Her Seye Ragmen Hayat Güzeldir

? 22/4/2008 - ögütler

bu yalniz olanlara;??ask bir kelebek gibidir. pesinden kostukca hep
> senden kacar.. en iyisi ?birak ucsun, inan ki hic beklemedigin bir
> anda gelip omzuna dokunuverir... ?ask mutlu eder, bazen de uzer... ama
> ask ozeldir, askini hakeden birine sunarsan eger.. ??bu sevgilisi
> olanlara; ??askin amaci birileri icin "mukemmel insan" olmak degildir.
> seni ?mukemmellige en cok yaklastiracak insani bulmaktir.. ??bu capkin
> olanlara; ??sevmedigin birine asla "seni seviyorum" deme.. icinde
> olmayan duygulardan ?varmis gibi sozetme.. kimsenin hayatina kalbini
> kirmak icin girme.. ?sevgi dolu bakan gozlere asla yalan soyleme..
> cunku birine verebilecegin en ?buyuk aci, asik olmadigin birini
> kendine asik etmektir. ??bu evli olanlara; ??seven insan "senin hatan"
> yerine "ozur dilerim" diyendir. ?"neredesin" yerine "ben buradayim"
> diyendir.. ?"nasil yaparsin" yerine "niye yaptigini anliyorum"
> diyendir.. ?ve ask "keske" yerine daima "iyi ki" diyendir... ??bu
> evlenmek icin gun sayanlara; ??bir kadin ve bir erkegin birbirleri
> icin ne kadar uygun oldugu, birlikte ?gecirdikleri zamanin degil,
> birbirlerine duyduklari askin ne kadar ?surduguyle anlasilir. ??bu
> kalbi kirik olanlara; ??kalp yarasi siz kanatmaktan vazgecinceye kadar
> surer.. ve ilaci bu aciya ?alismak degil, ondan ders cikarabilmektir.
> ?bu asik olmaktan korkar olanlara; ??aska dus ama tokezleme.. anla ama
> bekleme.. paylas ama isteme. ?yaralan ama asla aciyi icinde buyutme...
> ??bu sevdigini fazla sahiplenenlere;??sevdiginin bir baskasiyla mutlu
<******> > oldugunu gormekten daha aci bir sey ?varsa,o da sevdiginin seninle
> mutsuz oldugunu gormektir.. ??bu askini itiraf etmeye cekinenlere;
> sevdiginden ayrilinca ask aci verir.. sevdigin seni terk edince daha
> da ?cok aci verir.. ama en acisi, onu ne kadar sevdigini bilmesine hic
> firsat vermemektir.. ??ve bu da donmeyecek birini hala bekleyenlere;
> hayatin en huzunlu ani, deli gibi sevdigin insanin buna hic
> degmedigini ?gordugun andir.. ve en buyuk kaybin onun icin harcadigin
> yillardir.. ?senin askini su gun hak etmeyen, bil ki 10 sene sonra
> yine hak ?etmeyecektir... ?birak, gitsin...

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

? 3/4/2008 - Antoine Bret: "Aşkın ilk soluğu mantığın son soluğudur."

Antoine Bret: "Aşkın ilk soluğu mantığın son soluğudur."

Hiç bir şey eskisi gibi değildir artık. Varlığınızın merkezi bir anda değişmiştir. Öncelikleriniz; aileniz, işiniz, ya da okulunuz artık belki de önceki gibi ilk sırada değildir. Bitmek bilmeyen işiniz için hayıflanmak yerine, dilinizde sevdiğiniz melodileri mırıldanırken buluverirsiniz kendinizi. Her zaman yürüdüğünüz o kasvetli yol artık daha bir güzeldir. Güneş daha bir ısıtır içinizi. Yıldızlar daha bir parlaktır ama yalnız sizin için. Bir anda dünyanın en cesaretli insanı olabilecek kadar güçlü, bazen de minik bir kız çocuğu gibi ürkek, kırılgansınızdır. Toz pembedir dünyanız.

Bu toz pembe harika halin adi aslında sevilme ihtiyacımızdır. Aşkta aranan yalnızca sevgi ve mutluluk değildir. Aynı zamanda manevi doyum ve bütünlük durumunu özleyişimizdir. Çünkü aşk, bize tamamlanmışlık duygusunu yaşatır ve eksik olan parçamızın artık bizimle beraber olduğunu düşünmemizi sağlar. Aşk, bu anlamda tıpkı bir puzzle gibidir. Parçalar önce, onunla yerine oturur sonra ise, onunla tamamlanır.

