Körelten, bıktıran, yalnızlaştıran, yazmayı bile gereksizleştiren zaman, mekan yanılsaması. Neden yanılsama diyorum ki, gerçek... Fotoğraf neden bu kadar dikkatimi çekti, yada bakınca ne hissettim, hiççç işte öylesine...
Bağırsam, göğün ve yerin en uç noktasına. Zor az bir tanım, kötü yetersiz. bir başına geç(m)iyor ki zaman, yürek dağların sesine uzak. özlem...düş kurarsında bu karanlıktan kurtulamazsın.
Buralarda gün kül gibi, tozlu, çiçekler kokmuyor. ve mutluluk, uzak bir dönüşten dışarıyı izleyebilmekmiş. Kar hiç yağmayacak gibi... kar yağsa, yeni yıl gelse, bu kötü düşten uyansam...
Sen yoksun......... Boşuna yağıyor yağmur... Birlikte ıslanmayacağız ki..... Boşuna bu nehir...... Çırpınıp pırpırlanması..... Kıyısında oturup göremeyeceğiz ki... Uzar uzar gider.. Boşuna yorulur yollar.. Birlikte yürüyemiyeceğiz ki.. Özlemlerde ayrılıklar da boşuna Öyle uzaklardayız.. Birlikte ağlayamayacağız ki Seviyorum seni boşuna.. Boşuna yaşıyorum Yaşamı Bölüşemiyeceğiz ki ...
Aşk içi boş bir kavram. Hem de bütün büyülü kelimelerin sığabileceği bir boşluk...Anlatmalı, emek vermeli. Ama artık kimseler gerçekten sev (e) mi yor.
Uzun kalmalardan ve uzak gitmelerden aldım kendimi.
Nedir bu eksiklik duygusu ve neden?
Ellerim ve ayaklarım simsiyah. Gidememenin siyahlığı, yön karmaşası beklide, ya da o uçsuz bucaksız boşluk...
Zıtlıklar giderek azalıyor. Daha az siyah, daha az sevgi, daha az korku, daha az kuşku, evet daha azım, azalıyorum...
Zor ve artık katlanılmaz bir yoldayım. Kayboluyor bütün güzellikler.
Ağlayan gözlerim yok ama içimden bir şeyler kayıp gidiyor. Konuşamıyorum, düşünemiyorum, uzaklaşıyorum. Herkes ve her şey unutulacak...
Bağışlanmaz ne yaptım ki?
Yine de biraz anılardan kurutsam diyorum bazen; bir parça sabah, bir güzel gülüş, bir farklı ses.Sonra mavi bir şiir olsam, özgür bir paylaşım, duygusal bir akış, bütün güzel anlara...