BÜYÜK MÜRŞİD-İ KAMİL ALİ KARA{K.S} EFENDİ HAZRETLERİ - Blogcu
Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

« Önceki | Sonraki »

26/4/2008

NASIL METHEDEYİM SULTANIM SENİ

NASIL METHEDEYİM SULTANIM SENİ

Yozgat dağlarını matem bürümüş
Şeyh Osman Efendi Hakk'a yürümüş
Ali Osman cihanda bir gül imiş
Nasıl methedeyim sultanım seni

Sırma saçların mor, kaşların yaydır
Dişlerin bir inci cemalin aydır
Hak dostları ölmez aşıklar haydır
Nasıl methedeyim sultanım seni

Halifen namını dünyaya saldı
Adını zikreden rahmete daldı
Bize yadigar bir ehl-i beyt kaldı
Nasıl methedeyim sultanım seni

Sırlar aleminde bir sırsın paşam
Yıldızı omuzda taşırsın paşam
Seni söyler Bağdat, Buhara ve Şam
Nasıl methedeyim sultanım seni

2/2/2007

BÜYÜK MÜRŞİD-İ KAMİL ALİ KARA {K.S} EFENDİ HAZRETLERİNİN RESİMLERİ

avauser_12167_1_.gif

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİMavauser_12167_1_.gif

 111eg1nk0_1_.gif   

 

 

2/2/2007

BÜYÜK MÜRŞİD-İ KAMİL ŞEYH ALİ KARA {K.S} EFENDİ HAZRETLERİNİN HAYATI

 

Allah, Allah, Allah .....Allah, Allah, Allah .....Allah, Allah, Allah .....Allah, Allah, Allah .....Allah, Allah, Allah .....Allah, Allah, Allah .....Allah, Allah, Allah .....Allah, Allah, Allah .....

Şeyh Ali KARA efendi Hazretleri Miladi 1900 (H. 1254) yılında Malatya ili Akçadağ ilçesinin Aşağı Örüçkü köyünde dünyaya geldi. İsmi Ali'dir. Babasının ismi Aliseydi Efendi, annesinin ismi Fatıma Hanım'dır.

Şeyh Ali Efendi, çoçukluğunda ve gençliğinde Akçadağ’daki ve Malatya’daki hoca efendilerden Kur’an, tefsir, hadis gibi İslami ilimler okur ve öğrenir. Daha sonra Malatya’da askerlik görevini yaptığı sırada üstadı Şeyh Osman Nuri Ölmeztoprak hazretleri ile tanışır(Yıl 1926)Böylece başlayan Mürid-Mürşid ilişkisi 18 yıla yakın bir süre devam ettikten sonra ,Şeyh Osman Nuri Efendi hazretlerinin 23 Ocak 1944 tarihinde Yozgat şehrinde vefatı ile birlikte .1971 yılına kadar 27 yıla yakın  bir zaman manevi irşad görevini yürütür.

Şeyh Ali KARA efendi Hazretleri,yaşadığı zaman içerisinde ,yerli yabancı herkesin takdirini kazanmış,eşsiz değerlerde büyük bir zattır.Ondaki insana ve cümle yaratılmış olana sevgi ve şefkat duygusunun yüceliği,hiç bir dilin anlatamayacağı kadar büyüktür.

Şeyh Ali KARA efendi Hazretleri,Mürşid-i Şeyh Osman Nuri efendi hazretlerine,yine hiçbir dilin ve kalemin izah edemeyeceği bir manevi aşkla bağlanmış bu manevi aşk ve muhabbetin büyüklüğü ile de çok uzun zamanlarda ve yine çok büyük mücadeleler le manevi makam ve derecelere çok kısa zamanda erişmiş bir büyük Allah dostudur.

Şeyh Ali KARA efendi Hazretleri, manevi alandaki bu eşsiz makamlara yükseldikçe,halkın nazarında da o nisbette sevilmiş ve sayılmıştır.Ama o hiçbir zaman tevazusunu terk etmeden  ve daima bir kul olduğunu unutmadan,bir derviş gibi yaşamış,fakat dünya durdukça gönüller sultanı olarak anılacaktır.

Şeyh Ali KARA efendi Hazretlerine,ilahi sevgi duygusunun yüceliği ile zamanın Yunus Ermesi,manevi olgunluk derecesi ile devrin Mevlana Celaleddini ve yaptığı riyazet,ibadet ve insanı irşad ehli yapan çok tesirli sohbet ve kerametleri ile de asrın Şah-ı Nakşibendi Muhammed Bahaeddin’i dersek o büyük zat-ı belki biraz olsun anlatmaya çalışmış oluruz.

 Şeyh Ali KARA efendi Hazretleri,tüm hayatını en büyük düşmanımız nefis ve şeytanın hilelerini anlatmak, Cenab-ı Hakk’a,insanlığa, devletine sevgi ve muhabbetle bakmayı öğretmek ve ebedi hayata en güzel bir şekilde hazırlanmak gayesine yönelik olarak;söz,fiil ve sohbetlerle geçirdi.Sayısız insana kendini sevdirdi.Sayısız insanın maddi  ve manevi sorunlarını çözdü.Bu büyük zat,Cenab-ı Hakk’ın kendisine bahşettiği yüksek meziyetleri dolayısıyla,Dünya durdukça sevgi ve saygıyla anılmaya devam olunacaktır.

Üstadı Şeyh Osman Nuri Bağdad-i Hazretleri O’nun için ‘’Allah beni Ali için Bağdat’tan buraya gönderdi.Anadolu’ya gelmemdeki zahiri sebep,birinci cihan harbi ise de,manevi sebeb Ali’nin irşad-ı için Cenab-ı Hakk’ın  beni Malatya’ya yönlendirmesidir.Çünkü ben daha Bağdat’ta iken Ali’nin irşad-ı hususu manevi ilham yoluyla bana bildirilmiştir’’Buyurmuşlardır.

Üstadını ,tarifsiz ve manevi aşkla seven ve üstadı tarafından da bir o kadar sevilen Şeyh Ali KARA efendi Hazretleri,yaşadığı müddetçe O’nda yok olmuş,O’nda var olmuştur.Tüm sohbetlerini O’nun sözleri ile bitirmiş,gözyaşlarını  O’na olan hasretiyle akıtmış ve O’nun hayali ve huzuru olmayan bir zaman dilimi geçirmemeye azmetmiş bir büyük ve ender İnsan-ı Kamil’dir.

Şeyh Osman Nuri Efendi,O’nun için ‘’Ali ben,ben Ali’’Ali’ye  gitmeyen bana gelmesin’’demesine rağmen O mürşidine duyduğu derecesiz saygı nedeniyle hayatı boyunca kendini de,kerametlerinde,saklamaya ve yokluğa yönelmiştir.Bu davranış özellikleri,onun zamanın kutbu olduğunun bir başka boyutudur.

Şeyh Ali KARA efendi Hazretleri,1960 yılında yapılan ihtilal sonrası 6 ay kadar Sivas Kabak yazısı kışlasında gözetim altında tutuldu. Daha sonra herhangi bir cezai işleme muhatap olabilecek bir durumu olmadığından serbest bırakıldı.Bu da yine bir Allah dostunun yaşaması gereken imtihanlardan biriydi.     

Şeyh Ali KARA efendi Hazretleri bütün sohbetlerinde;

müridlerin her hal ve hareketlerinde,ihlas,sabır,nefis

muhasebesi,tevekkül,zühd,gönül zenginliği fedakarlık,cömertlik, edep ve haya duygularını ön planda tutmalarını,namaz ve zikir gibi ibadetlerde huzur ve dualarımızda tevazuyu,Ahiret hayatını geçiçi dünya hayatına tercih etmeyi,kabahat işleyeni affetmeyi,senden uzaklaşana senin kuçak açmanı,senden esirgeyene senin vermeni öğütlerdi…

O derviş çokluğuyla övünmekten ziyade,kişliği ve karekteri yoğrumlu,güzel ahlaklı,fikir zenginliğiyle donanmış fertler yetiştirmeye özen gösteriyordu. Şeyh Ali KARA efendi Hazretleri’nin evi, dergahı,garip ve kimsesizlerin sığınağı,yaşlı ve bakıma muhtaçların huzur bulduğu bir mekan idi.O’nun dergahı hem ibadethane,hem misafirhane  ve hem de zahir ve batın hastalıklara şifa dağıtan bir hastane idi.   