Kişi bu sevilme ihtiyacını karşıladığı zaman o güne kadar aldığı yaraların ,sarıldığına, güvensizlik duygusunun güvene dönüştüğüne, belki de ruh eşine kavuştuğuna inanır. Geçmişten getirdiği yaralarını başka bir insanın varlığıyla gidermeye çalışıyordur. Aslında "Ben Seni Seviyorum" demek "senin beni sevmeni istiyorum" demektir. Çünkü birinin bizi sevdiği düşüncesi, eksik olan yanlarımızı bize unutturur. Bizi tam ve bütün hissettirir.

Bazı insanlar için, geçmişteki aşkın açtığı yaraların kabuk tutmasını sağlamak zordur. Geçmişin izlerini taşıdığından yeni bir ilişkide mutlu olabilmesi zorlaşır. Tartışmalarda kişi hep başa dönerek ve eskiyle kıyaslama yaparak çıkılmaz girdaplarda bulur kendisini. Bu durum onun mutsuzluğunu ve hayal kırıklığını her geçen gün biraz daha arttırır. Ne kendisi mutludur ne de büyük umutlarla başladığı yeni ilişkisindeki üçüncü insan...

Bir diğer grup ise, bir türlü uzlaşma sağlayamadıkları, sorunlar yaşadıkları anne ve babalarına benzer eşler seçerler kendilerine. Amaçları geçmişteki kötü giden o ilişkiyi yeni ama onlara benzer biriyle telafi etme, düzeltme çabasıdır. Bu çözüm yolu, belki de çekilen acıların, sıkıntıların yeniden yaşanmaması için atılan adımlardır. Yapılanlar bir nevi kendimizi garantiye almaya çalışmalarıdır.

Sonuç olarak aşk, eksik olan diğer yanımızı bulma çabasından ibarettir. Kötü giden eksik yönler, yeni biriyle telafi edilmek istenir hep. Geçmişi değiştirip bugünden zevk alabilme düşüncesi bu dertten muzdarip tüm insanlara hoş gelir. Bu yüzden kendisini tamamlayabilecek, yeniden mutlu hissedebilecek yollar arar. Ne yazık ki aşık olan kişi, gösterdiği mutlu olma çabasıyla sınanan ve ayrılıkla sınava tabi tutulan bir varlıktır.

Bailey: "Aşk dünyanın en tatlı mutluluğu ile en derin acısından yaratılmıştır."

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

? 10/3/2008 - AŞKA VE TERKE DAİR

Öyle bir ilişkiye tutulursunuz ki ne sevebilir ne terk edebilirsiniz.

Kör kütük bağlanmışınızdır aslında.

En güzel yıllarınızın, acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır.

İç çekişmelerinizin nedeni, yazılarınızın ilhamı, sohbetlerinizin konusudur.

Göz yaşlarınız da, bilinçaltınızda, kahkahanızdadır.

Korkunca saklandığınız bir sığınak, coşunca öptüğünüz bir bayrak...

Sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır.

Sınırsız ve nihayetsizdir.

Ölmek var dönmek yoktur.

Gün gelir anlarsınız, içten içe bir şeylerin kanadığını.

Tutkulu sevdaların gizli hançeri başlar parıldamaya...

Orasından burasından eleştirmeye koyulursunuz,

Şöyle görünse, öyle demese, değişse biraz ya da eskisi gibi olsa...

Başkalarını örnek göstermeye, "bak onlar nasıl yaşıyor" demeye başlarsınız.

Hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını ararsınız.

Aşkınızın gözü kör değildir artık. Yanlışını görür düzeltmek istersiniz. <******>

"Eskiden böyle miydi ya...."diye başlayan sohbetlerde açılır eleştirinin kapısı.

Açıldıkça bastırılmış itirazlar yükselir bilinçaltınızdan.

Böyle sürmeyeceğini bilirsiniz, değişsin istersiniz.

O, sevgisizliğe yorar bunu... ihanete sayar...

Tutkulu ilişkilerde ihanetin bedeli ölümdür.

"Ya sev böyle ya da terk et" diye gürler.

Bir zamanlar bir gülücüğüyle, alacakaranlığı ısıtan o rüya,

Bir kabusa dönüşür birden...

Kapatır gönlünün kapılarını, yasaklar kendini size...

