyorum!” diyebildiğim soylu anadilim Geceme düşen rüyam, gündüzümü ayaklandıran umudum Mor dağlara, uzak okyanuslara birlikte hep öyle seslendik Canım efendim mısralarımda dillenen ilk ve tek ses sensin Çiçekli çiçeksiz yolda yürüyüşe çıksak, balkondaki sevdalılar Kalplerinde bizim gibi olabilmenin hevesiyle yanıyorlar Destan destan yazdığımız muhteşem hikâyemizi okuyorlar Canım efendim yazıp okuduğum ilk ve tek kitap sensin Seninle gözlerime düşüyor bin bir baharın neşesi Kalbim bıkıp usanmadan ayaklandıkça ayaklanıyor Kulaklarımda yankılanıyor ilk öğüdün: “Kendine iyi bak!” deyişin Canım efendim yazımda, kışımda ilk ve tek kılavuzum sensin Şimdi huzur mevsimindeyim, sonuna kadar seninleyim Kaderimi kaderine bağladığım, alınyazım bildiğim sevdiğim Ellerimde ellerinin sıcaklığı, gözlerimde ışık ışık gözlerin Canım efendim kalbimi alevlendiren ilk ve tek ateş sensin Bırak bu ateş beni, sonsuza kadar yaksın, tutuştursun Sevda bayrağımız birer birer bütün balkonlarda dalgalansın Başka bir şey istersem namerdim, bana sımsıcak gülüşün yeter Canım efendim gönül verip sevdiğim ilk ve tek aşkım sensin! 20 Ağustos 2008 Oyhan Hasan BILDIRKİ
CANIMIN CANI SEVDİĞİM

Özlem sularında yıkanmak ne kadar zormuş, anladım Kapılar açtırmayan kimsesizliğe katlanmak çekilmiyor Seninle bir gül dalında olsak da öyle yaşamaya varım Canımın canı sevdiğim, merhaba efendim
Daha ilk akşamdan yıllarca susuz kalmış gibi özledim seni Acabalar macabalarla sıkıştırıp sorguladım kalbimi Dolunayda gördüm hasret ateşiyle tutuşan gözlerini Canımın canı sevdiğim, merhaba efendim Sensiz hayat sanki dikenli yolda yürümek gibi bir şey Öfkeli rüzgâr kesilen anılarımız yaşartıyor gözlerimi Okyanusun ortasında pusulasız kalmış gemiciler gibiyim Canımın canı sevdiğim, merhaba efendim Ah sevdiğim yanımdaysan, penceremizde ışıklar yanıyorsa İnadına sevdalı Şehzade'yi Kafdağı'nda tutmak kolay mı? Değme keyfime bir de gökkuşağındaki umutlarımız uyanıyorsa Canımın canı sevdiğim, merhaba efendim Yalnızlık ikliminde bekletmedin geldin, sensizliğim bitti çok şükür Leyla'nın Mecnun'u gibi çöllere düşürmedin beni Haydi, ısıt ne olur sensiz akşamlarda üşüyen kalbimi Canımın canı sevdiğim, merhaba efendim 16 Ağustos 2008 Oyhan Hasan BILDIRKİ
NİŞAN YÜZÜKLERİ
Bursa'da Beşevler'de bir nişandaydık Bulutların süslediği, dolunayın gülümsediği bir akşam Sevdiğimle birlikte gecenin serinliği elimizde yüzümüzde Keyfince dolaştıkça dolaştı dilediğince
Nişan yüzüklerini ben takmalıymışım öyle dediler Birbirine bağlı iki altın halkayı uzattılar gümüş tepsi içinde Kırmızılarını giyinmiş gonca gülle birlikte
Yanımda sen vardın, cesaretim oldun İki altın halkayı görünce ne hayallere daldım bilsen Nilüfer çiçeğine benzer geline, fidan boylu delikanlıya imrendim Ah sevdiğim, sebebini biliyorsun sen Parmaklarımıza takılan nişan yüzüklerimiz yoktu bizim Üstelik dolunay da gülümsemedi ikimize Kalplerimiz kalbimizde Yürüdük kaderimizin izinde
Nilüfer çiçeğine benzer geline, fidan boylu delikanlıya öğüt verdim Akıl küpesi olsun diye Kulaklarımda çın çın tembihlerin, dilimde mutluluk dilekleri “Sözü sözün, gözü gözün, kalbi kalbin” olmalı ikinizin dedim Kalpleriniz kalbinizde Yürümelisiniz kaderinizin izinde
Makas kesmez, boşuna uğraşma dediler Nedenini sordum Damat bilir dediler Gümüş tepsiye bırakılınca hediyesi Şimdi tamam dediler Nilüfer çiçeğine benzer gelinin, fidan boylu delikanlının gözlerinde Soylu mutluluk gülücükleri Kırmızı kurdeleyi kesiverdim Sevda köprüsünden geçsinler diye Alkışlar arasında
Yanımda sen vardın, cesaretim oldun Sözün sözüm, gözün gözüm, kalbin kalbim benim de Üstelik dolunay da gülümsedi ikimize Kırmızılarını giyinmiş gonca gülle birlikte 12 Ağustos 2008
Oyhan Hasan BILDIRKİ
ÇARŞAMBALARI UNUTMAK, KOLAY MI?