Şeyh Ali KARA efendi Hazretleri her zaman ve mekanda ayağını şeriat esasları üzerine basan,emir ve yasaklar da istikamet üzere olan,daima azimetle amel eyleyen,sünnetlere tabi olan hayatı tümüyle ibret ve örnek alınacak,örnek alındığında ise ,her iki dünyada mesut olunacak abide bir insandır.

O her zaman ve her yerde yaptığı sohbetlerde,bir insanın hidayetine vesile olmak kadar kıymetli bir hizmet düşünülemez..Bir tek insanı kazanmak  bütün dünyaya sahip olmaktan daha büyük kazançtır.Her insanda ruh denilen Cenab-ı  Hakk’tan insanlara verilen bir emanet olduğunu,bu sebepten ister Müslim,ister gayrimüslim olsun her insana sevgi,saygı  ve şefkat gösterilmesini öğütlerdi.  

Şeyh Ali KARA efendi Hazretleri 29 Nisan 1971 tarihinde ahirete irtihal etmiş olup, doğduğu ve yaşadığı Aşağı Örükçü köyündeki Türbesi,Yurdumuzun dört bir yanından ve hatta yurt dışında bile gelen ziyaretçilerin ve gönül dostlarının  ziyaret ettikleri  bir sevgi ve huzur abidesidir.
 "Keramet, suyun üstünde post serip namaz kılmak, kuşlar gibi havada uçmak, şiş vurmak, kelle kesip yerine koymak değildir. Kerametin en büyüğü kalblere Allah ve Muhammed (sav) sevgisini muhabbetini yerleştirmektir. Insanı gerçek iman sahibi edip, kemale erdirmektir." [ŞEYH ALİ{K.S}HAZRETLERİ]

Bir maden mühendisi dağa nasıl bakar da onda madeni görür,tesbit ederse;bir evliyaullah da insana baktığında ondaki kabiliyeti görür ve tesbit eder" [ŞEYH ALİ{K.S}HAZRETLERİ]   

Nasıl yeryüzündeki her akarsuyun bir çıkış kaynağı varsa Allah`ın(c.c)rahmetinin kaynağıda allah dostlarıdır. [ŞEYH ALİ{K.S}HAZRETLERİ]

Dilimizin söylediği gibi kalbimizin de Allah`ı (c.c)birlemesi gerekir. [ŞEYH ALİ{K.S}HAZRETLERİ]
 

Şeyh Osman Efendi(r.a):''Ali'ye gitmeyen bana gelmesin....Allah bizi buraya Bağdat'tan Ali için gönderdi....''

''Oğul Ali benim halifemdir,Ali'yegidin ders tarifini,talimini ondan alın...''

Dervişlerimiz kul hakkı ile haram lokma ile Ahirete gelmesinler...   

1/2/2007

MUTASAVVIF ESSEYYİD OSMAN NURİ BAĞDADİ (ÖLMEZTOPRAK) HAZRETLERİ NİN RESİMLERİ

 

  

  

img231/6311/eyhosmanalivealaaddinefbs2.jpgimg45/4381/m101dy7.jpg

 

 

1/2/2007

MUTASAVVIF ESSEYYİD ŞEYH OSMAN NURİ BAĞDADİ (ÖLMEZTOPRAK) HAZRETLERİ NİN HAYATI

MUTASAVVIF ESSEYYİD ŞEYH OSMAN NURİ BAĞDADİ (ÖLMEZTOPRAK) HAZRETLERİ NİN HAYATI

DOĞUMU: Şeyh Osman Nuri-Bağdadi (r.a.) Hazretleri Hicri {1297},Miladi{1881}yılında Bağdat ilinin Süleymaniye kazasının Biyara köyünde dünyaya gelmiştir. İsmi Osman Nuri Bağdadi'dir. Annesinin adı Seyyide Fehime (r.a.), babasının adı Seyyit Emin (r.a.)'dir.Soyu:“Seyyid-i Şerif”dir. 

 

DIŞ GÖRÜNÜŞÜ:Yüzünü görenlerin anlatımına göre uzun boylu, geniş omuzlu, ten rengi kumrala yakın,yakışıklı, saçları gür ve düzgün,Yüzü yuvarlak, kaşları hilalli, gözleri iri, burunu çok hafifi bir şekilde sola kıvrıktır, –ki seyyid neslinde görülebilen bir özelliktir. biraz kilolu,,ALLAH’IN nuruyla nurlanmış ,yüzünü görenlerin doyasıya bakıp seyredemedikleri çok büyük bir zattır.bu sadece dış güzelliğiymiş ya iç güzelliği... 

  

ÇOÇUKLUĞU VE GENÇLİĞİ:Şeyh Osman Nuri Hazretleri çocukluk ve gençlik yıllarında bir taraftan dünyevi ilimler öğrenip, askeri okullardaki tahsilini yürütürken, diğer taraftan’de babası tarafından Bağdad’ta özel olarak tutulan hocalardan, lisan dersleri alıyor ve Medreselerdeki hoca efendilerden’de Kur’an, Tefsir, Hadis gibi islami ilimleri öğreniyordu. Şeyh Osman Nuri Efendi yukarıda bahsedilen ilimler ve tahsil hayatının yanında, Irak’ın büyük Mutasavvıflarından Şeyh Ömer Ziyaeddin Hazretlerinin dergahında tasavvufi eğitimini de sürdürüyordu.  Şeyh Ömer Ziyaeddin Hazretlerin'den Kuran-ı Kerim, hafızlık, hadis, fikih, kelam, tefsir.....ilimler öğrendi.Osman Nuri Efendi, İstanbul’da askeri okulda teğmen olduktan sonra bağdat’a atanmış ve orada Şeyh Ömer Ziyaeddin hazretleninin sohbetlerinden ve manevi feyizlerinden istifade etmeye çalışmıştır.

 

İRŞADI:Şeyh Necmeddin hazretleri tarafından irşad edilmiştir.Şeyh Necmeddin hazretleri ,Şeyh Ömer Ziyaeddin Hazretleri nin oğludur.İrşadından sonra birgün Fırat'ta yüzen Şeyh Osman Nuri (r.a.) Gavs-ı Azam (r.a.) üzerine ilahi söylemeye başlamış... Birdenbire cisimleşen Şeyh Abdulkadir Geylani (r.a.) yüze yüze Şeyh Osman'ın (r.a.) yanına gelmiş... Ona selam vermiş... Gavs-ı Azam'ın (r.a.) omzunda çember gibi eğilen uzun bir kıl varmış... Birlikte yüzerlerken Şeyh Osman Nuri (r.a.): “Ya Hazreti Gavs-ı Azam (r.a.)! Acaba senin şu omzundaki kıl kadar olabilir miyim? Sen ne yüce bir Gavs-ı Azam, ne azametli bir evliyasın!” dediğinde... Hazret-i Gavs-ı Azam: “Oğlum Osman! O Kadar da uzun boylu değil: Ben Gavs-ı Azam'ım... Sen de hakiki bir Gavsın!” diyerek başlamış Şeyh Osman Nuri'yi (r.a.) öven arapça şiirler söylemeye...Ben "ya Pir benim bu makamda gelişimde sizin de bir hizmetiniz ve himmetiniz oldu mu?" diye sorunca da: "Anana sor bakayım, sen bebek iken beşiğini kim sallıyordu?" cevabını verdi. Anama sordum evet oğlum beşiğinde ağladığın zaman beşik görülmeyen eller tarafından kendi kendine sallanırdı dedi…

 

ASKERLİĞİ: 1914 yılında başlayan 1.Dünya savaşında Erzurum, Kars Cephesinde (Şark Cephesinde) görevlendirilmiş ,Yanında askerlik yapan Yanında aşkerlik yapan bir kişi şöyle anlatır. "Şark cephesinde savaş çok şiddetlenmişti. Mübareğe Genç Osman diyorlardı. Karşıdan top yağıyordu. Üstümüze doğru savaş bir hayli şiddetlenmişti. Mübarek gelen topları bir şeyler söyleyip sağ elinin içiyle durduruyordu. Mübarek akşam olunca üstündeki kaftanını çıkarıp sallayınca yüzlerce mermi çekirdeği dökülürdü.""Şeyh Osman Nuri hazretlerinin hareketleri bir gün çok ilgimi çekti ve takip etmeye başladım. Akşam olunca Mübarek emrinde bulunan askerlerin çadırına girip bazı arkadaşlarımızın gözlerinden öperdi. Bu olay çok ilgimi çekmişti. O insanların cepheden sağ dönmediklerini gördüm. Mübareğe sordum. O da, "onların kaderini yaradan ne güzel yaratmış. Onlar Allah için ve vatanı için şehit oldular," buyurdu. Mübareğe Allah için bize de dua edin biz de şehid düşelim dedim. Mübarek gözlerini yumup biraz sonra "Evlad Allahu Teala'nın takdirini kimse bozamaz," diye buyurdu.  30 yıla yakın süren askerlik hayatını, kıdemli binbaşı rütbesiyle Elazığ Askerlik Şubesi başkanıyken noktalamıştır. 