Hoyrattır bakmaz yüzünüze, zehir akar dilinden, konuşturmaz.

Suçlar, yargılar, mahkum eder. mühürler dudaklarınızı.

siler sizi defterden...

"iyiliğin içindi hepsi, seni sevdiğim için..." dersiniz dinletemezsiniz.

Ayrılırsanız yaşayamayacağınızı bilirsiniz ama böyle de sevemezsiniz.

İhanetten kırılmıştır kaleminiz,

severek terk edersiniz....

"Madem öyle"nin çağı başlar ondan sonra.

Madem ki siz böylesine tutkun iken O hep başkalarını seçmiştir,

Madem ki kıymetinizi bilmemiştir, o halde günah sizden gitmiştir.

Lanet ederek bu karşılıksız aşka, çekip gitmeleri denersiniz. <******>

Aşkın göçmenlik çağı başlar böylece....

Daha özgür olacağınız limanlara demirlersiniz bir süre.

Ne var ki unutamaz, uzaktan uzağa izlersiniz olup biteni...

Etrafı bir sürü uğursuzla dolmuş, kurda kuşa yem olmuştur.

Delikanlılar, eli kanlılar, uğruna ölenler,sırtına binenler sarmıştır çevresini.

Gurur duyar onlarla, koynunda besler, gözünü oysunlar diye.

Uğruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla...

"bana ne... kendi seçimi" diye omuz silkmeye çabalarsınız bir süre.

Ama sonra...

Ansızın kulağınıza çalınan bir şarkı ya da kapı aralığından,

Süzülüp gelen bir korku hatırlatır onu yeniden.

Yaban ellerde, başka kollarda ondan bahseder, ağlarsınız.

Kokusunu özlersiniz, türküsünü söylemeyi,

şarkısını dinlemeyi, Yemeğini yemeyi,

elinden bir kadeh şarap içmeyi...

Karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırsınız...

Sular kulağına fısıldasın diye..

Dönüp, "seni hala seviyorum" diye bağırmak gelir içinizden....

Dönemezsiniz.

Görmedikçe bağlanır, uzaklaştıkça yakınlaşırsınız.

<******> Anlarsınız ki bir çaresiz aşktır bu. Ne onunla olur, ne onsuz...

Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu,

Hem "ne olacak sonunda" kuşkusu.

Böyle sevemezsiniz, Terk de edemezsiniz. Sürünür gidersiniz!...

Can Dündar

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

? 1/11/2007 - Erkekler de incinirmi?

Erkekler de acı çekiyor mu? Endişe, korku, güvensizlik yaşıyormu? "Ya giderse? "diye titriyor mu içleri? Yollara dalıyor mu gözleri? İç çekerken çok ağlamış bir çocuk gibi titriyor mu göğüsleri?

Aldırıyorlar mı karşılarındakinin suskunluğuna? Affediyorlar mı? Susuyorlar mı? Bekliyorlar mı? Yalnızlığa inat, inen akşam sonrası elektrik düğmesine uzanan elleri tanır mı sabretmenin kaderini? Konuşmamak canlarını sıkar mı onların da? Sormak isterken soramamak, koşmak isterken koşamamak boğar mı onları da? 

Dün sabah birden bunlar geldi aklıma.

Sevdiğim birkaç adam vardır. Akıllarını severim. Kalplerini severim. Kalem tutan ellerini severim. Güzel gülen gözlerini severim. Geçtim karşılarına, herbirine sordum bu soruları..

Biri dedi ki "ne diyorsun sen, erkek incinmez mi?". Öbürü " Ahhh!" dedi.,"Ah acır elbette erkeğin kalbi erkeğin". Diğeri ise "Olur mu hiç? İnsan değildir kalbi incinmeyen.."

O zaman neden anlaşamıyoruz peki?

Nedir yani bu kadar benzer kederler yaşarken paylaşamadığımız? Biri "Bilsem.." diye sustu. Öbürü " Erkekler de yaşıyor ama kadınlar sürdürüyor" dedi. Diğeri " Birbirimizi tanımıyoruz. Sır haline geliyoruz, getiriyoruz kendimizi. Hem bu ülkede kadın erkek birbirini tanıyalı 150 yıl oldu. İnsanlık tarihini düşünürsek çok kısa bir zaman bu. Biliyor musun kendimi inciterek sorunları halletmeye çalışıyorum galiba"

Yani.. Aslında.. Benim çok sevdiğim bu üç adam da aynı içtenlikle "ah" etse de neden birbirimizden ayrı düştüğümüze üç ayrı yanıt verdiler.