 1 Çok çok uzattık arayı, şimdiden söyleyeyim sana; unuttum, unutacağım gibi seni... Özürlerini artık duyamaz, kabullenemez oldum. Gel unutalım, unutuverelim ki, ne sen ne ben yanasın böyle acıdan! Boğulur gibiyim: Gittiğim yol belli değil, varacağım han da yok olmuş gitmiş... Bilesin ki kolay değil senin kurduğun hayal dünyasında yaşamak! Bazen beni soktuğun şartları düşünüyorum. Değer misin buna acaba? Eğer bu zulüm değilse senin gözünde, söyle bana sen neyi zulüm bilirsin... Hayalperestim, sanıyor musun ki daha da bekleyebilirim… Sanmam kalbim dayansın seneye! Bil ki bana bu hükmü veren büyük Hâkim’i de yokluyorum ikide bir... Ha şimdi, ha yarın bu hüküm bitecek derken, elimsin hâlâ işte el de el! Bir türlü giremedin haneme. Bana verilen sözleri unutalı, uyumaya dalalı çok mu çok olmuştu... Neden beni uyandırdın o uzun uykudan? Mademki gelmeyecektin, mademki görünmeyecektin bir yangının külünü neden yeniden eşeledin? Ha varsın, ha yoksun sanki! Ne sesini, ne yüzünü tanımaz oldum gibi. Hani bir el gecenin zifiri karanlığında ışıl ışıl aydınlık bir bulvarda bir düğmeye dokununca bütün ışıklar söner?.. Ben o sokaktayım işte! Zifiri karanlık, tek bir yıldız oynamıyor. Ay aylıktan cıkmış, tersini dönmüş bu bomboş sokağa... Hani nerde ayyaşlar? Bütün barlar kapamış kapılarını... Birisinden biri açık olsa içip sızacağım uyanmayasıya... “Keşkeler”i unutabilsem, durmadan tıklayan saati ve bitmek bilmeyen takvimi tüketsem, belki de kumrulara can gelir… Guguk Guk! Guguk Guk! Sabah uyuyakaldı şafağın koynunda... Nedense kirpiklerim ağır mı ağır... Sanırım yapıştı ıslaklıktan... Sanmam açılsın bu yakınlarda... 5 Ağustos 2008
PAPATYA 2 Tam da “Gözlerimizdeki yağmur mevsimleri de bitti şükür” derken, nerden çıktı bu serzenişler? Çarşambaları unutmak mı? Çarşambaları “herhangi bir Çarşamba” saymak mı? Kolay mı? Bahçesinde bin bir umut ağacı yetiştiren bahçıvanım ben. Umutsuz yaşayamam… Çok iyi biliyorsun; “Umudum, sensin!”… “Hayal dünyasında yaşamak…”, yalnız senin şairinin işi. O, gönlünde dalgalanan bayrakların peşine düşüyor zaman zaman. “Gökkuşağının renklerinden hangisini yakalamalıyım?” diye düşünüyor. “Yedi renkten biri kaderime…” bekleyişinde hep. Delikanlılık günlerinin rüyalarından kurutulamıyor. Gökyüzündeki hilâlin peşinde olan yıldızına güveniyor. Oysa ben? Senin gerçekçi olduğunu unutur muyum hiç? Acılar, sevdalıların kamçısı. Çok defa ikimizin de beslendiği iksir. Kalplerimizi birbirine bağlayan yapışkanlar. “Umutlar mı?” diyorsun… Umutlar, yaşama sebebimiz. Umutlar, tutunacak tek dalımız. Umutlar, kalplerimizdeki sihirli anahtar. Kalbin bendeydi, unuttun mu? Üşüyorsan ısıtayım. O bir çift sihirli sözü duymak istiyorsan, söyleyeyim: “Seni seviyorum.” Büyük Hâkim, dualarımızı kabul etmez mi sanıyorsun? Büyük Hâkim, verdiğimiz sözlerin şahidi. Büyük Hâkim, ikimizin de ömrünü uzatan. Daha çok seneler göreceğimizi, yürüyüş yolumuzda kelebeklerle yarışacağımızı biliyor. “El olmak!” Ellerin ellerimde değil mi? El ele değil miyiz? Aramızda, sadece senin zulmet bildiğin gurbet var. Sayılı günler… İpini çektiğimiz sayılı günler. Dolunay, yine senin gözlerini taşıyor üstünde. Sensiz gecelerimde bana daima gülümsüyor. Umutlu kalmamı, umutlu olmalı tembihliyor bana. Aynı öğüdü sımsıcak güneşimiz de hatırlatıyor, her sabah “Merhaba!” derken. Benim aklımda fikrimde, gecemde gündüzümde, düşümde ve gerçeğimde hep sen varsın. Sevdiğimi, meleğimi hiç unutur muyum? Unutabilir miyim seni? Çarşambaları unutmak kolay mı? O muhteşem çarşambaları? 6 Ağustos 2008 Oyhan Hasan BILDIRKİ
{ SON YAZDIĞIM } { 1. SAYFADAN 97. SAYFAYA } { DAHA ÖNCEKİLER }
|