 

ŞEYH OSMAN'IN (r.a.) GAVS-I AZAM ŞEYH ABDULKADİR GEYLANİ'NİN (r.a.) TÜRBESİNİ ZİYARETLERİ VE SONRASI


Şeyh Ömer'in (r.a.) halifesi olan Şeyh Osman (r.a.), Şeyh Abdulkadir Geylani'nin (r.a.) türbesine sık sık gitmesi... Gavs-ı Azam'ın (r.a.) mucizevi kerametiyle onunla açıkça konuşmaya başlaması, türbeye gittiğinde kapalı olan türbe kapısının kendiliğinden açılması gibi pekçok kerametlerin zuhuru, O'nun (r.a.) ruhaniyatıyla konuşmaya başlaması hadiseleri Şeyh Abdulkadir Geylani'nin (r.a.); “Oğlum Osman, sık sık atına bin de gel... O sultan boyunla atının üstünde gidişini göreyim!” demesi ve buna benzer gaybi, sırlı buluşmalar neticesinde Şeyh Ömer'in (r.a.) desturu olmadan Gavs-ı Azam'a dönmesi, ona aşık olma hadisesi sonrasında kalbi Şah Geylani'ye (r.a.) dönmüş... Ruhaniyatı, ferasetiyle bunu bilen Şeyh Ömer (r.a.) genç halifesine ders vermeyi düşünmüş. Birgün Biyara'daki sohbet, bir yaz günü akşamının derinliğinde tekkenin damında açık, yıldızlı bir havada yapılıyormuş. Herkes merdivenden tırmanıp dama çıkmış. Şeyh Osman Nuri (r.a.) abdest almada geciktiğinden en sona kalmış. Gavs Şeyh Ömer (r.a.) müritlerine: “O, merdiveni yukarı çekin!” demiş. Şeyh Osman (r.a.) dama çıkmak istemiş; ama merdiven yok... Sağda solda merdiveni ararken Gavs Şeyh Ömer'in (r.a.) sesi yankılanmış: “Osman, Osman sen Allah'a merdivensiz de gidersin...” Şeyh Osman Nuri'ye (r.a.) bu olayla bir ders vermek istemiş...

 

SİLSİLESİ:Osman-ı Seraceddin Tevila (k.s.), Muhammed Bahauddin (k.s.), Ömer Ziyaüddin (k.s.), Necmeddin-i Kübra (k.s.), Osman Nuri-yi Bağdadi (k.s.), Ali Kara (k.s.) KERAMETLERİ:Malatya'daki evinin bahçesinde vefat eden bir müridini himmetiyle diriltmiştir. “Oğul Allah'tan beş sene daha sana ömür aldım... Beş yıl daha yaşayacaksın!” demiş... Adam günü gününe beş sene sonra ölmüştür. Ona, en büyük kerametler verilmiştir. Her şeyi yüze karşı söylediğinden gizli günah sahibi müritleri yanına gitmeye çekinirlermiş..Adıyamanlı bir evliya Şeyh Osman Nuri-yi Bağdadi (r.a.) hakkında sürekli ileri geri konuşup: “Bu ne biçim şeyh! Kısa pantolon giyiyor! Sakalı yok, sarığı yok, cübbesi yok, kasket şapka takıyor!” diyerek tenkit edermiş. Birgün rüyasında Hz.Muhammed (s.a.v)'i görmüş... Peygamberimiz evliyaya: “Ceddim Osman Nuri (r.a.) hakkında ileri geri konuşma... Ona hem gavslığı hem de on iki tarikatı çalıştırma iznini biz verdik... Bir daha böyle şeyler konuşursan seni meclisimizden sileriz,” buyurmuş. Bunun üzerine o evliya hatasını telafi edip, özür dilemek maksadıyla Şeyh Osman Nuri-yi Bağdadi'nin (r.a.) yanına gelmiş. Daha bir şey demeden Gavs-ı Bağdadi (r.a.): “Rüyanda Hz.Peygamberimizi mi gördün? Sana şöyle şöyle mi dedi... On iki tarikata baktığımızı mı söyledi!” diyerek o evliyanın rüyasını anlatınca evliya eline kapanıp af dilemiş.

 