"Neredesin? Kimlesin? Ne yapıyorsun? Sormasalar şu soruları kadınlar.."

"Erkekler de merak eder evet. Ama bir yaşama biçimi haline getirmezler bunu. Yani kadınlar o kadar çok soruyor ki aynı soruları, bir bağımlılık haline geliyor bu onlarda. Sonunda erkek nerede olduğunu söylemekten bıkıyor ve durmadan sevildiğini duymak isteyen kadının İÇTENLİĞİNDEN ŞÜPHEYE DÜŞÜYOR. Kendini saklıyor belki de... Velhasıl akıl sır ermiyor bu işlere. Yorulmuşum ben artık" Böyle dedi içlerinden biri... <******>

Sonra yazımı yazmadan en uzaktakini aradım. "Sen" dedim "Tanıdığım incinme eşiği en yüksek erkeklerden biri gibi durursun.. anlat bana, neden uzaktayız bu kadar?"

Anlattı...

 · · · · · ·

"Kavaklar" şarkısını dinlerken ağlayan bir erkek gördüğümde anladım BİR ERKEKLE AYNI ATEŞTE YANIYORDU KADIN KALPLERİMİZ..

Biz Ateşin Gücünü Ölçerken Unuttuk Ateşin Devamı İçin Uğraşmayı...

"Beni ne kadar seviyor? Taş kalbi hiç mi acımıyor? Kim daha çok özlüyor?..." Suskunlukları belki de incinmektendi.


İclal AYDIN

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

? 24/7/2007 - suskunluk

" ifade edebiliyor olma"nın
        kumbarasıdır               
suskunluk

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

? 24/7/2007 - Kulağınız hiç kaşınmasın inşallah !!!

 İclal Aydın'dan...
Kulağımın içi kaşınıyor.
Felaket.
Önce azar azar başlıyor kaşıntı, geceleri.
Sonra artıyor.
Kaşımak da bir zor ki kulağın içini.
Bir türlü geçmiyor.
'Ne yapsam acaba?' diyorum.
Günler geçtikçe daha da artıyor.
Doktora gitmeye karar veriyorum. Arkadaşlarıma soruyorum
'Tanıdığınız iyi bir kulak burun boğazcı var mı?' diye. 'N'oldu ki?' diye soruyor
arkadaşlarım. 'Kaşınıyor kulağım' diyorum. 'Uyuyamıyorum geceleri,
kulak kaşınmasından!' Bir doktorun adını söylüyor bir tanesi.
'Çok iyi doktordur' diyor. 'Kimsenin çözemediğini çözer, iyileştiremediğini iyileştirir.'
Gidiyorum doktora.
Gözlüklü Sirin bir amca.
Elinde bir büyüteç, kulağıma bakıyor.
Şaşırıyorum önce. 'İçinde kaşıntı var' diyorum. 'Öyle büyüteçle ne anlayacaksınız ki?'
''Yok' diyor, 'Ben çoktan anladım ne olduğunu da, şimdi daha iyi görmek İçin bakıyorum.' 'Nedir?' diyorum doktora.
'Eski sözler kaçmış kulağınıza' diyor.
'Nasıl yani?' diyorum.
'Kimin sözleri?'
'Bakacağız' diyor.
Sonra bir alet çantasından kocaman, ucu ince, cımbıza benzer bir alet çıkarıyor.
'Yan durun. Kıpırdamayın' diyor bana. Biraz irkiliyorum.
'Eski sözler' diyorum, 'Ha?' Cımbızın ucu kulağıma giriyor, canımı acıtmıyor nedense.
'Bir erkek sesi bu' diyor. Sanki bir uğultu duyuyorum.
Cımbızı çıkarıyor kulağımdan. 'Yalan kaçmış kulağınıza!' diyor doktor.
Yalana bakıyorum.
Kücücük bir sey gibi gözüküyor.
'Vay be! Günlerdir kulağımı kaşındıran bu muymuş? Hangi yalan peki?' diyorum.
'Durun, bekleyin' diyor doktor. 'Dikkatli olmamız lazım. Tekrar kulağınıza kaçabilir. Önce şu deney tüpünün içine koyalım. Sonra serbest bırakırız.'
Yalanı tüpün içine koyuyor.
Kapağını da kapıyor tüpün.
Serbest kalıyor yalan.
'Seni seviyorum' diye cılız bir ses geliyor tüpün içinden.