DÜNYAYA GELMEDEN ÖNCEKİ TASARRUFLARI...
Hazret-i Gavs Şeyh Osman Nuri-yi Bağdadi (r.a.) bir rivayette bu olayın tanığı olan gelinlerinin anlattıklarından hareketle şöyle bir olayı aktarmıştır: “Şeyhi ziyarete seksen, doksan yaşlarında bir teyze gelmişti. Şeyh oğluyla içeriye girdi. Bu arada o köylü kadın yüzünü peçeyle örtüp, neredeyse yerlere yapıştı.” Şeyh: “Teyze biz de senin oğlun yaşındayız. Bizden ne mahcup olursun!” dedi.. Kadın mahcubiyetinden neredeyse yere yatacaktı. Şeyhe çay getirdik. Çayı üzümle içiyordu. o yıllarda şeker çok az bulunan bir şeydi. Ve konuşmaya başladı... Teyze sen on beş on altı yaşlarındaydın... Hava sıcaktı... Damda yatıyordun... Birdenbire zikir sesi duydun ve uyandın... Hz.Nebi (s.a.v), Al ve Ashabı, Ricalül Gayb Erleri zikrederek geçiyorlardı... Sen onları gördüğünde dehşetten bayılacak gibi oldun...” demiş... Bu esnada teyze hayretle yerinden doğrulup yüzünü açarak şeyhe bakmaya başlarken şeyh devam etmiş: “Kendini kaybedip tam aşağı düşecekken bir gaybi el seni tuttu... Yerine koydu...” dedi ve gülerek sustu. Kadının hayretten ağzı açık kalmıştı. Şeyhe çok dikkatli bir şekilde baktı... Baktı... Ve haykırdı: “O beni tutan kişi sendin, aman Allah'ım sendin!” diye ağlamaya başlarken, Şeyh Osman Nuri-yi Bağdadi (r.a.): “Evet... O bizdik...” diyerek gülümsedi. (Bu olay olduğunda Hazret'i Gavs'ın (r.a.) o kadınla aynı yaş diliminde olmadığı, aşağı yukarı 30-40 sene önce dünyaya gelmeden ruhaniyatıyla bu tasarrufu yaptığı oldukça açıktır.) Sonra çayını bitirip odasında kendini bekleyen ihvanlarının yanına gitmiş...Cemaatle namaz kıldırdığı kimi zamanlarda sağa selam verip namazı bozarak: “Bekleyin falan geliyor... O da namaza katılsın!” buyurduklarında kapı çalar, denilen müritleri gelirmiş.İki mürit Şeyhin ziyaretine gitmektedirler... Yoldaki çaydan geçen bir köylü seyyah o müritlere yaklaşarak selam verir. Müritler selamlı alırlar. Onunla ilgilenmeden yollarına devam ederler. Bu karşılaşma öncesinde müritlerine kendi kendilerine şöyle konuşuyorlarmış: “Şeyh Osman Bağdadi (r.a.) öyle yüce bir Seyyid Gavs'tır ki Hızır (a.s.) gelse ona boyun eğmeyiz.” Müritler şeyhin huzuruna vardıklarında: “Oğul yolda gelirken birbirinize Hızır'la (a.s.) ilgili şöyle şöyle demişsiniz. Şu an Hızır (a.s.) yanımda. Gelirken karşılaştığınız, size selam veren köylü de oydu. Aferin oğlum... İşte böyle olun...” buyurmuşlardır.Hz. Gavs'ı Bağdadi (r.a.) müritleriyle otururken , masasının üzerine bazen arapça yazılı bir mektup inermiş. Bu acayip durumu gören müritlerden nazdar makamında olanlar: “Hayran o mektubu kim yolluyor?” diye sorduklarında: “Oğul Bağdat'ta bir şeyh bize rüzgarla ara sıra bu mektubu yolluyor. Bize soruları oluyor...” Biz de ona Fırat nehriyle mektup yolluyor, cevap veriyoruz,” derlermiş.Hazreti Gavs'ın evinde de yılanlarla sohbetleri olduğu yüzlerce vakalarla nakledilir. Birgün evde yalnız oturduğu sırada kapıda içeri siyah bir yılan süzülür. Gavs'ın küçük kızı bağırarak babasının yanına koşunca o azametli gavs kızına: “Korkma kızım... O bize ziyarete geldi... Sana kötülüğü dokunmaz,” demiş... Yılan Şeyh Osman Nuri-yi Bağdadi'nin (r.a.) karşısında dikilerek öylece durmuş. Bir ara Hazreti Gavs: “Bana bir yaprak getirin demiş. Dua ederek yaprağı yılana vermiş. Yılan yaprağı ağzına alarak geldiği yerden süzülerek gitmiş...” Bu olaya tanık olan Gavs-ı Bağdadi'nin (r.a.) kızı demiş... “Baba o yılan ne yaptı? Niçin ona yaprağa dua okuyup verdin?” deyince Hazreti Gavs (r.a.): “Kızım bu yılanın eşi oldukça ağır hastaymış. Bizden dua istedi... Biz de dua ettik inşallah Allah (c.c.) şifa verecek,” buyurmuşlar...Çocuğu olmayan bir müridi onu evine davet etmiş... Yolda gelirken köylüler Hazreti Şeyhi (r.a.) karşılamışlar. Yolda giderken: “Durun oğul!” demiş... Bir müddet öylece durmuşlar... Sonra Hazret-i Gavs (r.a.): “Oğul siz ne yapmışsınız? Bundan iki sene önce bir yılanı tutup ateşte canlı canlı yakmışsınız. Yılanın ruhu sizi bana şikayet ediyor. Oğul yakmak Allah'a (c.c.) mahsus, niçin böyle yaptınız?” diye köylüleri azarlamışlar. Bu keramet karşısında şaşkına dönen köylüler şeyhten özür dileyerek yağmur yağsın itikadıyla böylesi batıl çirkin bir işi yaptıklarını itiraf etmişler. O müridin bahçesinde otururlarken: “Bu dut ağaçları seni bana şikayet ediyorlar... Onları abinin bahçesinden izinsiz olarak getirip kendi bahçene diktiği söylüyorlar.” buyurunca o çevrede sayılı dindarlardan bilinen mürit: “Hayır baba! Böyle bir olay sanırım olmadı,” deyince... Şeyh tasarruf ve himmetiyle onun gönül gözünü açmış. Karşısında konuşan dut ağacı ona çıkışmaya başlamış. Hazreti Gavs: “Hadi kendi aranızda anlaşın!” diyerek gülmüş. O mürit ağaçla konuştuktan sonra hatasını anlayıp şeyhten özür dilemiş. Şeyh o hali üzerinden himmetiyle geri almış...
Hazreti Gavs-ı Bağdadi (r.a.) kahhar meşrep bir Gavsullahtır. O üç şeyden nefret etmiştir: Müritlerinin kendi varlıklarını ortaya koyarak insanları kendilerine bağlamaları, yolunu terkederek ya da terketmeksizin başka mürşitlerin sözüyle oturup kalkmak... Aldığı dersi bir yapıp bir yapmamak en öfkelendiği hususların başında gelirmiş... Bu nedenle ruhani himmet ve duasıyla pek çok halifesi, müridi onun sillesini yemişler.Kur'anın bu kadar yakıcılığının nedenini soran müritlerine şöyle buyurmuş: “Biz Hazret-i Peygamberimizin (s.a.v.) simasına bakarak Kur'anı okuyoruz... Bu yanıklık, bu etki bu sırdandır.”Bir sohbetinde Hazreti Gavs-ül Bağdadi (r.a.) şöyle demiş: “Ben müritlerim için cinlerin, şeytanların tasallutundan korkmuyorum; ama onlardaki bizim nurumuza aşık olan kızların, kadınların müritlerimize tasallutundan korkuyorum. Bu onları batırabilir,” diyerek bu sırra dikkat çekmişler. Bu nedenle vazife yapan şakirtlerine aşkla yaklaşan kızların çoğunu sille vurarak başlarından defetmiş... Bu husus bütün şakirtlerince dilden dile aktarılarak anlatılagelen çok önemli bir noktadır.

Müritlerince nakledilen bir olayda Hazreti Gavs (r.a.) birgün Diyarbakır'daki bir şeyhi ziyaret etmiş. Sohbetleri sırasında o şeyhin bir müridi manen bitkin, takatsiz bir halde yanlarına gelince şeyhi: “Ne oldu oğlum sana?” demiş... O mürit: “Şehirden geliyordum. Karşıdan Kürt Celal lakaplı bir evliya geliyordu. İçimden hep müritlerini vurup helak ediyor. Keşke böyle yapmasa dedim... Tam yanından geçerken, “vaktine hazır ol!” diyerek himmetiyle beni vurup helak etti,” demiş... O, kahhar gücüyle Diyarbakır'da cami minarelerini ruhani eliyle salladığı söylenen bu dehşetli evliyanın müridine yaptığı hareket karşısında ne yapacağını şaşıran şeyhi sessiz kalmış. Çünkü ona ruhani gücü yetmiyormuş. Bu arada Gavs-ül Bağdadi Şeyh Osman Nuri (r.a) bu duruma oldukça öfkelenmiş... O müride şeyhinin perişan ve şaşkın bakışları arasında şöyle haykırmış: “Oğlum... Var git Kürt Celal'in tekkesine... Karşısında dur... Kürt Celal vaktine hazır ol,” de... Kabe'yi rabıta et... Gerisine karışma... Öylece rabıtada kal!” demiş... Mürit şeyhin müsadesiyle Kürt Celal lakaplı o dehşet ve kahhar evliyanın tekkesine gelmiş. Karşısında vurduğu müridi görünce Kürt Celal: “Niye geldin?” diye çıkışmış... O mürit: “Kürt Celal vaktine hazır ol!” demiş ve söylendiği gibi rabıtaya dalmış... Bir müddet öyle kaldıktan sonra gözlerini açmış... Kürt Celal mosmor olmuş, güçlükle nefes alıp veriyormuş... Ölümcül bir duruma gelmiş... O mürit, Şeyh Osman Nuri-yi Bağdadi'nin yanına koşup olanları anlatmış. Şeyh Osman Nuri (r.a.): “Şeyhim Necmedddin'in (r.a.) ruhaniyatı onun hayat yaprağını kuruttu. Rabıtada kalsaydın o boğulup ölürdü demiş...
Bir rivayette Kürt Celal lakaplı o evliyanın ilmi de gitmiş... Affı için Şeyh Osman Nuri'ye (r.a.) yalvarmış... Şeyh Osman: “Allah (c.c.) sana bu ilmi verdi ki onu bunu vurup helak mı edesin!” diye o evliyayı azarlamış. Evliyalığına ait sırlarını almış ona tekrar vermemiş. Buna benzer yüzlerce olayda hem halifelerinden hem müritlerinden, hem de diğer yollardan sille vurduğu evliyalar olmuş... Seyyid Hakim Arvasi (r.a.), Alvarlı Efe Hazretleri (r.a.) gibi pek çok evliyaullah “O, Arap şeyhin vesileliğiyle bizler Allah'ın (c.c.) nurunu alıyoruz...” diyerek Şeyh Osman Nuri-yi Bağdadi'yi (r.a.) metheden sözler söylemişlerdir... Ona derin bir sevgi duymuşlardır... Bütün bunların en doğrusunu bilen Rahman'dır...
                                                             

VEFATI:1943 yılının Aralık ayında Malatya'dan Yozgat'a gelen bu büyük mürşit, büyük mutasavvıf, zamanın kutbu Şeyh Osman Nuri Bağdadi (KS) 40 gün gibi kısa bir süre içinde kendisini çevresine kabul ettirmiş, sevmiş, sevilmiştir. Vefatına yakın günlerinde "BENİ YOZGAT TOPRAKLARINA DEFNEDİNİZ" demiştir. Yozgat'ın kadir kıymet bilen halkı bu büyük misafirini, 40 günlük hemşerisini 23 Ocak 1944'de Çamlık altı mevkiinde, Sarı toprak mezarlığına defnetmişti. Yozgat’ın  Sarı Toprak’lık Kabristanında bulunan Türbesi,Yurdumuzun dört bir yanından gelen ziyaretçilerin ve gönül dostlarının  ziyaret ettikleri  bir sevgi ve huzur abidesidir.