'Yalanmış ha?' diyorum.
Kulağım bile anlamış, kalbim hala anlamıyor...

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

? 24/7/2007 - Sen Benim Hiçbirşeyimsin...

Yaşamak için mecbur olduğumu bildiğim ama bana çektirdiği acı yüzünden solumak istemediğim, içime her çektiğimde ciğerlerimi kavuran nefes sen değilsin. Yüzümü alev alev yakan, ne kadar çabalasam da engel olamadığım, gözlerimden içime dökülen gözyaşım değilsin. Nereye baksam gördüğüm, neye dokunsam hissettiğim, kiminle konuşsam dinlediğim, "Her şeyimsin" deki gizli öznem sen değilsin. Sen benim hiçbir şeyimsin...
> Yazdıklarımdan çok daha az
> Hiç kimse misin bilmem ki nesin
> Lüzumundan fazla beyaz
> Sen benim hiçbir şeyimsin
> Varlığın yokluğun anlaşılmaz
>
> Varlığına şükrederken yok olmasını istediğim, bütünüyle benim olmasını dilerken, içimden söküp atmak istediğim, yokluğunda özlemiyle, varlığında varlığıyla beni öldüren, aşkın, sevdanın, acının sözlüğümdeki anlamı sen değilsin. Dokunuşlarıyla yangınlara, susuşlarıyla isyanlara sebep olan, Yüreğime başkaldırtan, içimde depremler yaratan, yalnızlığıma yalnızlıklar katan, varlığıma sebep olan sen değilsin. Sen benim hiçbir şeyimsin...
> Galiba eski liman üzerindesin
> Nasıl karanlığıma bir yıldız olmak
> Dudaklarınla cama çizdiğin
> En fazla sonbahar otellerinde
> Üniversiteli bir kız uykusu bulmak
> Yalnızlığı öldüresiye çirkin
> Sabaha karşı öldüresiye korkak
> Kulağı çabucak telefon zillerinde
>
> İçimdeki gelgitlerin sebebi gelip gitmelerin değil, varlığına alışırken yokluğunu, yokluğuna alışırken varlığını özlediğim sen değilsin. Her gece güneşi beklerken yeni güne sebebim olan, gün boyunca özlemiyle yaşama lanet okutan, mutluluğum, hüznüm, huzurum, telaşım sen değilsin. Sen benim hiçbir şeyimsin...
> Hiçbir sevişmek yaşamışlığım
> Henüz boş bir roman sahifesinde
> Hiç kimse misin bilmem ki nesin
> Ne çok çığlıkların silemediği
> Zaten yok bir tren penceresinde
>
> Kendimi kendime inkâr ettiren sen değilsin. İnanmamak için kendimi ne kadar zorlasam da varlığına hayran olduğum, yaşama tutunma gücüm, iyi şeylere inanma gücüm, umudum, aşkım, hayallerim değilsin. Sen benim hiçbir şeyimsin
> Yabancı bir şarkı gibi yarım
> Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak
> Hiç kimse misin bilmem ki nesin
> Uykumun arasında çağırdığım
> Çocukluk sesimle ağlayarak
>
> Sen benim hiçbir şeyimsin... Hiçbir şey seni anlatacak kadar anlamlı değil yüreğimde.

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

? 4/4/2007 - ucurum

Geceyarısıydı.

Arabadaydım.

Radyo Maydonoz'da Selim gazete köşelerinden internet'e yayılmış bir öyküyü anlatıyordu. Kulak kesildim:

"Bir sonbahar günü Londra'daki doktor muayenehanesinin bekleme odasında oturan adam, yaprakların dökülmesini hüzünlü bir gülümsemeyle seyrediyordu. Biraz sonra muayene odasında doktor, teşhisi açıkladı kendisine:

'-Bay Winkelman, beyninizde bir ur var. Hemen ameliyat olmalısınız'.

Yüz hatları gerildi Winkelman'ın:

'-İngiltere'de bu ameliyatı yapabilecek doktor var mı' diye sordu.

'-Amerika'da yaşadığınıza göre orada olmanızı öneririm' dedi doktor; 'Zaten sizi ameliyat edebilecek tek operatör olan Charles Wronkow da orada yaşıyor'.