1/2/2007

NAFİLE NAMAZLAR?

    DERVİŞ nafile namazı kılmalıdır.şeyhlerimiz hem gece hemde gündüz vakti tam zamanında nafile namazları kılmaktadırlar.çünkü bu nafile namazlar derviş için bir ek gelirdir.beş vakit namazı müslüman olan herkes kılar,amma dervişin bir ayrıcalığı olmalı nafile namazına önem vermeli.EĞER BİZ BU TARİKATA GİRMİŞ SEK AVAMA HER YÖNÜYLE ÖRNEK OLUP ,ONLARINDA bu tarikata yönelmelerini sağlamalıyız.yoksa bizlerin onlardan bir farkı kalmaz.derviş gecenin üçte ikisini ibadete ayırmalı ki dervişliğe bir adım yaklaşabilsin.derviş olmak o kadar kolay değil ne cenderelerden geçerek, ne zahmet vererek ne çile,bela görerek  derviş olunur.                 

                                                                                                                                              Evvabin Namazı:Akşam namazının sünnetinden sonra kılınan altı rekâtlık gayr-i müekked namaz. Evvâb, faal vezninde ism-i fâildir, günâhları terk ve hayırlı işler yapmak sûretiyle Allah(c.c.)'a dönen demektir iki rekatta bir selam verilir.Fahr-ı Kainat -sallallahü aleyhi ve sellem-Efendimiz şöyle buyuruyor:

Bir kimse Akşam namazından sonra hiç konuşmadan altı rekat namaz kılsa, o namaz (sevap bakımından) on iki senelik ibadete denk olur.” (Tirmizi, Mevakit, 204)

        

Duhâ (Kuşluk) Namazı: Kuşluk vaktinde kılınır. Kuşluk vakti, güneşin doğmasından itibaren şer’î günün dörtte biri kadarki bir zamanın geçmesiyle başlayan vakte denir. Şer’î gün, Fecr-i sadığın doğmasından (imsaktan) başlayıp güneşin batmasına kadar devam eden güne denir. Örfî gün ise, güneşin doğmasından başlayıp batmasına kadar devam eden gündür. Şer’î gün, imsaktan başladığı için örf’î günden bir saat kırk beş dakika daha uzundur. Kuşluk namazı için en uygun zaman, günün yükselmeye başladığı, deve yavrularının artık sıcaktan gezemez olduğu zamandır. (Şah Veliyullah Dihlevi, Hüccetulâhi’l Bâliga c. 2, s. 53.) Niteki bir hadîs-i Şerîfte:

Kuşlu namazı, deve yavrusunun ayakları sıcaktan kızdığı zamandır.” Buyurulur. (Müslim, Misâfirîn, 143)

Duhâ (kuşluk) namazı dediğimiz nafile namaz bu andan itibaren kılınır. Zeval vaktine yarım saat kalıncaya kadar devam eder. İki rekattan on rekata kadar kılınır.

Kuşluk namazının üç derecesi vardır:

Birinci Derecesi: Kuşluk namazının en az miktarı, iki rekattır ve insanoğlunun her bir eklemine karşılık, vermesi gereken sadakanın yerini tutar. Allah Teala’nın, her organı, her eklemi sağlıklı kılması, büyük bir nimettir. Ve ona hamd edilmesini gerektirir. Ebû Zer-radıyallahü Anhâ-’den rivayete göre Rasul-i Ekrem -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurur:

Bir kimse kuşluk namazının iki rekatına devam etse, günahları deniz köpüğü kadar çok olsa bile affolunur.” (Tirmizi, Vitr, 15)

İkinci Derecesi: Kuşluk namazını dört rekat olarak kılmaktır. Bu konuyla ilgili olarak Allah Teala’ bir kutsi hadisinde şöyle buyurur:

“Ey Ademoğlu! Günün evvelinde benim için dört rekat namaz kıl ki, ben de günün sonunda seni kollayayım” (et-Terğip ve’t-terhib, c. 1, s. 464)

Üçüncü Derecesi: Kuşluk namazını sekiz veya on iki rekat olarak kılmaktır. (Şah Veliyullah Dihlevi, Hüccetulâhi’l Bâliga c. 2, s. 53.)

Hazret-i Aişe -radıyallahü Anhâ-’den rivayete göre Rasul-i Ekrem -sallallahü aleyhi ve sellem-’, Kuşluk namazını ikişer ikişer dört rekat olarak kılar, (bazen) dilediğince de arttırırdı. (Müslim. Müsafirin, 78)

                                                                                                                                            

Abdest Şükür Namazı

Abdest veya gusül alındıktan sonra vakit müsaitse, yaşlık kuruyacak kadar bir zaman geçmeden iki rekat namaz kılınması menduptur. Bu, abdest veya gusül nimetine kavuşmanın bir şükür ifadesidir. Çünkü abdest almak Allah’a yaklaştırıcı bir ibadettir, hedefi ise namazdır. Fahr-ı Kainat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

Her kim şu benim aldığım gibi abdest alır ve aklından bir şey geçirmeyerek iki rekat namaz kılarsa geçmiş günahları af olunur.” (Buhari, Vudû, 14)

   

İşrak Namazı: İşrak namazı, Güneş bir iki mızrak boyu yükseldikten, yani güneş doğduktan kırk-elli dakikalı zaman geçtikten sonra kılınır.

Saati olmayan bir kimse, çenesini göğsüne yapıştırarak güneşe bakar, şayet güneşi bu vaziyetteyken göremiyorsa, kerahat vakti çıkmıştır. Bundan sonra artık İşrak namazı kılınabilir.

İşrak namazı iki rekatır. Bu namazın fazileti hakkında Fahr-ı Kainat -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurur.

Bir kimse sabah namazını cemâatle kıldıktan sonra oturup güneş doğuncaya kadar zikir ile meşgul olsa, güneş doğunca da iki rekat (İşrak) namaz kılsa, bir nafile hac ve umre sevabına nail olur.” (İhyâ, I. 336)                                              

Teheccüd Namazı (Gece Namazı): Yatsı namazından sonra , daha uyumadan veya bir miktar uyuduktan sonra, kılınacak nafile namaza “gece namazı“denir. Bir miktar uyuduktan sonra kalkılıp kılınırsa “Teheccüd” adını alır. Teheccüd namazı iki rekettan on iki rekata kadardır. İki rekatta bir selam verilmesi daha faziletlidir. (Muhammed Bin Abdullah Hanî, Âdâb, s. 264)

Teheccüd namazı, Rasul-i Ekrem -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimize vacip yani farz hükmündeydi. Bu namaz O’nun ümmeti için sünnet-i müekkededir.

Gece namazına devam ediniz. Zira bu sizden önceki salihlerin ibadetidir. Çünkü gece ibadeti, Allah’a yakınlık günahlara kefaret olup insanı bedeni hastalıklardan korur ve günahlardan uzaklaştırır.” (Tirmizi, Deavât, 101)

Allâh Teâlâ çok sevdiği ve kâinâtı hürmetine yarattığı Habîb-i Edîb’ne daha fazla lütuflarda bulunmak için teheccüd namazını ona farz kılmıştı.

“Gecenin bir kısmında da sadece sana mahsus bir nafile olmak üzere uykudan kalk, Kur’ân ile teheccüd namazı kıl, Yakındır ki Rabbin seni bir makam-ı mahmuda eriştire.” (el-İsrâ/17, 79)

Rasulullah -sallallâhu aleyhi ve selem- Efendimiz gece namazını hiç terk etmezdi. Öyle ki hastalanacak veya ağırlık hissedecek olsa oturarak kılardı. (Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 18) “Sabah namazından önce kılınan iki rek’at nâfile namaz dünyanın tamamından daha hayırlıdır.” (Müslim, Salâtu’l-Müsâfirîn, 96) buyururdu. Gözümün nûru diye tavsif ettiği namazı geceleri daha bir iştiyak ve arzû ile kılardı. Ayakları şişecek kadar kendinde geçerek kıldığı teheccüd namazına olan iştihâsını şöyle dile getirmişti:

“Allâh her peygamberde belirli birşeye karşı aşırı bir istek yaratmıştır. Benim en çok hoşlandığım şey de gece ibâdetidir…” (Heysemî, Mecmau’z-zevâid, II, 271)

Allâh’a yaklaştıran en mühim ibâdet olması hasebiyle ümmetinin de bu nimetten nasiblenmelerini arzû ederlerdi. Öncelikle yakın akrabasından tebliğe başlayan Efendimiz, bir gece Ali ile Fâtımâ -radıyallâhu anhümâ-’nın kapısını çalmış ve onlara:

- “Namaz kılmayacak mısınız?” (Buhârî, Teheccüd, 5) buyurarak geceyi boş geçirmemelerini istemişti.

Diğer ashâbına da:

“Aman gece kalkmaya gayret edin! Çünkü o sizden önceki sâlih kimselerin âdeti ve Allah’a yakınlıktır. (Bu ibâdet) günahlardan alı kor, hatalara kefâret olur ve bedenden dertleri giderir.” (Tirmizî, De’avât, 101) buyurarak onları huzûrun kaynağına yöneltmek istemişti.

Âile içinde kadın ve erkeğin Allâh’a ibâdet ve sâlih ameller işleme husûsunda birbirlerine destek olmalarının önemine dikkat çeken Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- bilhassa gece namazına kalkmada bu yardımlaşmanın daha da önemli neticeler hâsıl edeceğini şöyle ifâde etmiştir:

“Geceleyin kalkıp namaz kılan, hanımını da kaldıran, kalkmazsa yüzüne su serperek uyandıran kimseye Allah rahmet etsin. Aynı şekilde geceleyin kalkıp namaz kılan, kocasını da uyandıran, uyanmazsa yüzüne su serperek uykusunu kaçıran kadına da Allah rahmet etsin.” (Ebû Dâvud, Tatavvu, 18, Vitir, 13)

1/2/2007

ALİM ALİM GÜL ALİM İLAHİSİ

DERVİŞLERİN SENİ ÖZLER

 

SALINARAK GEZİNDİĞİN

HAKKI BİZE SEVDİRDİĞİN.
AŞKIN İLE YANDIRDIĞIN,
YASLI GÖNÜL SENİ ÖZLER.

SABAHLADIĞIN GECELER,
ZİKREYLEDİĞİN GECELER.
YARIP GEÇTİĞİN CEPHELER,
ŞEHİTLER SENİ ÇOK ÖZLER.

HAKTAN ALIP HALKA VEREN,
FERHAT GİBİ DAĞLAR DELEN.
BAHÇENDEKİ YEDİ VEREN,
KIRMIZI GÜL YOLUN GÖZLER.

TARİHE GEÇMİŞSİN PAŞAM ,
GÜCÜM YETMEZ Kİ YAKLAŞAM.
ANADOLU BUHARA ŞAM ,
ŞEYH ALİM YOLUN GÖZLER.

KOPUNCA KIZIL KIYAMET,
CANLAR ALLAHA EMANET.
GETİRİP TOPLU ŞEHADET,
GİDENLER YOLUNU GÖZLER.

İSTİKLAL HARBİ GAZİSİ,
O NURLA DOLU MAZİSİ.
DEVRİŞLERİN ŞEYH NURİSİ,
ŞEYH ALİM YOLUNU GÖZLER.

SEVENLERİN KALMAZ NAÇAR,
HİMMETİNLE GÜLLER AÇAR.
SENİ SEVEN CANDAN GEÇER,
DEVRİŞLER YOLUNU GÖZLER

İMAM ALİNİN TORUNU ,
RESUL UZATMIŞ KOLUNU.
MEVLADAN ALMIŞ NURUNU,
EHLİ BEYT YOLUNU GÖZLER.

HEDEFİNİ BULUR OKUN,
GÖNÜLLERE SİNER KOKUN.
KAVUŞAMAMIZ ELBET YAKIN,
AŞIKLAR YOLUN GÖZLER.

 

ALİM ALİM


MENDİLİMİN YEŞİLİ,
KAYBETMİŞİM EŞİMİ.
BEN YARİMDEN AYRILDIM,
SİL GÖZÜMÜN YAŞINI.

TAŞA VERDİM YANIMI,
TOPRAK EMDİ KANIMI.
AZRAİL SEN BEKLEME,
CANAN ALDI CANIMI.

BÜLBÜLEM DAL GEZEREM,
AŞIĞAM DAĞ GEZEREM.
AYIRDI ZALIM FELEK,
SÖYLER AĞLAR GEZEREM.

ALİM ALİM GÜL ALİM,
GÜLLERİN GÜLÜ ALİM.
GÜLÜN ÖMRÜ AZ OLUR,
BEN SANA GURBAN ALİM.
GÜLÜN ÖMRÜ AZ OLUR,
BEN SANA GURBAN ALİM.....

 

 

 BAĞIŞLA SULTANIM

 

 Ameli imanı yoldaşım eyle,
 Son nefeste beni şeytana verme,
 Günahım çok diye kaydımı silme

 Bağışla sultanım affına geldim,

Şeytana uyup ta nefsim-i güttüm,
Gösterdiğin yolun tersine gittim,
Varlığımı sana emanet ettim,
Bağışla sultanım affına geldim,

Kıymetli bedenim yerde kalacak ,
Taş yastığım toprak döşek olacak,
Münker nekir bize soru soracak,
Bağışla sultanım affına geldim, 

 

BİR GÜN OLUR AĞAM GELİR

Bir gün olur ağam gelir,
Örüşküye bayram gelir.
dost sevgisi bir başkadır,
bunu ancak yanan bilir.

Aylar yıllar geldi geçti,
yandı yürek hasret biçti.
sensiz ömür bilki hiçtir,
bunu ancak tadan bilir.

Dirimizde ölümüzde,
Pir daima önümüzde.
yaşıyor hep gönlümüzde,
bunu ancak tadan bilir.
bunu ancak yanan bilir.

Bu göz değil gönül gördü,
Pirim gönle aşkı gömdü.
günahlar rahmete döndü,
bunu ancak tadan bilir .
bunu ancak yanan bilir.

bu ayrılıkta geçermi böyle,
bilmem biz severizde o şeyhi.
acep o şeyhde bizi severmi böyle,
bilmemm bu tecellimi kadermi böyle.
yarab bizi dur eyleme evladı aliden,
biz onların bendesiyiz severiz.
taki galu beriden.

gören gözler ufka dalmış,
hak nurundan ilham almış.
gönüllerde bir aşk kalmış,
bunu ancak tadan bilir.
bunu ancak yanan bilir


o gitmedi yanımızdan,
yıllar yılı yanımızda.
canımızda kanımızda,
bunu ancak tadan bilir
bunu ancak yanan bilir.

ufka vurmuş pirin rengi,
gelmemiş cihana dengi.
O dur aşkların mehengi,
bunu ancak tadan bilir.
bunu ancak yanan bilir.

andığın an çıkar gelir,
gönül onunla şenlenir.
kalbin allah der nurlanır.
bunu ancak tadan bilir,
bunu ancak yanan bilir.

koyma gönlüne riyayı,
çıkarıp atın dünyayı.
kalpte arayın allahı,
bunu ancak yanan bilir.
bunu ancak tadan bilir.

nasıl geçmiş otuz beş yıl,
uyan şu gafletten ayıl.
yoklama var sende sayıl,
bunu ancak tadan bilir.
bunu ancak yanan bilir.