Winkelman teşekkür edip ayrıldı. Otele giderken derin derin düşünüyor ve yere dökülen yaprakları ayaklarıyla yavaşça itiyordu.

Birkaç gün sonra gazeteler tanınmış Amerikalı operatör Charles Wronkow'un İngiltere'de tatilini geçirirken intihar ettiği haberini verdiler.

Polis, böyle tanınmış bir doktorun neden 'Winkelman' adı altında, Londra'nın yoksul bir mahallesindeki otelde kaldığını merak ediyordu".

* * *

Bu öyküyü dinlediğim gecenin sabahında gazeteler Reve Favaloro'nun intihar haberini duyurmuşlardı.

Favaloro, 1967'de bulduğu by-pass yöntemiyle kalp ameliyatlarında bir çığır açan ve milyonlarca hastayı kurtaran Arjantinli cerrahtı. Buenos Aires'teki muhteşem villasında kalbine sıktığı tek bir kurşunla son vermişti hayatına....

Milyonların kalbine giden kanalları açan bir insanın, kendi yüreğindeki tıkanmaya deva bulamaması ve sonunda onu kurşunlayarak susturması ne trajik bir final...!

Bütün bir salonu gülmekten kırıp geçirdikten sonra çekildiği makyaj odasında sessizce ağlayan bir palyaço gibi... çevremize yaydığımız ışıktan biz nasiplenemeyiz çoğu zaman...

İnsanın sözü geçmez, gücü yetmez bazen kendine...

En güzel aşk filmlerinde oynayan kadın, alabildiğine mutsuzdur bakarsınız...

Diline doladığı herkesin iç dünyasını kalemiyle didikleyen yazar, kendi içindeki keşmekeşi tariften acizdir.

Cemaate iman telkin ederken içten içe Tanrıyı sorgulamaya başlamış bir din adamı kadar çaresiz, kıvranır insan...

Yalnızlık korkusunu bastırmak için ömrü boyunca sayısız kadına tutulmuş bir Kazanova'nın sonunda anavatanı yalnızlığa dönmesi,

...ya da cehennemi bir cephede gün boyu askerlerine cesaret aşılayan kumandanın gece karargahta korkudan titremesi gibi,

...en yakından tanıdığı zaafı, en güvendiği yanına yakıştıramaz insan:

...ve kendini en bildiği yerinden vurur:

Kalpse kalp; beyinse beyin...

...bir kurşunla durur.

* * *

Çünkü en beteridir kendiyle savaşanların, kendine yenilmesi...

İnanmadan din adamı olarak kalamazsınız; sevmeden aşık rolü oynayamaz, cesaretsiz savaşamazsınız; beyninizde bir urla beyinlere deva, kalbinizde kanayan bir yarayla kalplere şifa taşıyamazsınız.

Bu kuşatmayı yarmak için o "zaaf"larınızı yok etmek zorundasınızdır; çoğu kez kendinizden vazgeçmek pahasına...

İnsan, kendine rağmen gider o zaman...

...gençliğinde nice cana kıydığı kılıcının üzerine karnıyla yatıveren yaşlı bir Samuray savaşçısı ya da intihar için artık hükmedemediği tanıdık bir mikrofonu seçen Zeki Müren gibi, ölümü beklemeden onun kollarına koşar.

Bazen uluorta, bazen yapayalnız,

...uçsuz bucaksız bir boşluğa akar...

Malum; "uzun süre uçuruma bakarsan, uçurum da senin içine bakar."

Not: Gazetem.net ailesinde kuruluşundan beri yazıyorum. Ama yoğunlaşan iş temposu ne yazık ki, ailedeki varlığıma bundan böyle okur olarak devam etmeye zorluyor beni… Gazetem’e ve okurlarına sevgiler sunarak veda ediyorum.

14 Ekim 2005, Cuma

Can Dündar

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

? 8/3/2007 - "Gordugumuze aSik olmayiz, aSik oldugumuzu goruruz."

"Gördüğümüze aşık olmayız, aşık olduğumuzu görürüz.

Belki de ilk kez bir başkasının iyiliği için gerçekten kaygı duyarız.

O başkası 'ben'imizin önüne geçer.

Neredeyse egomuz erir, onunkinin içinde kaybolur.

Bu ilginç bir duygudur, sanki doğamıza da aykırıdır.

Çünkü içgüdülerimiz bize önce kendini koru, önce kendini düşün diye emretmiştir."