 

 "" BAKMAZ""  

     

Kurudu göz pınarlarım

Sensiz bir damla yaş akmaz

Seni gören gözler şeyhim

Asla başkasına bakmaz

 

Gönlümden yeşeren domur

Senden başkasına açmaz

Gül kokuyu senden almış

Başka kokuları saçmaz

 

NE FAYDA

Aklım vardır diye söyler tabibler
Lokman Hekim gibi bilgin olsa ne fayda
Son nefeste söylemezse bu diller
Bülbül gibi dilin olsa ne fayda

Ne kadar alim olsa baban, kardeşin
İman olmazsa ise senin yoldaşın
Hakk yoluna koymaz isen sen başın
Dert kitabı yutmuş olsan ne fayda

Malım var diye benlik edersin
Ecel şerbetini elbet sen de içersin
Başın açık, yalın ayak bir gün göçersin
Cevahirden tacın olsa ne fayda

O nazik bedenin toprağa girince
Münker, Nekir gelip sual sorunca
Sense cevabını vermeyince
Altın gümüş türben olsa ne fayda

Gel zikr eyle çıkma tevhid yolundan
Allahın ismin bırakma dilinden
Kim kurtulmuş Azrailin elinden
Bütün dünya senin olsa ne fayda

 

SEVMEYİNCE BİLİNMEZ

DERVİŞ OLMAK ZORDUR ZOR
SENİ NEFSİN YOLDAN KOR
İNANMAZSAN DOSTA SOR
DERVİŞ OLMAK ZORDUR ZOR

İSTEK OLMAZ DERVİŞTE
BOYUN BÜKER HER İŞTE
BEKLETİRLER EŞİKTE
HAKKI BULMAK ZORDUR ZOR

OLMAZ DERVİŞİN EMELİ
TERBİYEDİR TEMELİ
DERVİŞ BUNU BİLMELİ
DERVİŞ OLMAK ZORDUR ZOR

VARSA EĞER KADERDE
AÇILIR SANA PERDE
DÜŞERSİN BİNBİR DERDE
AŞIK OLMAK ZORDUR ZOR

GECE GÜNDÜZ UYKUSUZ
HİÇ KALDINMI SEN SUSUZ
YOL VERMEZLER ÇABASIZ
BUNU BİLMEK ZORDUR ZOR

SEVMEYİNCE BİLİNMEZ
HAK SIRRINA ERİLMEZ
KADERDEDİR GÖRÜLMEZ
DOSTU BULMAK ZORDUR ZOR

 

NASIL METHEDEYİM SULTANIM SENİ

Yozgat dağlarını matem bürümüş
Şeyh Osman Efendi Hakk'a yürümüş
Ali Osman cihanda bir gül imiş
Nasıl methedeyim sultanım seni

Sırma saçların mor, kaşların yaydır
Dişlerin bir inci cemalin aydır
Hak dostları ölmez aşıklar haydır
Nasıl methedeyim sultanım seni

Halifen namını dünyaya saldı
Adını zikreden rahmete daldı
Bize yadigar bir ehl-i beyt kaldı
Nasıl methedeyim sultanım seni

Sırlar aleminde bir sırsın paşam
Yıldızı omuzda taşırsın paşam
Seni söyler Bağdat, Buhara ve Şam
Nasıl methedeyim sultanım seni

1/2/2007

ÖRÜŞKÜ'YE GİDİYORUM İLAHİSİ

                                    

Aldım elime başımı
Efendime gidiyorum
Akıtarak gözyaşımı
Örüşkü ye gidiyorum


Ağlıyorum yana yana
Bu can kurban olsun sana

düştüm ben senin sevdana
Alim sana geliyorum

Hasretlik yaktı bağrımı
İlaç dindirmez ağrımı
Ele duyurup çağrımı
Alim sana geliyorum

İtikat etmişim sana

Tahammülüm yok zamana
aldırmam dağa dumana
Alim sana geliyorum 


Dışım soğuk, içim volkan
Görüşmeye var mı imkan
Belalara olur kalkan
Alim sana geliyorum

Sular gelmiyor kurnama
Hasretlik tüttü burnuma
Taşlar bağlayıp karnıma
Alim sana geliyorum 

Benlik putunu yıkmadan
Basamak bile çıkmadan
Rezil halime bakmadan
ALİM SANA GELİYORUM.

 

 

 

 

SOR
36 sene nasıl mı geçti?
Sor yüreği yanan yanan dervişe
Hasretlik ciğeri nasıl mı deldi?

Sor özlemi çeken çeken dervişe

Şeyhi ile nasıl günü mü geçti?
Sor yaşayan onu onu dervişe
Aşk ile sohbet ile nasıl mı pişti?
Sor onu da pişen pişen dervişe

Lataifeler nasıl nasıl mı doldu?
Sor onu da nakşi zikri çeken dervişe
Rüya da şeyhini nasıl mı gördü?
Sor onu da gece kalkan dervişe

 

                      "CANDAN İÇERDEN"

                       Gafil gafil bakmaz gayri diyara

                       Sultanı incitip dönmez ağyara

                       Cananın uğrunda kıyarsa cana

                       Elbette ki bilir candan içerde

                     

                       Dostun hayalidir onu yaşatan

                       Onun nazarıdır arşı kuşatan

                       Aramaz dermanı gayri yerlerden

                       Dermanı ondadır ondan içerde

              

                       Nerede ne varsa onun gözünde

                       İsmi azamıyla onun gönlünde

                       Zikir halkasıyla her dem dilinde

                       Dışarda arma sultan sultan içerden

 

                       Gaflet ile geçti günlerim yazık

                       Ayık olup uyan var iken vakit

                       Öldürdün gönlünü durmadın sakin

                       Seni yolda koyan şeytan içerden...

 

 

Taştı Rahmet Deryası
Taştı rahmet deryası
Gark oldu cümle asi,
Dört kitabın manası:
La ilahe illallah.

Budur manasının hası
Siler kalbinden pası
İsm-i a’zam duası
La ilahe illallah.

Gönül burcundan doğar,
Aleme rahmet yağar
Hakk’ın birliği öğer
La ilahe illallah.

Kitaplarda yazılıdır,
Gönüllerde gizlidir.
Söylenecek söz budur;
La ilahe illallah.

Cennetten çıktı Adem,
Dünyaya bastı kadem,
Bunu der idi müdam:
La ilahe illlallah.

Erenlerin burağı,
Yakın eder ırağı,
Arşın kürsün direği
La ilahe illallah.

Gönüllere yol eyler.
Dağı taşı kül eyler,
Sultanları kul eyler,
La ilahe illallah.

Yunus da bunu dedi,
Yanar yürek aşk oldu.
Mevla’nın güzel adı
La ilahe illallah.

1/2/2007

SULTANIMIN DERVİŞLERİ İLAHİSİ

PİRİM ALİ gibi pirler bulunmaz.

Gece dervişlere ederler ferman
Çaresiz dertlere o bulur derman
Alimi görünce kaçıyor şeytan
PİRİM ALİ gibi pirler bulunmaz.

Kadiri tarikattır her yerde şaduman
sizinle biz gördük hakiki iman
Pirimin elindedir büyük bir ferman
PİRİM ALİ gibi sultan bulunmaz.

Dervişi bağında aşk ile çoşuyor
çoşan derviş ALİSİ ne koşuyor
bülbül gülün aşkı ile yaşıyor
PİRİM ALİ gibi pirler bulunmaz.

çok büyüktür PİR ALİMİNdir şanı
ondan bize kaldı çok büyük anı
Çaresiz dertlere buldu dermanı
Şeyhim Ali gibi sultan bulunmaz.


Her yerde çekerler büyük sancağı
Muhammed Mustafa’dır onların gönül durağı
Himmeten bilmezler yakın ırağı
PİRim Ali gibi lokman bulunmaz

 

 

                                 

 

                                 

"ŞÜKÜR SANA RESÜL ALLAH"
Duamızı   kabul  ettin

Zor durumda yardım ettin

Şeyh Ali'me derviş ettin

Şükür sana resül Allah

 

Gösterdin kendi yolunu

Seviyorsun biz kulunu

Öğrettin yanlış doğruyu

Şükür sana resül Allah

 

Nice engelleri geçtik

Sonunda murada erdik

Bu candan çok Ali'mi sevdik

Şükür sana resül Allah 

 

AĞAM SEN GİTTİĞİN ZAMAN

Güller hasretinle dursun 
Mis kokunda herkes yoksun 
Bülbüller bağında suskun 
Ağam sen gittiğin zaman. 