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

? 16/2/2007 - iNsAn bAzeN göRmEk isTedigiNi GöRüR

İNSAN BAZEN GÖRMEK İSTEDİĞİNİ GÖRÜR
> Daha epeyce zaman vardı, uçağın kalkmasına.
> Kadın havaalanındaki dükkandan bir kitap ve bir paket
> kurabiye alıp,
> buldu kendisine oturacak bir yer.
> Kendisini kitabına öyle kaptırmıştı ki, yine de yanında
> oturan adamın olabildiğince cüretkar bir şekilde aralarında duran
> paketten birer birer kurabiye aldığını gördü. Ne kadar
> görmezden gelse de.
> Bir taraftan kitabını okuyup, bir taraftan kurabiyesini
> yerken, gözü saatteydi, "kurabiye hırsızı" yavaş yavaş
> tüketirken kurabiyelerini.
> Kulağı saatin tik taklarındaydı ama yine de >> >> >> >
> engelleyemiyordu & gt; >> tik taklar
> sinirlenmesini.
> Düsünüyordu kendi kendine, "Kibar bir insan olmasaydim,
> morartırdım şu adamın gözlerini!"
> Her kurabiyeye uzandığında, adam da uzatıyordu elini.
> Sonunda pakette tek bir kurabiye kalinca "Bakalim şimdi
> ne yapacak?" dedi kendi kendine.
> Adam, yüzünde hafif asabi bir gülümsemeyle uzandi son
> ;kurabiyeye ve böldü kurabiyeyi ikiye.
> Yarısını kurabiyenin atarken ağzına, verdi diğer yarıyı kadına.
> Kadın kapar gibi aldı kurabiyeyi adamın elinden ve
> "Aman Tanrım, ne cüretkar ve ne kaba bir adam,
> Üstelik bir teşekkür bile etmiyor!" Anımsamıyordu bu kadar
> sinirlendiğini hayatında,
> Uçağının kalkacağı a nons edilince bir iç çekti
> rahatlamayla. Topladı eşyalarını ve yürüdü çıkış kapısına,dönüp
> bakmadi bile "kurabiye hırsızı" na.
> Uçağa bindi ve oturdu rahat koltuğuna,sonra uzandı,
> bitmek üzere olan kitabına.
> Çantasına elini uzatınca, gözleri açıldı şaşkınlıkla.
> Duruyordu gözlerinin önünde bir paket kurabiye! &g t;>>Çaresizlik
> içinde inledi,
> "Bunlar benim kurabiyelerimse eğer;
> ötekiler de onundu ve paylaştı benimle her bir kurabiyesini!"
> Özür dilemek için çok geç kaldığını anladı üzüntüyle,
> Kaba ve cüretkar olan,"kurabiye hırsızı" kendisiydi işte......
> Bazen öylesine emin oluyoruz ki kendimizden, &g t;> >>> kendimiz bile farkına
varamıyoruz, yanlışın kendimizden geldiğine.
> " Eğer bir sey anlatılırken birisi anlamıyorsa ne kadar,
> anlayışsız olsada o anlamayan, anlatanda da vardır bir kabahat>>!.."
> demişti muhterem birisi. O zaman bende diyorum ki ayni sekilde ne kadar
problem
> varsa hayatımızda &g t; >> >>ve etrafımızda, ne kadar yanlış varsa mutlaka vardir
> herbirimizin bunda kendine göre bir payı.
> Ve ne zamanki birimiz en azından başaracağız yüzde yüz dogru
> olmayı,o zaman süpüreceğiz hatalıların da tüm hatalarını ....
> Aksi taktirde hep geriye dönüp bakacak hep pismanlik duyacagiz kurabiye
hırsızlari gibi ...
> >>>& gt;>> >>......

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

twity

Bağlantılar

? Ana Sayfa
? Profilim
? Arşiv
? Arkadaşlarım
? e-posta
? Blog RSS

Arkadaşlar

? nelis
? prensesveprens
? zupermen
? brcdesign
? blogdoktoru
? hobibloglari
? hayris
? TAKICIK
? tinuviel
? eyust
? blogekle
? zelis
? yust1
? Hayal211
? emir35
? kayra2005
? dilekebrar
? pembeay
? tozlu
? geberik74sagopakajmer
? CAYKAHVE
? elifdunya
? aabrek

Free Website Counter
Free Website Counter

Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:11
Son Sayfa | Sonraki Sayfa