 Lal olmuş konuşan diller 
 Bükülmüş o dimdik beller 
Gelmiş akın akın eller 
Ağam sen gittiğin zaman. 

Gözlerde yaşlar süzülür 
 Kimi görsem hep üzülür
 Melekler arşda düzülür     
 Ağam sen gittiğin zaman 

 

 

SULTANIMIN DERVİŞLERİ .

Seher vakti uyku tutmaz 
Beli büker yerden kalkmaz 
Elinde tesbihi düşmez 
Sultanımın dervişleri.

Kalbinde kin nefret tutmaz 
 Yan gözle birine bakmaz 
Ağyarla oturup kalkmaz 
Sultanımın dervişleri. 

Hiç bir kimseyi kınamaz 
 Dost bildiğini sınamaz
 Hak çizgisinden çıkamaz
Sultanımın dervişleri. 

 Derviş deyip geçinemez 
 Kahkahayla sevinemez
 Bir lokma haramı yemez
Sultanımın dervişleri.
 

 

 

 

 

 

 

"EY SULTANIM"

Derin olur dervişinin yarası 
 Durmaz kanar ciğerinin arası 
Lokman Hekim gelse çare bulamaz 
Sensin ey sultanım derdi devası. 

 Duman tüter dervişinin ciğeri 
 Bilinmedi sultanımın değeri 
 Boynumu vursalar gitmem kapından 
Sensin ey sultanım gönlümün eri
 

 

NE DERVİŞ NE DE PİRİM

Ne derviş, ne de pirim
Ne vezir, Ne emirim
Kapısında kıtmirim
Billahi Muhammed'in
Nur-i çeşmim Ahmed'in

Onun kıtmiri oldum
Devleti O'nda buldum
Hakk didarını gördüm
Vechinde Muhammed'in
Nur-i çeşmim Ahmed'in

 

Kıtmiri olmak bence
Şahlıktan daha yüce
Beklerim gündüz gece
Yolunu Muhammed'in
Nur-i çeşmim Ahmed'in

Bassın geçsin üstüme
Can fedadır dostuma
Berat verdi destime
Kuluyum Muhmmed'in

Nur-i çeşmim Ahmed'in 

 

Baksa bir kez yüzüme
Nur dolandı özüme
Sürme çektim gözüme
Tozunu Muhammed'in
Nur-i çeşmim Ahmed'in

Layık mı böyle demek,
Kıtmir olup beklemek
Cebrail gibi melek
Emrinde Muhammedin
Nur-i çeşmim Ahmed'in

 

Cebrail kanat serdi
Bassın diye yol verdi
Gök ehli selam durdu
Önünde Muhammed'in
Nur-i çeşmim Ahmed'in

Arş-ı Rahman müştehir
Kademiyle müftehir
Aşki lütfa müntazır
Ümmeti Muhammedin
Nur-i çeşmim Ahmed'in

SULTANIMA GİDELİM

Gidelim yar gidelim
Sultanıma gidelim
Eğer himmet eylerse
Eşiğinde ölelim

 

Yoktur benim hünerim
Şeyh Ali'mi severim
Eğer himmet eylerse
Allah deyip dönelim

 

Ali, Osman Hak dostu
Onu gören can dostu
Örüşkü'de var postu
Varıp onu öpelim

 

Türbesine bakarım
Bakar bakar ağlarım
Viran oldu bağlarım
Şeyh Ali'me gidelim

 

Deşik deşik ciğerim
Diyar diyar gezerim
Ben Ali'msiz neylerim
Sultanıma gidelim

 

Hak yoluna kurbanım
Medet desem yanarım
Ben Ali'me hayranım
Allah deyip dönelim

 

Dönelim yar dönmelim
Aslımıza dönelim
Ali, Osman şahımız
Eşiğinde ölelim

**

Paşam yatar gurbette
Kusur etmem hürmette
Şanı büyük elbette
Gel Paşa'ma gidelim

 

Semadan nur iniyor
Dervişler meşk ediyor
Allah diyen eriyor
Gel Paşa'ma gidelim

 

Nurunun hoş narında
Derviş pişer harında
Sabah, akşam, yarın da
Gel Paşa'ma gidelim

 

Doyulur mu Ali'me
Adı güzel velime
Kurban olam beytine
Gel Paşa'ma gidelim

 

Aşalım yar aşalım
Engelleri aşalım
Allah yolu güzeldir
Allah deyip coşalım

 

Paşa'm gitmiş Yozgat'a
Canlar düşmüş firkata
Bizi kimler avuta
Gel Paşa'ma gidelim

 

Dönelim yar dönmelim
Aslımıza dönelim
Ali, Osman şahımız
Eşiğinde ölelim

 

 

HİMMET EYLE

 Türben ile camin karşı karşıya
Yıllar önce kokun sinmiş çarşıya
Kokunu alanlar gelmiş aşıya
Himmet eyle paşam unutma bizi

 

Gittiğin kahvede resmin duruyor
Adını duyanlar selam duruyor
Yürekler tutuşmuş sanki yanıyor
Himmet eyle paşam unutma bizi

 

Türbenin yanında misafirhane
Gören hayran kalır sanki kaşane
Maksat sensin, gerisi bahane
Himmet eyle paşam unutma bizi

 

Doğu cephesinde neler çekmişsin
Ay-yıldız bayrağı göğe dikmişsin
 Arap Osman diye çok nam salmışsın
Himmet eyle paşam unutma bizi

 

Elli üç yıl oldu sana hasretiz
Geleceksin diye olun gözleriz
Örüşkü'yle Yozgat tek tesellimiz
Himmet eyle paşam unutma bizi

 

Şeyh Ali sevdirdi seni bizlere
Kurban olam seni gören gözlere
Ne gerek var Hak'tan gayri sözlere
Himmet eyle paşam unutma bizi

1/2/2007

CANIM EFENDİM

CANIM EFENDİM
Yıllarca ufkuna bakan gözlerim,
Cemalini ister , canım efendim.
Seni anlatmaktan aciz sözlerim,
Her an erimekte , canım efendim.


Dervişlerle gelip türbeni ziyaret etsem ... 
Hasretimi o yeşil türbende gidersem,
Türbeni,görünce kendimden geçsem,
Sen sevda iksiri , canım efendim.

Ay yüzlü , güzel sözlü  sultanım,
Feda olsun sana bu aciz canım,
Seni her an görmek benim muradım,
Sen güllerin şahı , canım efendim.

Buzlar erir içimde bitmez savaş,
Gönlümde bir hüzün , gözümde yaş,
Sensizlik içimde kordan bir telaş,
Kalbimin barışı , canım efendim.

Dervişlerin canı cananısın sen,
Kur'an kiliminde en güzel desen,
Benim de rüyama bir defa gelsen,
Can dayanmaz oldu , canım efendim.
 

 

ÖRÜŞKÜ'DE BULUŞALIM

 

Sultanıma koşar adım
Gel beraber yaklaşalım
Mamur edip gönlümüzü
Örüşkü'de buluşalım

 

Kucak açmış şahım kula
Atılalım kollarına
Örüşkü'nün yollarına
Gül saçılmış koklaşalım

 

Dünya malı neye yarar
Nefis şeytan ruha zarar
Örüşkü'de kıldık karar
Sultanımda kaynaşalım

 

Yalan dünya çile dolu
Hakk'ı arar insanoğlu
Maneviyatın okulu
Şeyh Ali'mde buluşalım

 

Mürşitsiz yol alınır mı
Menzile hiç varılır mı
Derviş olan alınır mı
Nefsimizle savaşalım

 

Göğe değil gönle bak
Sana senden yakındır Hak
Benliğini O'na bırak
Hak yolunda sevişelim

                           
                             Bugün matem günümüzdür
                             Osman Ali günümüzdür
                            Şeyh Ali'me sözümüzdür
                             Dergahında buluşalım.